# Devlet memurları kanunu ve türkiye cumhuriyeti emekli sandığı kanunu ile diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.827)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Uğur Neşşar (CHP, Denizli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim
- **Tarih:** 9 Mart 2005
- **Gündem:** DEVLET MEMURLARI KANUNU VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ EMEKLİ SANDIĞI KANUNU İLE DİĞER BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.827)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ugur-nessar-22-2005-03-09-devlet-memurlari-kanunu-ve-turkiye-cumhuriyeti-emekli-sandigi-kanunu-i-2

> Mehmet Uğur Neşşar (CHP), 9 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DEVLET MEMURLARI KANUNU VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ EMEKLİ SANDIĞI KANUNU İLE DİĞER BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.827)); konuşma 1.459 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu yasa maddesi, aslında, bir torba yasanın içerisine sıkıştırılacak ufak tefek bir yasal değişiklik değildir. Bu, sağlık tesislerini tümüyle birer sağlık işletmesine çeviren, topyekûn büyük bir değişiklik içeren bir maddedir; dolayısıyla, Sağlık Bakanlığının ve AKP Hükümetinin, sağlıkta dönüşüm adı altında ortaya koyduğu projenin en önemli ayaklarından bir tanesidir.

Biraz nüktedan bir Maliye Bakanımız olduğu için, ben (h) bendinden başlayarak, gecenin bu saatinde biraz da havayı yumuşatarak konuşmama başlamak istiyorum.

Bu maddeyle, sağlık tesislerini öyle bir işletme haline çeviriyoruz ki, bunlar, her türlü reklam alabilir duruma geliyorlar. Yani, yakında, dönersermaye müdürünün, yetkilisinin tercihine göre, bir sağlıkocağının duvarında McDonald's ilanını, bir tanesinde mayo ilanını, reklamını, diğerinde TOFİTA reklamını, diğerinde erkeklerin belli bir yaştan sonra ihtiyaç duydukları bazı ilaçların reklamlarını görebileceğiz. Yani, sağlık tesislerini, bence, bulunması gereken ciddiyetten uzaklaştıracak şekilde ticarîleştiren, bir ticarî işletmeye çeviren bir yasa bu. Tabiî ki, sağlık tesislerinin duvarlarına, hatta, içerisine -bu yasada içi, dışı da belirtilmiyor-alınacak ilanların birtakım medikal firmalardan ya da ilaç firmalarından alınması koşulundan; bunun da bazı açılımları, ister istemez, hepimizin aklına gelmektedir.

Bu, dediğimiz gibi, projenin son ayağı; hükümetin, aslında, daha önce çıkardığı yasalarla çelişki içeriyor. Örneğin, 24 Aralık 2003'te çıkarılan Kamu Malî Yönetim Kontrol Kanunu ve Sayın Maliye Bakanımızın da "yepyeni bir maliye anlayışıyla, yepyeni bir bütçe anlayışıyla ortaya çıkıyoruz" dediği yaklaşımların içerisinde, 2007'nin sonuna kadar bütün dönersermayelerin kapatılması dile getirilmekle birlikte, biz, burada, Sağlık Bakanlığında mevcut olan dönersermayeleri birer dev dönersermaye haline çeviriyoruz. Bu, bilmeden ya da tesadüfen yapılmış bir değişiklik de değil. Bu, bilerek, planlanarak gündeme getirilmiş bir değişiklik. Tıpkı, burada hep tartıştığımız, Anayasaya aykırılığını tartıştığımız, yasalara uyumsuzluğunu tartıştığımız, devletle çeliştiğini tartıştığımız birçok yasada olduğu gibi, devleti parça parça değiştirmeye, bambaşka bir şekle getirmeye yönelik büyük bir projenin, Sayın Başbakanın da "ağacı değil, ormanı kurtaracağız" şeklindeki ifadesinin bir parçası olan bir yaklaşım.

Sağlık alanındaki bu söylem ve eylem tutarsızlığı da bilerek yapılıyor. Sözgelimi, Sağlık Bakanının, ilk günden itibaren, hekimleri karşısına alarak, bu bıçak parası söylemini sürekli gündeme getirmesi ya da çok yakın bir geçmişte, Sayın Başbakanın, doktorların iğne yapmayı bilmemeleriyle ilgili ifadeleri de, aslında, bilerek söylenmiş ifadeler. Bunlar, demin bahsettiğim projenin; yani, sağlığı tümüyle özelleştirmekle ilgili projenin, hekimlere ve resmî kamu sağlık kuruluşlarına olan güveni ortadan kaldırmak için oluşturulmuş ayakları; çünkü, Sayın Başbakana danışmanlık yapan Sağlık Bakanlığında birçok profesör arkadaşımız var. Bunlar biliyorlar ki, Türkiye'de, sağlık eğitiminde, temel beceriler, hemen hemen on yıldır, bütün tıp fakültelerinde, daha birinci sınıftan itibaren veriliyor; doktorların iğne yapmayı bilmedikleri yıllar çok gerilerde kaldı. Bıçak parası da, hepinizin bildiği gibi, bugün de, Sağlık Bakanımızın çok değer vererek desteklediği bazı başhekimlerimizin hastanelerinde bizzat sürdürülüyor. Bunların örneklerini de gün geldikçe gözler önüne sereceğiz tabiî ki.

Aynı şey, SSK hastanelerin devrinde de geçerli idi. Burada amaç, yurttaşlarımızın daha iyi sağlık hizmeti alması değildi. Bugün bir gazetede çıkan kupür, bakanlığımızın bulduğu çözüm, kuyrukları hastane dışına taşımak. Fotokopi makinelerini dışarı taşımışlar; hastalar üç saatte hizmet alıyorlar. Eğer, amaç, SSK'lı hastaların daha iyi hizmet almalarını sağlamak olsaydı -burada da dile getirdik- sadece SSK Yasasının bir maddesini değiştirerek, biz, SSK'lıların, diğer sağlık tesislerinden yararlanmalarını sağlayabilirdik. Tıpkı, eğer, gerçekten insanlarımızın daha iyi sağlık hizmeti almalarını istiyor olsaydık, daha, Sağlık Bakanı SSK'nın hastanelerini devralır devralmaz kuyrukları engelleyecek olan dispanserleri peş peşe kapatmaya girişmezdi. Bu da kamu sağlık kurumlarına olan güveni sarsmak için ve özelleştirmenin bir ayağını oluşturmak için yapılmış, bilinçli yapılmış bir uygulamadır.

Aynı şey ilaç konusunda da geçerli. Bugün en büyük sıkıntı, daha önce SSK hastanelerinde insanlarımız, sadece SSK'lılarımız, ilaçlarını alırken sıkıntı çekiyorlardı, şimdi, tümümüz çekiyoruz; bütün Emekli Sandığı, Bağ-Kur sigortalıları da çekiyorlar. Bunun da amacı, insanların, sigortalıların eczanelerden yararlanması değildi; eğer böyle olsaydı, bizim Maliye Bakanımızın yine çok iyi bileceği bir yaklaşımla, SSK'ya bir bayilik düzeni oluşturabilirdik. Türkiye'deki bütün eczanelerin SSK'nın bayileri durumuna getirilmesiyle bu sorun çözülebilirdi. Burada da amaç, kamuya olan güvenin, kamu sağlık tesislerine olan güvenin ortadan kaldırılması.

Çünkü -bu dönersermaye konusuna biraz daha geri dönersek- sağlık sisteminde, sağlığın etrafında çok büyük bir rant var. Bu, ilaç sektöründe ilaç, silah sektöründen sonra dünyada ikinci büyük rantın olduğu yer. Dolayısıyla, eğer, biz, sağlık tesislerini birer ticarî işletme haline getirebilirsek, buralardan çok büyük rant sağlama imkânımız olur.

Örneğin, bu yasayla, sağlık tesislerine, dönersermayelere araç-gereç ve bina alma, devralma, yaptırma imkânı tanınıyor.

Yine, bugün, Sayın Maliye Bakanının gazetede çıkan, çok da sosyal demokratlara sıcak bakmayan bir gazetede çıkan, makam araçlarına 59 000 000 YTL; yani, 59 trilyon para harcandığının haberi var. Kamudaki makam araçlarıyla ilgili bu konu her zaman gündemde, bir süredir gündemde. Bu, sadece aracı temin etmekle de kalmıyor. Dolayısıyla, siz, bu yasayla, döner sermaye işletmelerine araç alma yetkisini de vererek, buradaki deliği, buradaki karadeliği daha da büyütmenin yolunu açmış oluyorsunuz.

Bu uygulamanın, yani, sağlığın özelleştirilmesinin -daha önce de bu kürsüden dile getirdim- en önemli açmazlarından bir tanesi, arzın talebi patlatması konusudur; yani, siz, sağlığı rekabet ortamına koyarsanız insanlar daha çok para kazanmak için arzı artıracaklardır, gerekli gereksiz birsürü arz, birsürü de talebi doğuracaktır. Bunun sonucu Türkiye araç çöplüğüne dönmüştür, bunun sonucu Türkiye'deki MR sayısı her zaman tartışılır bir düzeye ulaşmıştır.

Tabiî ki, bu, vatandaşın sırtından temin edilen paralarla sağlanacak; yani, sigortaların ödedikleri paralar dışında, dönersermayelerin gelirlerinin çok büyük kısmının, bildiğiniz gibi, vatandaşın cebinden çıktığını hepimiz biliyoruz. Bu, aşağı yukarı bugüne kadar, yılda 5 milyar dolar kadar olan yurttaşın cebinden çıkan para, bu sistemle, bu yaklaşımla katlanarak artacak ve vatandaşın daha çok sömürüldüğü, cebinden sağlığa daha çok para harcadığı ve bunun -sağlıktaki teknolojinin ve ilacın da giderek yüzde 60'dan fazla bir oranının ithal edildiğini düşünürsek, ilaçtaki dışa bağımlılığımızı da hesaba kattığımız zaman- dışborç yükümüzün sonsuz derecede artırma potansiyelini de birlikte getireceğini burada takdirlerinize sunmak istiyorum.

Kurumların araç çöplüğüne nasıl döndürüldüğünün çok çarpıcı bir örneğini vermek istiyorum ilgilenirseniz. Biliyorsunuz, belki bilmiyorsunuz, Zekai Tahir Burak Hastanemizde, giriş-çıkışlar, gözden irisi okuyan birtakım optik cihazlarla yapılıyor. Yani, bu hastane CIA mdır, Pentagon mudur, yoksa çok özel bir yer midir ki, burada giriş-çıkışları takip etmek için -sabah geliyorsunuz, gözünüzü bir deliğe dayıyorsunuz, okunuyor- böyle bir cihazın alınması bu kuruma gerekli midir? Bunun memlekete... Belki, bir 60-70 milyarlık bir cihazdır; ama, buna benzer, keyfî, tamamen o dönersermaye işletme müdürünün keyfine kalmış, o sağlık tesisini işleten başhekimin ya da uzmanın ya da pratisyenin keyfine kalmış birçok gerekli gereksiz alımın bu yolla yapılması ve dışborç stokumuzun üstüne de gereksiz birçok eklemenin yapılmasına neden olacak bir uygulama bu.

Bir başka önemli konu; bu yolla, sağlıkta yapılacak, özellikle de bina, araç vesaire gibi büyük alımlarda bütçe denetimini ortadan kaldırıyorsunuz. Bugün, hiç olmazsa, Bakanlık, oturup, hangi kurumlara hangi ileri teknoloji ürünlerini alacağına kendi karar verirken, yarın, dönersermaye işletme müdürleri tamamen keyfî tercihlerine göre cihazlar alacaklar, araçlar alacaklar, binalar alacaklar.

Bunun, bu yetkinin, bütçedışı, bütçe denetimi dışına bırakılmasının çok önemli bir başka açılımı daha var. Daha önce dile getirdim, gazetede haber oldu, Sağlık Bakanından da henüz bir yanıt alamadım. Bu Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesinin, afet durumlarında sahra hastanesine çevrilmesi planlanan kapalı otoparkının camiye çevrilmesiyle ilgili bir projesi var. Bu projeyi, bugüne kadar, basında çıktığından beri, Sağlık Bakanlığı reddetmedi. Şimdi, böyle bir projeyi, siz para harcamışsınız... Çünkü, afet zamanında ibadethaneler, okullar, yetmeyen kapasiteyi artırmak için, hastaları almak için kullanılıyor. Burada çok güzel bir düşünce yapılmış; denmiş ki "kapalı otopark günün birinde bir sahra hastanesine çevrilebilir."

Şimdi, buranın bir camie çevrilmesiyle ilgili bütçe kanununun Meclise gelmesi halinde, bunun, burada, yoğun tartışmalara yol açacağını, hepiniz takdir edersiniz; ama, bu yolla, dönersermaye işletmesine, bir de üstelik tıpkı duble yollarda yapıldığı gibi, parça parça, 20 milyarlık, 25 milyarlık, neyse limiti, küçük küçük limitler halinde paranın harcanarak, gözden kaçırılarak buranın böyle bir inşaata çevrilmesi, bu yasayla, olanaklı olmuş hale geliyor.

Bunun gibi, yine keyfî, yine bütçe denetimi dışında, yine kamu yararı dışında, birçok vatandaşın sırtından kazanılan paranın, tabiî ki, ister istemez, aklımıza yandaş müteahhitlere verileceği hesabı da geliyor; bunun da örnekleri, yine, bugün için etrafımızda var. Bunlar da günü geldiğinde örnekleriyle önünüze serilecektir; yani, belirli bir hastanedeki bütün işlerin, aynı kişiye, küçük küçük parçalar halinde yaptırıldığıyla ilgili örnekler yakında gözlerimizin önüne serilecek. Yani, bu yasaya ne kadar iyi niyetle bakarsak bakalım, suiistimale açık bir tarafı da olduğu açık.

Şimdi, toplarsak, sağlık kuruluşlarının, bu şekilde, tamamen ticarî işletme haline çevrilmesi, bir bütünün parçası; yani, AKP'nin, sözleşmeli personel çalıştırılması, aile hekimliği, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devri, ilaçların özel eczanelerden alınması...

Bir de veri imtiyazı konusu var ki, o içler acısı, kapitülasyon düzeyinde bir olaydır. Dünyada hiçbir ülkenin Avrupa Birliğine girmeden kabul etmediği bir veri imtiyazı konusunu, maalesef, hükümetimizin ve bakanlığımızın şu anda kabul etmiş olduğunu, hatta geriye doğru işlemesini de kabul etmekte olduğunu üzülerek duyuyoruz.

Bütün bunlar, sağlık tesislerinin işletmeye çevrilmesi -bir tek eksiği kaldı bakanlığın, o da genel sağlık sigortasının çıkarılması- "sağlıkta dönüşüm" adı altında ortaya atılan projenin ayakları, parçaları.

Şimdi, bu noktada sevinçliyim; çünkü, diyeceklerinin ve "yapacağım" dediklerinin tümünü yapmış duruma geliyor Sayın Sağlık Bakanlığı ve AKP Hükümeti. Yani, bugüne kadar, sesimizi ne kadar yükseltirsek yükseltelim vatandaşa bir türlü anlatamadığımız, duyuramadığımız, bu yapılanlarla sağlığın daha iyiye gitmeyeceği yönündeki çığlıklarımızın bundan sonra...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Uğur Neşşar (CHP, Denizli). “Devlet memurları kanunu ve türkiye cumhuriyeti emekli sandığı kanunu ile diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.827)”. TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim tutanağı, 9 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ugur-nessar-22-2005-03-09-devlet-memurlari-kanunu-ve-turkiye-cumhuriyeti-emekli-sandigi-kanunu-i-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
