# 2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Şandır (MHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim
- **Tarih:** 26 Aralık 2010
- **Gündem:** 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2010-12-26-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi

> Mehmet Şandır (MHP), 26 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 2.961 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçe görüşmeleri, sizlerin de malumu, ülke gündemi üzerinde bir genel görüşmedir. Bütçe kanununun kendisi ve bunun üzerinde yapılan tüm müzakereler aslında geleceğimiz açısından önemli ve değerli bir siyaset belgesidir, böyle de olmalıdır. Siyasi partiler bütçe görüşmelerinde ülke ve millet için gelecek öngörülerini, ülke için tehdit algılamalarını, tedbir önceliklerini, yatırım önceliklerini bu müzakerelerde ortaya koyarlar. Bu yönüyle bütçe görüşmeleri siyasi partilerin misyon ve vizyon sahnesidir. Bu sahnenin de sahibi ve seyircisi milletimizdir. Yani millet adına ve milletin gözü önünde iktidarı, muhalefetiyle birlikte burada yaptığımız bir dün, bugün, yarın müzakeresidir, tartışmasıdır. Geleceğimizi aslında birlikte düşünmekteyiz, sesli düşünmekteyiz. Bu sebeple bütçe görüşmeleri iktidar için icraatın hesabını vereceği bir fırsat, muhalefet için de millet adına hesap soracağı bir imkân olarak değerlendirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bütçe görüşmelerini bu anlam ve kapsamda kabul ediyoruz ve bunun gereğince davranmaya çalışıyoruz. Ancak Hükûmetten ve AKP Grubundan maalesef bugüne kadar böyle bir yaklaşım göremedik. Muhalefet partileri olarak bütün gayretimize ve uyarılarımıza rağmen, iktidar partisinin sözcülerini bugüne ve yarının tartışılmasına, konuşulmasına bir türlü taşıyamadık, hâlâ 2002’nin öncesinde debelenip duruyorlar ve yine maalesef müzakere için bir ortak payda da oluşturamadık. Sürekli olarak “siz-biz”, “2002 ve bizim dönemimiz” diye konuşuyorsunuz, tartışıyorsunuz. Türkiye’yi, yarını ve bugünü özne hâline getiremedik. Bütçe görüşmeleri bir şekil şartının ötesine maalesef geçemedi. Milletin zamanını ve umutlarını maalesef sayın iktidar partisi grubu milletvekilleri boşuna tükettiniz.

Değerli milletvekilleri, AKP İktidarının dokuzuncu bütçesini görüşüyoruz, her yıl aralık ayına geldiğimizde aynı söylemleri dinliyoruz. Yine aynı nakarat, AKP sözcülerinin rakamlarla takla attırarak övünmelerini, muhalefeti suçlamalarını, ilgisizliği, tahammülsüzlüğü, sığ, vizyonu olmayan konuşmaları, Başbakana yakılan methiyeleri ve geçmişi suçlamaları yaklaşık on beş gündür birlikte izliyoruz, milletimiz de izliyor. Maalesef, bütçe görüşmelerinde bugüne kadar ne dünü doğru konuştuk ne bugünü doğru ifade ettik ne de geleceğe dönük bir ufuk turu yapabildik. Bu yıl da bütçe görüşmeleri sıradanlaştırıldı ve bir anlamda ciddiyetten uzaklaştırıldı. Bunun sorumlusu Hükûmettir ve AKP Grubudur.

Dünyanın ve Türkiye’nin önemli bir dönemeçten geçtiği, bir çağ değişiminin yaşandığı bu zaman diliminde dünyanın yöneldiği değişme çizgisini milletimiz ve ülkemiz açısından kavramadan bütçe hazırlamak veya müzakere etmek günübirlik sorunlar etrafında sıkışıp kalma ihtimalini de beraberinde getirmektedir.

Değerli milletvekilleri, bütçe görüşmelerinin bu son gününde sizleri zaman ve mekân bütünlüğünde birlikte düşünmeye davet ediyorum, gelin bir vicdan muhasebesi yapalım: Yeni bir yüzyılın, hatta yeni bir bin yılın başındayız. Bugün Türkiye, 70 milyonu geçen dinamik nüfusu, jeostratejik konumu ve her yıl az çok büyüyen ekonomisiyle önemli bir ülkedir. Yedi bağımsız devleti, 250 milyona yaklaşan nüfusuyla Türk dünyası ve çok zengin yer altı kaynaklarıyla Türk coğrafyası yani Avrasya coğrafyası, yeni küresel güç adayı ülkeler olan Çin, Hindistan ve Rusya’nın ortasında bulunmaktadır. Türk milleti bana göre tüm zamanların en şanslı dönemini yakalamış bulunmaktadır. Geçen yüzyılın ilk çeyreğinden de, geçen bin yılın ilk çeyreğinden de daha şanslı bir noktadayız.

İfade edildiğine göre, “BRIC ülkeler” olarak ifade edilen yeni küresel güç adayları ülkelerin ortasında çok değerli ve stratejik konumda bir coğrafyada yaşamaktayız. Soğuk savaş dönemi sonrasında oluşan tek kutuplu dünya ile bu yeni küresel güç adayları arasında tarihî bir fırsat yakaladık. Bize göre bu yeni küresel güç blokuna karşı barikat ülke olarak kendimizi konumlandırmak yerine, Türkiye, oyunu kendi adına oynamalı, barikat olmak değil, T-BRIC konumunu yakalamalı, lider ülke Türkiye olmalıdır.

Türkiye'nin bu potansiyelini gören küresel güçler bugün, tarihten bildiğimiz böl-parçala-yut senaryolarını yeniden önümüze koymaya çalışıyorlar. Bin yıldır birlikte yaşamış, kardeş olmuş milletimizi etnik ve inanç temelinde ayrıştırmaya ve çatıştırmaya çalışıyorlar. Bize göre Türkiye'nin en önemli sorunu, küreselleşen dünyada Türkiye'nin ayrıştırılmaya çalışılmasıdır ve ne yazık ki ülkemizi sekiz yıldır milletimiz adına yöneten AKP İktidarının bu projelere eş başkanlık yapması, taşeronluk yapması, çanak tutmasıdır. Bize göre Türkiye'nin temel sorunu, AKP İktidarının teslimiyetçi politikaları tarafından yönetiliyor olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği merkezli bir küresel dünya düzeninden, çok merkezli bir dünya düzenine evrilen dünyamızda Türkiye ve Türk dünyası, yeni küresel güç adayları ile eskilerin arasında tarihî bir fırsat yakalamış bulunmaktadır: Ya tarih yazacağız, 21’inci yüzyıl Türk asrı olacak, küresel güç merkezi olacağız ya da Allah korusun, küresel güçlerin ayakları altında kalacağız. Küresel güçler bu bölgeyi kontrolleri altında tutabilmek için günümüzde âdeta savaş düzeni aldılar ve maalesef savaş mevzilerini siyasi iktidarın zafiyetiyle ülkemiz toprakları üzerinde kurmaya karar verdiler. Her yeni yüzyılın ilk çeyreğinde olduğu gibi 21’inci yüzyılın bu ilk çeyreğinde de dünya düzeni şimdiden yeniden kuruluyor. Tarihin sonunun geldiğini ve artık medeniyetler çatışması yaşanacağını düşünen ve dünya imparatorluğu kurmak iddiasında olan küresel güçler bölgemizde bizim üzerimizden küresel projeler uygulamaya çalışıyorlar.

Değerli milletvekilleri, bu bölgenin sahipleri olan Türk milleti adına karar verici siz milletvekilleri; nasıl bir gelecek öngörüsünde bulunuyorsunuz, Türkiye'yi nereye koyuyorsunuz? Küreselleşme olgusunu güce ve hukuka dönüştürenlere karşı yeni yüzyılda Türkiye için öngördüğünüz bir konum var mı? Dünyanın yeniden tanzim edildiği bu süreçte, Türkiye, paylaşılan, parçalanan bir ülke mi olacak, yoksa paylaşılamayan, itibarlı, güçlü ve lider bir ülke mi olacak? Bu bütçe tasarısı ve burada yapılan müzakerelerle bizler, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak işte bu soruların cevaplarını aradık. Hükûmet muhalefetle çekişeceğine, geçmişle, 2002 öncesiyle boğuşacağına asıl bu sorulara cevap vermeliydi.

Sizlere soruyorum, iktidar partisinin değerli milletvekilleri: Bu bütçeyle Türk milletinin önüne hangi hedefleri koyuyorsunuz? Bir siyaset belgesi olarak bu bütçe tasarısının bir siyaset felsefesi var mı? Topluma heyecan veren bir gelecek umudu, öngörüsü bulunuyor mu? Bize göre ne yazık ki, bu bütçe tasarısında böyle bir gelecek öngörüsü yok. Yaklaşık otuz günden bu yana bütçe tartışıyoruz, iktidarıyla muhalefetiyle bütçe hakkını yerine getirdiğimizi maalesef söyleyemeyiz. Sorunları derinlemesine tartışamadık, alınması gereken tedbirler için ortak akıl geliştiremedik.

İktidarla ana muhalefet arasında “boş-dolu bardak” tartışmasıyla horoz dövüşüne dönüşen bir bütçe görüşmesinin daha sonuna geldik. Bardağın dolu tarafının iktidar tarafından abartıldığı buna karşılık da muhalefet tarafından boş tarafının ifade edilmesine iktidarın ölçüsüz tepki vermesi, toplum açısından ne anlam ve ne değer ifade etmektedir? Millet, bu görüşmeleri bir tiyatro oyununu seyreder gibi seyretmektedir. Trajikomik bir oyun. Bir bardak suda fırtınalar çıkarıp birbirini boğmak isteyenleri ve bu arada suyu bulandırıp balık avlamak fırsatçılığı yapan kurnazları milletimiz üzülerek ve ibretle seyrediyor. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bardağın boşu-dolusu değil, bardağı denizlere nasıl dönüştürürüz, bunun için ne yapmamız gerekir sorusunun cevabının peşindeyiz. Bütçe görüşmelerinde lider ülke Türkiye’yi nasıl kuracağımızı konuşmalıydık.

Değerli milletvekilleri, başarı ve ilerleme ancak ileriye dönük bir hedeflemeyle kazanılır ama ne yazık ki sizler hep geleceğe dönük, geriye bakarak ileriye gittiğiniz iddiasındasınız. Bunun mümkün olmadığını sizler de görüyorsunuz. Ama maalesef bugüne dair, geleceğe dair bir şey söyleyemeyeceğiniz için geçmişi anlatarak kendinizi millet karşısında savunmaya çalışıyorsunuz. Aslında bunu da doğru yapmıyorsunuz çünkü 2002 öncesindeki 57’nci cumhuriyet Hükûmeti gerçekten, bu milletin ve ülkenin geleceği açısından çok önemli şeyler yaptı, çok önemli kararlar aldı, çok önemli hukuki düzenlemeler yaptı, hatta o Hükûmetin hazırladığı ekonomik programı uygulamaya çalıştınız.

Tekrar hatırlatıyorum: İktidarınız sekiz yılını doldurdu. Bugün ülkemiz dünden farklı veya dünde yaşanan sorunlarının hiçbirinde daha iyi durumda değil. 2002’de var olup da bugün olmayan bir sorunumuz var mı? Türkiye’nin hangi sorununu iktidarınız döneminde kesin çözüme kavuşturdunuz? Sekiz yılın sonunda insanımızın hayatında ne değişti iyiden yana, güzelden yana? Birçok şey anlatıyorsunuz ama bir sonuç olarak söylüyorum, eğer tüm bu anlattıklarınız insanımıza ekmek götürmüyorsa, işsizliği çözmüyorsa, yoksulluğu azaltmıyorsa, yasakları ortadan kaldırmıyorsa, bu söylediklerinizin hepsi göz boyamadır, aldatmadır ve kandırmadır.

Değerli milletvekilleri, bu sekiz yılı harcadınız, milletimizin sekiz yılını harcadınız. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu ülkeye bir gram hizmeti dokunan herkese şükranlarımızı sunuyoruz ama biz, milletimizi ve ülkemizi hizmetin en iyisine layık görüyoruz. Bugün ülkemiz hâlâ işsizlik ve yoksulluk sorunu içerisinde kıvranıyorsa, bunun ifadesi, AKP İktidarının başarısızlığıdır, başaramadığıdır ve sekiz yılın boşuna harcandığıdır. Siz, yanlış, eksik yapabilirsiniz, milletimizin birliği üzerinde, ülkemizin geleceği üzerinde ayrıca da yanlış yaptınız; yanlışların faturasının çok ağır olacağı endişesini taşımaktayız, çığlığımız, itirazımız bundandır.

Değerli milletvekilleri, gerçekler acı. Türkiye maalesef kötü yönetilmektedir. Türkiye’yi kötü yönetilmenin ötesinde çok tehlikeli bir sürece de sürüklemektesiniz. AKP İktidarı döneminde Türkiye çok önemli riskler altına atıldı, gelecek açısından çok stratejik yanlışlıklar yapıldı. Öncelikle, uyguladığınız ekonomik politikalarla Türkiye’yi üretimden uzaklaştırdınız. Devri iktidarınızda, Türkiye bir açık pazar hâline dönüştürüldü. Düşük kur değerli Türk lirası ile yabancının malını ucuzlattınız, Türk üreticisini ölüme terk ettiniz. Tarlalar ekilmiyor, fabrikalar kapanıyor. Yalnız benim ilimde, Tarsus ilçesinde -burada listesi var- onlarca fabrika kapanmış, binlerce işçi sokağa atılmış. İktidarınızın sonucu bu. Dolayısıyla bugün burada “Büyüdük, kalkındık.” diye övünmenizin halk nezdinde hiçbir karşılığı bulunmamaktadır. Siz burada “Büyüdük.” diye rakamlara takla attırırken millet işsizlikten kırılmakta, akşam evine ekmek götürmenin derdiyle kıvranmaktadır.

Türkiye’yi üretimden uzaklaştırmanın ötesinde bir başka yanlışlığı daha yaptınız. Ülkeyi, özel sektörü, kamuyu ve vatandaşlarımızı taşıyamayacakları bir yükün altına attınız, borçlandırdınız. Özelleştirmelerin yabancılaştırmaya döndüğünün bile farkında değilsiniz. Ne kadar stratejik değerde kuruluşumuz, kurumumuz varsa yabancılara sattınız. Biz bunların, bugünün dününü yaşadık. Dün yaşananların sonunda maalesef devletimiz yıkıldı. Korkarız ki bu süreç durdurulamazsa ülkemiz hızla Osmanlının son dönemindeki düyunu umumiyeye doğru ilerlemektedir, bunu durdurmamız lazım.

Değerli milletvekilleri, bakınız, her biriniz Anadolu’nun bir yerinden geldiniz. İllerinizin milletvekili sayısının düşmesinin sebebini sorgulamıyor musunuz? Anadolu boşalıyor. Anadolu köylerinde mezar kazmak için kırk beş yaşın altında insan kalmadı. İnsanlar doğdukları yerde, kendi topraklarında kendi karınlarını doyuramayınca şehirlerini terk ederek başka yerlere göçüyorlar. Bu bir sonuç değil midir? Eğer iktidar başarılı olsaydı böyle bir sonuç yaşanır mıydı?

İkinci stratejik yanlışınız çok daha önemli, o da Türkiye’de bir kimlik sorunu yaşatıyorsunuz, bir kimlik sorunu oluşturdunuz. Türk milletini “Alt kimlik”, “Üst kimlik”, “Türkiyelilik” adı altında ayrıştıran bir sürece soktunuz. Sayın Başbakanın 2005 Ağustos Diyarbakır konuşmasında “Kürt kimliğini tanıyorum. Kürt sorununu demokrasi içerisinde siyaset üreterek çözeceğim.” vaadi bugün Türkiye'nin handikabı olmuştur. Etnik bölücüleri tatmin etmek için başlattığınız açılım süreci, şimdi “Demokratik özerklik” adı altında özerk Kürdistan projeleriyle ülkemizin etnik temelde ayrışması ve bölünmesi taleplerine dönüştü. Yanlış yaptınız, geleceği öngöremediniz Sayın Hükûmet. Buradan Sayın Başbakana soruyorum, halkım adına soruyorum: “Kürt sorunu.” diyerek neyi kastediyorsunuz? Kürt sorunu, bir Kürt devleti kurmak meselesi değil mi? PKK, bu amaç doğrultusunda 40 bin insanımızı katletmedi mi? “75 adet Kürt milletvekilim var.” diyorsunuz, “Kürt vatandaşlarım.” diyorsunuz. Ben tekrar soruyorum: Bu Anayasa’nın neresinde bu yazıyor? Bir Başbakan olarak, siz bu milleti etnik temelde ayrıştırmak hakkına sahip misiniz? Bunun adı bölücülük olmaz mı? Ulaşılan sonuç itibarıyla söylüyorum, sizin başladığınız o nokta bugün nerelere vardı, bu gerçeği görmeye davet ediyorum. Böylece, bir “Kürt kimliği” diye bir siyasi kimlik oluşturdunuz. Türk milletini siyasi anlamda etnik bir ayrışmaya sürüklemiyor musunuz? “Silahı bırakın, masaya gelin. Ananızın kucağına dönün.” demiştiniz. Bölücü terörü siyasete çağırarak Türkiye'nin geleceğinde bir toplumsal çatışmaya zemin hazırlamış olmadınız mı? Bakınız, PKK sizin davetinizi kabul etti, dağdan indi, şehre indi, “KCK” oldu, “Demokratik Toplum Kongresi” oldu ve siyaset yapıyor; iki dilli bir sosyal hayatı, öz savunma gücünü, yerel parlamentoyu, yerel yargıyı, ayrı bayrağı, ayrı yönetimi öneriyor, kabul edecek misiniz?

Değerli milletvekilleri, tarih önünde, millet önünde, vicdanlarınıza, akıllarınıza soruyorum. Siz davet ettiniz “Şehre inin, siyaset yapınız.” dediniz. Şimdi siyaset yapıyorlar, ayrışmayı konuşuyorlar, ayrı kimliği konuşuyorlar, kabul edecek misiniz?

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Etmiyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Etmeyeceğiz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Şimdi, sizin adınıza, devlet, İmralı canisiyle görüşüyor. İsteklerini kabul edecek misiniz?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Görüşmüyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Etmediğiniz takdirde ne yapacağı gazetelere yansıdı. “Cumhurbaşkanınızı öldürürüz.” diye tehdit ediyor, farkında mısınız? “Çok kan akar, savaş çıkar, bu savaşta kimlerin öleceği de belli değil.” diye sizi tehdit ediyor, Türkiye’yi tehdit ediyor. Bu sürecin başlangıcı, Sayın Başbakanın 2005 Diyarbakır konuşmasıdır ve AKP İktidarının yaklaşımlarıdır, politikalarıdır. Bana göre, bu sonuçlardan Sayın Başbakan sorumludur. Sayın Başbakan şunu hatırlamalıdır: Bu ülkeyi millet adına siz yönetiyorsunuz, sekiz yıldır siz yönetiyorsunuz. Türk toplumunu cam kırığı yığını hâline getirdiniz.

Değerli milletvekilleri, farklılıklarımıza dayalı birlikte yaşamanın zorluğunu yaşamaya başladık. İşte, anketler yapılıyor. İnsanımız en tabii sonuç olarak birbirleriyle komşu olmamayı istiyorlar, kız alıp vermeyeceklerini söylüyorlar. Bu, dün yoktu, bugün başladı. Ortak yönlerimizin paylaşımında birliği neden savunmuyoruz? Bunu herkese soruyorum. Farklılıklarımızı öne çıkararak birlikte yaşamanın zorluğuna katlanmak yerine, bin yıldır oluşan ortaklıklarımızı öne çıkartarak birlikte yaşamanın huzurunu duymak neden düşünülmüyor, neden istenilmiyor?

Sayın Başbakana milletim adına soruyorum: PKK’ya yataklık yapmaktan hükümlü Leyla Zana ve arkadaşlarını Avrupa Birliğinin talep ve baskılarıyla salıverdiniz, barış elçisi olarak da evlerinizde ağırladınız. Ne acı günlerdi o günler. Hemen sonrasında, daha sonra Habur’da yaşadığımız görüntüleri o gün de yaşadık ve millet neler olduğunu sorgulamaya başlayınca başlayan telaşa karşı Milliyetçi Hareket Partisinin Sayın Genel Başkanı Devlet Bahçeli 15 Haziran 2004 tarihinde sizlere tarihî bir görev çağrısı yaptı ve dedi ki: “Sağduyulu ve sorumlu davranınız. Bu gidiş iyiye gidiş değil.” ama ne duydunuz ne dinlediniz. Sonra, “alt kimlik”, “üst kimlik” diye, “Türkiyelilik kimliği” diye Türkiye’de bir kimlik tartışması başlattınız. Bunun sonunun kötü olacağını, “Bu millet tanımında gelin bir mutabakata varalım” diye 4 Mayıs 2005 tarihinde yeniden uyardı Sayın Genel Başkanımız “Gelin, bir millet tanımında uzlaşalım, bu alt kimlik, üst kimlik bu milleti böler.” dedi ama gözler kör, kulaklar sağır, ne duydunuz ne dinlediniz. Sonra, 23 Temmuz 2009’da açılım başlattınız. Biz dedik ki canhıraş çığlıklarla “Bu açılım bu ülkede bir beka sorunu getirir, bir yıkım projesidir. Bunun önünü alamazsınız, nokta koyamazsınız, içini dolduramazsanız.” ve sonuçta maalesef, işte bugünlere geldik.

Biz bunları söylerken Sayın Başbakan, bizi hezeyan içinde olmakla suçladı, heyhat! Milletimin takdirine sunuyorum. Şimdi, buradan soruyorum: Ne oldu Sayın Başbakan, bugün birliğimiz dünden daha mı güçlü? Buraya kalkıp da BDP’nin yaptıklarından, KCK’nın yaptıklarından şikâyet etmeye hakkınız yok, bu sürecin başlangıcı sizinle başladı, bu ülkeyi sekiz yıldır siz yönetiyorsunuz.

Sayın milletvekilleri, siyaset ve devlet adamları, geleceği öngörmek, doğru öngörmek mecburiyetindedir. Bir devlet adamının söylediği bir söz, gelecekte bir müktesep oluşturuyor. 1991’de söylenen “Kürt kimliğini tanıyorum.” sözü, bir başka devlet adamına “Avrupa Birliği yolu Diyarbakır’dan geçer.” sözünü söyletmişti ve ne yazık ki Başbakana “Kürt sorunu benim sorunumdur.” sözünü de söylettiler. Sonuçta, bugün gelinen noktanın karşısında “Tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak.” demenizin çok fazla bir anlamı da kalmadı, ağırlığı da kalmadı. Âdeta, bu kavramların pazarlığa açık olduğunu ihsas eder bir algılama yaratıyorsunuz. Siz, malumu ilan etmek değil, gereğini yapmak sorumlususunuz. Dolayısıyla, gelinen nokta, oturup düşünmemizi, bir vicdan muhasebesi yapmamızı zorunlu hâle getirmektedir. Bugün, bu Mecliste, bu kürsüde, birileri “Kürt coğrafyası” sözünü, “Kürt halkı” sözünü bir meydan okuma üslubuyla söyleyebiliyorsa, bir başkası “Bin yıllık kardeşlik bitti artık, yeni bir eşikteyiz.” diyebiliyorsa, özerklik kongreleri düzenleniyor, paralel bir devlet yapısı öneriliyorsa gelinen nokta, değerli milletvekilleri, ne yazık ki kıyametin bir adım öncesidir.

Bir devlet kurmak için bir millete, bir millet için de bir dile ihtiyaç vardır; bu bir tarihî gerçekliktir. Bölgede bir Kürt devleti kurulmak istendiğini siz ne zaman göreceksiniz?

Buradan bir şey daha söyleyeyim: Ne Kürt sorunu olarak ifade ettiğiniz husus ne Kürt devleti kurmak meselesi benim aziz Kürt soylu vatandaşlarımın meselesi ve talebi değildir. Onlar bin yıldır birlikte yaşamış, kız alıp vermiş, kardeş olmuş, aynı milletin, aynı kökün dalları, huzur içerisinde beraber yaşamış, tarihte de bunu ortaya koymuşlar, “Biz ayrı bir devlet istemiyoruz.” diye o günün Avrupa Birliğine kafa tutabilmiş bir güzel insan topluluğudur. Ama bugün yine aynı küresel güçler bu coğrafyanın jeopolitik değerinin artması karşısında bu ülkeyi kendi içerisinde kavgalı tutabilmek için etnik farklılıkları özne yaparak bizi ayrıştırmaya çalışıyorlar. Özgürlük adına, demokrasi adına, siyaset adına, iktidar olmak adına, oy almak adına bunlara destek vermek, çanak tutmak, zemin hazırlamak; bunun siyasetinin yapılmasına imkân vermek, buna dayalı hukuk geliştirmek inanınız ki tarih önünde, millet önünde gelecekte sizi çok zor durumda, hepimizi zor durumda bırakacak. Bizim görevimiz uyarmak ama yapmak sorumlusu olan sizlerin sorumluluğu çok daha büyüktür.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin sorunları vardır. Etnik bir farklılığı özne yaparak bu sorunlara çözüm ararsanız bulacağınız sonuç ayrışmaktır çünkü farklılıklar o kadar çoktur ki. Sayın Başbakan diyor ki: “36 tane alt kimliğimiz var.” Kürt sorununu çözdünüz kendi üslubunuzca, sırada hangi etnik grubun sorunu var? Nasıl başa çıkacaksınız bu hadiseyle? Çıkmaz bir sokağa girdiniz. Bu sokağın ucu, çıkmaz ucu PKK’nın kucağıdır; geriye döndüğünüz takdirde de millet sizi bekliyor değerli AKP’liler.

Değerli milletvekilleri, bakın, burada bir gerçeği birlikte ifade edelim. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir millî mücadele sonrası kurulmuştur. Bedeli atalarımız tarafından kanla ödenmiştir, bu toprakların bedeli ödenmiştir. Devletimizin kuruluş hukuku Lozan Barış Anlaşması’yla önce tüm dünyaya kabul ettirilmiş, sonra 1924 Anayasası’yla da kendi vatandaşlarıyla bir sözleşmeye dönüşmüştür. Buna göre, Türkiye Cumhuriyeti devleti üniter bir millî devlettir, bu devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olan halkın adı “Türk milleti”dir, dili Türkçedir, rejiminin adı cumhuriyettir, hukukun üstünlüğü esastır. Bunlar bizim kurucu hukukumuzdur, kuruluş hukukumuzdur. Bu kurucu hukuku değiştirmeye kimsenin hakkı yoktur, değiştirmeye kalkılması da gayrimeşru olur.

Bize göre Türkiye'nin Kürt sorunu yoktur, Kürtçülük sorunu vardır, bölücülük sorunu vardır. Bu sorun ne Türkiye'nin sorunudur ne de kendisini “Kürt” olarak ifade eden vatandaşlarımızın talebidir; bu sorun, bu topraklar üzerinde kapatılmamış hesapları olan küresel güçlerin bin yıllık sorunudur.

Değerli milletvekilleri, birçok sorunumuz olabilir, bu sorunları aşabilmek için gücümüz de olmayabilir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, tüm sorunları aşabilmek için, öncelikle milletimizin birliğini ve dayanışmasını güçlendirmemiz gerektiğini düşünüyoruz ve kendimizi bu milletin birliğinin teminatı olarak görüyoruz ve buradan herkese yüksek sesle söylüyoruz: Milliyetçi Hareket var olduğu sürece, ne bir tek insanımızdan ne de bir tek çakıl taşımızdan vazgeçmeyiz! (MHP sıralarından alkışlar)

Sözlerimi Sayın Genel Başkanımız Doktor Devlet Bahçeli’nin açıklamasıyla bitirmek istiyorum: “Milliyetçi Hareket, etnik köken, dil, din ve mezhep farklılıklarına bakmadan, büyük Türk milletini ve bu büyük ailenin eşit ve şerefli mensuplarını bir bütün olarak kucaklayan siyasi misyonun adıdır. Türkiye’nin millî birliği, dirliği, kuruluş ilkeleri ve bin yıllık kardeşliği bizim için her türlü düşünce ve hesabın önünde ve üstündedir. Türkiye’nin millî birliğinin temel harcı ve sigortası olan Milliyetçi Hareket, Türkiye'nin etnik köken, dil, din ve mezhep temelinde ayrıştırılmasına, çatıştırılmasına ve bölünmesine sonuna kadar karşı çıkacaktır, direnecektir. Bu uğurda ödenecek bedel her ne ise bunu da büyük bir gönül ve vicdan huzuru içinde ödemeye hazırdır.

Türk milleti çaresiz değildir, Türkiye sahipsiz değildir. Türkiye'nin kuruluşundan seksen yedi yıl sonra bölünmesi ve parçalanmasının tarihî süreçte kaçınılmaz bir sonuç olduğunu düşünenler varsa onlara söyleyeceğimiz tek söz şudur: Tarih, henüz nihai hükmünü vermemiştir. Büyük Türk Milleti ve bu vatanı ve milleti karşılıksız seven Milliyetçi Hareket henüz son sözünü söylememiştir.'' (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu olumsuzluklara rağmen, ben ve partim Türkiye'nin ve Türk milletinin büyük geleceğine yürekten inanıyoruz. Bize göre 21’inci asır Türk asrı olacaktır.

Bu bütçe tasarısı AKP’nin son bütçesidir. AKP İktidarının teslimiyetçi ve ayrıştırıcı politikalarına ve bu politikaları destekleyen bu bütçe tasarısına Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak “hayır” diyoruz.

Ülkemize ve milletimize, huzurlu ve birlik içerisinde uzun yıllar diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Şandır (MHP, Mersin). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim tutanağı, 26 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2010-12-26-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
