# Chp grubu adına grup bşk.v. ist. mv. kemal kılıçdaroğlu, ankara mv. hakkı suha okay ve izmir mv. kemal anadol'un 9 ocak 2007 tarihinde bağdat'ta düşen ve türk işçilerinin yaşamlarını yitirmesiyle sonuçlanan kazaya neden olan yabancı bir şirkete ait uçağın gerekli güvenlik önlemleri almamasına ve yeterli mali mesuliyet sigortası sağlamamasına rağmen uçuşuna izin veren sorumluları himaye ederek sağlıklı soruşturma yürütmesine engel olduğu iddiasıyla ulaştırma bakanı binali yıldırım hakkında gensoru açımasına ilişkin (11/4)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Şandır (MHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 133. Birleşim
- **Tarih:** 22 Temmuz 2008
- **Gündem:** CHP GRUBU ADINA GRUP BŞK.V. İST. MV. KEMAL KILIÇDAROĞLU, ANKARA MV. HAKKI SUHA OKAY VE İZMİR MV. KEMAL ANADOL'UN 9 OCAK 2007 TARİHİNDE BAĞDAT'TA DÜŞEN VE TÜRK İŞÇİLERİNİN YAŞAMLARINI YİTİRMESİYLE SONUÇLANAN KAZAYA NEDEN OLAN YABANCI BİR ŞİRKETE AİT UÇAĞIN GEREKLİ GÜVENLİK ÖNLEMLERİ ALMAMASINA VE YETERLİ MALİ MESULİYET SİGORTASI SAĞLAMAMASINA RAĞMEN UÇUŞUNA İZİN VEREN SORUMLULARI HİMAYE EDEREK SAĞLIKLI SORUŞTURMA YÜRÜTMESİNE ENGEL OLDUĞU İDDİASIYLA ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM HAKKINDA GENSORU AÇIMASINA İLİŞKİN (11/4)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2008-07-22-chp-grubu-adina-grup-bsk-v-ist-mv-kemal-kilicdaroglu-ankara-mv-ha

> Mehmet Şandır (MHP), 22 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 133. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CHP GRUBU ADINA GRUP BŞK.V. İST. MV. KEMAL KILIÇDAROĞLU, ANKARA MV. HAKKI SUHA OKAY VE İZMİR MV. KEMAL ANADOL'UN 9 OCAK 2007 TARİHİNDE BAĞDAT'TA DÜŞEN VE TÜRK İŞÇİLERİNİN YAŞAMLARINI YİTİRMESİYLE SONUÇLANAN KAZAYA NEDEN OLAN YABANCI BİR ŞİRKETE AİT UÇAĞIN GEREKLİ GÜVENLİK ÖNLEMLERİ ALMAMASINA VE YETERLİ MALİ MESULİYET SİGORTASI SAĞLAMAMASINA RAĞMEN UÇUŞUNA İZİN VEREN SORUMLULARI HİMAYE EDEREK SAĞLIKLI SORUŞTURMA YÜRÜTMESİNE ENGEL OLDUĞU İDDİASIYLA ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM HAKKINDA GENSORU AÇIMASINA İLİŞKİN (11/4)); konuşma 1.661 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara Milletvekili Sayın Hakkı Suha Okay ve İzmir Milletvekili Sayın Kemal Anadol’un, 9 Ocak 2007 tarihinde Bağdat’ta düşen ve Türk işçilerinin yaşamlarını yitirmesiyle sonuçlanan kazaya neden olan yabancı bir şirkete ait uçağın, gerekli güvenlik önlemleri almadan ve yeterli mali mesuliyet sigortası sağlamadan uçuşuna izin veren sorumluları himaye ederek sağlıklı soruşturma yürütülmesine engel olduğu iddiasıyla Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım hakkında Anayasa’nın 99’uncu, İç Tüzük’ün 106’ncı maddeleri uyarınca verdikleri gensoru önergesi üzerinde görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım. Öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, gensoru sahiplerinin çok ağırlıklı, önemli iddialarını hep beraber dinledik. Bunları yok sayamayız. Bunları “önemsiz” deyip, gülüp geçiştiremeyiz.

Olay, Moldova milliyetine ait ve yabancı bir hava yolu işletmesine ait Antonov-26 tipi bir uçağın, 9 Ocak 2007 tarihinde Irak’a yolcu taşımak maksadıyla Adana’dan havalandıktan sonra Bağdat yakınlarında piste 200 metre kala düşmüş olmasıdır. Bu uçak kazasında 28 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir, 1 Amerikalı yolcu da bu kazada hayatını kaybetmiştir, 1 vatandaşımız da ağır yaralanmıştır.

Dolayısıyla, söz konusu insan hayatı olunca bu olayla ilgili iddiaları yok sayamayız, hafife alamayız. Üzerinde dikkatlice durulması gerektiğini, özellikle gensoru sahiplerinin iddialarına ciddiyetle cevap verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, aradan iki yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen bu kazayla ilgili olarak birçok soru maalesef henüz cevaplandırılamamıştır, cevap beklemektedir. Ciddiyetine, gayretine ve sorun çözmekteki kapasite ve kalitesine inandığım Sayın Ulaştırma Bakanının bugüne kadar birçok açıklama yapmış olmasına rağmen bu uçak kazası hakkındaki soruların ve şüphelerin devam etmiş olması bize göre, bana göre üzüntü vericidir ve Türkiye'ye yakışmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, sizler de bilirsiniz, Sayın Bakanım özellikle bilir, sivil havacılıkta kurallar kanla yazılır. Her kaza sonrasında; her akan kan, kaybedilen can sonrasında sivil havacılıktaki kurallar biraz daha dikkatle izlenir, takip edilir, üzerinde durulur, durulması temin edilir. Şimdi, esas soru burada gizlenmektedir.

Değerli milletvekilleri, bakınız, bu kaza 9 Ocak 2007 tarihinde oldu, 28-29 cana mal oldu. Bu sorular o zaman da soruldu, bu tenkitler, iddialar o zaman da ortaya konuldu. Ben inceledim, çok sayıda hem yazılı hem sözlü soru önergeleri verilmiş, basında yazılar çıkmış, birtakım iddialar ve ithamlar ortaya konulmuş. Bana göre yeterli tedbir alınmamış, bana göre sorulan soruların, iddiaların üzerinde ciddiyetle durulmamış ki, benzer özelliklerde bir uçak, bundan on ay sonra, zannediyorum 30 Kasım tarihinde, yine aynı yıl içerisinde Isparta Havaalanı yakınlarında tekrar düşmüş ve 57 vatandaşımız bu kazada da hayatını kaybetmiştir. Burada durup düşünmek lazım. Bizim, birilerinin ihmali, birilerinin himayesiyle insan hayatını bu kadar önemsemez bir tavır içerisinde olma hakkımız var mıdır?

Şimdi, Sayın Bakan, siyasi sorumlu olarak, kendisine bağlı Bakanlıkta çalışan bürokratların siyasi sorumlusu olarak şu sorulara, burada ifade edilen, basında çıkan şu sorulara bana göre bu kürsüden milletin önünde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda cevap vermek durumundadır, verilmesi gerekir. Bu sorular cevapsız bırakıldığı takdirde, Allah korusun, bir başka kazayla yeniden bunları konuşmak durumunda kalırız.

Ben, bu konuda birçok soru belirledim. Bu soruları gensoru sahibi arkadaşlarım çığlık çığlığa buradan ifade ettiler, hatta bazı iddialarda, ithamlarda da bulundular, Sayın Bakanın istifa etmesi gerektiğini de söylediler. Dolayısıyla, kişiliğine inandığım, saygı duyduğum Sayın Bakanın bu sorulara buradaki süre içerisinde veya daha sonra bir basın toplantısıyla veya ben belirlediğim, tertiplediğim bu soruları bir soru önergesine dönüştürerek kendilerine sunacağım, buna yazılı olarak, bizlere, Genel Kurula bir cevap vermesi gerekir diye düşünüyorum, yakışır diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakanım; sorularım şunlar:

Bu Antonov-26 tip uçakların, bizim de bağlı olduğumuz anlaşmaların üyesi ülkelerin hiçbirinde yolcu taşımada kullanılmadığı iddia ve ifade edilmektedir. Bu doğru mudur?

Bu uçakların kargo uçağı olduğu ve yirmi beş-otuz yıldan bu yana hiç üretilmediği söylenmektedir. Bu uçakların nasıl oluyor da Türkiye’de yolcu taşımasına müsaade ediliyor, mümkün olabiliyor? Bunun bir sorumlusu olması gerekmez mi? Dünyanın hiçbir yerinde yolcu taşımayan, kargoculukta kullanılan, güvenilir olmadığı da ifade edilen bu uçakların Türkiye’de üç ay bekletilerek yolcu taşımada kullanılmasının bir sorumluluğu, bir sorumlusu olması gerekmez mi?

2006 yılında, ifade edildiğine, yazıldığına göre dünyada 72 adet uçak kazası olmuş. Bu uçak kazalarından 24 tanesi bu Antonov-26 tipi uçaklar tarafından yapılmış. Bu gerçek doğruysa Adana’da yaşadığımız bu uçak kazası çok da teknik, çok da tesadüfi, çok da kader değil, doğrudan bizim yetkililerimizin ve sorumlularımızın kusurudur, bana göre suçudur. Çünkü, ucunda 28 tane vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Bu vatandaşlarımızın çok sayıda yakını bunun çilesini çekmiştir, üzüntüsünü yaşamıştır.

Çok sayıda soru var ama bir başka soru: Bu uçağın ticari ve operasyon sorumluluğunu Türkiye'de hangi hava yolu işletmesi üstlenmiştir?

BSA adlı temsil, gözetim ve yönetim şirketi bu görevleri yapmakla, daha çok yer hizmetleri vermekle… Temsil, gözetim ve yönetim hizmeti vermek amacıyla kurulmuş bir şirketin kiraladığı bu uçaklarla hava taşımacılığı işi yapması nasıl bir ihlaldir? Buna kim müsaade etmiştir? Hukukumuzda buna müsaade var mıdır? Göz göre göre böyle bir sonuç kimin sorumluluğundadır?

Bu yönde, bu şirketle bir anlaşma yapılmış mıdır? Bu anlaşma kurallara uygun mudur? Bu anlaşma hangi trafik hakkına göre Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından onaylanmıştır? Mütekabiliyet esasına uyulmuş mudur?

Hangi Türk hava yolu işletmesinin Türk milliyetine ait uçağı Moldova’da bir havaalanını kullanarak oradan başka ülkelere, aynı trafik hakkını kullanarak benzeri seferler yapabilmektedir? Eğer böyle bir şey yoksa bu uygulama hukuk dışı değil midir?

Bu eski Rus kargo uçağına Türkiye'de, Türk insanlarını taşıtmadan önce, uçağın Türk sivil havacılığı tarafından uçuşa elverişlilik denetimlerinin yapılmış olması da gerekirdi. Bu denetimlerin kurallar gereği yeterince ve zamanında yapıldığını her defasında söylüyorsunuz. Sayın Bakanım, bu söylediğinize kendiniz inanıyor musunuz?

Söz konusu uçak Moldova tesciline kayıtlıdır. Ülkemizden Irak’a, Irak’ta çalışan Türk işçilerini götürürken Bağdat yakınlarında düşen bu uçak yedinci trafik hakkıyla uçmuştur. Yedinci trafik hakkı verilmesi karşılığında Türkiye Moldova’dan ne almıştır?

Türk uçaklarının Moldova’da yedinci trafik hakkı kapsamında uçuş imkânı var mıdır? Mütekabiliyet esası burada uygulanmış mıdır? Bu sorunun cevabı mutlaka verilmesi lazım.

Bir başka şey: Değerli gensoru sahipleri ısrarla sordular. Savaş riski olan bir ülkeye yolcu taşıyor bu uçak. Uçuş konusunda, hava taşımacılığı konusunda çok belirgin bir amir hüküm olarak savaş riski taşıyan ülkelere yapılan uçuşlarda savaş riski mali mesuliyet poliçesi aranır, siz aradınız mı? Gösterilen belge sizi tatmin ediyor mu?

Söz konusu Moldova’ya milliyetli uçağın uçuş izni -permi dediğimiz hadise- imzalanırken üçüncü şahıs mali mesuliyet sigorta poliçesi var mı? Bunları yeterli buluyor musunuz? Bunlar usulüne uygun, uluslararası sözleşmelere uygun imzalanmış mı? Tüm bu işlemler bir denetimden geçmiş mi?

Sonunda, ucunda 28 insanın hayatına mal olan bu kazanın acaba, insandan kaynaklanan, hatalardan kaynaklanan, ihmalden kaynaklanan bir sonuç olması ihtimali sizi rahatsız etmiyor mu?

Bir başka şey: 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu’nun ilgili maddesi gereği yayımlanan Ticari Hava İşletmeleri Yönetmeliği’nin 6’ncı çerçevesinde ve uluslararası düzeyde imzalanan birçok anlaşmalarda ve ülkemizin altına imza koyduğu ECAC tavsiyeleri gereği, çağ dışı kalmış bu tip uçaklar ile hava yolu taşımacılığı yapmak için başvuruda bulunanlara kesinlikle izin hakkı verilmemesi gerekirken, nasıl oluyor da, yer hizmeti yapan bir firmaya, temsil, gözetim ve yönetim şirketine -Türk insanının hayatı bu kadar mı ucuz- böyle bir firmaya hava taşımacılığı yapma imkânı veriyoruz? Bu konu Bakanlığınız tarafından yeterince sorgulandı mı?

Bir başka durum şu: Yukarıda arz ettiğim Yönetmelik üçüncü bölümü “Bu Yönetmelik’te yer alan hükümleri yerine getirmekten, havaalanı işletmecileri, yer hizmetleri kuruluşları ve hava taşıyıcıları sorumludur.” diyor.

Ayrıca, bu Yönetmelik’te belirtilen yer hizmetlerinin uluslararası seviyede yapılmasını sağlayacak tedbirlerin alınmasından da Devlet Hava Meydanları İşletmesi Bakanlığa karşı sorumludur. Bu kazayla ilgili veya bu uçuşla ilgili, Devlet Hava Meydanları İşletmesi yöneticileri gerekli gözetim ve denetimde bulundular mı? Sayın Bakanımız bu konuda bir sorgulama yaptı mı?

Değerli milletvekilleri, gerçekten, bu ve buna benzer birçok soru, ama özellikle bu soruları soranların satır aralarında ifade ettikleri bir husus var, bunun da burada açıklanması lazım. İddia edildiğine göre, bu kazaya sebebiyet veren sorumlular, Sayın Bakanın tasarrufuyla Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne istihdam edilen, ısrarla, inatla burada görevde tutulmaya çalışılan, anlaşılıyor ki yetersiz, anlaşılıyor ki bu konuda yeterli sorumluluğu duymayan yöneticilerin, bu Bakanlıkta, bu Genel Müdürlükte göreve devam etmeleri Sayın Bakanın himayesinde gerçekleşmektedir. Bu sorunun da cevabı verilmelidir. Gerçekten sivil havacılık gibi insan hayatını doğrudan ilgilendiren, uluslararası normlara kavuşmuş bir işlev, bir görev yeterliliği olmayan bir kadro tarafından… İddialar ağır. Deniliyor ki burada yeterli teknik yeterliliği olan kadrolar AKP İktidarı tarafından uzaklaştırıldı, daha çok milletvekili çocuklarından oluşturulan yeni bir kadro kuruldu. Bunların yetersizliği maalesef bu denetimlerin gerçekleşmesini engelledi. Bu iddia edilmekte. Bunu Sayın Bakan burada ifade etmeli. Gerçekten bugün Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün teknik kadrosu, denetim kadrosu bu görevlerin emniyetli bir şekilde yapılmasını, yani bu uçuşların emniyetli bir şekilde yapılmasını temin edecek kalite ve kapasiteye sahip mi değil mi? Nasıl oluyor da bir yıl içerisinde birbirine benzer sebeplerden dolayı iki tane uçak kazası yaşıyoruz, birinde 28 vatandaşımız, birinde de 57 vatandaşımızı hayatını kaybediyor?

Şunu diyebiliriz: Dünyanın her yerinde, her dönemde uçak kazası olur ve insanlar ölür, eyvallah. Ama kendi hava yolunuzla taşıyamadığınız yolcuyu, taşıyamadığınız vatandaşı güvenirliliği tescilli olmayan -en azından- bir hava yoluyla taşınmasına müsaade etmek kendi insanımıza saygısızlık olmuyor mu? Dolayısıyla, böyle bir tedbiri alması gereken bürokratlar, görevi bu olan bir Genel Müdürlük bu konuda acaba… Burada sorun çok net. Acaba, siyasi kadrolaşma adına, ihmal sonucu teknik kadrolar boşaltılarak yerine getirilenlerin yetersizliği mi sebep olmuştur? Bunların açıklanması lazım.

Bakınız, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Personeli Atama, Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği’nin maddeleri önümde. Gerçekten çok ağır şartlar var, belli kurallar istiyor, belli eğitimler istiyor, denemeler istiyor, hizmet içi eğitim istiyor. Şimdi, bu yeni kadro, Sayın Bakanın ısrarla görevde tutmaya çalıştığı bu yeni kadro, bu bürokratlar -bizim konumuz bürokratlar değil, biz siyasetçiyiz, meseleyi siyaseten sorguluyoruz- acaba bu Yönetmelik’in amir hükümleri gereği yeterli mi? Bu yetersizlik mi böyle kazalara sebep olmaktadır?

Değerli milletvekilleri, sözlerimin sonucunda tekrar şunu hatırlatmak istiyorum: Sivil havacılıkta kuralları kanla yazıyorlar. Akan insan kanı da bana göre, hepimiz için çok kutsal, yerine ikamesi olmayan bir değer. Biz -siyaseten muhalefet yapmak adına, birbirimizi hırpalamak adına bir sorgulama değil, tedbirlerin yeterince alınmasını amaçlayan bir çığlığımız var- şakası olmayan, ihmali olmayan, olması hâlinde de bedeli ağır olan bir konuyu tartışıyoruz. Bu sebeple, tekrar ediyorum, ciddiyetine, gayretine, sorun çözme kapasite ve kalitesine inandığım Sayın Bakanın bu konunun sorgulanmasına yeterince eğilmediği gibi bir endişem ve üzüntüm bulunmaktadır. Bu konu bu kaza olduğunun ertesinde uzun uzun tartışılmış, bu sorular sorulmuş ama Sayın Bakanın -mutlaka cevabı vardır- bu konuda beklenen tedbirlerin, ortaya konan iddiaların cevabını yeterince verebildiğini söylemek mümkün değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Şandır (MHP, Mersin). “Chp grubu adına grup bşk.v. ist. mv. kemal kılıçdaroğlu, ankara mv. hakkı suha okay ve izmir mv. kemal anadol'un 9 ocak 2007 tarihinde bağdat'ta düşen ve türk işçilerinin yaşamlarını yitirmesiyle sonuçlanan kazaya neden olan yabancı bir şirkete ait uçağın gerekli güvenlik önlemleri almamasına ve yeterli mali mesuliyet sigortası sağlamamasına rağmen uçuşuna izin veren sorumluları himaye ederek sağlıklı soruşturma yürütmesine engel olduğu iddiasıyla ulaştırma bakanı binali yıldırım hakkında gensoru açımasına ilişkin (11/4)”. TBMM Genel Kurulu, 133. Birleşim tutanağı, 22 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2008-07-22-chp-grubu-adina-grup-bsk-v-ist-mv-kemal-kilicdaroglu-ankara-mv-ha (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
