# Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Nuri Saygun (CHP, Tekirdağ)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim
- **Tarih:** 25 Haziran 2005
- **Gündem:** HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-nuri-saygun-22-2005-06-25-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina

> Mehmet Nuri Saygun (CHP), 25 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)); konuşma 1.405 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MEHMET NURİ SAYGUN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye'nin ve demokratik hukuk devletlerinin tümünün üç önemli erkinden birinin, hâkimler ve savcıların özlük haklarını ve idarî yapılanmalarını ilgilendiren yasayla ilgili olarak bir görüşmeye başlamış bulunuyoruz; bu vesileyle, şahsım adına hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Efendim, az evvel de söylediğim gibi, demokratik hukuk devletlerinde, üç önemli erk vazgeçilmez unsurlardır. Bunlardan bir tanesi yürütme, bir tanesi yasama iken üçüncüsü de yargı erkidir; ancak, hukuk devleti ilkelerinin ciddî anlamda yerine oturamadığı, sağlıklı bir hukuksal yapılanmanın gerçekleşemediği ülkelerde, ne yazık ki, bu üç önemli erkten belki de en önemlisi, adalet dağıtan mekanizmanın örgütleri, çalışanları ve kurumu, gereken gücü, hakkı ve yetkiyi bulamaz ya da bulmasına izin verilmez.

Bugün, bu görüştüğümüz yasa tasarısının düzenleniş şekli ve bugüne kadar ülkemizdeki hukuk erkine olan saygı, bakış açısı ve değerlendirme gözönüne alındığında, bunlara bir bütün olarak bakarsak, az evvel söylediğim sözleri, ne yazık ki, ülkemiz için de söylemek durumunda kalıyoruz; yani, üç önemli erkten yargı erki, hak ettiği değeri, gücü ve imkânları bugüne kadar bulabilme şansını elde edememiştir. Bunda, dönem dönem -daha önceki bir konuşmamda da söylediğim gibi- kesintiye uğrayan demokrasinin, bu kesinti dönemlerinde hukuka olan saygının kaybolmuş olmasının çok önemli payı var. Özellikle 1980 12 Eylülünden sonra yönetimleri sürdüren kişilerin yargı erkine karşı olan davranış ve tutumlarını bugün dahi unutmamız mümkün değil.

Şimdi, böylesine bir güce sahip olması gereken yargı erkinin çalışanlarının durumu nedir?.. Değerli milletvekilleri, ben, hâkim ve savcılarla ilgili değerlendirmeye başlamadan önce, izin verirseniz, bir küçük hatırlatma yapmak istiyorum veyahut da bir küçük konuyu dile getirmek istiyorum. Efendim, yıllar önce ülkemize İngiliz Kraliyet Donanmasına ait bir gemi gelir ve geldiği limandaki kentin protokolündeki herkes davet edilir gemi ziyaretine. Sadece, o kentin hâkimleri bu davete dahil edilmezler ve bu işe bozulan hâkim arkadaşlarımız, oradaki görevlilerimiz, bir duyuru yaparlar niye böyle oluyor diye. Kraliyet Donanmasının Komutanından alınan cevap şudur: "Biz, hâkimleri davet edecek kadar hak ve yetki sahibi değiliz."

Şimdi, uygar ülkelerde hâkim ve savcılara, bulundukları makam itibariyle, yaptıkları görev itibariyle böylesine büyük saygı duyulurken, ne yazık ki ülkemizde, hâkim ve savcılarımızın, özellikle özlük haklarıyla ilgili, idarî haklarıyla ilgili ve çalışma tempolarıyla ilgili gereken özen gösterilmez, gereken ilgi gösterilmez.

Bugün, burada, sanıyorum biraz sonra, ilginç bir gelişme yaşayacağız. Komisyondan çıkan bu yasa tasarısı, birkaç önergeyle bazı değişikliklere uğrayacak; ama, bu değişikliklere uğramasındaki temel felsefe, yargı erkinde çalışanların, hâkimlerin ve savcıların iyileştirilmeye çalışılan özlük hakları, önergelerle geriye alınmaya çalışılacak.

Şimdi, Komisyon bu şekilde düşünmedi, Bakanlık da bu şekilde düşünmedi; ama, ben, Adalet Bakanlığının böyle düşünmüyor olmasını yeterli bir gerekçe olarak kabul edemem; çünkü, Bakanlar Kurulu bir bütündür, ülke düzeyindeki tüm faaliyetlerini yürütürken, birlikte, organize olarak yürütmeleri gerekir; ama, bugün gözlemlediğimiz, ülkenin Hazinesini denetleyen, ülkenin kaynaklarını denetleyen ve ülkede yapılacak harcamaları planlayan kurumun, yani Maliye Bakanlığının bu konuda ciddî çekinceleri var. Maliye Bakanlığı, hâkim ve savcılara hak ettikleri özlük haklarının verilmesinden yana değil. Şimdi, bunu böyle söylerken haksızlık da etmeyelim. Maliye Bakanlığı bunların verilmesinden yana değil; çünkü, böyle bir kaynak olmadığı iddiasında.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakanlık makamı bir ağlama makamı değil, bakanlık makamı bir icraat makamıdır. Eğer Maliye Bakanı, kaynak bulamıyoruz, bu yüzden de hâkim ve savcılara hak ettiklerini veremiyoruz diyorsa, bu, asla doğru bir iddia olamaz. Maliye Bakanının görevi, kaynakları yaratmaktan geçmelidir. Eğer üç yıllık icraatımızda, hâlâ kapsamdışı kalmış vergilendirmeyi temin edememişsek, gerçek, adil bir vergi yapısını yaratamamışsak, hortumlamaları ve devlet içindeki israfları durduramamışsak, kaynakların yanlış yerlere aktarılmasını önleyememişsek, ancak, bakan, o zaman, bu ve benzeri bir sözü söyleme hakkını elde eder. Eğer bakan bu sözü söylüyorsa, demek ki üç yıllık icraatında üzerine düşen görevleri layıkı veçhile yerine getirememiştir. Yerine getirseydi, bugün, adaletin tevziini sağlayan, çok önemli bir görevi ifa eden hâkim ve savcıların özlük haklarıyla ilgili olan bu iyileştirmeye böyle bir anlayışla karşı çıkmazdı ve Adalet Bakanlığını böylesine sıkıntılı bir konuma sokmazdı.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bir kere, askerî yargıda var olan bir fiilî hizmet zammı var. Biz, bu fiilî hizmet zammını vermekten yana değiliz, ekonomik gerekçelerle. Oysaki, sosyal yaralara merhem olmaya çalışan ve adalet dağıtan, statüsü ve maaşı, görev onuru ve yüklendiği sorumluluklara uygun olmayan bir yapılanmayı, ciddî boyutta, sağlıklı, iyi işleyen bir makine olarak görme şansımız yoktur.

Biz, fiilî hizmet zammını ayrık tutmaya çalışıyoruz. Bir nöbet karşılığı, nöbet tazminatı ödenmesi söz konusu ve komisyondan çıkan düzenleme de bu mealde. Ancak, burada, yine gelecek önergelerle, nöbet görevi ifa edecek olan yargı çalışanlarının bu görevden alacakları ödence, ciddî anlamda tekrar kısıtlanacak.

Burada, bir de, yıllardır adalet dünyasının yükünü sırtlayan, hâkim ve savcıların vazgeçilmez destekçisi olan adlî personel de üçte 2 gibi bir nöbet tazminatı alacaklardı; sanıyorum, gelecek olan önergeyle, bu da ½'ye indirilecek ve böylece, sadece hâkim ve savcılarımıza değil, adlî personelimize de umdukları ve hak ettikleri ödence verilmeyecek.

Konuşmaya başlarken, bu şekilde, niye özlük haklarıyla ilgili başlamak gereğini hissettim arkadaşlarım; bunu söylüyorum ki, biraz sonra gelmesi muhtemel önergeler, belki yeni bir uzlaşma zemini yaratılmak suretiyle önlenebilir ve hâkim, savcı ve adliye personeli hak ettiği imkânları elde eder.

Değerli arkadaşlarım, söz aldığım 6 ncı madde, yani, eski 15 inci maddede, hâkimlerin birinci sınıfa ayrılabilmeleri için, daha doğrusu, birinci sınıfa ayrılan hâkimlerin birinci sınıf olmaları için, geçmişte, 6 yıllık bir hizmet süresi gerekiyordu; değişiklikle, bunu 3 yıla indirdik. Bu, 3 yıla indirme çalışması son derece hakkaniyetli ve özellikle, ülkemizin ihtiyaçları için kaçınılmaz bir şart.

Bakın, ceza mevzuatında inanılmaz değişiklikler yaptık. Birinci sınıfa ayrılmış olan hâkimlerimizin önemli bir bölümü veya bir kısmı, böylesine değişen bu mevzuat nedeniyle, görevlerinden ayrılıp, emekli olma düşüncesindeler ve bu nedenle de, birinci sınıf hâkimlikte bir açığımız oluşacak. Buna ilave olarak, bölge adliye mahkemelerini kurduk, burada da birinci sınıf hâkime ihtiyacımız var. Şimdi, halen, birinci sınıfa ayrılmış olan hâkim sayımız 400, birinci sınıf hâkimimiz de 1 000. Eğer bölge adliye mahkemelerinde kaç tane bu statüde hâkime ihtiyacınız var derseniz, rakam 1 460. Yani, şu anda, zaten, ciddî oranda açığımız var. 3 yılını dolduran da 600 hâkim ve savcımız var. Bunların da ihtiyaca katkı sunacağını düşünüyoruz. Bölge adliye mahkemelerinin açılması için daha önümüzde bir süre var. Bu süre içinde birinci sınıfa ayrılma imkânı da doğacak; ama, bir bütün olarak baktığımızda, eğer, birinci sınıf hâkim statüsünü, birinci sınıfa ayrılmış hâkimler için 6 yıl beklemek suretiyle gerçekleştirmeye kalkarsak, bölge adliye mahkemelerine, statülerine uygun hâkim bulamayız. Artan nüfusla birlikte oluşturulan ağır ceza mahkemeleri, yeni birinci sınıf hâkimlere ihtiyaç duymaktadır. Buralara hâkim bulamayız.

Yasanın geneliyle ilgili görüşme yapılırken, AKP adına konuşmasını ifade eden Muzaffer Bey, hâkim ve savcılarımızın ve uygar ülkelerde, hukukun üstünlüğüne inanmış ülkelerdeki hâkim ve savcıların sayılarını vermişti; aynı sayıları bir kez daha vererek, tekrarlama yapmak istemiyorum; ama, şunu bilmemizde yarar var: Eğer, bir ülkede, yeterince hâkim, yeterince savcı sayısını oluşturamazsak, o ülkenin adlî mekanizmasında ciddî sıkıntılar oluşur. O ülkede, yargı, zamanında kararını veremez. Eğer, adalet, zamanında verilen kararlarla gerçekleşirse adalettir. Adalet zamanında tecelli etmezse, o zaman, o adaletin ne kadar adil olup olmadığı hususunda herkesin kafasında ve toplumun kafasında soru işaretleri oluşur. Bu yüzden, biz, hâkim ve savcı sayısını artırmak zorundayız, hâkim ve savcıların eğitim yapılarını artırmak zorundayız; ama, bunları yaratabilmek için, hâkim ve savcılarımızın, evvelemirde, özlük haklarını, yaşamsal haklarını ve çocuklarına gelecek temin etmeye yönelik iddialarını gerçekleştirmeye imkân tanımalıyız.

Bugün, yeni mezun olan bir hâkim, 1 milyarın çok az üstünde veya 1 milyar lira maaş almaktadır. Türkiye standartlarına bakarsanız, belki, asgarî ücretle kıyaslanmayacak ölçüde yüksek olabilir; ama, şu gerçeği unutmayalım: Hâkimler ve savcılar, hâkim ve savcılara yakışır bir şekilde davranmak, ona göre hareket etmek ve o anlamda da yaşamlarını sürdürmek zorundadırlar. Şimdi, benim bir hâkim arkadaşımın söylediği bir sözü hatırlıyorum: "Biz, saygınlığımızı ve yargının bağımsızlığını koruyabilmek için bir yerden alışveriş ederken bile pazarlık etme şansına sahip değiliz" demişti. Şimdi, böylesine hassas bir yapı içinde yaşamlarını sürdürmek zorunda olan insanlara, özlük haklarıyla ilgili böylesine hasis, böylesine tutucu, onlara böylesine bu hakları vermemeye yönelik davranış içinde bulunmayı, yargının bağımsızlığı adına ve yargının ciddî anlamda doğru işlemesi adına sakıncalı bir düşünce olarak değerlendiriyorum ve bu yüzden de yargı erkine gereken hassasiyeti göstermemiz gerektiğini ve onlara elde olan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Saygun, tamamlayın konuşmanızı.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.

…imkânları olabildiğince sunmamız gerektiğine inanıyorum.

Bir kez daha tekrar ediyorum değerli arkadaşlarım, ben, yargı dünyasının hak ettiği anlayışla değerlendirilmesini istiyorum. Bu, onların hakkıdır. Hukuk, hepimize lazım. Hukuk, sadece hukukçulara değil, bu ülkede haksızlığa uğrayan herkese lazım. Hepimize lazım olan bir şeyin sağlıklı işlemesini istiyorsak, o zaman, bu sağlıklı işlemeyi bize sunacak olan insanlara da, biz, üzerimize düşenleri sunmak, onlara katkı vermek gerektiği düşüncesindeyim. Bu vesileyle, umarım, gelecek önergeler, belki bir kez daha gözden geçirilir; umarım, yargı erki hak ettiği hassasiyetle korunur, sahip çıkılır. Gelişmeleri zaman içinde hep beraber izleyeceğiz.

Hepinize saygılarımı sunuyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Nuri Saygun (CHP, Tekirdağ). “Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)”. TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim tutanağı, 25 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-nuri-saygun-22-2005-06-25-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
