# Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Vedat Yücesan (CHP, Eskişehir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim
- **Tarih:** 25 Ocak 2006
- **Gündem:** KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA BAĞLI OKULLARIN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.1009)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-vedat-yucesan-22-2006-01-25-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-okullarin-milli-egitim-bakanligina-d

> Mehmet Vedat Yücesan (CHP), 25 Ocak 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA BAĞLI OKULLARIN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.1009)); konuşma 1.279 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) - Birleştirelim efendim.

BAŞKAN - Buyurun, süreniz 15 dakika.

CHP GRUBU ADINA MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesi ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 15 inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsî görüşlerimi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, maddeyle ilgili konuşmama başlamadan önce Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, eğitim, ülkelerin geleceğinin belirlenmesinde hayatî bir önem taşımaktadır. Özellikle bilginin önplana çıktığı 21 inci Yüzyılda bilgi çağını yakalayamayan toplumların geri kalması kaçınılmazdır. Bu, herkesçe kabul edilen, herkesin üzerinde uzlaştığı bir gerçektir. Bu gerçekten hareketle, kanun tasarısını görüşürken, bu konu hakkındaki görüşlerimi aktarırken, eğitim sistemimizin genel görünümünü ve kalitesini ortaya koymamız gerektiğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ülkemiz, eğitim alanında çok yol kat etti, azımsanmayacak gelişmeler gösterdi. Gerek okullaşma oranı gerek araç, gereç yönünden gerekse öğretmen sayısı bakımından geçmişe göre gelişme gösterildiği, iyi yol aldığımızı da düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, şu anda verilen eğitim kalitesi, çocuklarımızın, rekabetçi dünya düzeni içerisinde mücadele edebileceği, kendini önplana çıkarabileceği nitelikten maalesef yoksundur. Dünya hızla ilerlemekte ve gelişmektedir. Bu gelişimin arkasında kalmak, ileride ciddî sıkıntılar yaşanmasına sebep olabilecektir. Birtakım düzenlemelerin ve iyileştirmelerin acilen yapılması gerekmektedir. Öncelikle, eğitimin aslî ve önemli unsurlarından biri olan öğretmenlerimiz refaha kavuşturulmalı, maddî sorunları halledilmelidir. Öğretmenlerimizin çalışma koşulları iyileştirilerek, onların dünyadaki gelişime paralel olarak kendilerini donatmaları sağlanmalıdır. Öğretmenlerimizin ekonomik imkânlarını geliştirerek kendilerini eğitim ve öğretime odaklamalarını sağlamalıyız, onlara gereken önemi vermeliyiz. Aksi halde, değerli milletvekilleri, olumsuz koşullar nedeniyle öğretmen kendini öğretmeye odaklayamıyorsa, kafası başka şeylere takılıyorsa, istediğiniz kadar okul binası yapın, okulları istediğiniz kadar son model araçlarla, bilgisayarlarla donatın, bunun hiçbir yararı olmayacaktır. Unutmamalıyız ki, öğretmen, eğitimin temel taşıdır. Bütün bunlar bilinirken, hükümet, 2006 yılının ilk altı ayı içinde öğretmenlere yüzde 2,5 zam oranı öngörerek, öğretmenlerin sorunlarının kendilerini ilgilendirmediğinin mesajını vermektedir.

Değerli milletvekilleri, vatandaşlarımız uzun yıllardır neoliberal sağ politikaların doğurduğu ağır krizler yaşadı, sıkıntılar çekti; toplumda gelir bölüşümü bozuldu; yoksulluk, yolsuzluk had safhaya ulaştı. Sonuç olarak, vatandaşlar, bir umut olarak gördükleri AKP'yi iktidara taşıdılar; ancak, AKP, geçmiş dönemlerdeki politikaları aynen uygulamaya devam ederek, dengesizlikleri azaltmak yerine daha da artırdı. Uygulanan yanlış politikaların doğal sonucu olarak en zengin ile en fakirin arasında gelir makası gittikçe açıldı. Gelir dağılımındaki son derece haksız bölüşüm, tüketimde de, yani, elde edilen gelirin harcamasında da adaletsizliği beraberinde getirdi. Bu eşitsizlik, kendine, en çok eğitim alanında harcamalar göstermektedir. Devlet İstatistik Enstitüsünün yayınlamış olduğu verilere göre, Türkiye'de en zengin kesim ile en yoksul kesim arasında tüketim harcamaları farkının zirveye çıktığı yer, eğitim harcamaları alanı olmuştur. En yoksul kesim ile en zengin kesimin günlük eğitim harcamaları arasındaki fark neredeyse 150 katına ulaşmıştır. Her geçen gün bu durum daha da kötüleşmektedir. Hükümet yetkilileri, sanırım, böyle bir şey olmadığı yönünde beyanatlar veremeyeceklerdir; çünkü, bu rakamlar, Devlet İstatistik Enstitüsü rakamlarıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, Avrupa Birliğine üye olma yolunda çalışmalarını sürdürmektedir. Avrupa Birliğine göre avantajlı olduğumuz konu, yetişmiş ve genç insan gücüne sahip olmamızdır. En çok bunu vurguluyor ve bunun üzerinde duruyoruz; ancak, şu soruyu sormamız lazım. Şartlar -az önce de ifade ettiğim gibi- bu durumdayken, eğitim sisteminde haksızlıklar varken, parası olan daha bir eğitim alabiliyorken, nasıl tüm çocuklarımızı çağın gerektirdiği bilgilerle donatabiliyoruz.

Görünen o ki, AB'ye üye olduğumuzda serbest dolaşım imkânımız olmayacak; ama, AB üyesi diğer ülkelerin vatandaşları ülkemize gelebileceklerdir. Bu şartlarda onlarla nasıl rekabet edebileceğiz değerli arkadaşlarım, bunun tedbirlerini alabiliyor muyuz? Halen, 50-60 kişilik sınıflarda ders görülmeye devam edilmektedir. 50 kişilik sınıf mevcutlarının var olduğu bir ortamda nitelikli ve kaliteli bir eğitimden söz etmek mümkün müdür? Köylerimizde, birçok yerleşim birimlerinde, birleştirilmiş sınıflarda ders verilmektedir. Eğitimin kaliteyi yakalayabilmesi için en az 30 kişilik sınıflarda eğitim verilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitimde artık ezberci sisteme son vermeliyiz. Ülkemizin her alanda çağdaş toplumlarla aynı düzeye ulaşmamasındaki temel neden, gözlemleyen, farkında olan, sorgulayan, değişime inanan öğrenciler yetiştirememizdendir. Çocuklarımıza, bilgi kullanmak yerine LGS ve ÖSS'de, diğer sınavlarda nasıl başarılı olur onu öğrettik. Daha doğrusu, bu arkadaşlarımıza ezberlettik. Eğitim sistemimizi onları bu sınavlarda anlayışı üzerine inşa ettik. Öğrenciler, sınav, not endişesi içerisinde hayata lazım olmayan bir yığın bilgiler öğrenmek zorunda bırakıldılar. Artık bu anlayış terk edilerek bu yanlışlıktan dönülmelidir.

Eğitimde toplam kalite anlayışının, toplam kalite bilincinin okullarımızda yerleştirilmesi gerekmektedir. Çalışmalarımızı bu yönden sürdürmeliyiz. Bilişim teknolojisinin gelişim hızını yakalamak, bilgi akışı ve iletişim sürecinde odaklanmak eğitim sistemimizin temel araçlarından biri olmalıdır.

Toplumların gelişmesinin ve ilerlemesinin kaynağı eğitim kurumlarıdır; dolayısıyla, geleceğe hazırlayacağımız çocuklarımızı, eğitim, bilgiye ulaşma, öğrenme, sorun çözme, yaratıcılık davranışını kazandırmaya yönelik olarak olmalıdır. Ülkemizde bu hızlı değişim çağında geri bırakılmamak, ön saflarda görebilmek için zaman geçirmeden toplam kalite düşüncesini benimsemek ve uygulamak zorundayız; ancak, Millî Eğitim Bakanlığı bunu yapmak yerine kadrolaşmayı tercih etmektedir. Örneğin: Eskişehir'de başarılı çalışmalara imza atan okul müdürlerinin görev yerleri nedensiz olarak değiştirilmiştir. Bir anlamda bu müdürler başarılı olduklarından dolayı cezalandırılmaktadır. Diğer taraftan, bir öğretmen, belediye seçimlerinde Eskişehir'in bir beldesinin AKP'den aday adayı oldu diye ilimizin isim yapmış okuluna müdür atanıp ödüllendirilmiştir. Eskişehir'de halk eğitim merkezi müdürlüğü atamasında yine partizanca tutumlar sergilenmiştir. Halk eğitim merkezi müdürü olmasına karar verilen kişinin puanı 54 olmasına rağmen 83 olarak gösterilerek yönetmeliklere aykırı olarak bu atama yapılmıştır.

Değerli milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığının neden böyle bir anlamsız uygulamaya gittiği hususunda, Sayın Bakandan, Eskişehirliler adına bir açıklama beklediğimi belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, konuşmamda belirttiğim üzere Millî Eğitim Bakanlığı anlamsız uygulamalarda bulunmaktadır. Ayrıca, sıra verilen ve örneğin Eskişehir'deki okulların depreme ne derece hazırlıklı olduklarına ilişkin vermiş olduğum soru önergesine verilen cevapta 7 okulun güçlendirme çalışmalarının altını çizmek istiyorum. Sadece hazırlık aşamalarının tamamlandığını belirtiyor. Demek ki, Eskişehir'de yaşayabilmek için bir depremde yıkılma tehlikesi altında bulunan okullarımız bulunmaktadır. Peki, bu okullar hangileridir: Kamuoyuna bu okulların durumu hakkında bilgi verilmişmidir diye, tekrar soru önergesi verdim. Gelen cevap "bu okullarda bir hasar yok; ama, şiddetli bir depremde hasar görebileceğinden güçlendirilmesi gerekebilir" olmuştur.

Değerli milletvekilleri, şiddetli bir depremde yerle bir olacak okullarda şu anda çocuklarımız eğitim görmektedir. Şunu merak ediyorum: Sayın Bakan kendi çocuğunu bu durumdaki bu okulda okutabilir mi? Bunun cevabını kendisinden bekliyorum. Millî Eğitim Bakanlığı bu konuda daha duyarlı olmalı ve sorumlu davranmalıdır.

Üzülerek belirtmek istiyorum ki, ülkemiz AKP hükümetinin yanlış politikaları ve uygulamalarından çok sıkıntı çekti ve hâlâ sıkıntı çekmeye devam etmektedir. Hepimizin hatırlayacağı gibi Sakarya Pamukova'da milletçe hepimizi derinden sarsan hızlı tren kazası yaşadık. Ülke olarak, hepimiz kahrolduk, içimiz yandı. Kazayla ilgili birçok şeyler söylendi. Makinistlerin hızlı tren kullanmak için yeterli eğitim alamadıkları, kazanın sebebiyetlerinden biri olarak gösterildi. Makinistlere daha iyi eğitim verilmesi konusunda, toplumda ortak bir düşünce oluştu. Yetkililer, bu eksikliğin vakit kaybedilmeden giderileceğini belirttiler. Ancak, AKP söyleminin tersine, ülkemizde ve hatta Ortadoğu'da, makinistlere simülatör aracıyla eğitim veren tek merkez olan Eskişehir Devlet Demiryolları Eğitim Merkezi kapatılıyor. Ulaştırma Bakanlığı, milyonlarca dolarlık bu simülatörlerin bulunduğu Eskişehir'deki eğitim merkez binasını, vergi dairesi olarak kullanmak üzere Maliye Bakanlığına vermektedir.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir şey olabilir mi, böyle bir çelişki olabilir mi?! Herkesin beklediği, hükümetin, rasyonel, tutarlı politikaları ortaya koymasıdır. Bahsettiğim sıkıntı bir yana, çocuklarımızı, toplumun çıkarlarına ve halkın yararına bir nesil olarak yetiştirmek hepimizin ortak bir sorusudur ve sorunudur. Öncelikle, çocuklarımızı, nitelikli, araştıran, sorgulayan, sorunlara çözümler üretebilen, bilimsel düşünme anlayışına sahip bireyler olarak yetiştirmeliyiz. Bunun için, eğitime daha çok pay ayrılmalı, çağın gereklerine uygun bir eğitim ortamı yaratmalıyız. Ayrıca, meslekî eğitime, geniş tabanlı bir temel eğitim programıyla başlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, 2005 yılında, 2 milyon öğrenci ÖSS sınavına girdi ve ancak, bunların yüzde 25'i yüksek eğitim programına kaydolabildi. Üniversiteye giremeyen yüzde 75'lik paya sahip olan öğrencilerin ise, hiçbir meslekî güvencesi bulunmamaktadır. Bu öğrencilerin sorunlarına bir an önce çare bulmalıyız. Tıpkı, Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi, üniversitede okumayı düşünmeyen, okuyamayacak öğrencileri, ilgi duyduğu, başarılı olacağı mesleklere yönlendirmeliyiz. Meslekî ve Teknikeğitimin Modernizasyonu ve Eğitim ve Meslekî Teknikeğitimin Güçlendirilmesi Projelerini uygulamaya koyarak Avrupa Birliği standartlarına ulaşmalıyız.

Okula ve okulunu bitiren herkese iş ve meslek garantisi verileceği günlere bir an önce ulaşmak için çalışmalarımızı ve gayretlerimizi artırmamız gerektiği düşüncesiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Vedat Yücesan (CHP, Eskişehir). “Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)”. TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim tutanağı, 25 Ocak 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-vedat-yucesan-22-2006-01-25-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-okullarin-milli-egitim-bakanligina-d (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
