# 2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Zafer Çağlayan (AK Parti, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim
- **Tarih:** 17 Aralık 2009
- **Gündem:** 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-zafer-caglayan-23-2009-12-17-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi

> Mehmet Zafer Çağlayan (AK Parti), 17 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)); konuşma 1.920 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DEVLET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Saygıdeğer milletvekilleri, yüce heyetinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Ben de Bakanlığıma bağlı Dış Ticaret Müsteşarlığı ve İGM, İhracatı Geliştirme Merkezi bütçesi üzerindeki görüşlerimi ifade edeceğim. Ama öncelikle şu ana kadar konuşma yapan, gerek eleştiren gerek öneri getiren gerek, sağ olsunlar, memnuniyetini belirten tüm milletvekillerine özellikle teşekkür etmek istiyorum ve gerek yapılan eleştirilerden gerek gündeme getirilen önerilerden en azami şekilde faydalanacağımızı da ifade etmek istiyorum.

Evet, aslında çok önemli bir konu, Türk sanayisinin ihracat motoru olma özelliğine sahip bir yapı. Ben de tabii bunu yirmi yedi sene fiilen üretmiş, yatırım yapmış ve ihracat yapmış, dış ticaret yapmış biri olarak, önemini hem sanayici olarak yaşamış, ihracatçı olarak yaşamış hem de bugün sorumluluğum altındaki bu çalışmayla ihracatımızın daha fazla artırılması ve ithalatımızın bu oranda daha fazla azaltılması ve iç üretimin, ara malı üretiminin özellikle ülkemizde artırılması, özellikle 2008 yılında daha fazla etkisi görülmeye başlanan ve 2009’da devam eden bu küresel kriz ortamında dünya piyasasında elde etmiş olduğumuz piyasaları kaybetmemek noktasında çok önemli çalışmalar yaptığımızı ifade etmek istiyorum.

Evet, hep ifade ettim, yine aynı şekilde de ifade ediyorum, tabii ki bu kriz, Türkiye'nin çıkartmış olduğu, Türkiye'nin sebep olduğu bir kriz değildi. Amerika’da çıkan ve her ülkenin küresel ekonomiye entegre olduğu oranda bu krizden etkilendiği bir krizle karşı karşıyayız. Türkiye, 132 milyar dolar geçen yıl ihracat yapan ve yapmış olduğu ihracatının yüzde 90’ından fazlası sanayi mamullerinden oluşan, 200’den fazla ülkeye 20 binden fazla ürün çeşidi ihracatı yapan bir ihracat kapasitesine ve kabiliyetine sahip olmuştur. Bu değerle geçen yıl, toplam dünyadaki 16 trilyon dolarlık dünya mal ihracatında Türkiye yaklaşık yüzde 1’e yakın bir pay elde ederek, ihracatta, Avrupa Birliğini tek blok sayarsak 22’nci, ama Avrupa bloku ülkelerini tek tek sayacak olursak dünya 32’ncisi konuma gelmiştir. Gerçekten Türkiye'nin 2008 yılı itibarıyla gelmiş olduğu ihracat değeri, ihracat performansı son derece önem arz ediyor; miktar açısından, değer açısından ve her şeyden önemlisi özellikle yüzde 90’ının sanayi mamullerinden oluşması açısından.

Bu çerçevede, geçen yıl 16 trilyon dolarlık dünya mal ihracatı küresel krizle beraber, hepimizin bildiği gibi, 12 trilyon dolara düşecektir yani dünyadaki mal ihracatının 16 trilyon dolardan 12 trilyon dolara düşmesi son derece önemli bir rakam. Zannediyorum ki bu gidişle dünya ekonomileri 2008’de yakalamış olduğu bu 16 trilyon dolarlık toplam dünya mal ihracatı rakamını herhâlde 2012’den önce de yakalayamayacaktır.

Böylesine bir küresel krizin yaşandığı, özellikle ihracatımızı en fazla yapmış olduğumuz pazarların böylesi bir ortamda, en fazla küresel ekonomiden etkilendiği bir ortamda bütün gayretimizi, bütün çalışmamızı ihracatımızı 100 milyar doların altına düşürmemek noktasında sarf ediyoruz. Niye? 100 rakamı hem psikolojiktir hem de Türkiye şükürler olsun ki ihracat konusunda 100’ler Kulübünün bir üyesi olmuştur. Bu noktada size rakamları da özellikle vereyim, sonra neden bu rakamlara düştüğünü ve bundan sonra, özellikle sayın milletvekillerimizin belirttiği gibi, gerek içeride bir sanayi stratejisiyle gerek girdi maliyetleriyle gerek yeni pazar ve teknolojik ürünlerle nasıl bir ihracat yapısı yapacağımızı belirtmek istiyorum.

TÜİK’in yapmış olduğu ilk on aylık ihracat açıklamaları ve ihracatçı birliklerinin yapmış olduğu kasım ayı ihracatıyla beraber şu anda on bir aylık ihracatımız yaklaşık 93 milyar dolar seviyesine gelmiştir. Bugün itibarıyla baktığımız zaman, 1-16 Aralık itibarıyla ihracatımız şu anda 4,5 milyar dolardır. Yani bu şekilde devam ederse, demek ki yıl sonuna kadar, aralık ayı itibarıyla 9 milyar dolarlık bir ihracat daha gerçekleştirilecek ve dolayısıyla Türkiye 101-102 milyar dolarlık bir ihracat hedefini yakalamış olacaktır. İtiraf etmeliyim ki, orta vadeli programda koymuş olduğumuz, revize etmiş olduğumuz hedefimiz 98,5 milyar dolardı.

Peki, Türkiye acaba ihracatındaki bu düşüşü yaşarken Türk ihracatçısı rekabet gücünün zorlanmasından dolayı mı kaybetti, yoksa Türkiye’nin ihracat yapmış olduğu pazarların daralmasının ortaya çıkarmış olduğu bir sonuçmudur? Bunu bir kere çok net görmek lazım. Burada gözüken, 132 milyar dolarlık bir ihracatın 100 milyar dolar seviyesine düşeceği yani Türkiye geçen yıla göre yaklaşık 30 milyar dolar civarında bir ihracat kaybı yaşayacak.

Değerli arkadaşlar, özellikle şunun altını çizmek isterim ki, şu anda baktığımız zaman ihracatımızın değer bazındaki azalması 27 milyar dolardır. Ama ihracata sadece değer bazında bakmak son derece yanlış bir bakış açısı olur, eksik bir bakış açısı olur, ihracatın aynı zamanda miktar bazında da değerlendirilmesi gerekir. Miktar bazında değerlendirme yaptığımız zaman, Türkiye’nin 2009 yılı ihracatındaki miktar azalmasının 2008’e göre sadece yüzde 9 olduğunu görüyoruz.

Bunun iki tane sebebi var:

1) Euro/dolar paritesindeki değişmeler,

2) Dünyadaki emtia fiyatlarının düşmesinin ortaya çıkarmış olduğu bir sonuçtur.

Yani şunu söylemek istiyorum: Geçen yıl Türk ihracatçısı şu gözlükten 100 tane ihraç ediyordu ve bunun tanesini 1 dolara satıyordu, dolayısıyla 100 dolarlık bir ihracat geliri elde ediyordu. Bu sene değer bazında ihracattaki azalma, ihracatçı bu gözlükten 91 tane ihraç etti ama buna karşılık 74 dolar gelir elde edebildi. Yani tekrar ifade ediyorum: Miktar bazındaki artış yüzde 9’dur. Yani, 100 ton demir-çelik ihraç etmişse Türkiye, bu yıl 91 ton ihraç etti. Sadece yüzde 9’luk bir kayıp var ama değer bazında bahsetmiş olduğum gerek euro/dolar paritesindeki değişmeler, gerek dünya emtia fiyatlarının düşmesinden dolayı miktar bazındaki, değer bazındaki azalışımız daha azdır.

Bunun yanı sıra tabii, meseleye şöyle bakmak lazım: Türkiye, geçen sene 132 milyar dolarlık ihracatını nereye yaptı? Hangi bölgelere, hangi ülkelere yaptı? Buna baktığımız zaman, Türkiye geçen yılki toplam 132 milyar dolar ihracatının -ki bunu övünerek ifade ediyorum, geçmişte ciddi sanayicilik yapmış, bu işin içinde bir oyuncu olmuş, biri olarak ve katkısı olmuş, buradan pay almış biri olarak söylüyorum- 75 milyar dolardan fazlasını Avrupa Birliğine, Avrupa ülkelerine yapmıştır, tüm Avrupa Kıtası’na yapmıştır ve yapmış olduğu bu ihracatı da demir-çelik, otomotiv, tekstil konfeksiyon, makine teçhizat sektörü başta olmak üzere bu sektörlerde gerçekleştirmiştir.

Bu çerçevede Avrupa ile olan ihracatımıza bir göz atacak olur isek, bakın geçen yıl, 2008’in ilk on ayında Avrupa’ya bizim yapmış olduğumuz toplam ihracatımız 69 milyar 276 milyon dolar, ilk on ayda; 2009 ilk on ayında ise bu ihracat miktarı 47 milyar 559 milyon dolara düşmüş. Yani, sadece bizim Avrupa’ya yapmış olduğumuz ihracatımız değerli arkadaşlar, 22,5 milyar dolarlık bir değer kaybıyla karşı karşıya kalmıştır. Ve bakın, sadece Avrupa olarak size söylüyorum ve bu kayıp tabii ki Türkiye’nin Avrupa’daki ihracat pazarlarını kaybetmesinin ortaya çıkardığı bir sonuç değil, bunun rakamlarını da sizinle paylaşacağım çünkü, bu kayıp tamamıyla Avrupa’daki talebin azalması, Avrupa’daki ithalat talebinin ortaya çıkarmış olduğu azalmadır. Bakın, bunu da özellikle size belirtecek olur isem, Avrupa Kıtası’nın 2008’in ilk dokuz ayında -veriler ilk dokuz ayda olduğu için söylüyorum- yapmış olduğu toplam ithalatı yaklaşık 5,5 trilyon dolarken, aynı Avrupa Kıtası 2009’un ilk dokuz ayında yani bu yıl 3,7 trilyon dolarlık bir ithalat yapmıştır. Yani, Avrupa’nın ithalatında yüzde 31,7’lik bir azalma var. Dolayısıyla, bu, bizim Avrupa’daki ihracatımızın neden azaldığının çok net bir göstergesi. Aynı şekilde Amerika Birleşik Devletleri, aynı şekilde Rusya pazarı, aynı şekilde Rusya pazarı, aynı şekilde Birleşik Arap Emirlikleri. Geçen yıl 7,3 milyar dolar yapmış olduğumuz Birleşik Arap Emirlikleri’ne bu yıl yapmış olduğumuz ihracatımız 2,5 milyar dolardır. Bunun, tekrar ifade ediyorum, tamamıyla küresel krizin ortaya çıkartmış olduğu talep daralmasının bir sonucu olarak ortaya konması lazım ve bu çerçevede baktığımız zaman, sadece Avrupa, yaklaşık şu anda 22,5 milyar dolarlık bir azalma dersek, demek ki yıl sonunda, kümülatif bir değerlendirme yaparsak, yaklaşık 26-27 milyar dolarlık Avrupa’ya ihracatımızda bir azalma olacak. Aynı şekilde Amerika Kıtası’nı, Amerika’nın kendisini, aynı şekilde Birleşik Arap Emirlikleri’ni koyduğumuz zaman, zaten bu üç ülke, Rusya’yı da dâhil edersek, 34-35 milyar dolarlık bir ihracat kaybını Türkiye’ye getirmiş oluyor.

Ne yaptık? Evet, bu çerçevede, ihracatımızın hem pazar çeşitlendirmesini yaptık hem ülke çeşitlendirmesini yaptık hem de sektör ve ürün çeşitlendirmesini yaptık. Bu noktada Türk ihracatçısı oturmadı. Bu noktada, benim başkanlığımda, bugüne kadar, göreve geleli altı buçuk ay oldu, altı buçuk ay içinde tam yirmi sekiz ülkeye -dünyanın etrafını tam beş kez dönecek- birçok milletvekilimizle beraber 200 bin kilometreden fazla yol yaptık. Dün gece sabaha karşı saat üçte de Hollanda’dan geldik ve yapmış olduğumuz bu temasların hepsinden de çok somut sonuçlar aldık. Bunları yaparken de çok net ifade edeyim ki böyle oturup haritadan, dünya atlasından kendimize ülke seçmedik, hepsini belli bir strateji çerçevesinde yaptık. Neydi stratejimiz? Özellikle Hükûmetimizin, özellikle Sayın Başbakanımızın ısrarla üzerinde durmuş olduğu bir komşu ve çevre ülkeler stratejisi, yine bununla beraber Amerika stratejisi, Latin Amerika, Güney Amerika stratejisi ve Afrika stratejisinin bir parçasını uygulamaya koyarak bunları gerçekleştirdik.

Bakın, değerli arkadaşlar, bugün, özellikle bu komşu ve çevre ülkelere yapmış olduğumuz ihracatımız son altı yılda ortalama 7 kat artmıştır ve ticaret dengemiz oldukça yükselmeye başlamıştır. Bugün, Mısır’a yapmış olduğumuz ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre tam yüzde 104’lük bir artış sağlamıştır, sadece Mısır olarak size söylüyorum. Aynı şekilde, Türkiye’nin Irak’a yapmış olduğu ihracatta -yine aynı dönemden bahsediyorum- ocak-kasım dönemi itibarıyla yüzde 33’lük bir artış gerçekleşmiştir, Libya’ya, yüzde 63’lük bir artış gerçekleşmiştir, Türkmenistan’a yüzde 40’lık bir artış gerçekleşmiş ve aynı şekilde yine, Suriye’ye yaklaşık yüzde 30 civarında bir artış gerçekleşmiştir.

Bir taraftan Afrika’yla ticaretimizi artırırken, bir taraftan komşu ve çevre ülkelerle ihracatımızı, dış ticaretimizi artırırken -Afrika’da da bundan önceki yıllarda- Afrika’ya yapılan toplam ihracat bizim ihracatımız içinde 2003 yılında yüzde 4’lük paya sahipken -ki o günkü ihracat rakamıyla söylüyorum- bugün şükürler olsun Afrika’ya yapılan ihracat bugünkü ihracat rakamlarımız içinde yüzde 11 seviyesine gelmiştir. Bu nokta, tekrar ifade ediyorum ki pazar çeşitlendirmesinin, ürün çeşitlendirmesinin ortaya çıkartmış olduğu bir sonuç. Bunun için şöyle bir çalışma yaptık: Öncelikle oraya ihracat stratejimizi bir bütün, komple bir parça olarak görürsek, bunun bir parçası olarak ülke masaları stratejisi, diğer bir parçası olarak Dış Ticaret web sitelerimizin, müşavirliklerimizin yeniden yapılandırılması ve diğerleri de tespit etmiş olduğumuz hedef ülkeler ve öncelikli ülkeleri önceden belirleyerek bu pazarlarda tutunmaya ve yeni pazarlara girmeye çalışıyoruz.

Ve yapmış olduğumuz şeyi de özellikle ifade etmek isterim ki… Biraz evvel çok değerli bir konuşmacı ifade ettiler. Ben rakamları, tabii özellikle sektörü de çok yakın bildiğim için ve sektörün içinden de gelen biri olduğum için şunu çok net ifade edeyim ki: Geçen yıl otomotiv sektörü tam 5,5 milyar dolar net ihracat fazlası vermiştir, net ihracatçı olmuştur.

Bakın, tekrar ifade ediyorum: TÜİK’in kayıtlarına girdiğiniz zaman göreceksiniz ki geçen yıl Türkiye, otomotiv ihracatında 18 milyar dolarlık -küsuratlarını söylemiyorum- bir ihracat yaparken, yapmış olduğu ithalat yüzde 70’dir. Eskiden ihracatın ithalatı karşılama oranı söylenirdi, şimdi ben ithalat-ihracat dengesini söylüyorum ve burada 5,5 milyar dolarlık bir ihracat fazlası vardır, bunun da mutlaka bu şekilde bilgi alınmasında fayda var. Ve yine bu yıl için de söylüyorum: Bu yıl da yine ilk dokuz ayda otomotiv sektöründeki ihracatımız 2,5 milyar dolarlık net ihracatçı pozisyonuna gelmiştir.

Değerli arkadaşlar, şunu ifade edeyim: Oturduk, ülkeleri tek tek analiz etmeye başladık. Özellikle biz dış ticaret açığımızın yüzde 40’ından fazlasını Uzak Doğu’dan veriyorduk. Japonya, Çin ve bununla beraber özellikle oradaki ülkelerden yüzde 40 dış ticaret eksiğimizi vermekteydik. Bunun üzerine otuz üç tane ülkeyle ilgili bünyemizde ülke masası kurduk. Ülke masalarında hem dış ticaret Müsteşarlığının çok uzman kadrosu ve hakikaten altyapısı son derece donanımlı bir Müsteşarlıkta -çalışan elemanlarımla hakikaten iftihar ediyorum- son derece donanımlı arkadaşlarımın olması... Diğer taraftan, ihracatçı birliklerini devreye soktuk. Yine Bakanlığıma bağlı ve son derece başarılı çalışmalar yapan İGEME’yi de oyunun içine katarak tam otuz üç ülkede, her bir masa için minimum 4 görevliden oluşan bir masa oluşacak. Bu masa ne yapacak? Bu masayı, sizlere, ben özellikle sadece bir ülke örneğinde verecek olursam, biraz evvel ifade edildi, evet Çin. Çin, bugüne kadar, maalesef, zaman zaman bir öcü, bir korku, bir dehşet olarak gösterildi ve her zaman için bir tehdit olarak gündeme getirildi. Oysa iyi hesaplarsak, iyi değerlendirirsek, Çin bizim için ciddi bir fırsat olabilecek bir ülke. Bunu söylerken şuna dayanarak söylüyorum: Çin, geçen yıl 1,4 trilyon dolar ihracat yapıp ama buna karşılık da 1,2 trilyon dolar ithalat yapan dünyanın 3’üncü büyük ithalatçı ülkesidir ve Çin’in bu ithalatının içindeki bizim payımız, maalesef sadece 1,5 milyar dolardır. Şimdi, oturup bunları etüt ettik. 1,2 trilyon dolar ithalatta biz 1,5 milyar dolar yaparken, peki, bu Çin 1 trilyon 198,5 milyar dolarlık ithalatı kimlerden yapıyor ve niye yapamamışız biz ihracatımızı? Psikolojik baskı, ikili anlaşmalar, navlun bedelleri veya sektörel bazda o ülkeyi tanıyamamak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Zafer Çağlayan (AK Parti, Ankara). “2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-zafer-caglayan-23-2009-12-17-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
