# 23 nisan ulusal egemenlik haftası hk.

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Ufuk Uras (İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim
- **Tarih:** 23 Nisan 2008
- **Gündem:** 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK HAFTASI HK.
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ufuk-uras-23-2008-04-23-23-nisan-ulusal-egemenlik-haftasi-hk

> Mehmet Ufuk Uras, 23 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK HAFTASI HK.); konuşma 1.043 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ÖZGÜRLÜK VE DAYANIŞMA PARTİSİ GENEL BAŞKANI MEHMET UFUK URAS (İstanbul) – Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Başkan, değerli vekiller; öncelikle böylesi özel bir günde sabır göstererek, asgari demokratik nezaketi göstererek Genel Kurulumuzda bizi dinleme lütfunda bulunan Sayın Başbakanımıza, parti başkanlarına ve vekillerine teşekkür etmek isterim efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bugün Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyoruz ve 23 Nisan 1920 tarihi hem Meclis açısından hem de Türkiye Cumhuriyeti açısından çok büyük önem taşıyor. Bağımsızlık ve egemenlik hepimizin tartışmasız bir şekilde üzerinde titreyeceği asla vazgeçilmez ortak değerlerimizdir. Yine çoğumuzun mutabık kalacağı gibi bağımsızlık ve demokrasi uygar bir ülke için birbirini güçlendiren ayrılmaz ikilidir. Birini diğerine tercihe zorlanan ulusların nice ciddi tehlike ve tehditlere maruz kaldıkları ve büyük acılar yaşadıkları, insanlığın ortak hafızasındadır.

Bilindiği gibi, gerek bağımsızlık gerekse demokrasi gelişmesi yüzyıllara mal olmuş sınıfsal ve toplumsal mücadelelerin yarattığı evrensel değerlerdir ve gelecekte de gelişmeye, güçlenmeye, yeni anlam, boyut ve derinlik kazanmaya devam edeceklerdir.

Dünyanın global bir köy hâline geldiği, iletişim alanındaki gelişmelerin dur durak bilmediği bu zaman diliminde toplumlar arasındaki karşılıklı etkileşim yepyeni bir hız ve boyut kazanmıştır. Bu gelişmeler, büyük-küçük, ileri-geri, zengin-yoksul ayrımı yapmaksızın derece derece bütün ülkeleri etkilemektedir. Bu gerçeği görmek ve anlamak, bağımsızlığı ve egemenliği korumak açısından da çok büyük önem taşımaktadır.

20’nci yüzyılın ilk çeyreğinde bir imparatorluğun enkazı arasından yükselerek çok dinli, çok dilli, çok kültürlü, çok kimlikli ve elbette çok sorunlu bir coğrafyada kendine yer açan Türkiye Cumhuriyeti, bağımsızlık ve demokrasi kulvarında dünyayı hem etkilemiş hem de önemli ölçüde gelişmelerden etkilenmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’ndan devraldığımız önemli ama bir o kadar da sorunlu bir mirasımız vardır. İnanç, dil, kültür ve etnisite alanında kendini gösteren bu mirasımızın geçen seksen beş yıl içerisinde Türkiye Cumhuriyeti’nin hak ettiği demokratik, barışçı, adil ve kapsamlı çözümlere kavuştuğunu söylemekten maalesef uzağız.

Bugün Türkiye’de yaşanmakta olan siyasal kriz de hâlâ bu sorunların günümüzdeki yansımalarından kaynaklanmaktadır. Tuhaf ama laiklik konusunda hâlâ ortak normlarda buluşamıyoruz. Devlet işleriyle inanç uygulamaları arasında olması gereken mesafe iktidardan iktidara değişmektedir. Alevi yurttaşlarımız hâlen son derece haklı beklentiler içerisindedir. İlköğrenimde din dersleri mecburiyeti, bütün tartışmalara ve yargı kararlarına rağmen hâlâ sürdürülmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı bugünkü yapısıyla tartışmanın tam göbeğinde yer almaktadır. Üniversitelerde kılık kıyafet özgürlüğü karakola düşmüştür. Gönül rahatlığıyla, devlet memurları, kamu kurumu yöneticileri dinsel simge kullanamaz, ilk ve ortaöğrenimde dinsel simge sayılan kıyafetler giyilemez, buna karşılık üniversitelerde kimse kılık kıyafetinden ötürü eğitim hakkından mahrum bırakılamaz çözümüne gelemiyoruz. Hâlbuki bugün Türkiye’nin gündemindeki sorunlardan birini çözebilmenin yolu, bu karşılıklı anlayış birliğinden geçiyor. Öte yandan, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün demokrasi dışı bir kuşatma altında bulunması Türkiye’ye hâlâ çok şey kaybettirmektedir. Bu, yıllardan beri bir türlü çözemediğimiz sorunlardan biri olma özelliğini korumaktadır. Bu gerçeğin bugünkü adı 301’inci maddedir. Bu gerçeğin bugünkü bir başka adı ise emekçilerin örgütlenmesi önündeki Sendika Yasası’ndan kaynaklanan yasaklardır, işçilere 1 Mayısta Taksim’in yasaklanmasıdır.

Düşüncelerin, şiddet çağrısına dönüşmedikçe, ırkçılık ve ayrımcılık yapılmadıkça ifade edilmeleri önünde hiçbir engel olmaması anlayışı ne yazık ki hâlâ genel kabul görmemektedir. Yakın tarihimiz de gösterdi ki, fikirlere karşı fikirlerle mücadele etmek en doğru yoldur. Fikir mücadeleleri ise normal şartlarda yapılmalıdır. Türkiye’de şartların değiştirildiği ve fikir mücadelelerinin kör dövüşüne dönüştürüldüğü demokrasi dışı darbe dönemlerinden tüm toplumlar çok çekmiştir. Meclis iradesi, bu tür dönemlere yol vermeyecek kararlılığı ve yaratıcılığı bugün mutlaka göstermelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok kültürlü, çok kimlikli, çok dilli ve çok dinli bir tarihten geldiğimiz herkesin bildiği bir vakıadır ama Kürt sorunu can almaya devam etmektedir. Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’ne yönelik iktisadi kalkınma hamlelerinin yetmediği, anayasal yurttaşlıktan yerel yönetimlerin güçlendirilmesine kadar çok ciddi adımlar atılması gerektiğini biliyoruz. Meclis iradesinin bu alanda da yol gösterici ve sorun çözücü olması gerekmektedir. Türkiye’de seksen beş yıllık cumhuriyet tarihi de seksen sekiz yıllık Meclis tarihi de görmek isteyen herkese göstermiştir ki, demokrasisiz cumhuriyet toplumu çağdaşlığa götüren yol değildir, bundan sonra da olmayacaktır. Bu bakımdan, Kürt ve Alevi yurttaşlarımızın kültürel hakları, insanlık tarihinin bu konudaki kazanımlarına denk gelecek şekilde düzenlenmelidir. Yapılacak demokratik düzenlemeler, Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıflatmaz, tam tersine bağımsızlığın da egemenliğin de demokrasinin de cumhuriyetin de güçlenmesine yol açar, herkesin gönüllü yurttaş olmasını sağlar, bir arada yaşama iradesini güçlendirir. Bütün bu sorunları demokrasi içinde çözebiliriz. İnsanlığın bilgi dağarcığında yer alan çözüm modellerini, hiçbir komplekse kapılmadan, Meclisin sergileyeceği yüksek bir inisiyatifle ve ülkemizin gerçekliğiyle uyum içerisinde yaşama geçirebiliriz. Meclisin toplumdaki itibarının artması ve toplumda en fazla güven duyulan kurum hâline gelmesinin de yolu aslında budur.

Böylelikle, Türkiye, gözünü kırpmadan iktidar ve muhalefet partilerini kapatan, sandığın hesabını sandıkta değil mahkemelerde ve karakollarda arayan, aydınlarını ceza tehdidiyle yurttan uzaklaşmaya zorlayan, 1 Mayıs gibi evrensel bir günde emekçilerin polis tarafından coplandığı, askerî darbe ve olağan dışı müdahale senaryolarının havalarda uçuştuğu, utandırıcı ve demokrasi dışı görüntülerle dünya gündeminde boy gösteren bir ülke olmaktan çıkabilecektir.

“Az hukuk devleti, birazcık demokrasi” anlayışıyla Türkiye olsa olsa yeni bir çıkmaza sürüklenir. Bağımsızlığın, egemenliğin ve demokrasinin odağı Türkiye Büyük Millet Meclisi ise, bütün yurttaşların bizden beklediği, bir kez daha tökezleme tehlikesi beliren ülkemizi güçlü bir demokratikleşme hamlesiyle bu çıkmazdan çıkarmaktır. Bu Meclis bu adımları atacak feraseti ve kararlılığı göstermelidir.

Demokrasisiz cumhuriyet de demokrasisiz laiklik de olmaz. Emekçilerin, işçilerin, kadınların sosyal hakları olmadan da demokrasi olmaz. Anayasa karşısında eşit olan yurttaşları “özde-sözde yurttaş”, işçileri, emekçileri ve yoksulları “ayak takımı” olarak tanımlamak da demokratlık olmaz. (DTP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) “Olur” diyenler “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti” ifadesini henüz içselleştirmemiş olanlardır.

Türkiye, Orta Doğu bölgesinin en gelişmiş demokratik cumhuriyeti olmaktan çok şey kazanacaktır. Güçlü, demokratik cumhuriyet, sosyal haklarında, hukuk devletinde güçlü olduğu ve demokratik hukukun var olduğu bir cumhuriyettir. Elbette Türkiye, bütün kurum ve kurallarıyla, evrensel düzeyde meydana gelen gelişmeleri her daim topraklarında ete kemiğe büründürerek var oluşunu güçlendirmeli ve gelecek nesillere her bakımdan seçkin bir miras bırakmalıdır.

Unutmayalım ki 23 Nisan çocuk bayramıdır, dünya çocuklarına armağan edilmiştir. Geleceğimiz olan çocuklara nasıl bir ülke ve dünya bırakacağımız bizlerin iradesiyle şekillenecektir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin mensupları olarak bunun bilinciyle davranmalıyız. Bu, hem parçası olduğumuz dünya uygarlığına hem bu ülkeyi var edenlere hem de bizden sonraki kuşaklara olan borcumuzdur.

Sevgili vekiller, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” ilkesi egemenliğin liderlerin iki dudağı arasından çıkarılmasından, bir an önce çıkarılmasından geçmektedir. (DTP sıralarından alkışlar) Bunun için gelin hep birlikte Seçim Yasası’nı demokratikleştirelim, gelin hep birlikte Siyasi Partiler Yasası’nı demokratikleştirelim.

Bu anlamlı günde, simgesel bir mekânda, Çankaya’da Sayın Cumhurbaşkanının öğle yemeği davetiyle sağlanan demokrasi buluşması için kendilerine bir kere daha teşekkür etmek isterim.

Mustafa Kemal’in “En büyük eserim.” dediği Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın üyelerini saygı ve sevgiyle selamlarım. (AK Parti ve DTP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Ufuk Uras (İstanbul). “23 nisan ulusal egemenlik haftası hk”. TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim tutanağı, 23 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ufuk-uras-23-2008-04-23-23-nisan-ulusal-egemenlik-haftasi-hk (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
