# Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Şandır (MHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim
- **Tarih:** 27 Mart 2008
- **Gündem:** SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.119)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2008-03-27-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-k

> Mehmet Şandır (MHP), 27 Mart 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.119)); konuşma 2.172 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı, toplumun her kesimini ve tüm zamanları ilgilendiren gerçek anlamda bir temel kanundur. Sosyal güvenlik ve sağlık sigortasını, genel sağlık sigortasını düzenlemektedir. Sosyal güvenlik sistemi ekonominin temel parametrelerini ve dengesini, iş hayatını, çalışma barışını, sosyal dayanışmayı, iç huzuru, refahı, gelecek umudunu doğrudan etkileyen, kısacası bu kanun fert ve toplum hayatının her alanını kuşatan temel bir hukuk düzenlemesidir. Bu sebeple bu kanunun hazırlanması ve görüşülmesi farklı ve özel olmalıdır. Büyük oranda da böyle olduğunu ifade etmeliyim. Bu anlamda Sayın Bakan Faruk Çelik’e teşekkür ediyorum. Kanunun hazırlanmasında toplum kesimleri, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilerle olabildiğince görüşmeler yapıldığını, tartışıldığını ve paylaşıldığını biliyorum. Bu durum tamamen Sayın Bakanın iradesi ve kararıyla olmuştur. Öncelikle bu durumu ifade ve teslim etmeliyim. Ancak, bir temel kanun niteliğinde olan bu kanunun tarafları arasında oy birliğiyle geçmesinin, kararlaştırılması çok önemliydi ve gerekliydi. İnanıyorum ki taraflar arasında bir oy birliği sağlanabildiğini söyleyebilmek burada çok mümkün değildir. Zannediyorum bu da Sayın Bakanımızın kabul edeceği bir durumdur. Ama yine de daha öncekilerden farklı olarak Sayın Bakanın bu kanunun hazırlanmasında, görüşülmesinde, tartışılmasında takip ettiği yolu burada teşekkürle ifade ediyorum.

(x) 119 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz her vatandaşımızın sosyal güvenlik ve sağlık hizmetlerinden yararlanmasını vazgeçilemez bir temel insan hakkı alanı olarak görmekteyiz. Bize göre, sosyal güvenlik her insanımızın bugün ve gelecekte çalışma imkânlarını yitirmesi hâli de dâhil olmak üzere onurlu bir yaşamı sürdürebilmesi için gerekli ve sürekli bir gelire sahip olmasını, bunun güvence altına alınmasını ve sağlık hizmetlerinden yararlanmasını anlamaktayız. Sosyal güvenlik hakkı, sosyoekonomik haklar grubu olarak ikinci kuşak insan haklarındandır. Sosyoekonomik haklar, bireyi toplumdan, toplumun en üst örgütü olan devletten alacaklı kılan ve devlete de birtakım yükümlülükler getiren haklardır; görevlerden öte yükümlülükler getiren bir alandır, bir hak ve sorumluluk alanıdır.

Sosyal güvenlik, bireyle toplum, toplumla devlet arasında bir temel sözleşmedir, tarafların hak ve sorumluluklarını belirler. Sosyal güvenlik ve sağlık hizmetlerinden yararlanmanın tüm vatandaşlar için garantiye alınması, sürekli ve düzenli karşılanması için devletin etkin bir şekilde çaba göstermesi gerekmektedir. Gerekli yasal düzenlemelerin yapılması, uygun finansman kaynaklarının bulunması devletin alacağı önlemlerle mümkündür. Devlet, millî gelirden düşük pay alan yoksul ve çalışan kesim ile sosyal güvenlik hakkı bulunmayan kesimler lehine birtakım sosyal tedbirler almak ve hukuksal düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, bir Anayasa zorunluluğudur. Bu durum, Anayasa’mızın değiştirilemez temel hükmü olan sosyal bir hukuk devleti olmak karakterinin gereğidir. Anayasa’mız, devletimizin hukuk devleti olabilmesi için, öncelikle sosyal devlet olmasını bir zorunluluk hâline getirmiştir. Bu cümleyi çok önemsiyorum ve tekrarlıyorum: Anayasa’mız, devletimizin hukuk devleti olabilmesi için, öncelikle sosyal devlet olmasını bir zorunluluk hâline getirmiştir.

Hukuk devleti ve sosyal devlet, sosyal güvenliğe devletin yoğun biçimde katılmasını gerektirmektedir. Bu durum, Avrupa Birliği üyesi olmak iddiasının da gereğidir. Avrupa Birliği üyesi ülkelerde millî gelirden sosyal güvenliğe aktarılan kaynaklar ve de sosyal güvenliğin finansmanında devlet katkısı oldukça yüksekken yeni yasayla Türkiye’de devletin sosyal güvenliğe katkısı yüzde 1’e indirilmeye çalışılmaktadır. Yine Avrupa Birliği üyesi ülkelerde sosyal güvenliğe devlet katsının bütçe içindeki payı yüzde 40 iken Türkiye’de bu oran yüzde 19,3 olarak karşımıza çıkmaktadır. Görüldüğü gibi, veriler, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde sosyal güvenliğe ayrılan kaynaklar ve devlet katkısı, Türkiye’dekinden oldukça yüksektir. Sosyal güvenlik sistemindeki açıkları kapatmak için devleti meselenin dışına taşımak bir çözüm olarak görülmemelidir.

Bir ülkenin çağdaşlık, gelişmişlik ve yaşanabilirlik seviyesi, millî gelirinin yüksekliğinden önce sosyal bir hukuk devleti olmasıyla ölçülür. Adaleti temin eden bir hukuk ve onurlu bir yaşamı mümkün kılan bir sosyal güvenlik sistemi, çağımızın vazgeçilemez temel değerleridir ve birbirini tamamlayan iki ayağıdır. İnsanlık bu noktaya uzun yılların mücadelesiyle gelmiştir. Sosyal güvenlik hakları, çalışan kesimlerin mücadele vererek kazanılmış ve geliştirilmiş haklarıdır. Bundan geri adım atılmamalıdır. Sosyal güvenliğin gelişimi, iş kazası, meslek hastalıklarından başlayarak bugün genel sağlık sigortasına kadar ulaşmıştır.

Değerli milletvekilleri, bugün burada görüşmelerine başladığımız sosyal güvenlik ve genel sağlık sigortası kanununun, bize göre, bir toplumsal sözleşme belgesi olarak düzenlenmesi gerekir. Biz böyle kabul ediyoruz. Bu kanunu Anayasa’yla eş değerde görmek gerekir. Bu sebeple, mümkün olabilen en geniş kapsamda bir paylaşma ve uzlaşma ile hatta oy birliğiyle kararlaştırılması gereken bir hukuk zeminini oluşturuyoruz. Partimiz, insanı yüce bir varlık olarak görmekte ve her bireyin her anlamda güvenliğinin sağlanması ve hayatının güvence altına alınması gerektiğine inanmaktadır. Milletimizin birliğini ve dirliğini, dayanışma ve kardeşliğini çok önemsiyoruz. Bunun ancak külfet-nimet paylaşımında adaletin sağlanması ve gelecek güvencesiyle temin edilebileceğine inanıyoruz.

Aslında, bugün burada bu kanunla ülkemizin, devletimizin ve toplumumuzun sosyal uzlaşma hukukunu gözden geçirmekteyiz. Görüştüğümüz bu kanun tasarısı birey, toplum ve devlet hayatının her alanını, bugününü ve yarınını, geleceğini çok derinden etkileyen bir sosyal güvenlik ve genel sağlık sigortası yasası, adaletli ve taraflar arasında gönüllü paylaşımı temin edebilecek bir hukuk sözleşmesine dönüşebilecek midir, kalıcı olacak mıdır ve uygulanabilecek midir? Bu ve benzeri soruların cevabını bu kanun tasarısını hazırlayanların da net verebildiğini zannetmiyorum. “Aksayan yerleri ileride değiştiririz.” demek de çözüm değildir. Bu sebeple, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu kanun tasarısı üzerinde çok çalıştık, büyük hazırlıklar yaptık. Özellikle Plan ve Bütçe ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyesi arkadaşlarım, bu kanunun görüşmelerinde, konuşmaları ve önergeleriyle, bu kanunun bir toplumsal sözleşme hukukuna dönüşmesine katkı vereceklerdir. Bu anlamda, alt komisyonda görev yapan Konya Milletvekilimiz Sayın Mustafa Kalaycı’nın bu kanunla ilgili karşı görüş belgesi on altı sayfa bulunmaktadır. Ayrıca, bu konuyla ilgili, grubumuz, sivil toplum örgütlerinden veya tarafların hemen hepsinden ilgili görüşlerini almıştır, okumuştur, üzerinde çalışmıştır ve bu konuda, uzlaşılamayan, doğru anlaşılamayan konularda önergelerimizle katkı vermeye çok ciddi de bir hazırlık yaptığımızı burada, huzurunuzda ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, çeşitli toplum kesimlerinin ve özellikle dar gelirli ve çalışan kesimlerin durumlarını gözeten, gerekirse pozitif ayrımcılık yapan ve kazanılmış haklarını koruyan, geliştiren talepleri burada gündeme getireceğiz. İstediklerimiz toplumun talepleri olacaktır. Birlikte kurmaya çalıştığımız bu sosyal uzlaşma hukukunun ve toplumsal sözleşmenin, adaleti sağlayan, millî birlik ve dirliğimize, toplumsal dayanışma ve kardeşliğimize, çalışma huzuruna ve her şeyden önemlisi sürdürülebilir kalkınmamıza destek olmasını gerçekleştirebilecek bir muhtevada kanunlaşmasına katkı vereceğiz.

Değerli milletvekilleri, “ekonomi için kara delik” nitelemesiyle artık taşınamaz ve böyle sürdürülemez bir noktaya gelen sosyal güvenlik sisteminin bütünüyle değiştirilmesi ve yenilenmesi artık ertelenemez ve ötelenemez bir zorunluluk halindedir ve bu hepimizin görevi olmuştur. Bu sebeple, acele etmeyelim. Sabırla, birbirimize tahammül göstererek, “Ben yaptım oldu” kolaycılığına düşmeden, birlikte tartışarak, burada yapılması gereken neyse, doğru olan neyse, onu yapmaya birlikte çalışalım. Özellikle Sayın Hükûmetten, Sayın Bakandan ve Sayın AKP Grubundan bunu istirham ediyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında, burada gelinen noktanın ve geçmişte yaşananların bir açık hesaplaşması ve yüzleşmesini yapmalıyız. Kimseyi suçlamak kastım yok, ancak dürüstçe ifade etmeliyiz ki sosyal güvenlik sisteminin bugün geldiği durumdan sorumlu olanlar, bugüne kadar Türkiye’yi yöneten tüm siyasi iktidarlardır, yani devlettir. Faturayı çalışan kesimlere kesmek, bedeli onlara ödetmek doğru olmaz, hak olmaz, böyle bir hukuki düzenleme de geçerli olmaz diye düşünüyorum.

Bakınız, rakamlar ve yetkililer ne söylüyor, gelinen noktayı nasıl ifade ediyorlar: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Faruk Çelik, sosyal güvenlik sisteminin 26 katrilyon lira açık verdiğini, sosyal güvenlik açıklarının gayrisafi millî hasılanın bir buçuk yıllık gelirinin karşılığını alıp götürdüğünü söylemektedir. Sayın Çelik, Türkiye’de 2,5 milyon insanın işsiz, 11 milyon insanın kayıt dışı çalıştığını, genç nüfusun yüzde 20’sinin, çalışan kadınların da nüfusunun da yüzde 25’lerde olduğunu ifade etmektedir. Sayın Bakan, 1991’den 2007’ye kadar sosyal güvenlik açıklarının reel olarak 137 katrilyona ulaştığını, bu rakamı 2008’e taşıdığımızda maliyetin 851 katrilyon liralık bir yük oluşturduğunu ve maalesef, bunun 70 milyonun sırtına bindirildiğini söylemektedir.

Bu rakamlar ve bu sonuç çok ağır bir sonuç ve bu sonuç Türkiye’nin sonucudur. Bu sonucun oluşmasında tarafları, sorumluları, çok açık, net buradan ifade etmemiz lazım. Bu sonucun oluşması, Türkiye’yi yöneten siyasi iktidarlardadır, yani devlettedir. Bu sonucun faturasını çalışan kesimlerden, özellikle alt ve dar gelirli kesimlerden çıkartmak hiç de akılıca olmayacaktır.

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanımızın söylediğiyse çok daha sıkıntılı bir hadisedir. Sayın Başkan, bu kanun bugün yasalaşsa dahi “kara delik” denen sosyal güvenlik açıklarının elli yıl sonra bile kapanmayacağını, sosyal güvenlik açıklarının terör gibi ciddi bir sorun olduğunu ve önümüzdeki en az üç nesli ilgilendirdiğini söylemektedir.

Üzerinde tartıştığımız, konuştuğumuz, bugün kanunlaştırmaya çalıştığımız konu yalnız bugünü değil, dünüyle ve geleceğiyle bir Türkiye’yi ilgilendirmektedir ve geleceği belirleyecek temel parametrelerden biridir.

Sayın Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı diyor ki: “Emekli maaşlarını ödeyemiyoruz.”

Sağlık harcamaları hep hazineden, bütçeden karşılanıyor ve ne yaparsak yapalım, dokuz bin çalışma gününü yedi bine de indirsek sonuç itibarıyla bu açıkları 2050 yılına kadar kapatabilme şansımız yok. Bu demektir ki yeni çözüm aramamız lazım. Bu kanunla bulunan çözüm demek ki bu meseleyi çözmüyor. Bunu en yetkili teknik insan ifade ediyor. Bu sebeple biz bu kanunun ruhunu, bu kanunun bu sonucu oluşturan sebepleri, tespit ettiği sebepleri ve oluşturduğu çözümlerin yeterli olmadığını ifade ediyoruz. Hazırladığımız önergelerle, yapılacak konuşmalarla bu sonuca katkı verecek, düzenlemelere katkı verecek bir gayret içerisinde olacağız.

Sayın Başkan bir başka şey daha söylüyor, acı bir şey daha söylüyor, diyor ki: “Türkiye nüfusu hızla yaşlanıyor. Dolayısıyla genç nüfusuyla övünen Türkiye önümüzdeki zaman içerisinde prim yaratacak, istihdam yaratacak bir genç nüfus da bulamayacaktır.”

Bu noktada ILO’nun verileri çok açık. Sayın Başkanın bu sözlerini inceledim, araştırdım: ILO’nun kayıtlarına göre Türkiye’de altmış beş yaş ve üzerindekiler 2012 yılında toplam nüfusun yüzde 7’sine, 2039 yılında yüzde 14’üne -yaşlı nüfusun oranının da yüzde 7’den 14’e- ulaşması için yirmi yedi yıllık bir süre alacak. Halbuki bu süre Fransa’da yüz on beş yıl, İsviçre’de seksen beş yıl, Amerika Birleşik Devletleri’nde yetmiş beş yıl, İngiltere’de kırk beş, Japonya’da yirmi altı yıl sürmüş. Dolayısıyla Türkiye nüfusu hızla yaşlanıyor. Genç nüfusa sahip olmakla övünen Türkiye, belli bir müddet sonra böyle bir avantaj ve imkândan da mahrum olacak. Bunu da dikkate almak lazım. Aynı konuda Sayın Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in de acı itirafları var, diyor ki: “Bu delikle, bu kara delikle bu gemiyi yürütemeyiz.”

Bunun dışında, sivil toplum kuruluşlarının, sayın ticaret odası başkanlarının, özellikle Ankara Ticaret Odası Başkanlığının hazırladığı rapor ve Başkanının yaptığı açıklamalar var. Söyledikleri hadise çok sıkıntılı şeyler. Diyorlar ki: “Sosyal güvenlik sistemi ülke ekonomisinin sırtında âdeta bir kambur gibi duruyor ve 2002 yılında sosyal güvenlik açıklarının gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 2,6 seviyesindeyken bugün bu oran yüzde 4,5’a çıkmış bulunmaktadır. Dolayısıyla tehlike her geçen gün büyümektedir ve biz bu sorunun çözümünü ne erteleyebiliriz ne öteleyebiliriz ne de birbirimizi suçlayarak, geçmişi suçlayarak kendimizi aklayabiliriz.”

Değerli milletvekilleri, tabii, sistemin niye çöktüğü konusunda her birinizin, her milletvekilinin, her grubun, bana göre, ortak sonuçları vardır. Gerçekten 1991 yılından sonra yaşananlar bu sistemi çökertmiştir. Özellikle aktif sigortalılar ile emekli maaşı alanlar arasındaki dengenin bozulmasına neden olarak, erken emeklilik, iktisaden faal nüfusun yeterince aktif hâle getirilememesi, prim miktarı ile emekli aylığı arasındaki ilişkinin sağlanamaması, sigorta primlerinin yüksekliği ve tahsil edilememiş olmasıdır, bu sorunun gittikçe büyümesi, artık böyle çığ hâline gelerek toplumu, ekonomiyi, hayatın her alanını kuşatır ve kapsar bir niteliğe, bir kaosa, bir krize dönüştüğü ortadadır. Dolayısıyla başka sebepler de söylenebilinir. Dolayısıyla bu sorunun çözümü gerçekten bir toplumsal zaruret, bir mecburiyet hâline gelmiştir. Bugün görüşmeye başladığımız, inşallah, sonuçları itibarıyla da soruna çözüm olacağını umduğumuz bu kanun, bana göre, çok daha kapsamlı, çok daha toplumun her kesimiyle uzlaşılarak, çok tartışılarak bir toplumsal sözleşme hukuku şeklinde tanzim edilmeliydi. Çünkü eğer elli yılda kapatılamayacaksa bu sosyal güvenlik açıkları, başka tedbirler almak gerekiyor. Bu kanunla alınacağı ifade edilen tedbirlerin yeterli olmayacağını bu kanunu hazırlayan teknik kadroların ifade etmiş olmasına gerçekten dehşetle, ibretle bakıyoruz.

Bu arada biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu kanunun getirecekleri konusunda, özellikle çalışan kesimler adına, dar gelirli, sabit gelirli toplum kesimleri adına, emekliler adına endişelerimizin olduğunu -biraz önce arz ettiğim gibi- Sayın Komisyon Üyesi Arkadaşımızın on altı sayfayı bulan muhalefet şerhinde ifade ettik. Bu konularda, diğer sivil toplum kuruluşlarının da ifade ettiği -her ne kadar Sayın Bakan mutabakata vardık- mutabakat listeleri bize sunulmuş olsa da mutabakata varılamayan, uygulanması hâlinde sorunun çözümüne katkı verebileceğinden endişe edilen birçok husus olduğu ortaya çıkmaktadır. Ümit ederim ki işte buradaki görüşmelerde, Genel Kurul görüşmelerinde her milletvekili, her siyasi parti grubu bu konuda gerçekten iyi çalışarak, iyi niyetle, samimi bir duruş içerisinde katkı verir ve bu kanunu yeniden değiştirmek, yeniden düzeltmek mecburiyetinde kalmayız diye düşünüyorum. Özellikle bir hukuk tanzim ederken hukuka aykırı bir davranış içerisinde olmamamız lazım. Anayasa Mahkemesinin iptali konusundaki hususların giderilemediği yönünde Sayın Kamu-Sen Genel Başkanının hazırlamış olduğu raporu Sayın Bakanın ciddiye aldığını ümit etmek istiyorum.

Bütün bunların ötesinde söyleyeceğim bir şey var: Değerli milletvekilleri, sağlık hizmetlerinden yararlanmak en tabii insan haklarıdır. Sağlık hizmetlerinden yararlanmayı kısıtlayıcı, ona birtakım katkı payları koyarak toplum içerisinde ayrıştırıcı bir fonksiyon yüklersek, bir hukuki zemin yüklersek geleceğe haksızlık yapmış oluruz, bir insan hakkını ihlal etmiş oluruz diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Bu sebeple, bu kanunda, özellikle vatandaşlarımızın sağlık hizmetinden yararlanması konusunda, devletimiz üzerine düşen katkıyı bir sosyal maliyet olarak ödemelidir. Tekrar ediyorum: “Devletin katkısını yüzde 1’e düşürmek” hedefi doğru bir hedef veya doğru bir tanzim şekli değildir. Sosyal güvenlik bir devlet görevidir, bir sosyal maliyettir. “Sosyal”in en üst örgütü olarak devlet bu maliyeti karşılamak, en azından, vatandaşların sağlık hizmetlerini eşit olarak, karşılıksız olarak vermek zorundadır, vermelidir. 21’inci yüzyılın Türkiye’sine bu yakışır. Bu kanunu bu noktada çok eksik buluyoruz ve bunun düzeltilmesi yönünde, ümit ediyoruz ki Genel Kurulda ve bu görüşmelerde… Sayın Bakan “Önergeler hazırladık, birlikte verelim.” diyor. Ümit ediyorum ki bu önergelerde bu eksikleri de düzeltici…

Özellikle, tekrar söylüyorum: Çalışandan yana, emekliden yana, dar gelirli ve sabit gelirliden yana bir pozitif ayırımcılık yaparak ama kayıt dışılığı önleyici…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, bitiriyorum.

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Şandır (MHP, Mersin). “Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 27 Mart 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2008-03-27-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-k (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
