# Basın ve yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesi hk (s. sayısı 7)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Yılmazcan (AK Parti, Kahramanmaraş)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim
- **Tarih:** 2 Ocak 2003
- **Gündem:** BASIN VE YAYIN YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARA İLİŞKİN DAVA VE CEZALARIN ERTELENMESİ HK (S. SAYISI 7)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-yilmazcan-22-2003-01-02-basin-ve-yayin-yoluyla-islenen-suclara-iliskin-dava-ve-cezalarin-ertel

> Mehmet Yılmazcan (AK Parti), 2 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BASIN VE YAYIN YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARA İLİŞKİN DAVA VE CEZALARIN ERTELENMESİ HK (S. SAYISI 7)); konuşma 1.273 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET YILMAZCAN (Kahramanmaraş) -Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı üzerinde, Grubum adına görüşlerimi açıklamak üzere huzurunuza gelmiş bulunuyorum; sözlerime başlarken, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, Avrupa ülkeleri ceza kanunlarının hepsinde, ülkemizden daha geniş bir biçimde uygulanan erteleme, işlenen suçun niteliğine göre değişen, belli bir süre içinde failin yeniden suç işlememesi durumunda kamu davasının açılmaması, duruşmanın yapılmaması, suçluluğun tespiti veya mahkûmiyet hükmünün verilmemesi, hüküm verilmişse cezanın infaz edilmemesi, mahkûmiyetin meydana gelmemiş sayılması neticesini doğuran hukukî bir müessesedir. Bu suretle, kanunda öngörülen deneme süreleri içinde gösterilen iyi hal sonucu, fail hakkında kamu davasının açılmasından, duruşmanın yapılmasından, mahkûmiyet hükmünün verilmesinden veya verilen mahkûmiyet hükmünün ya da cezanın infazından feragat edilmektedir.

Yukarıda da belirtildiği gibi, erteleme, Türk Ceza Kanununun genel esaslarının yer aldığı birinci kitabında 89 ile 95 inci maddeleri arasında ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinde düzenlenmiş olup, kapsamına giren suçlar bakımından verilen cezanın çektirilmesini engellemekte, ceza mahkûmiyeti halinde muayyen deneme süreleri öngörerek, bu sürelerin olaysız geçmesi halinde mahkûmiyeti vaki olmamış saymaktadır.

Ceza hukukunun niteliği gereği, verilmiş bir ceza mahkûmiyetinin derhal infazı gerekir; ancak, kimi hallerde, sanığın mahkûmiyetinin ağırlığı, geçmişteki durumu ve suç işleme eğiliminin dikkate alınması suretiyle ve belirli bir süre iyi hal göstermesi koşuluyla cezasının infazının ertelenmesine imkân tanınmaktadır. Gerçekten, mahkûmiyet hükmünün derhal infazı çok faydalı olmakla birlikte, gerekli şartların varlığı halinde, hükmolunan cezanın infaz edilmemesi çok daha yararlı olabilir. Bu sistemde, cezasının infazı ertelenen hükümlü, deneme süresini iyi halle geçirdiğinde, mahkûmiyet esasen vaki olmamış sayıldığından, cezaların ferdileştirilmesi amaçlanmakta ve deneme süresinin bitiminde, devletin, ceza vermek ve bunu infaz etmek hakkından feragat ettiği kabul edilmektedir.

Cezanın ertelenmesi, iyi bir ceza siyasetinin gerçekleşmesine hizmet eden bir müessese olduğu gibi, deneme süresi içinde iyi hal gösterenin mahkûmiyetinin hiç vaki olmamış sayılması, kötü hale dönenin ise, çarptırılacağı cezaların bildirilmesi, aynı zamanda cezaların bireyselleştirilmesi vasıtasıdır. Ertelemenin diğer bir gayesi, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların sakıncalarını ortadan kaldırma ve dolayısıyla, mükerrerliğe engel olmadır.

Tasarının arz ettiği önem nedeniyle, ertelemenin sonuçlarına özellikle değinmek gerekmektedir. Ertelemenin hemen beliren ilk sonucu, cezaların infazına engel oluşudur. Türk hukuk sistemine göre, erteleme halinde, mahkûmiyetin bütün diğer neticeleri de geri bırakılır; ancak, ertelemenin esas sonucu, deneme süresinin sonunda husule gelir. Bu, Türk Ceza Kanununun 95 inci maddesinde hükme bağlandığı üzere, mahkûmiyetin esasen vaki olmamış sayılmasıdır. Mahkûmiyetin esasen vaki olmamış sayılması hususu, erteleme müessesesinin esasını teşkil etmektedir. Ertelemenin esas gayesinin, sadece infazın geri bırakılması olmadığı, mahkûmiyetin ortadan kalkmasına yönelik olduğu o kadar açıktır ki, aşağıda belirtilen bazı durumlarda ertelemenin uygulanabileceğinin kabulü bunu göstermektedir.

Tutuklu olarak ceza, tamamen veya kısmen çekilmiş olabilir. Cezanın tamamen çekilip, infaz edilecek ceza kalmamış olsa bile erteleme kararı verilebileceği, öğretide bütün müelliflerce kabul edildiği gibi, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.1.1944 tarih ve 81 sayılı kararında da benimsenen bu görüş, bugüne kadarki kararlarla müstakar hale gelmiştir.

Tutukluluğun mahsubu sonucu birkısım infaz edilecek ceza kalmışsa, yalnız bu kısım değil cezanın tümü hakkında tecil kararı verilebileceği, tecilin tecezzi kabul etmeyeceği kuralı uyarınca Yargıtayca kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi de, benzer bir olayda verdiği kararda aynı doğrultuda görüş bildirmiştir. Kararda, bu nedenle, aslî cezaya bağlı olarak gerçekleşen fer'î cezalar ile hak yoksunluklarına ilişkin yaptırımların da erteleme olanaklarından yararlanması gerekir.

Hasan Celal Güzel'in aslî cezası infaz edilmiş ya da bihakkın tahliyesi sağlanmış olsa bile, buna bağlı olan hak yoksunluklarının infazına 4616 sayılı Yasa yürürlüğe girdiği tarihte devam edilmektedir. Bu yasa kapsamına giren bir suçtan dolayı mahkûm edildiğine göre, infazı devam eden feri cezaları ve hak yoksunlukları yönünden ertelemeden yararlanması gerekeceği gibi, belli koşulların gerçekleşmesi halinde, 4454 sayılı Yasanın 2 nci maddesinde öngörülen mahkûmiyetin hiç vaki olmamış sayılacağı olanağından da yararlanması gerekir.

Kaçmak suretiyle aldığı cezanın infazını engelleyen bir mahkûm, 4454 sayılı ve bunun kapsamını genişleten 4616 sayılı Yasaların getirdiği erteleme ve mahkûmiyetin hiç vaki olmaması olanaklarından faydalanarak her türlü haklarına kavuşurken, yasanın yürürlüğünden önce, iyi niyetle kendiliğinden gelip, aslî cezasını çeken diğer bir mahkûmu bu olanaklardan yararlandırmamak, adalet, hakkaniyet ve eşitlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Öte yandan, Danıştayın 15.11.1990 gün ve 2/2 sayılı içtihadı birleştirme kararında da belirtildiği gibi, "4454 sayılı Yasanın 2 nci maddesinde belirtilen üç yıllık deneme süresinin bitimi beklenmeden fer'î cezalar ile hak yoksunluklarına ilişkin yaptırımların bu süre içinde uygulanmamasının kabulü gerekir. Üç yıllık deneme süresi bittikten sonra bu hakların kullanılabileceğini savunmak, ertelemenin amacına ters düşer. Kişinin fer'î cezaları ile hak yoksunlukları da, deneme süresince ertelenmiş ve askıya alınmıştır. Açıklanan nedenlerle ertelemenin amacı, bölünmezliği, fer'î cezalar ile hak yoksunluklarına etkisi gözetildiğinde, 4454 ve 4616 sayılı Yasaların öngördüğü olanaklardan Hasan Celal Güzel'in yararlanması gerektiği ve Yeniden Doğuş Partisi üyesi olmasında yasal bir engel bulunmadığı sonucuna varıldığından, partiye ihtar kararı verilmesi isteminin reddi gerekir" denilmektedir.

Danıştay daireleri arasında çıkan görüş farklılıkları, Danıştay tarafından, 15.11.1990 tarihinde Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararıyla giderilmiş ve kararda "memurun hürriyeti bağlayıcı cezadan doğan ertelenmiş bir ceza mahkûmiyeti bulunduğunda, deneme süresi olaysız geçtiği takdirde mahkûmiyet vaki olmamış sayıldığından, deneme süresinin olaysız geçip geçmeyeceği beklenmeden ertelenmiş bir mahkûmiyet hükmü nedeniyle, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48/A-5 ve 98/b maddeleri uyarınca, devlet memurunun görevine son verilemeyeceğini" belirterek, aynı yönde karar vermiştir.

3.9.1999 tarihinde yürürlüğe giren 4454 sayılı Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunun 1 inci maddesi, basın yoluyla veya sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla yahut miting, kongre, konferans, seminer, sempozyum, açıkoturum veya panel gibi her türlü toplantılarda yapılan konuşmalarla işlenmiş, yukarı haddi oniki yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı ceza öngören suçlarla ilgili olarak kesinleşmiş veya infaz edilmekte olan cezaların infazının soruşturma aşamasında kamu davası açılmasının, henüz kesinleşmemiş davaların da kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine dair düzenlemeler getirmiştir.

Yine aynı Kanunun 2 nci maddesiyle, cezasının infazı, kamu davasının açılması ve açılmış kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilenlerden üç yıl süreyle kastî suç işlemeyenler hakkında sırasıyla: Mahkûmiyetlerinin vaki olmamış sayılacağı, kamu davasının açılmayacağı, açılmış olan kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar verileceği hususlarını hükme bağlamıştır.

Görüldüğü gibi, bahsi geçen suçları işleyenlerden haklarında soruşturma yapılanlar, dava açılanlar, kesin hüküm verilenler, hatta cezaları kısmen infaz edilenler yönünden 4454 sayılı Kanunda düzenlemeler getirilmiş; ancak, cezaları tamamen infaz edilenler için bir hükme yer verilmemiş, bu hususta boşluk doğmuştur. Haddizatında bu boşluğun, uygulamada mevcut hükümler nazara alınarak hükümlü lehine doldurulması mümkün iken, maalesef, birtakım nedenlerle bu yola başvurulmamıştır.

Durum böyle olunca uygulamada değişik kararlar verilerek haksızlıklar, mağduriyetler ve eşitsizlikler ortaya çıkmış, kamu vicdanı rahatsız edilmiştir. Aynı tarihlerde benzer suçları işleyenlere farklı işlemler yapılmış, birçok durumda kötü niyetliler kanun tarafından korunur hale getirilmiş, adalete yardımcı olanlar himaye edilmemiştir.

Olayı somutlaştıracak olursak, aynı suçu birlikte işleyip yargılanan iki kişiden, davayı uzatıp yargılamayı geciktiren veya mahkûm olduğu halde infazdan kaçarak cezasını çekmeyen bu kanun hükümlerinden yararlanmış, davasına gelip ifadesini veren ya da mahkûm olduğu cezasını cezaevine girerek çekense bu kanundan yararlanamamıştır.

4454 sayılı Kanun gereğince soruşturma, dava ve cezası ertelenenler, üç yıllık deneme süresinden sonra, sabıka kaydına geçecek bir ceza almaktan kurtulmuşlar, ceza alıp da, cezası adlî sicil kaydına işlenenlerin sabıka kayıtları silinmiş, ancak, cezası infaz edilenlerin sabıka kayıtları silinmeyerek, bu durumda olanlara haksızlık yapılmış, benzer durumdakiler arasında eşitsizlik yaratılmıştır. Bu itibarla, 4454 sayılı Kanun hükümleri eksik kalmış, bu eksiklik kamu vicdanında rahatsızlık yaratmış, uygulamada da tereddütler doğurmuştur.

Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı, bir kişiye özgü, özel düzenlemeler getirmemekte, yukarıda ifade ettiğimiz nedenlerden dolayı mağduriyetlerine sebebiyet verilen çok sayıda kişiyi kapsamaktadır. Kanundaki eksiklik, bu düzenlemeyle tamamlanmakta, eşitsizlik ve bundan kaynaklanan mağduriyetler, gecikmeli de olsa giderilmektedir.

Biz, sadece ve sadece, ilkelerimiz sebebiyle bu değişikliği destekliyoruz. İlke adamı olarak tanınan Sayın Deniz Baykal'ın liderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisinin, 3 Kasımdan bu yana sergilediği demokratik ve ilkeli tavırlarından dolayı, Grubum adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna teşekkürlerimi sunuyorum. Bir ilke partisi olan CHP'nin de bu değişikliğe kabul oyu vereceğini umuyor, bu vesileyle saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Yılmazcan (AK Parti, Kahramanmaraş). “Basın ve yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesi hk (s. sayısı 7)”. TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim tutanağı, 2 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-yilmazcan-22-2003-01-02-basin-ve-yayin-yoluyla-islenen-suclara-iliskin-dava-ve-cezalarin-ertel (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
