# Deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla (10/60,63,99,242,243,244,245,246,254,256)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Sevigen (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim
- **Tarih:** 5 Ocak 2010
- **Gündem:** DEPREM RİSKİNİN ARAŞTIRILARAK DEPREM YÖNETİMİNDE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA (10/60,63,99,242,243,244,245,246,254,256)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sevigen-23-2010-01-05-deprem-riskinin-arastirilarak-deprem-yonetiminde-alinmasi-gereken-onle

> Mehmet Sevigen (CHP), 5 Ocak 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DEPREM RİSKİNİN ARAŞTIRILARAK DEPREM YÖNETİMİNDE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA (10/60,63,99,242,243,244,245,246,254,256)); konuşma 1.256 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlarım, yeni yılın bu ilk çalışma gününde yeni yılımızın bütün ülkemize, bütün arkadaşlarımıza, bütün vatandaşlarımıza hayırlar getirmesini diliyorum. Gerçi yeni yıla çok iyi başlamadık, geçen yıl çok acılar çektik, acılar çekmeye de devam ediyoruz. Tekel işçilerinin bugün yirmi ikinci günü, yirmi iki gündür perişanlık içerisinde insanlar, aileleri, çocukları dışarıda perişan. İstanbul’da itfaiye işçileri perişan ama bizim yöneticilerimiz yedi yıldızlı otellerde çocuklarıyla yılbaşı tatilleri yapıyorlar. Herkes tatilini yapacaktır ama onların oyuyla seçilen insanlar da böyle günde, hele yılbaşlarında, bayramlarda, ramazanlarda yani insanların önem verdikleri, beraber olmaları gerektiği bir günde de onlara sahip çıkmaları gerekir diye düşünüyorum. Dönüp o insanların çocuklarına “Ben size yetim hakkı yedirmem.” diyen insanın, Sayın Başbakanın önce kendisinin bu konuya çok dikkat etmesi gerekir diye düşünüyorum.

Bu vesileyle tekrar 2010 yılının herkese hayırlı olmasını diliyor, sevgiler saygılar sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, deprem, Türkiye’de çok önemli bir gerçek. Depremi konuşuyoruz ama depremle ilgili hiçbir önlem alamıyoruz. Deprem konusunda… Daha önce deprem bizim Varto’da, Muş’ta, Diyarbakır’da, Muradiye’de, Erzincan’da yoksul kesimleri vurdu. O insanları o zaman, yoksul oldukları için çok fazla medya, basın görmedi, bizler de göremedik, o insanlarla ilgili önlem alamadık ama deprem zenginleri vurduğu zaman, işte deprem Marmara Bölgesi’ni vurduğu zaman, deprem fabrikaları vurduğu zaman, depreme dikkat edilmesini, depremin de insanları acıttığını, depremden de zarar gördüğümüzü, depremin de insanların canını, ailelerin canını yaktığını, sevdiklerini kaybettiğini o zaman anladık ve ondan sonra depremle ilgili düşünmeye başladık, önlem almaya başladık.

(x) (10/60, 63, 99, 242, 243, 244, 245, 246, 254 ve 256) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin ön görüşmelerine 22 Temmuz 2008 tarihli 133’üncü Birleşiminde başlanmıştır.

Hatırlarsınız, deprem olduktan sonra, bu 1999 depreminden sonra bilim adamları bu konuda çok ciddi uyarılar yaptılar. Deprem can güvenliğiyle ilgili -bizim için çok önemli, ekonomik güvenlik konusunda çok önemli- bu konularda çalışmalar yapılıyor. Yetkili organlar, maalesef bu konuda hiçbir çalışma yapamıyor. Devletin böyle bir çalışma yapacak organı yok. Yani bilim adamları, İstanbul Teknik Üniversitesi bilim adamları dışında, sevgili arkadaşlarım, Hükûmet tarafından tek bir çalışma grubu dahi yok, çalışma yok. Fayın özelliğini bilmiyorlar, fayın yapısını bilmiyorlar, neresi kırılacak, nasıl kırılacak… “Bu ülkede depreme nasıl hazırlanacağız?” deyip depremle ilgili hiçbir konuda bu Hükûmetin maalesef hiçbir çalışması da yok, haberi de yok.

Afet İşleri Genel Müdürlüğümüz vardı, sağ olsun, geçen sene onu da kapattılar. Onun yerine Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı diye bir başkanlık kurdular. Bu Başkanlığın parası var, arabası var, makamları var, mevkileri var, müdürleri var ama bu konuda tek bir çalışma grubu yok. Yani uluslararası proje, bu konunun, mesela eski ismi… Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının esas görevleri uluslararası proje üretmek, ülkemizi temsil etmek, uygulamak, araştırmak, tatbikat yapmak, afet bölgelerini tespit etmek, takviye yapmak, binaları onarmak, pilot bölgelerde cihazla araştırma yapmak, deniz altındaki araştırmaları yapmak ama maalesef bu konularla ilgili en küçük bir çalışması yok. Üniversitelerde yapılan çalışmalarda koordinasyon sistemi yok. Oysa bu komisyon, biliyorsunuz, Sayın Cemil Çiçek’e bağlanmıştı, Cemil Çiçek yönetiminde görev yapıyor. Peki, bu konuda bir çalışma var mı? Üniversitede bir çalışma olduğunu biliyoruz ama devletin bu üniversitedeki çalışmadan haberi var mı? Ondan da yok çünkü araştırma yapanlarla konuşmuyorlar, bilgi almıyorlar, onlara… Arkadaşlar, siz İstanbul’da çalışıyorsunuz, bütün basında, medyada, bütün televizyonlarda, “Burada -gemiler geliyor- gemiler yer altında araştırmalar yapıyorlar, oralara teşkilatlar kuruluyor.” diye bas bas bağırıyorlar ama bizim Hükûmetimizin… Bu konuda ilişki kurmuyorlar. 1 kuruş devletin parası nasip olmamış onlara, 1 kuruş para vermiyorlar. İnanın, çay içmeye bile, karşılıklı oturup sohbete bile gitmiyorlar bu konuda. Çözümden uzak bir yapı içerisindeler.

İstanbul Teknik Üniversitesinde çalışan işte Naci Görür Hoca, birkaç arkadaşıyla beraber uluslararası fonlardan yardım alarak çalışıyorlar. Burada 8 uluslararası gemi ile 1-2 de ulusal gemiyle bu işleri yapmaya çalışıyorlar. Son teknolojiyi kullanıyorlar burada deprem araştırması yaparken ama Hükûmetten, araştırma yapan arkadaşlara yine 1 kuruş para nasip olmuyor. Yine, bunları çağırıp dinlemiyorlar “Siz, ne yapıyorsunuz?” diye. Tek kuruş Türkiye Cumhuriyeti’nin parası nasip olmadan, bunlar -bilim adamları- belli bir noktaya getiriyorlar bu deprem çalışmalarını.

2004 yılında, sevgili arkadaşlarım, Güneydoğu Asya’da deprem olunca Avrupa Birliği bu konuda dediler ki, Güneydoğu Asya’da biliyorsunuz tsunamiler oldu, deniz altı heyelanları oldu ve burada 250 bin insan öldükten sonra “Bu bizim de başımıza gelir, biz de ölebiliriz, Avrupa’da da bu deprem olur.” düşüncesiyle kendi aralarında “Altıncı Çerçeve” diye bir karar taslağı çıkardılar. Bu karar taslağına Türkiye’den müracaat edilip Türkiye’nin de katılması gerekirken -çünkü para veriyorlar, yardım ediyorlar, bu konuda arzu ettiğiniz, depremle ilgili deniz altı gözlem istasyonu ağı kuruyorlar- maalesef Türkiye’den hiçbir yetkili bu konuda oraya müracaat edip de “Bizi de alın, biz de Türkiye’de bu konuyla ilgileniyoruz.” dememişlerdir, yalnız üniversite müracaat etmiştir. Daha sonra, bu Altıncı Çerçeve Komisyonu yalnız teknik ve fiziksel konuları içeriyor, Yedinci Çerçevede “INCO” diye tekrar bir kurum kuruyorlar, çok disiplinli gözlem yapıyorlar. Bu da o kuruluşların idari, finansal ve hukuki işlerini yönetiyor. Yine Türkiye’den talep ediyorlar ama Türkiye’de, maalesef, bu konuyu yönetenlerden, Sayın Cemil Çiçek’e bağlı olan kurumun hiçbir kadrosundan ama inanın hiçbir kadrosundan birisi müracaat edip de oraya “Arkadaşlar, Türkiye’de de böyle bir deprem bölgesindeyiz. Buradaki insanlar da bir gün ölecektir, on binleri kaybediyoruz öldükten sonra. Gelin, siz de bize yardım edin.” diye tek bir müracaat yok. Devlet müracaat etmediği zaman onlardan da böyle bir talep de gelmiyor ve yine üniversite müracaat ediyor. Üniversite müracaat ettikten sonra bir araştırma şirketi kuruyorlar. Avrupa Birliği diyor ki: “Kardeşim, yeter artık, siz üniversite olarak müracaat ediyorsunuz ama sizin devletinizden bir fayda yok, devletinizin müracaat etmesi gerekir ki bu devam etsin.” Ama maalesef yine, devlet buna yardım etmiyor, yalnız Devlet Planlama Teşkilatından zorla bir mektup alıp veriyorlar ama belli bir süre sonra, bu gözlem istasyonu kurulduktan sonra onlar da bu yardımı kesiyorlar.

Sonra, İstanbul Valiliğinden böyle bir çalışma olduğunu tespit ediyorlar. İstanbul Valisi de –biliyorsunuz- depremle ilgili böyle bir çalışma yapıyor. İstanbul Valiliğiyle ilgili…

Köprüleri onarıyoruz, hastaneleri biraz onarıyoruz, okullara biraz yardımcı oluyoruz ama inanın, samimi olarak söylüyorum, sayın milletvekilleri, eğer böyle giderse, yani bu vaziyette, bu yaptığımız vaziyette hızla giderse yirmi yıl sonra ancak biz bunları depreme dayanıklı konuma getiririz, yirmi yıl sonra. Bu insanlar, en az 10 milyon insan –Türkiye’de biliyorsunuz bir deprem olduğu zaman on binlerce insan ölüyor- böyle, bir kağnı arabası gibi yavaş yavaş yaparak… Bu işlerin aciliyet ihtiyacı var diye düşünüyoruz.

Sonra, tabii, bu yardımlardan bir tane gözlem istasyonu kuruyorlar. Yine, devlet bu konuya girmediği zaman maalesef bunlar, gözlem istasyonu kurulduktan sonra tekrar yardımı kesiyorlar. Bu gözlem istasyonlarının katkısı, sevgili arkadaşlarım, gaz hareketleri, yer altındaki su hareketleri, fay hareketleri, buralardan ipuçları alıyorlar, bu ipuçlarıyla depremin olup olmayacağını öğreniyorlar ama maalesef biz bunu da göz ardı ediyoruz çünkü bizim de bilimle ilgili bir çalışmamız yok. Maalesef bu konuyla ilgili fetva vermekle zamanı geçirmeye çalışıyoruz.

Daha sonra, İstanbul’daki Fransız Sarayı’nda bu bilim adamlarıyla yabancı basın kuruluşları ortak bir büyük toplantı yapıyorlar. Türkiye'nin ve Avrupa’nın her tarafından bilim adamları geliyor buraya, gazeteciler geliyor. Gazeteciler geldikten sonra Sayın Cemil Çiçek bilim adamlarını arıyor, diyor ki: “Sevgili arkadaşlar, siz bir çalışma yapıyorsunuz, yeni haberimiz oldu. Biz sizi bütçeden sonra arayacağız.” Ama belli bir süre geçiyor, ne telefon eden var ne arayan var ne soran var sevgili arkadaşlarım. Maalesef Adalet ve Kalkınma Partisinin… İnşallah bugün, bu araştırma önergesiyle ilgili bir komisyon kurarız da bu komisyon devam eder. Yoksa biz burada sadece söylemde kalacağız. Söylemde kaldıktan sonra da oradaki insanlarımız deprem olduktan sonra -kriz gelmeden önce önlemimizi almadan ama- önlem almaya, yol yapmaya, işte kooperatif yapmaya, oradan da rant elde etmeye devam edeceğiz diye düşünüyorum.

Sevgili arkadaşlarım, İstanbul’da nüfusumuzun yüzde 15’i yaşıyor İstanbul özelini alırsak yani yaklaşık 15 milyon insan -yüzde 20’si yaşıyor- İstanbul’da yaşıyor. Bunun, sanayimizin yüzde 50’si İstanbul’da. İstanbul bir hem sanayi kenti, bir can damarımız; bizim gelirimizin, Türkiye bütçesinin can damarı, insanlarımızın en çok yaşadıkları bir yer.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Sevigen (CHP, İstanbul). “Deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla (10/60,63,99,242,243,244,245,246,254,256)”. TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim tutanağı, 5 Ocak 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sevigen-23-2010-01-05-deprem-riskinin-arastirilarak-deprem-yonetiminde-alinmasi-gereken-onle (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
