# Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Nuri Saygun (CHP, Tekirdağ)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim
- **Tarih:** 4 Aralık 2004
- **Gündem:** CEZA MUHAKEMELERİ USUHLÜ KAN.TAS.(S.S.698)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-nuri-saygun-22-2004-12-04-ceza-muhakemeleri-usuhlu-kan-tas-s-s-698

> Mehmet Nuri Saygun (CHP), 4 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMELERİ USUHLÜ KAN.TAS.(S.S.698)); konuşma 1.449 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MEHMET NURİ SAYGUN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısının 139 uncu maddesiyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunaktayım; bu vesileyle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Eğer izin verirseniz, tasarıyla ilgili konuşmalara başlamadan önce, bir üzüntümü sizlerle paylaşmak istiyorum. Dün, üç dönem bu Meclis çatısı altında milletvekilliği görevini onuruyla, başarıyla sürdürmüş bir ağabeyimizi, Cumhuriyet Halk Partisi Tekirdağ eski Milletvekili Yılmaz Alpaslan'ı kaybettik. Ben, az evvel Adalet ve Kalkınma Partisinin Tekirdağ milletvekili olan arkadaşlarımla da görüştüm ve 5 Tekirdağ milletvekili arkadaşım adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve takdirlerinize sığınarak, sizler adına, Yılmaz Alpaslan'ın ailesine ve yakınlarına başsağlığı ve sabır dilemek istiyorum; ailesinin, yakınlarının, sevenlerinin acılarını paylaştığımızı, buradan, bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Ceza Muhakemesi Yasası Tasarısıyla ilgili olarak öncelikle şunu ifade etmeliyim: Bu tasarı, inanın, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir hızla ve bir yöntemle huzurlarınıza gelmiştir. 335 maddelik yasa tasarısı, Adalet Altkomisyonunda toplam 12 gün görüşülmüş ve 12 günde bütün altyapısı tamamlanmış olduğu iddiasıyla Adalet Komisyona gelmiştir; Adalet Komisyonundaki görüşme süresi ise 5 gündür. Türkiye'nin bu en temel yasalarından biri olan Ceza Muhakemesi Yasası Tasarısı, 5 gün içinde, Anayasanın direktiflerini gündeme getiren bir yasa olarak, tamamlandığı iddiasıyla da Meclis Genel Kuruluna indirilmiştir. Tasarının, sadece bu yasa tasarısının değil bütün tasarıların, ihtiyaca cevap verebilmesi için, akademik dünyada, ilgili meslek kuruluşlarında ve sivil toplum örgütlerinde tartışmaya açılması ve yapılacak değerlendirmelerin hepsinin bir potada eritilmesi suretiyle de yasal düzenlemenin yapılması en doğrusudur. Ben, böyle bir çalışmanın yapıldığı inancında değilim. Şimdi, yetkili arkadaşlarımız ve hükümet "evet, yapılmıştır" da diyebilirler. Bir an için, böyle bir çalışmanın yapıldığını, meslek kuruluşlarına, sivil toplum örgütlerine, akademik dünyaya danışıldığını kabul edelim; ama, değerli milletvekili arkadaşlarım, bu tasarı, bu çalışmadan sonra geldiği komisyonlarda, yaklaşık madde sayısı kadar değişiklik önergesi yaşadı; yani, eğer, bir uzlaşma var idiyse bile, o uzlaşma toptan yok oldu, yepyeni bir anlayışla, yepyeni bir yasa tekniğiyle Meclisin huzuruna geldi. Bu nedenle, hiçbir şekilde, akademik dünyada, meslek odalarında ve sivil toplum örgütlerinde arzulanan sonucu, beklenen gayeyi vermedi. Bu nedenle de, bir mutabakat metni değil; fakat, bütün bu olumsuzluklara rağmen, Anamuhalefet Partisi olarak, tasarıya olabildiğince katkı sunduk, olumlu hale getirmeye çalıştık. Bütün katkılarımıza rağmen, bu tasarının, içinde hâlâ birçok olumsuzluğu taşımadığını iddia etmemiz mümkün değil. Yasanın bünyesinde, hâlâ, birçok olumsuzluk var; ama, bu Avrupa Birliğine yetiştirme süreci içinde, bu kadar sıklaştırılan bir tabloda, içindeki bu hatalarıyla birlikte, tasarıda, kendi sunduğumuz katkılarla, elimizden geldiğince düzeltmeler yapmaya çalıştık. Sonuç itibariyle, geneli açısından tasarıya bir karşı çıkmamız söz konusu değil.

Bu arada, Bakanlığın, tüm aşamalarda, isteklerini baskıcı bir yöntemle elde etmeye çalıştığını da belirtmeden geçemeyeceğim. 100'den fazla değişiklik önergesinin dışında, bir de, Adalet Komisyonunda çok ilginç bir olay yaşadık. Bir maddeyle ilgili olarak değişiklik önergesi verdik. Bu değişiklik önergesinde, Recep Bey, o sırada, büyük bir talihsizlikle, Komisyon Başkanlığı görevini üstleniyordu, bu değişiklik önergemiz oylandı, oylama sonucu Adalet ve Kalkınma Partisinden bazı milletvekili arkadaşlarımızın da bizim önergemize destek vermesi sonucu, rakamsal açıdan 12'ye 7 bizim önergemiz kabul edildi; fakat o anda hiç alışmadığımız bir şeyi gördük, Sayın Bakanım oturduğu yerden fırladı "bu nasıl bir uygulamadır, biz bunu kabul etmiyoruz, Hükümetin anlayışı bu merkezde değil" diye bastırınca, Sayın Komisyon Başkanım da "oylama sonuçları eşit çıkmıştır 10 dakika ara veriyorum; bir daha oylayacağım" dedi ve biz yasama organı olarak yürütmeye 10 dakika sonra teslim olduk, 8'e 6 önergedeki iddialarımızı kaybettik ve hükümetin istediği gerçekleşmiş oldu. Burada ben Bakanıma saygısızlık etmek istemem ama, özellikle bir Adalet Bakanının böylesine bir davranışla Adalet Komisyonu üyelerini baskı altına almasını da çok vahim bir olay olarak değerlendiriyorum, takdiri de sizlere bırakıyorum.

Efendim, belirtmeye çalıştığım anlayışla sürdürülen görüşmeler sonucu, olmaması gereken bazı düzenlemeler ne yazık ki bu tasarının içinde var ve işin tuhaf tarafı, olması gereken bazı düzenlemeler de bu tasarıda yok. Özellikle adlî kolluk müessesesi yasada sadece ismen var, oysaki, bu konuda bir bağımsız yasal düzenleme yapılması, adlî kolluk müessesesinin özellikleri de gözönüne alındığında mutlak bir şart; yasaya ismen birkaç madde koymak suretiyle böylesine bir yasal düzenlemenin önüne geçilmeye çalışıldıysa, bunu hukuk mantığı açısından doğru bulmamız mümkün değil; ama sanıyorum ki, adlî kolluk müessesesinin düzenlenmesinde hükümet görüşünü ve komisyon görüşünü de aşan birtakım dirençlerin söz konusu olduğu bir vakıa. Eğer, özellikle kolluk görevini yapan birimler bu konularda çok fazla diretmiş olmasalardı ve diretmenin etkisi yasamanın üzerinde yer almasaydı, sanıyorum adlî kolluk müessesesi bu şekilde düzenlenmezdi.

Efendim, kısa bir dönem önce devlet güvenlik mahkemelerini kaldırdık. Sonra, bu Ceza Muhakemesi Yasası Tasarısıyla yaptığımız düzenlemeler sonucu, adını devlet güvenlik mahkemesi koymasak bile, adı hariç her şeyi geri getirdik. Bölge ağır ceza mahkemeleri dedik, özel yetkiler tanıdık, özel haklar tanıdık, özel statü tanıdık ve DGM'leri tekrar fiilen yaşama geçirdik. Böylece de, savunma hakkı, suçun niteliğine göre farklılık arz eder bir hale geldi. Savunma hakkı bir bütündür; hangi mahkemede olursa olsun, savunmanın üslubu, anlayışı, hakları ne şekilde sınırlanacaksa, her mahkemede bu şekilde sınırlanır; ama, biz, özel bir düzenlemeyle bu farklılığı getirdik.

İlginç bir şey daha; dün bütün ısrarlarımıza rağmen, İktidar Partisi milletvekili arkadaşlarımıza bunu anlatamadık: Kadın haklarımızı koruyalım derken, kadınlarımız ve konunun muhatabı hekimlerimiz rencide edilmişlerdir. Gerçi, son değişiklikle hekimlerin rencide edilme durumu ortadan kaldırıldı. Kadınların lehine olarak uygulanması gereken pozitif ayırımcılık yanlış değerlendirildi ve pozitif değil negatif bir anlayışla, kadınlarımıza hak vermeye çalışırken, sanırım, onları daha fazla tahakküm altına aldık diye düşünüyoruz.

Bir de, 77 nci maddede çok ilginç bir husus vardı; genel ahlak iddiası. Dün önergede de bunu söylemiştim, bir kez daha tekrar etmeden geçemeyeceğim. Bu genel ahlak iddiası çok geniş bir kapsam. Şimdi, kadın hekim talep edenler ile etmeyenleri genel ahlak dünyası içinde ayrıştırırsanız, yarın öbür gün, kadınların dünyasında, telafisi imkânsız yaralar açarsınız; ama, ne yazık ki, bu iddialarımız dün hiçbir şekilde gündeme getirilmedi ya da bizim getirdiklerimiz, sizin tarafınızdan oy olarak kabul edilmedi ve düşündüğümüzün dışında, yarın sancılarını Türkiye olarak hep birlikte yaşayacağımız bir düzenlemeyle geçtik.

Efendim, tüm bunlar yetmiyormuş gibi, demokratik hukuk devletinde olmaması gereken, vatandaşı suçlu kabul eden ve bu yüzden de baskıcı tedbir ve yöntemler yaratılmış ya da olanların dozu artırılmıştır. Yargılamada -burası çok ilginç- devlet yararı ile bireylerin hak ve özgürlükleri arasındaki denge, ne yazık ki, devlet yararına olmak suretiyle bozulmuştur. Devlet karşıtı olduğumuz iddia edilemez; ama, bir ülkede devlet yararı ile bireylerin hak ve özgürlüklerinin, her halükârda bir denge içinde tutulması gerekirken, bu dengenin devlet yararına bozulmuş olması, yarın öbür gün baskıcı anlayışların ülkede egemen olmasına fırsat verecektir; endişelerimiz, kuşkularımız, korkularımız bu yöndedir.

Efendim, bu baskıcı anlayışa en bariz örnekler, görüşmekte olduğumuz 139 uncu maddede ve 140 ıncı maddede söz konusu. Daha önce, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasında bulunmayan; ama, bu Ceza Muhakemesi Yasası Tasarısına dahil edilen bir gizli görevli var. Altkomisyonda "gizli görevli" adı tek madde iken, komisyonda ikiye bölünerek, "gizli soruşturmacı" ve gizli inceleme haline getirildi. Şimdi, metinlerde "gizli inceleme" yok, onun adına "teknik araçlarla izleme" dedik; ama, adını ne kadar değiştirirseniz değiştirin, madde, kelimesi değişmeden aynı kaldı. Yani, burada da bir gizli inceleme söz konusu.

Şimdi, ilginçtir, bu 140 ıncı maddeyle ilgili bir kez verilmiş olan önerge reddedildi. Daha sonra, müzakerelerin tekrarı aşamasında, bir kez daha geldi ve orada, az evvel de söylediğim gibi, biraz da, biraz da değil, ciddî oranda, yürütmenin baskıları sonucu, komisyon bu önergeyi kabul etti.

Değerli milletvekilleri, bir yasa düşünün lütfen, gizli tanık, gizli kanıt, gizli soruşturmacı, gizli izleme anlayışlarına sahip olsun. Böylesine gizlilik içerisinde yapılan bir yargılamanın, sizce sonuçları ne olabilir? İzin verirseniz, kendi görüşlerimi kısaca sayayım: Savunma hakkının ortadan kaldırılması, güven duyulmayan bir kararın ortaya çıkması, vatandaşlarından kuşku duyan bir yönetim anlayışı, huzursuzluk, korku ve endişe dolu bir yaşam, anayasal hakların hiçe sayılması, bireysel özgürlüklerin kısıtlanması ve biraz da abartılı bir tabirle, ülkenin, çok geniş bir şekilde tutulmuş haliyle, tutukevine ya da cezaevine benzetilmesi.

İşte, bu nedenlerle, bu madde, bu gizlilik hatalıdır, abartılıdır ve uygulamada büyük sıkıntılara sebep olacaktır. Bu gizlilik anlayışı, hukuk devletinde insanların özgür yaşam sürdürmelerinin önünde de her zaman büyük bir engel olarak yer alacaktır. Hürriyetleri esas alan Anayasamızdaki bu anlayış, hürriyetlerin istisna olarak kabulü şekline dönüşecektir.

Şimdi, bu bahsettiğimiz maddedeki değişiklikler, zaten, 4422 sayılı Yasada; yani, Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununda vardı, bu yüzden değişen bir şey yok şeklinde basit sözlerle örtbas edemeyiz; çünkü, az evvel söylediğim 4422 sayılı Yasa özel bir düzenlemeyi içermektedir. Oysaki, Ceza Muhakemesi Yasası, Türkiye'deki tüm ceza muhakemelerindeki usulî işlemleri düzenleyen bir yasadır. Özel bir yasa değildir, genel bir yasadır.

Arkadaşlar, genel bir yasanın ruhuna bu kadar kısıtlayıcı hükümler getirilmesinin hukuk mantığıyla özdeşleşmesi mümkün değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; şu ana kadar anlattıklarım yasal düzenlemedeki sakıncalarla ilgili. Şimdi, bir de uygulamayla ilgili bir iki örnek vermek istiyorum. Çok kısa bir zaman önce, Adalet ve Kalkınma Partili bir milletvekili arkadaşım, bir sohbetimizde, telefonunun dinlenildiğinden bahsetmişti. Bunu, çoğunuza söylemiştir Hüsrev arkadaşımız. O kadar denk gelmiş ki, bir gün birisiyle görüşüyor, konuşma bitiyor, karşı taraf telefonu kapatıyor; ama, ne yazık ki, yetkisi olmamasına rağmen dinleme görevini yapan vatandaş o arada boş bulunuyor, dinlemekte olduğu müziği Hüsrev Beye de dinletiyor.

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Nuri Saygun (CHP, Tekirdağ). “Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)”. TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim tutanağı, 4 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-nuri-saygun-22-2004-12-04-ceza-muhakemeleri-usuhlu-kan-tas-s-s-698 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
