# Sağlık hizmetleri temel kan.,sağlık personelinin tazminat ve çalışma esaslarına dair kan.tas.( s.sayısı : 934 ) (doktorlara mecburi hizmet hk.)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Uğur Neşşar (CHP, Denizli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim
- **Tarih:** 21 Haziran 2005
- **Gündem:** SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KAN.,SAĞLIK PERSONELİNİN TAZMİNAT VE ÇALIŞMA ESASLARINA DAİR KAN.TAS.( S.SAYISI : 934 ) (DOKTORLARA MECBURİ HİZMET HK.)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ugur-nessar-22-2005-06-21-saglik-hizmetleri-temel-kan-saglik-personelinin-tazminat-ve-calisma-e-4

> Mehmet Uğur Neşşar (CHP), 21 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KAN.,SAĞLIK PERSONELİNİN TAZMİNAT VE ÇALIŞMA ESASLARINA DAİR KAN.TAS.( S.SAYISI : 934 ) (DOKTORLARA MECBURİ HİZMET HK.)); konuşma 1.240 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, birinci basamaktan, aile hekimliğinden söz ettik. Yine, bu da, şimdiden, yani, aile hekimliğinden vazgeçtik, sosyalizasyona geri dönüyoruz dese Sayın Bakan, inandırıcı olmayacak; bir başka fiyaskodur; çünkü, bir ülkede aile hekimi yoktur, bir ülkede o bahsettiğiniz harika sigorta sistemi yoktur, bir ülkede o bahsettiğiniz prime dayalı sağlık sigortası sistemini oluşturacak ekonomik koşullar gelişmemiştir ve zaten, aile hekimliği dediğiniz iş, sağlıkocaklarında pratisyen hekimlerin yaptığı iştir ve bunu, Sayın Bakan yine defeatle bu kürsüden dile getirdi. 224 sayılı Yasada yoksa bile, bu yasanın mimarı Nusret Fişek Hocanın kitabında, Sayın Bakanın yine kendi ifadesiyle, aile hekimliğinin sağlıkocaklarında yapılacağı; yani, aynen "aile hekimliğinin Türkiye'deki uygulamasının yeri sağlıkocaklarıdır, uygulayacak hekimler de pratisyen hekimler" diye bir ifade var.

Şimdi, bu gerçek ortadayken, siz, aile hekimliği diye ortaya çıkarsanız, kaçınılmaz bir şekilde mahcup olursunuz ve yine bu olmuştur; hâlâ Düzce'de pilot uygulama devam etse de ya da hiçbir zaman uygulanamayacak olan Genel Sağlık Sigortası Yasası, IMF'nin stand-by anlaşmasını imzalamak için Meclisten geçirilse de, bu aile hekimliği hiçbir zaman uygulanamayacaktır. Nitekim, zaman içerisinde, Sayın Bakan, aile hekimliğinin zaten pratisyenlere kursla verileceğini, kısa kurslarla onların aile hekimi olarak yetiştirileceğini sıklıkla dile getirmektedir. Dolayısıyla, bu aile hekimliği projesi ve bunun üç yıldır toplumu ikna etmek ve toplumu oyalamak için sürekli olarak dile getirilmesi, bu hükümetin sağlık politikalarının yine iflas eden bir başka boyutudur ve esas amacın, sağlığı çözmek değil, esas amacın, sağlığı birtakım kişilere kaynak aktarmak için dönüştürmek olduğunun açık kanıtlarından bir tanesidir; çünkü, emirler AB'den gelmektedir; çünkü, emirler ABD'den gelmektedir.

Şimdi, bir başka konu, sağlığı düzeltmek niyetinde olmadığınız... Biliyorsunuz, hepiniz çok iyi biliyorsunuz, programınızda "ilaç kurumu" diye bir kavram var. Hatta, malzemeyle ilgili ayrı bir kurum daha var. Bu, ısrarla gündeme gelmiyor. Çünkü, Sağlık Bakanlığı, ilaçtan elde edilen ranttan bir türlü vazgeçemiyor.

Sağlık Bakanlığının son iki yıllık döneminde ilaç konusunda ortaya çıkan, ayyuka çıkan yolsuzlukları hepimiz biliyoruz. Gazeteler, boy boy, ilaçta yaşananları yazıyor. Bazı arkadaşlarımız bu konuda çok emek sarf ediyorlar, bunu dile getirmek için.

Esas önemli olan, bunun basında tekrar tekrar dile getiriliyor olmuş olması değil, bunu, konunun muhataplarının hiçbirisinin inkâr edememiş olmasıdır veya da tekzip edememiş olmasıdır. Gazeteler her gün sağlıkta yaşananları ve ilaç sektöründe yaşananları yazıyor. Bunu şeffaflaştırıp, Sağlık Bakanlığının ruhsatlandırması konusunu, Sağlık Bakanlığının çatısı altından çıkarıp bir özerk ilaç kurumuna devretmek, maalesef, bir türlü Sağlık Bakanımızın aklına gelmemektedir. Niye; çünkü, bu demin bahsettiğim evrenselleşmeyi bir sömürü mekanizmasına çeviren neoliberalizm altında piyasaya sürülen vahşi kapitalizmin aktörleri, yani, o büyük sermaye sahipleri, yani, demin dediğim, oradan oraya sermayeyi dolaştırıp, geri kalmış ülkelere yatırım yapmayan büyük sermaye sahipleri bu konuda taraf olmaktadırlar, lobi yapmaktadırlar. Ben, bu lobi lafına da bayılıyorum. Ne demekse lobi yapmak?! İnsanlar birdenbire ikna oluveriyorlar!.. Dolayısıyla, Türkiye'de yaşanan, ilaçta yaşanan bu olay, bizim yine sağlığı çözmek istememekte olduğumuzun bir başka göstergesi.

Bir başka göstergesi; ben, size birsürü bilim adamı getirebilirim, bunlar, biyogenetik ilaçların jeneriklerinin olduğu tartışmasını son derece yetkin bir şekilde ortaya koyabilirler; ama, Sağlık Bakanlığı, biyoteknoloji ürünü ilaçların jeneriğinin olmayacağı saplantısı içerisinde yıllardır devam etmektedir. Demek ki, Bakanlığın emri ve Bakanlığın amacı, sağlığı çözmek değildir. Bu ilaç konusunu en son AB'nin Brüksel'den verdiği emir çerçevesinde, AB'nin daha bize kapılarını açmadığı, bugünkü kadar net olmadığı zamanlarda bile, aniden, bir gecede işleme konulan -yani, veri imtiyazından bahsediyorum, ki, bunun, açık bir kapitülasyon olduğu düşüncesindeyim- veri imtiyazını bu hükümetin Başbakanının ve bu hükümetin Sağlık Bakanının kabul etmiş olmasıdır. Şu anda, bizim o imtiyazı verdiğimiz AB'nin bize kapılarını ne oranda açtığını hepimiz üzülerek görüyoruz. İstediğimiz kadar, verilen direktifleri, verilen emirleri yerine getirelim; ama, o kapılar bize açılmıyor. Şimdi, Sayın Bakan, kalkacak, diyecek ki, bu, bizim, uluslararası anlaşmalarımızın gereğidir; kabul ediyorum. Buna karşı da önerimiz oldu, kendisine dile getirdik. Dedik ki, AB bize kapıyı ne kadar açıyorsa, biz de veri imtiyazını o kadar zamanda açalım; AB bize ne kadar zamanda tam üyelik veriyorsa, biz de tam veri imtiyazına o kadar sürede geçelim. Bu, mantıklıydı, son derece mantıklıydı; tıpkı, SSK'lı yurttaşlarımızın eczanelerden yararlanmaları için önerdiğimiz alternatif çözüm gibi.

Şu anda ortaya konulan model, günün birinde, geri ödemenin yapılamadığı koşulda, bireysel eczacılığı çökertecek ve eczacılarımızı, çokuluslu sermayenin açacağı eczaneler zincirinde sözleşmeli çakılı eczacı olarak çalışmaya mecbur bırakacak bir düzenin altyapısını oluşturacak. Biz, buna karşılık ne dedik; bırakın toplu ithal devam etsin, bırakın toplu ihale yöntemi devam etsin, eczaneler, tıpkı bir bayi sistemi gibi çalışarak, hem batma tehlikesi içine girmeden hem de komisyonlarını -aldıkları yüzde 10'lar, yüzde 20'ler, her neyse, onları yatırırken- peşin tahsil ederek uygulama içerisine girsinler. Bu, olmaz mıydı, yanlış mıydı?! Bu, Bakana teklif edilmedi mi, bizim tarafımızdan değil, bürokratlar tarafından; teklif edildi; Sayın Bakan ve Başbakan itiraz ettiler.

Gelelim tek çatı meselesine; tek çatı meselesi de bir oyalamaydı, tıpkı, bugün, satılan değişik kurumların "işte, yıllarca yatırım yapılmadan geri bırakılmış" ifadesinde olduğu gibi, yıllarca yatırım yapılmadan geri bırakılmış SSK hastanelerinde, bugün de çürümeye terk edilen SSK hastanelerinde, bugün de kapatılan SSK dispanserlerinde olduğu gibi, tek çatı altında toplanması meselesine.

Şimdi, değerli arkadaşlar, SSK'ları devrettik ve devrettiğimiz SSK hastaneleri Sağlık Bakanlığının malı oldu; ama, nedense bu hastanelerde hiçbir hareket yok, bütün hastalar Sağlık Bakanlığının eski hastanelerine yığılmaya devam ediyorlar. Sağlık Bakanlığı hastanelerinin dönersermayeleri patlamış durumda; yani, en son aldığım rakamlara göre, geçtiğimiz yıl, 2004 yılı hesaplarıyla 4 katrilyonluk bir dönersermaye geliri.

Şimdi, siz, eğer sağlığı özelleştirirseniz, ne kadar çok hasta kaydedersen o kadar çok para alacaksın derseniz ve -kimseyi şahsen suçlamıyorum; ama, bu tabiri kullanmak zorundayım- doktorlar, sağlık personeli baktıkları kadar değil, kimi zaman bakmadıkları hastaları da defterlere kaydettikçe, dönersermayeden para alabilmek için gerekli gereksiz bütün tahlilleri yaptıkça, her gün 20-30 tane…

Bir tane anımı anlatayım: Hiçbir sosyal güvencesi olmayan bir arkadaşım için bir devlet hastanesindeki bir hekim arkadaşa telefon ettim, dedim ki: "Bu arkadaşımız parasını kendi cebinden ödeyecek, aman biraz dikkat edelim…" "Haa, demek ki bugün ona tahlil yazmayacağım" dedi; diyalog, konuşma aynen budur.

Her gün aynı tahliller tekrar tekrar yapılır ve dönersermayeler patlar. Amaç nedir; amaç bu dönersermayenin tükettiği, bizim de tümünü ithal ettiğimiz bu malzemeleri daha fazla tükettirmektir, bu tüketim çarkını, bu sömürü çarkını beslemektir; dolayısıyla, bugün yapılan bu.

Peki, niye SSK hastanelerini insanlar terk ettiler? Şimdi, ben, kendi ilimden örnek vermek istiyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan; kendi ilimin örneğini vereyim, bitiriyorum. Sanıyorum şahsım adına da söz hakkım var; ondan sonra huzurlarınızdan çekileceğim.

Şimdi, kendi ilimin örneğini vereyim. Denizli'de, yan yana iki tane hastane var. Belki, Bakan, bunu, önerim olarak da, naçizane, dikkate alır. Bu iki hastane arasında sadece bir sokak var. Şu anda, yan yana iki tane devlet hastanesi var ve de bir tane, yeni bitmiş olan SSK hastanesi açılacak. Şimdi, ben olsam, bu iki hastane de Sağlık Bakanlığının hastanesiyse, ki, Denizli'de yine bunun örneği var; yani, burada devlet hastanesi duruyor, hemen arkasında doğumevi duruyor, yanında da bir başka hastane daha var. Bu üçünü, nasıl doğumevi ile bu devlet hastanesi aynı çatı altındadır, ötekisini de beraber alırım, derim ki, bu ikisi, bu üç ünite bir hale gelmiştir. Buradaki doktorları bir araya getiririm, o hastanenin doktoru, bu hastanenin doktoru ayırımı ortadan kalkar. Yeni açılan hastaneye de yeni hekimler atarım. Belki de, bu hastanenin başhekimini -öteki hastane onbeş gün içinde inşallah açılacak, zaten oranın başhekimi arkadaşım- oraya gönderirim, derim ki, burayı kadrolaştıralım, oluşturalım. Bu yapıyı, hep birlikte, bir araya getiririm. Mesela, bir düşünce bu. Böyle yapılmıyor, bu hastane devlet hastanesi sabahlardan akşamlara kadar çalışıyor, bunun adı eski SSK hastanesi olduğu için -benim oraya gönül borcum var, benim oraya bağlılığım var, oniki sene çalıştım orada- o hastane şu anda kaderine terk edilmiş durumda. Bunu Sayın Bakanın dikkatine sunuyorum bu kürsüden.

Tekrar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Uğur Neşşar (CHP, Denizli). “Sağlık hizmetleri temel kan.,sağlık personelinin tazminat ve çalışma esaslarına dair kan.tas.( s.sayısı : 934 ) (doktorlara mecburi hizmet hk.)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 21 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ugur-nessar-22-2005-06-21-saglik-hizmetleri-temel-kan-saglik-personelinin-tazminat-ve-calisma-e-4 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
