# Cumhuriyet halk partisi grubu adına grup başkanvekilleri istanbul milletvekili kemal kılıçdaroğlu, ankara milletvekili hakkı suha okay ve izmir milletvekili kemal anadol'un bazı yabancı firmaların türkiye'de rüşvet dağıttığı iddiaları karşısında gerekeni yapmadığı iddiasıyla başbakan recep tayyip erdoğan hakkında anayasanın 99 uncu ve içtüzüğün 106 ncı maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/11)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Şandır (MHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim
- **Tarih:** 29 Nisan 2010
- **Gündem:** CUMHURİYET HALK PARTİSİ GRUBU ADINA GRUP BAŞKANVEKİLLERİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ KEMAL KILIÇDAROĞLU, ANKARA MİLLETVEKİLİ HAKKI SUHA OKAY VE İZMİR MİLLETVEKİLİ KEMAL ANADOL'UN BAZI YABANCI FİRMALARIN TÜRKİYE'DE RÜŞVET DAĞITTIĞI İDDİALARI KARŞISINDA GEREKENİ YAPMADIĞI İDDİASIYLA BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN HAKKINDA ANAYASANIN 99 UNCU VE İÇTÜZÜĞÜN 106 NCI MADDELERİ UYARINCA BİR GENSORU AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGESİ (11/11)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2010-04-29-cumhuriyet-halk-partisi-grubu-adina-grup-baskanvekilleri-istanbul-mill

> Mehmet Şandır (MHP), 29 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CUMHURİYET HALK PARTİSİ GRUBU ADINA GRUP BAŞKANVEKİLLERİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ KEMAL KILIÇDAROĞLU, ANKARA MİLLETVEKİLİ HAKKI SUHA OKAY VE İZMİR MİLLETVEKİLİ KEMAL ANADOL'UN BAZI YABANCI FİRMALARIN TÜRKİYE'DE RÜŞVET DAĞITTIĞI İDDİALARI KARŞISINDA GEREKENİ YAPMADIĞI İDDİASIYLA BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN HAKKINDA ANAYASANIN 99 UNCU VE İÇTÜZÜĞÜN 106 NCI MADDELERİ UYARINCA BİR GENSORU AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGESİ (11/11)); konuşma 1.672 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle şahsım ve grubum adına yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup başkan vekilleri Sayın Kemal Anadol, Sayın Hakkı Suha Okay ve Sayın Kemal Kılıçdaroğlu tarafından Anayasa’nın 98 ve 99’uncu maddeleriyle, İç Tüzük’ün 106’ncı maddesi gereğince Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için verilen gensoru önergesi üzerinde görüşlerimi sizlerle paylaşmak için söz aldım.

Değerli milletvekilleri, gensorunun konusunu gensoru sahipleri detaylı bir şekilde sizlere sundular. Ben de konuşmanın devamına temel teşkil etsin diye özet olarak ifade edeyim.

Amerika Birleşik Devletleri ile Almanya’da yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların sonunda Daimler firmasının Türkiye iştiraki olan Mercedes-Benz Türk firmasının, yine Amerikan Delta & Pine firmasının Türkiye iştiraki olan Türk Deltapine Limitet Şirketi firmasının, yine üçüncü firma olarak Alman Siemens firmasının Türkiye'de rüşvet dağıttığının ortaya çıktığı iddia edilmektedir ve Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu olaylar hakkında gerekli soruşturmaları zamanında yapmadığı iddia edilmektedir. Böylece önerge sahiplerinin işaret ettiği hassasiyet şudur: Böylece demokratik sisteme olan güven sarsılmış ve Türkiye'nin uluslararası saygınlığı zedelenmiştir. “Sayın Başbakanın uluslararası düzlemde Türkiye ile ilgili rüşvet iddialarını zamanında ve yeterince soruşturmadığından dolayı Türkiye'nin uluslararası saygınlığı zedelenmiş ve demokratik sisteme güven sarsılmıştır.” İddia budur, bu iddia doğrultusunda Sayın Başbakanın cezalandırılması istenmektedir. Gensorunun özeti budur.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi yöneticileri bu iddialarını uzun bir konuşmayla -Sayın Kılıçdaroğlu- burada ifade etti. Ümit ediyorum ki Sayın Hükûmet de bunlara cevap verecektir. Ayrıca gensorunun içeriği okunduğu takdirde görülecektir ki bu iddialarla ilgili, uluslararası düzlemde de cezalandırılmalar olmuş, uzlaşmalar olmuş, ödemeler olmuş. Anlaşılıyor ki ortada bir suç vardır ve birtakım cezalar kesilmiştir, bunun Türkiye ayağı eksik kalmıştır. İddia budur ve bu iddia doğrultusunda Sayın Başbakanın yani Türkiye'nin yönetiminden sorumlu olan Sayın Başbakanın ihmali olduğu, sorumluluğu olduğu iddiasıyla, İç Tüzük ve Anayasa’ya göre cezalandırılması talep edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisinin gensorusunda, iddiaları devamında ortaya koydukları sorular da çok önemli, deniliyor ki:

“Nasıl oluyor da Türkiye’de rüşvet dağıtanlar başka ülkelerde yargılanıyor, rüşvet belgeleri ortaya çıkarılıyor, rüşveti verenler kabul ederek anlaşma yoluna gidiyor ve bu haberler medyada yer alırken rüşvetin dağıtıldığı Türkiye’de, siz sorumlu iktidar olarak duyarsız kalıyorsunuz, sessiz kalıyorsunuz?” Bu sorunun cevabı verilmelidir.

“2) Türkiye Cumhuriyeti anayasal, demokratik, hukuk devleti olmasına rağmen, siyasal iktidarın, rüşvet konularını inceleyerek sorumlularını yargı karşısına çıkarmaktan ve kamuoyunu bilgilendirmekten kaçınmasının gerçek nedeni nedir?” Bu soru da çok önemli, çok ağır bir soru; mutlaka cevabı verilmelidir. Yani siyasi iktidarın yolsuzluklarla ilgili görevini yapmadığı iddiası ağır bir sorudur.

Ve son olarak da iddia sahipleri diyorlar ki: “Dağıtılan rüşvetlerin siyasi sorumlusu bizzat Sayın Başbakandır ve bundan dolayı da İç Tüzük’e ve Anayasa’ya göre cezalandırılmalıdır.” Tabii, burada bir de ihsas var. Bu yolsuzluk, bu rüşvet iddiası soruşturulmadığına göre, acaba siyasi iktidar bunun bir yerinde midir? Bu da çok ağır bir ihsastır, ihsas düzeyinde de olsa ağır bir iddiadır.

Değerli milletvekilleri, bu iddialar çok önemlidir. İnanıyorum ki muhatapları gereken cevapları verecektir. Ancak, bilinmelidir ki bu cevaplar milletimiz tarafından, kesin cevap da milletimiz tarafından verilecektir. Hiçbir iddia, bu konuda hiçbir ihmal cezasız kalmayacaktır. Hem millet vicdanında hem de inancımız gereği ilahî zeminde yolsuzluğun, sorumsuzluğun cezasının kalmayacağı, zannediyorum hepimiz açısından bir ortak değerdir.

Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu iddiaları önemsiyoruz ve gerçeklerin ortaya çıkmasını, suç varsa da suçluların cezalandırılmasını herkesten daha çok istiyoruz. Ancak, şunu da ifade etmek lazım: Bu gensoru önergesi, önergenin gündeme alınması talebi zaman itibarıyla doğru olmamıştır, kanaatimiz budur. Çünkü toplumda Anayasa değişikliği gibi çok önemli bir konuda duyarlılıklar gelişmiş, tartışmalar büyümüş ve dikkatler oraya toplanmış. Tam bu ortamda, böyle çok daha önemli bir konuda, böyle bir iddiayı sonuna kadar götürebilmek, cevabı sonuna kadar verebilmek çok mümkün olmayacaktır. Cevapsız sorular bu topluma eziyet olacaktır. Cevabı verilmemiş sorular bu toplumda yük olacaktır. Bu sebeple, bu gensoru önergesinin zamanının doğru olmadığı kanaatimizi de ifade ediyorum. Ama her şeye rağmen yolsuzluk iddialarının sonuna kadar araştırılmasını ve suç varsa suçluların da cezalandırılmasını herkesten daha çok Milliyetçi Hareket Partisi istemektedir.

Bu sebeple, değerli milletvekilleri, iddia sahipleri buradadır, iddianın muhatapları da buradadır ve önemlidir; Türkiye'nin uluslararası saygınlığının zedelenmesi gibi çok ciddi de bir iddia bir endişe ile ortaya konulmuştur. Mutlaka muhatapları bunun cevabını verecektir. Bu sebeple, ben bu konudaki detaya çok fazla müdahil olmak istemiyorum. Ama sizlerle paylaşmak istediğimiz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak paylaşmak istediğimiz bazı düşüncelerimizi ve bu konudaki önerilerimizi de ifade etmek istiyorum bu vesileyle.

Değerli milletvekilleri, Değerli Başkan; yolsuzluk ithamı siyaset için, siyaset adamı için gerçekten çok ağır bir yüktür. Hiç kimse, küçük büyük bir yolsuzluk ithamıyla, iddiasıyla cevabı verilememiş bir duruma düşürülmesin, hem kişi olarak hem kurum olarak. Siyaset kurumu ki -Türkiye'yi Türk milleti adına yöneten- Türkiye'de yaşayan insanların beklentilerini karşılayan bir kamu gücü olarak, üzerindeki yolsuzluk görüntüsü, yolsuzluk iddiası taşınabilir, kabul edilebilir bir yük değildir. Çünkü millet, iradesini siyasete emanet etmektedir, o iradenin gücüyle milletin geleceği tanzim edilmektedir. Emanet eden, emanet ettiği kişiye inanamıyorsa, güvenemiyorsa orada doğru bir ilişki, faydalı bir birliktelik tanzim edebilmek mümkün değildir. O sebeple, siyasetin üzerindeki yolsuzluk iddialarını, bana göre, bu Genel Kurul tüm gündemlerinin en önüne koymalıdır. Siyaseti yolsuzluktan, yolsuzluk itham ve iddialarından arındıramadıktan sonra, burada dünyanın en güzel şeyini yapsak adına vekâlet kullandığımız bu millete güven uyandıramayız, inandıramayız. Bu sebeple, yolsuzlukla ilgili iddiaların, siyasetin üzerinde, yönetimin üzerindeki yolsuzlukla ilgili iddia ve ithamların sonuna kadar araştırılmasını, geciktirilmemesini, tarafsız bir şekilde, suç varsa belirlenmesini ve suçluların cezalandırılmasını çok önemsediğimizi ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, yolsuzluk orada kalmıyor, yolsuzluğun yansıması, sonucu olarak bir yozlaşmaya sebep oluyor. Bu yozlaşma, siyasetten, yönetimden hızla topluma yansıyor. Temiz toplum amaçsa bunun başlangıç noktası siyasettir. Temiz siyaseti kuramadığımız takdirde, siyasetin emrindeki yönetimi temiz bir şekilde çalıştıramadıktan sonra toplumu olması gereken değerlerde tutabilmek mümkün değil. Bugün Türkiye'nin Türk milletine yakışmaz görüntüleri, şu sokakta yaşanan hadiseler, ifade etmekten üzüntü duyuyorum, ama bu sonuçları kabul edebilmek mümkün değil, toplum cinnet geçiriyor. Olmaz işler, kabul edilmez işler, insani düzeyde, toplumsal düzeyde, kitlesel düzeyde olmaması gereken birtakım olayları yaşıyorsak, bunun sebebini öncelikle siyaset kendinde aramalıdır. Eğer temiz siyaset, ona dayalı olarak temiz bir yönetim, adaletli bir yönetim ortaya koyamazsak, bu topluma dürüst olun, temiz olun, adaletli olun, çalışkan olun demeye hakkımız yok. Sonuçta, toplumsal cinnet dediğimiz gerçekten insana yakışmaz, hele Türkiye’ye, Türk milletine yakışmaz manzaralar karşısında perişan oluruz.

Bu sebeple, değerli milletvekilleri, öncelikle siyasetteki bu yozlaşmayı… Yolsuzluklardan kaynaklanan harama bulaştığınız takdirde, bu yolsuzluğa bir defa bulaştığınız takdirde arkasını toparlayabilmeniz mümkün değil, onun getireceği hadise yozlaşmadır. Siyasetteki bu yozlaşmayı eğer hem hukuki hem kuramsal olarak hem de kurum olarak önleyici tedbirleri alamadığımız takdirde, demin de ifade ettiğim gibi, burada dünyanın en güzel şeylerini de konuşsak, en güzel hukukunu da kursak görevimizi yapmış olmayız.

Bu sebeple biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak tüm bu olayların, tüm bu yaşananların ve özellikle şu dönemde artan yolsuzluk iddia ve ithamlarının önünü kesebilmek için, bu yükü siyasetin üzerinden, Türkiye'nin üzerinden atabilmek için alınması gereken tedbirler noktasında, Milliyetçi Hareket Partisi, topluma, siyasete, Türkiye Büyük Millet Meclisine çok kapsamlı bir proje mahiyetinde çağrıda bulunmuştur. Bugün bir yolsuzluğun konuşulduğu, bir iddianın ortaya konulduğu, cevaplarının verileceğini umduğum bir hadiseyi de fırsat bilerek, Milliyetçi Hareket Partisinin yolsuzlukla mücadele konusunda topluma sunduğu, siyasetin dikkatine sunduğu çağrısını huzurlarınızda müsaadenizle tekrarlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, tekrar ediyorum, meselenin başlangıcı siyaset. Türkiye siyasetle yönetiliyor; millet, iradesini siyasete, siyaset kurumuna ve siyasetçiye emanet ediyor. Eğer siyaseti yolsuzluktan, yolsuzluk ithamından, iddiasından arındıramazsak, ondan sonrasını düzeltmek mümkün değil. Bu, aynen: Hani, bir yapı yaparken önce zemini temizlersiniz, sağlam zemine inersiniz, ondan sonra binanızı kurarsınız. Çamura, çamurdan oluşan bir zemine bina kurmazsınız. Bence, bu işin zemini de siyaset. Onun için, ısrarla herkesin teklif ettiği, herkesin konuştuğu ama bir türlü gerçekleştirilemeyen bir hadiseyi, ben, Milliyetçi Hareket Partisinin teklifi, daveti, görüşü olarak tekrar ifade ediyorum: Gelin, öncelikle siyasi ahlak yasasını çıkartalım. Siyasi ahlak yasasına dayalı olarak kurulması gereken kurumları kuralım, denetim kurumlarını kuralım.

Değerli milletvekilleri, bu konu bir millî meseledir, yani iktidarı suçlamak için söylemiyorum. Elimde birtakım rakamlar var. Yolsuzluk skalasında Türkiye'nin nerelere kadar düştüğü, hangi devletlerin arkasına düştüğü… Yani, söylenmesi hâlinde böyle çok sevineceğimiz, siyaseten kazanacağımız bir şey yok. Türkiye'nin ayıbını söylemek bize bir şey kazandırmaz. Ama, iyi durumda olmadığımızı hepimiz biliyoruz. Bugün, bundan önceki gün ama sonuç olarak Türkiye yolsuzluk durumunda gerçekten -utanılacak demesek bile- sevinilecek bir noktada değil. Böyle olunca, gelin bunu bir millî mesele hâline alalım, bir devlet meselesi hâline alalım ve bir millî program yapalım. Bu noktada Milliyetçi Hareket Partisi olarak -birkaç defa oldu- araştırma önergesi veriyoruz ve bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevini hatırlatıyoruz. Bir komisyon kuralım bu konuda. Herkesin teklifi var, gelin bu teklifleri koordine edecek bir yapı, bir komisyon kuralım, araştıralım diyoruz ama nedense, nedense -özellikle iktidar partisi grubu- bunu bir zaman geçirme taktiği olarak görüyor ve her defasında reddediyor. Ama yolsuzluk dediğimiz hadise neredeyse bu toplumu boğma noktasına geldi değerli milletvekilleri. Sokakta yaşadığımız hadise herkesi rahatsız etmeli. Bunu bir millî program olarak ele almalıyız ve buna dayalı olarak bir yolsuzlukla mücadele kurulu oluşturmalıyız. Milliyetçi Hareket Partisinin teklifi bu. Özerk bir yolsuzlukla mücadele kurulu oluşturmalıyız ve bu siyasetten bağımsız, özellikle siyasetin, siyasetçilerin siyasi rant elde etmek veya siyasetin gücünü kullanarak kendilerine bağlı bir güç oluşturmak yönündeki gayretlerini, faaliyetlerini denetlesin.

Kamu denetçiliğini kuruyoruz, kamu denetim kurumunu ama ne kadar geç kalınmış bir hadise, değil mi? İşte, bu konuda Türkiye denetim kurumunu oluşturmamız lazım, yine özerk. Türkiye’de yalnız mahkemeleri, yalnız asayiş güçlerini, polisi bu konuda görevli saymak, yeterli bulmak mümkün değil. Bu konuda toplumun da denetimini, toplumun örgütlü gücünün de bu denetime katılmasının hukuki yollarını hazırlamamız lazım. Bu sebeple, bunu bir kültür hâline getirmemiz gerekir, denetim etkinliğini bir bireysel içselleştirme, bir kültür hâline getirmeliyiz. Çok anlatılır, görmüşünüzdür, Avrupa’nın birçok şehrinde yaşamışlığımız da vardır, elinizdeki izmariti sokağa atarsanız oradaki vatandaş size müdahale eder çünkü onu kendi özgürlüğüne, kendi hakkına bir saldırı olarak görür. İşte, bunu bir kültür hâline getirebilmek için, bir bireysel alışkanlık, zihniyet hâline getirebilmek için okullardan başlayan bir denetim etkinliği programı geliştirmemiz lazım.

Değerli milletvekilleri, sözün sonunda söylenecek söz şudur: Tüm bunların başlangıcı, tüm söyleneceklerin ilk cümlesi siyasetin temizlenmesidir. Bunun için, geliniz, Anayasa’mızın 83’üncü maddesindeki milletvekili dokunulmazlığını yeniden tanımlayalım. Aslına, milletin kendisine atfettiğiniz suçlara karşı aynı suçu işleyen vekilinin dokunulmazlığını bu Anayasa’dan çıkaralım.

Bakın, Anayasa düzenliyorsunuz, yeni Anayasa düzenliyorsunuz, diyorsunuz ki “Demokrasinin standartlarını yükselteceğiz.” ama seçim barajına dokunmuyorsunuz. Diyorsunuz ki “Özgürlükleri geliştireceğiz.”, Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki kamu hizmetlerinden yararlanma eşitliğini getirmiyorsunuz. Diyorsunuz ki “Yönetime seviye kazandıracağız.”, yönetimin denetlenmesini sağlayacak milletvekilliği dokunulmazlığına dokunmuyorsunuz. Buradan, tedirginliğinizi biliyorum ama size teklifimiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Şandır (MHP, Mersin). “Cumhuriyet halk partisi grubu adına grup başkanvekilleri istanbul milletvekili kemal kılıçdaroğlu, ankara milletvekili hakkı suha okay ve izmir milletvekili kemal anadol'un bazı yabancı firmaların türkiye'de rüşvet dağıttığı iddiaları karşısında gerekeni yapmadığı iddiasıyla başbakan recep tayyip erdoğan hakkında anayasanın 99 uncu ve içtüzüğün 106 ncı maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/11)”. TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim tutanağı, 29 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2010-04-29-cumhuriyet-halk-partisi-grubu-adina-grup-baskanvekilleri-istanbul-mill (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
