# 1 mayıs işçi bayramı nedeniyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Ufuk Uras (İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim
- **Tarih:** 29 Nisan 2008
- **Gündem:** 1 MAYIS İŞÇİ BAYRAMI NEDENİYLE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ufuk-uras-23-2008-04-29-1-mayis-isci-bayrami-nedeniyle

> Mehmet Ufuk Uras, 29 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 1 MAYIS İŞÇİ BAYRAMI NEDENİYLE); konuşma 620 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MEHMET UFUK URAS (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; 301’inci maddede “Türklük” teriminin “Türk Milleti” olarak değiştirilmesi, “Cumhuriyet” teriminin “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak değiştirilmesi, bu suçtan dava açılabilmesinin Adalet Bakanlığının iznine bağlanması uygulamada yaşanan sıkıntıları gidermeyecek, sorun çözülmüş olmayacaktır. Çünkü Yargıtay, yıllardan beri sürdürdüğü yorum ve uygulamalarında maddedeki “Türklük” terimiyle “Türk Milleti”nin kastedildiğini, gerekçede bir ırk, etnik köken olarak Türklüğe vurgu yapılmış olmasına karşın gerekçenin yargı organını bağlamayacağını, Türklüğün sadece Türk etnik kökenine yönelik olarak değil Türk milleti olarak anlaşılıp uygulanması gerektiğini sürekli olarak vurgulamıştır. Dolayısıyla önerilen kanun teklifi sorunun çözümünden yana hiçbir işlevi olmayan göstermelik bir değişiklik olacaktır.

Ayrıca, devletçi ve ırkçı bir milliyetçilik anlayışının bulunduğu bir ortamda, teklif gerekçesinde yapıldığı gibi, etnik kimliğe atıf yapan millet tarifi üzerinden suç yaratılması toplumsal barışı ve demokrasiyi dinamitlemek demektir. Etnik kültürel bir millet tanımının, aynı etnik kültürel kökene sahip olmayan vatandaşları inciten, baskı altına alınmalarını kolaylaştıran, saldırgan ve otoriter açılımlara eğilimli bir milliyetçiliği besleyeceği aşikârdır.

“Cumhuriyet” sözcüğünün “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak değiştirilmesi konusu da aynen böyledir. Yargıtay “Cumhuriyet” teriminin devlet ile anlamdaş olduğunu zaten söylüyor ve öyle uyguluyor. Siyasetçilerin ve hukukçuların bunu bir buluş gibi ortaya sürmeleri yanıltıcı olup samimi de değildir. Hükûmet, bu değişikliği yaparak bugünkü 301 uygulamasına vize veriyor. Yargı organlarına “Kanunu şimdiye kadar uyguladığın gibi uygulamaya devam et. Kanunun metnini senin zaten uygulamakta olduğun şekle getiriyorum.” diyor.

AKP, “aşağılamak” terimini de “hakaret etmek” biçimine dönüştürmüyor. Oysa mahkûmiyetlerin odak noktası bu son derece bulanık terimdir. “Aşağılanmak” denmesi anlamı daha da belirsizleştiriyor, genişletiyor.

Peki, bu suçtan dava açılabilmesinin Adalet Bakanlığının iznine bağlanması neyi değiştiriyor? Yeni TCK’nın yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2005’e kadar bu suçtan dava açılması için Adalet Bakanlığının izni gerekiyordu, yeni TCK’da izin kaldırıldı. Bu suçtan dava açılmasının Bakanlığın iznine tabi olduğu dönem ile izin şartının olmadığı dönem karşılaştırıldığında arada kayda değer bir fark olmadığı görülüyor. O hâlde sorun izin şartının kaldırılmış olmasından kaynaklanmıyor, eskiden olduğu gibi izin şartına dönseniz yine bir şey değişmiyor. Ayrıca, konusu itibarıyla siyasi niteliği belirgin olan bir suçta yargının siyasallaşmasına neden olunuyor. Siyasi iktidar, lehine olan, beğendiği, hoşuna giden söz ve yazılar söz konusu olduğunda dava açılmasına izin vermeyecek, buna karşılık kendisini ya da kendisinden yana olan kurumları eleştiren, yeren, aleyhte olan söz ve yazılar için dava açılması iznini verebilecek. Yargı organı, siyasi iktidarın keyfine, isteğine göre yargılama yapacak ya da yapamayacak.

Teklifte, ceza üst sınırı tecil sınırına çekilerek ceza müddeti üç yıldan iki yıla indiriliyor. Tecil sınırının inmesiyle birlikte, artık TCK 301’inci maddeden dolayı kişinin özgürlüğünden alıkonulması hâkimin yetkisi dâhilinde oluyor. Ancak, tecil süresinde benzer bir fiil yeniden gerçekleştirildiğinde, kişi hem birinci cezayı hem de ikinci cezayı çekmek durumunda kalıyor.

Bu düzenleme, sadece ifade özgürlüğünü değil düşünce üretme sürecini de bir otosansüre zorlayarak baskı altına alıyor. AKP İktidarı açıkça “Ne şiş yansın ne kebap.” diyor. Hem maddeyi kaldırıp veya ciddi biçimde düzeltip ulusalcıları başına dert etmiyor hem de birbiri ardına mahkûmiyet gelmesini önleyip sivil toplumu susturmak istiyor. Tam bir kurnazlık örneğiyle karşı karşıyayız.

TCK 301’inci madde konusunda AKP Hükûmetinin getirdiği teklif, sorunu çözmek için değil, göz boyamak için getirilmiş bir öneridir. TCK 301’inci maddede yapılmak istenen değişiklik, suçun maddi niteliğini değiştirmiyor, değişen sadece bu maddi durumun nasıl yargılanacağına ilişkin yöntemdir. Bu anlayışın ifade özgürlüğünü tahrip ettiği açıktır. Eğer gerçekten sorun çözülmek isteniyorsa yapılacak tek şey var: 301’inci maddeyi tümüyle kaldırmak. Yoksa daha uzun süre aydınların, yazarların, gazetecilerin, muhaliflerin söyleyip yazdıkları nedeniyle yargılanmalarına tanık oluruz. Kaldı ki yeni TCK’nın 216’ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme, kamu barışını sağlamaya yeterlidir. Bu düzenlemeyle, halkın bir kesimini sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet ve bölge farklılığına dayanarak aşağılamak cezalandırılıyor. Artık farklı düşünce ve görüşlerden korkmamayı, beğenmediğimiz ve hoşumuza gitmeyen düşünce ve ifadelere tahammül etmeyi içselleştirmek zorundayız. Demokrasi, kamu kurumları da dâhil olmak üzere hiçbir kurum, kavram ve ideolojinin tabulaştırılmadığı bir ortamı ifade ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Ufuk Uras (İstanbul). “1 mayıs işçi bayramı nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 29 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ufuk-uras-23-2008-04-29-1-mayis-isci-bayrami-nedeniyle (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
