# Maden kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.503)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Nezir Karabaş (Barış ve Demokrasi Partisi, Bitlis)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim
- **Tarih:** 9 Haziran 2010
- **Gündem:** MADEN KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.503)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-nezir-karabas-23-2010-06-09-maden-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s-503

> Mehmet Nezir Karabaş (Barış ve Demokrasi Partisi), 9 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MADEN KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.503)); konuşma 1.646 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Tabii, Maden Kanunu Tasarısı’nın tümünü okumadım çünkü tümünü okuduğum zaman neredeyse sürenin yarısının gitmesi gerekiyor, o kadar genişledi.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, Anayasa Mahkemesinin 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 7’nci ve 10’uncu maddelerinde, bazı fıkralarda yaptığı iptal üzerine Maden Kanunu’nda yeniden bir düzenleme ve bu iptal edilen fıkraların karşılanması gerekiyor. Tabii, bu tasarın mantığına baktığımız zaman da öne koyduğu gerekçe bu, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği kanunun bazı fıkralarını karşılama, yasal boşluğu doldurma ancak sonrasında hem Maden Kanunu’nda geniş bir değişiklik yapma hem de diğer bazı kanunlarda da değişiklik yapma teklifleri, tasarıları geldi. Tabii, daha önceki hatipler dile getirdi, biz de Komisyonda dile getirdik, ısrarla bugüne kadar bu tartışıldı. Bu Mecliste hem iktidar hem muhalefet milletvekilleri yıllardır madencinin önemli sorunlarının olduğu, Maden Kanunu’nda ciddi değişikliklerin yapılması gerektiği, maden üretiminin ve madenler üretilirken çevrenin korunması konusundaki denetimlerin ciddi bir yasal düzenlemeye ve mevzuata kavuşturulması konusunda herkes hemfikir. Nitekim bu konuda onlarca araştırma önergesi verildi ve en sonunda iktidar-muhalefet tüm Meclis grubu ve tüm milletvekilleri bir araştırma komisyonu kurulmasına karar verdi. Bu araştırma komisyonu ciddi bir şekilde çalışmalarını yürütüyor, takip de ediyoruz, belki bugüne kadar kurulan komisyonların içinde en yoğun çalışan komisyonlardan biri.

Israrla, tüm muhalefet milletvekilleri, muhalefet partisinin temsilcileri Maden Kanunu’nda bazı değişikliklerin yapılması gerektiğini, ama geniş ve kapsamlı değişiklikler için Maden Araştırma Komisyonunun çalışmasının sonuçlandırılması talebinde bulundu, bu konuda bu taleplerin hiçbiri ciddiye alınmadı, dikkate alınmadı.

Ve yine bu tasarıya, Maden Kanunu’ndaki değişikliklerle birlikte Çevre ve Orman Bakanlığı, yine yaban hayatını korumayla ilgili kanun, Zeytincilik Kanunu’yla ilgili birçok değişiklik bir araya getirilip bu tasarının içine yerleştirildi. Öyle ki, özel çevre koruma alanlarından tutun millî parklara, yaban hayatını koruma ve geliştirme sahalarından tutun muhafaza ormanlarına, Kıyı Kanunu’na göre korunması gereken alanlardan tutun birinci derece sit alanlarına, içme ve kullanma suyu havzalarından tutun zeytinliklere kadar her şeyin madene açılması gibi bir mantık getirildi.

Şimdi, bu tasarıda, özellikle tasarıyı getirenlerin bazı değerlendirmeleri var, katıldığımız değerlendirmeler. Mesela diyorlar ki: “Maden, madencilik bir ülkenin sanayisinin, sanayi üretiminin gelişmesinin temel maddelerinden biridir.” Katılıyoruz. Yine diyorlar ki: “Madeni ancak bulunduğu yerde üretebilirsiniz, başka bir alanda üretme şansınız yoktur.” Yine en önemlisi, şu belirtiliyor: “Madenler bugünün ve geleceğin toplumunun ortak malıdır. Madenler milyonlarca yıllık süre içinde oluşur ve o tüm toplumun bugününün ve geleceğinin ortak malıdır. Onu ürettikten sonra yarın bir daha yeniden maden üretemezsiniz.” Bunların hepsine katılıyoruz. Ama öyle bir mantık var ki…

Çevreyi, tarımı, insan sağlığını, hiçbir şeyi çok dikkate almadan, yeri geldiği zaman her ne kadar çevreden bahsedilse bile temel mantık, “Yer altındaki zenginliklerimizi, madenleri bir an önce yer yüzüne çıkarıp ham olarak ithal ettiklerimizi ithal edip ihraç ettiklerimizi ihraç edip paraya çevirip diğerlerini neden zenginliklerimize katmayalım?” diye bir mantık var. Bu mantık, aslında bugün “Teğet geçildi.” denilen sıkışmış ekonomiye, bir türlü yakası bir araya gelmeyen bütçeye, bir an önce ne varsa satıp, hatta uluslararası maden şirketlerine bir an önce satıp bu krizi bu şekilde aşma mantığıdır.

Dünyanın hiçbir yerinde… Bugün, günümüzde, geçmişte madenle ilgili birçok ülkede maden üretimi, madene bakışla ilgili ciddi yanlışlıklar yapılmış, sorunlar yaşanmış, ama çağdaş dünya madeni hem üretimi esnasında hem üretirken çevre ve insanın sağlığı açısından hem de toplumun bugünü ve geleceğini düşünme açısından ciddi kurallara, kaidelere ve yasalara bağlanmıştır. Çünkü bir taraftan, siz maden üretirken, maden üretiminin her safhası bir şekilde çevreye, insan sağlığına ciddi etkide bulunuyor.

İkincisi, ürettiğiniz her maden bugün yaşayan, bugün ülkede bulunan mevcut nüfus, yönetenlerin veya o madeni üretenlerin yalnız malı, babasının malı değil. Bugünün ve geleceğin toplumunun malı. Maden üretildiği zaman, maden üretimiyle ilgili süreçler belirlendiği zaman, yasalar çıkarıldığı zaman hem ülkenin sanayisinin, ülkenin üretiminin ihtiyaç duyduğu oranda madeni çıkarmak hem maden çıkarırken çevreyi koruma hem de sonradan gelen kuşakların da malı olan madeni o şekilde tüm yönlerini hesaplayarak yarının toplumunun da ihtiyacı olduğunu düşünmek gerekiyor. Bunları düşünmediğimiz zaman, işte “Bizim zenginliklerimiz neden yerin altında kalsın?” İşte “Daha önemli, daha değerli bir zenginlik varken biz çevreyi, merayı, ormanı, zeytini neden düşünelim? Daha çok para ediyor.”

Bu tasarıyı getirenlerin mantığında da şunu söylemişler, şunu belirtiyorlar: Madeni bir defa çıkarırsınız ve bir daha o madenin yerine maden koyamazsınız, onun yerine maden üretemezsiniz. Ama çevreyi bir defa bozulduktan sonra yüzlerce yıl, bazen binlerce yıl eski hâline çeviremezsiniz, madenleri üretemediğiniz gibi.

Yine zeytinlikler, doğal parklar, sit alanları, doğal yaşamı koruma alanları bugün yoksa yarın yenisini yerine koyacağım dediğiniz alanlar değil. Bugün dünyada bu tür alanlar, korunması öne çıkarılan en önemli alanlardır. Ülkeler, bırakın onları tahrip edip o alanların altındaki madenleri çıkarma, milyarlarca, 100 milyarlarca dolar harcayarak bunları koruma, muhafaza etme yönünde çaba sarf etmektedirler.

Madenin, her safhasında çevreyle ve insanla alakalı olduğunu belirttik. Madenle ilgili en ufak bir düzenleme yapıldığı zaman sivil toplum örgütleri, maden sektörü ve halkın dikkate alınması gerekiyor. Bugün, Avrupa ve gelişkin dünya artık sadece maden sektörünün taleplerini dikkate almıyor, sadece sivil toplum örgütlerinin ve belli alanlarda örgütlü kurumların, odaların görüşlerini de almıyor. Madencilikle ilgili karar alındığı zaman, birçok zaman, bir yerde maden işletileceği zaman orada, o çevrede yaşayan insanların çeşitli yöntemlerle, bazen referandumlarla düşüncesini, o madenle ilgili alınan karar ve madenin üretimine yönelik düşüncesini almaktadır.

Fakat bu kadar kesimi ilgilendiren, birçok yasanın değiştirildiği bu tasarı hazırlanırken, bırakın halkın düşüncesini alma, geniş bir şekilde bir konsensüs oluşturma, maden sektörünün bile, bu konuda çalışma yürüten sektörün de ve yine mühendis odalarının da ciddi bir şekilde düşünceleri alınmamış. Doğrudur, bunların düşüncesi alınmış, Komisyonun çalışmalarına her safhasında bunlar çağırılmış, düşüncelerini belirtmişler, hatta feryat etmişler. Başta iktidar milletvekilleri olmak üzere, her birimize, geldiklerinde feryat edip “Bu konuda bu tür düzenlemeleri yapın.” demişler ama bugüne kadar, bu tasarı hazırlanıp Genel Kurula ininceye kadar bunların birçoğu dikkate alınmamış ama umarız, hem yansıyan bilgiler hem de toplumun bu kadar değişik kesimlerinin talepleri iktidar tarafından, iktidar partisi tarafından dikkate alınıp en azından tüm kesimlerin ortak karşı çıktığı bazı maddeler bu tasarıdan çıkarılır veya ona göre yeniden düzenlenir.

Değerli milletvekilleri, sadece maden konusunda değil, yaşamın tüm alanlarında, yine toplumun diğer kesimlerini ilgilendiren konularda bizler, birçok zaman, kurduğumuz üniversitelerle, üniversitede okuyan öğrenci sayımızla, mezun ettiğimiz üniversitelilerimizle övünürüz. Ha bugün, sayı anlamında, Türkiye’deki maden mühendisi, jeoloji mühendisi, jeofizik mühendisi, benzeri mühendisleri yetiştiren üniversite sayısı, o üniversitelerde okuyan ve o üniversitelerden mezun olan mühendislerin sayısı konusunda sanırım dünyada birinci geliriz ama o mühendislerin, o mühendislerin odalarının talepleri, onların istemleri, onların düşüncelerini yaşama geçirme, onları istihdam etme konusunda bir sıralama yaparsak acaba dünyada kaçıncı sırada oluruz? Türkiye, geçmişte de, bugün de, birçok zaman ya ciddi şekilde, belli alanlarda ihtiyaç duyulan yetişmiş teknik veya eğitimli eleman, personel bulmakta zorluk yaşıyor veya bir anda bir tarafa yüklenilip binlerce, 10 binlerce, 100 binlerce işsiz üniversiteli üretiyor.

Bu yasa tasarısı komisyonlarda görüşülürken dile getirdik, maden mühendislerinin çalıştırılması, maden üretiminde her aşamada çalıştırılmasıyla ilgili görüşler dile getirildi. Bu tasarıda da -geçmişle kıyasladığımız zaman- 30 işçinin çalıştırıldığı madenlerde 1 maden mühendisinin, 15 işçinin çalıştığı yer altı maden işletmelerinde de 1 maden mühendisinin sürekli kadrolu çalışması talebi, istemi var. Bu, geçmişe göre biraz daha ileri ama… Peki, 30 işçinin altında işçi çalıştıran madenlerde, 15 işçinin altında işçi çalıştıran yer altı madenlerinde mühendisin olmamasını neye bağlıyoruz? Bir taraftan maden kazalarında dünyada üçüncü, Avrupa’da birinci olduğumuzu söylüyoruz, bunu herkes kabul ediyor, rakamlar da ortada. Bir tarafta maden mühendislerimiz var, jeoloji mühendisimiz var, jeofizik mühendislerimiz var, bunların odaları feryat ediyor “İstihdam edilemiyoruz, işsiziz. Mühendisler işsiz.” diğer taraftan maden mühendisinin, jeoloji mühendisinin, jeofizik mühendisinin çalışma alanlarını sınırlıyoruz.

Evet, madencilerin birçok alanda Türkiye’deki çalışma koşulları, madene devletin geçmişten bugüne kadar verdiği teşvikler, madencinin sorunları, maden üretiminin teknolojisinin Türkiye’de çok gelişmiş olmamasından kaynaklı madencilerin finansman sıkıntısı yaşadığı, madencilik yaparken işçi çalıştırma, özellikle mühendis çalıştırmada mühendisin ekonomik maliyeti açısından zorlandığını biliyoruz. Ama eğer bizler bir taraftan bilimsel, teknik anlamda madenlerimizi en verimli, çevreye uyumlu bir şekilde üretmek istiyorsak, bu bizim için çok önemliyse; eğer bizler maden üretimi, madencilik yapıyorken madencimizin, işçimizin ölümünü asgariye düşürme veya ölümünü önlemek istiyorsak bizler, devlet olarak, Meclis olarak, hükûmetiyle muhalefetiyle, madencinin hem üretim yapmasını, sorunlarını, sıkıntısını aşmasını, kâr etmesini hem de teknik eleman mühendisinin her aşamada çalıştırılmasının koşullarını yaratmalıyız. Yoksa, madenci sıkıntılıdır; küçük madenci zaten zor durumda üretim yapıyor, zaten zarar ediyor. O zaman, bizler madenci maden üretiyorken mühendis çalışmasının sınırlarını daraltalım, mühendisi çalıştırma zorluklarını veya zorunluluğunu düşürelim gibi bir mantık doğru bir mantık değil. Ve yine birçok alanda madencilikte, madenlerin hem sağlıklı, verimli ve bilimsel anlamda işletilmesi, madenlerin zayi edilmeden, heba edilmeden sağlıklı bir şekilde ve verimli bir şekilde çıkarılması için ve kazaların asgariye inmesi için maden mühendislerinin yanında jeoloji mühendislerinin, jeofizik mühendislerinin çalıştırılması gerekiyor. Ancak istihdamda yaşanan sorunlar, bu konuda hem geçmiş hükûmetler döneminde hem bu Hükûmet döneminde yaşanan sıkıntılardan kaynaklı, biz, mühendislerin, maden mühendislerinin, jeoloji mühendislerinin, jeofizik mühendislerinin birbirinin yakasına yapıştığı, birbirine “Bu senin işin değil, benim işimdir.” dediği bir noktaya getirdik. Bunlar maden mühendislerinin özel tercihi değil. İstihdamda yaşanan sıkıntı, çok sayıda mühendisin olması ve mühendisin maden üretiminin birçok alanında istihdam edilmemesinden kaynaklı, mühendis odalarını birbirleriyle rekabet eder, birbirleriyle boğazlaşır hâle getirdik.

Bu konuda, özellikle hem eğitimde… Eğer maden mühendisi, jeoloji mühendisi, jeofizik mühendisi bulunduğu alanın dışında… Bir işletmeci başka bir işi yapabilir, bir avukat başka bir işte de çalışabilir ama bir mühendisi kaba fiziki iş yapmanın dışında başka bir alanda çalıştırma şansınız yoktur. Adamların gördüğü eğitim sadece bu maden üretiminde çalışma yapmaya uygundur. Biz eğer maden mühendislerimizi birbiriyle rekabet eder veya madenlerde gidip güvencesiz, herhangi bir güvenceye bağlanmadan bir işçi gibi, asgari ücretli gibi çalışmasını istemiyorsak hem yasalarda düzenlemeler yapıp gerçekten onların mesleklerini yapmalarının önünü açmamız gerekiyor hem de maden mühendislerimize, jeoloji mühendislerimize, jeofizik mühendislerimize madenciliğin her alanında çalışabilecek koşulları ve zemini yaratarak madenciliğin daha verimli, bilimsel yapılmasını ve iş kazalarının asgariye düşmesini sağlamalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) – Yine üniversitelerde de özellikle mühendislik alanında altyapısı gelişmiş, eğitimi üst düzeyde alan ve yeterli sayıda mühendisin yetiştirilebileceği bir düzenlemeyi de yapmamız gerekiyor. Çünkü bizler eğitimde, özellikle üniversite eğitiminde dünyada hayli geride iken, maden mühendisi, jeoloji ve jeofizik mühendisi yetiştirmede dünya birincisi olmaktan da vazgeçmemiz gerekiyor diyorum.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Nezir Karabaş (Barış ve Demokrasi Partisi, Bitlis). “Maden kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.503)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-nezir-karabas-23-2010-06-09-maden-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s-503 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
