# Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Sağlam (AK Parti, Kahramanmaraş)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim
- **Tarih:** 15 Nisan 2010
- **Gündem:** YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-saglam-23-2010-04-15-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai

> Mehmet Sağlam (AK Parti), 15 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 872 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; aşağı yukarı 3’üncü gündür altıya yakın vakıf üniversitesinin kurulmasıyla ilgili konularda tartıştık ve aşağı yukarı sonuna geldik.

Şimdi, ilk önce şunu söylemek istiyorum: Birçok arkadaşımız haklı eleştirilerde bulundu “Neden yeni üniversiteler kuruyorsunuz? Neden bu kadar acele yapıyorsunuz?” diye.

Dünya ne yapıyor? Dünyaya bakıyorsunuz, aşağı yukarı 20’nci yüzyılın başında çok düşük düzeyde çağ nüfusunu yükseköğretimden geçiren ülkeler birdenbire İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bundan vazgeçmişler, daha doğrusu elit eğitimden kitle eğitimine geçmişler. 1970’lerde, 1980’lerde, aşağı yukarı, asrın başına göre 5 misli, 10 misli artmış yükseköğretimdeki çağ nüfusunun eğitilmesinin oranı. Amerika’da bile yüzde 4 asrın başında. Hâlbuki geçen yıl Macaristan çağ nüfusunun yüzde 50’sini yükseköğretimden geçirmek üzere kendisine hedef koyuyor. 1960’larda aşağı yukarı bizimle eşit olan Kore yüzde 80’lere gelmiş. Bunun yüzde 55’i de dört yıllık örgün lisans eğitimi mezunu.

Dolayısıyla dünyada artık, insan gücü planlamasına dayanan, “Devletin ne kadar ihtiyacı var, ekonominin ne kadar ihtiyacı var?” meselesini ilk defa Japonlar terk ettiler, dediler ki: “Nüfusun ne kadarını okutursanız o kadar yarar sağlarsınız, ne kadarını çok uzun dönem okutursanız o kadar yararlı vatandaşlar elde edersiniz; en az, sokağa daha az tükürür, daha sorumlu vatandaş olur, yeni girişimlerde bulunur, yalnız işe kadro yapmaz, kadro yaratır.” Toplumlar böyle geliyor, inovasyon böyle oluyor, yenilikler böyle oluyor.

Şimdi, neresinden bakarsanız bakın, Türkiye’nin bugünkü yükseköğretimdeki lisans düzeyindeki örgün eğitim çağ nüfusunu okutma oranı yüzde 20’ler civarında. Şimdi, “Yüzde 34’e, 44’e yaklaşıyoruz.” sözlerinin altında yatan şu: Bunun üçte 1’i meslek yüksek okullarında, üçte 1’i açık öğretimde. Dünyanın konuştuğu, lisans düzeyindeki dört yıllık üniversiter, formasyon veren eğitim. Öyleyse, neresinden bakarsanız bakın, azami kapasitede çalıştığına göre üniversiteler, yeni kapasite yaratmanın yolu yeni üniversiteler açmak. Dolayısıyla, bu yol yanlış yol değil.

Çok değerli arkadaşlarımız çok değerli eleştirilerde bulundular, hepsine teşekkür ediyorum ama şu nokta doğru: Yeni kapasite yaratmak zorundasınız çünkü bir yükseköğretim talebi var. İşte 1,5 milyon genç sınava girdi, “Okumak istiyoruz.” diyorlar, e bunlara kapasite yaratabilmeniz için, ne kadar mümkünse o kadar zorlamışsınız mevcut yükseköğretim kurumlarınızı, yeni yükseköğretim kurumlarına ihtiyaç var. İşte açılıyor.

Ha arkadaşlarımız diyor ki öteden beri, vaktiyle liseler açılırken “Bir müdür bir mühür, burada lise mi olur?” eleştirileri vardı. Onun gibi bugün de “Bu yeni üniversiteler, işte Türkiye’nin bütün illerinde açıldı; gelişmiş iller var, gelişmemiş iller var, bunlar nasıl yapılacak?” diyorlar. Şimdi, tasavvur ediniz ki, Orta Doğu Teknik Üniversitesi 1955-56’larda bir askerî barakada eğitim veriyordu, birkaç askerî barakadaydı. Şimdi, bakınız dünya çapında bir üniversite olmuş. Sonra, bu işte “Dünyadaki üniversiteler arasındaki yerimiz şudur budur…” gibi komplekslere girmeye gerek yok, dünyadaki üniversitelerin sırasını tespit eden, ciddi manada, bilimsel manada bir resmî rakam yok. Birtakım özel kuruluşlar var, bunlar kendilerine göre birtakım istatistikler yapıyorlar, işte “İlk 500’e şunlar girdi, bunlar girmedi.” vesaire. Ama şu bir gerçek: 1981 yılında Yükseköğretim Kurulu kurulduğu zaman Türkiye'de sadece 19 üniversite vardı, çağ nüfusunun sadece yüzde 7’sini okutabiliyorduk, bugün Türkiye'de 140, 150’ye yakın üniversite var, çağ nüfusunun aşağı yukarı yüzde 20’sini okutur hâle gelmişiz. Açık öğretimi ve meslek yüksekokullarını da katarsanız bu aşağı yukarı yüzde 40’lara yaklaşmış.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Yüzde 20 yeterli mi?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET SAĞLAM (Devamla) – Yüzde 20, dört yıllık lisans düzeyi için söyledim, bu yetmez çünkü dünyadaki ölçü şudur: Eğer siz çağ nüfusunun en az yüzde 30’unu dört yıllık üniversite formasyonunda, örgün eğitimde okutamıyorsanız gelişmiş ülke sayılamazsınız. Gelişmiş ülkelerin -neresinden bakarsanız bakın- asgari yüzde 30’u dört yıllık formasyon eğitimi almaktadır bugün. Öyleyse hedef bu olmalıdır. Buna yaklaşmak için neler yapmalıyız? Şimdi, tabii ki kolay değil üniversite kurmak yani öğretim üyesi yetiştirmek lazım, belki parayı verirseniz kampüsler kurabilirsiniz, çok kolay ama bir kişinin üniversiteyi bitirip sınıfa girmesi aşağı yukarı beş altı sene alıyor, dolayısıyla öğretim üyesi yetiştirmek zaman alır. Bunların sıkıntıları olacaktır ama bir yerden başlayacaksınız yani başlamazsanız hiç gelişmez. Dünyada hiçbir üniversite gökten zembille gelişmiş üniversite olarak inmez, bir yerden başlanır. Aynen bir çocuğun doğumu gibi, bu gelişir, gittikçe delikanlı olur, gittikçe olgunlaşır, vesaire.

Şimdi, iktidar muhalefet bize düşen şu, diyeceğiz ki: “Arkadaş, bu kadar üniversite açtınız.” Bu doğru, 140’ı buldu. Oradaki ölçüyü de söyleyeyim: Her yarım milyon nüfusa asgari bir üniversite diyorlar. Türkiye 72 milyon olduğuna göre 144’e kadar üniversite, dünyanın gösterdiği asgari standartlarda gerekli olan bir şey.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Bunu sonradan mı öğrendin, bakanken bilmiyor muydun?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET SAĞLAM (Devamla) – Ama şunu da söyleyeyim: Şimdi, bu üniversiteler mademki açıldı, iktidar olarak, muhalefet olarak bence biz demeliyiz ki: “Tamam arkadaş, bu üniversiteleri açtınız; şimdi bunlara öğretim üyesi yetiştirin, bunlara para verin, kampüslerini bir an evvel kurun, her türlü ihtiyaçlarını karşılayın.” Bunu demek bence daha doğru bir yol olur. Bu konuda eleştiri yapan arkadaşlarımız oldu, kendilerine tekrar teşekkür ediyorum ama konuyla hiç ilgisi olmadan, işte “Bir mühür, bir müdür…” Oradan oturup, işte “Siz okuryazar mısınız? Devletin Millî Eğitim Bakanına “Siz okuryazar mısınız?” demek kime ne kazandırır? Eleştiri böyle olmamalı.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Devletin Millî Eğitim Bakanının onu kendine söyletmemesi gerekiyor. Söyleyene değil söyletene bakacaksınız.

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET SAĞLAM (Devamla) – Efendim, şimdi, tabii o sizin takdiriniz de bunu söylemenin daha medeni bir yolu olmalı diye düşünüyorum.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Söyletmemeli.

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET SAĞLAM (Devamla) – Daha medeni bir yolu olmalı diye düşünüyorum.

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Sağlam (AK Parti, Kahramanmaraş). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 15 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-saglam-23-2010-04-15-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
