# Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Zekai Özcan (AK Parti, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim
- **Tarih:** 9 Şubat 2006
- **Gündem:** SOSYAL GÜVENLİK PRİM ALACAKLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1066)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-zekai-ozcan-22-2006-02-09-sosyal-guvenlik-prim-alacaklarinin-yeniden-yapilandirilmasi-ve-bazi-ka

> Mehmet Zekai Özcan (AK Parti), 9 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL GÜVENLİK PRİM ALACAKLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1066)); konuşma 1.804 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde AK Parti Grubu adına konuşmama başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Borç faizlerinden sonra, sosyal güvenlik açıkları Türkiye'nin en büyük açığını oluşturmaktadır. Sadece 2005 yılında bütçenin yüzde 16'sı, 16,1'i sosyal güvenlik açığıdır; 23 300 000 000 civarında.

Borç faizlerinin ekonominin iyileşmesiyle hızı düşerken, ne yazık ki, sosyal güvenlik açıkları, maalesef, aynı süratle yükselmektedir. Bu bakımdan, sosyal güvenlikte bugüne kadar yapılan birçok borçlanma yasası ve af çıkarılmıştır. Türkiye'nin en büyük sosyal güvenlik kurumu olan SSK'da üç kez genel hizmet borçlanması, 13 kez de borçlanma yasaları çıkarılmıştır. Aynı şekilde, Bağ-Kurda da çıkarılmıştır.

Burada, şunu söylemek gerekir ki, primini düzenli ödeyenler ile bazı yasalarla kolaylaştırılmış şekilde ödeyenler arasında ciddî bir adaletsizlik oluşturmaktadır. Hem adaletsizlik oluşturmaktadır hem de sosyal güvenlikte sigorta mantığına da aykırıdır.

Bu bakımdan, bugün, görüşeceğimiz tasarı, geçmiş uygulamalardan oldukça farklıdır. Bir defa, öncelikle söylemek gerekir ki, bu bir af yasası değildir. Sayın Kılıçdaroğlu, üzerinde, ısrarla af yasası olduğunu söylüyor. Burada, af yasasıyla ilgili hiçbir hüküm yoktur; çünkü, hiçbir prim alacağının aslı terkin edilmemektedir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Vergi aflarında da bu yok.

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) - Sadece, gecikmeyle ilgili uygulamadan farklı bir uygulama yapılmaktadır, 1999'dan önce kendi mevzuatları içerisinde değerlendirilmekte, 1999 sonrası ise, TÜFE uygulaması getirilmektedir.

Şimdi, bunun gerekçelerini söylemek gerekirse; birincisi, ekonomik gerekçelerdir. Bunlar, biliyoruz, 1999-2001 yıllarında Türkiye ciddî kriz yaşamıştır ve Türkiye'de orta sınıf dediğimiz esnaf vatandaşlarımız kepenk kapatıp, ilk defa, protesto için sokağa çıkmıştır. Bu geniş kesim, primini hiç ödemeyenlerle, zaman zaman ödeyenlerin sayısı 2 150 000 kişidir. Bunlar, sosyal güvenlik çatısı dışına çıkartılmış ve sağlık hizmetinden yararlanma imkânından mahrum edilmiştir.

İkincisi, demin muhalefet partisinin değerli konuşmacısı söyledi, bu sadece ekonomik gerekçelerle çıkartılmamıştır, gecikmesinin sebebi de doğrudur; çünkü, bu yasanın esas çıkış sebebi, AK Parti Hükümetinin hazırlamakta olduğu, emeklilik sigortası ve genel sağlık sigortasına ilişkilidir.

Şimdi, bildiğiniz, Bağ-Kur, SSK ve Emekli Sandığı yerine tek bir kurum oluşmaktadır, tek bir emeklilik sistemi getirilmektedir. Tabandaki prim ve prim oranı aynı olacaktır. Çalıştığı süre sonunda herkes aynı emekli maaşı alacaktır ve herkes eşit sağlık hizmeti alacaktır.

Şimdi bu sisteme geçerken, geçmişte şu veya bu şekilde primini ödeyemeyen vatandaşlarımızın sosyal güvenlik çatısından mahrum olmaması için yeniden bir yapılandırmaya ihtiyaç duyulmuştur; işin esas gerekçelerinden biri budur.

Yapılan düzenleme, sadece borçların yapılandırılması değil, bundan sonra da borcunu ödeyen ve ödeyemeyenler için daha kolay primini ödeme imkânı getiren birçok düzenleme yapılmıştır, onları da sayacağız.

Şimdi, sosyal güvenlik açıklarının bir nedeni de, prim tahsilat oranındaki düşüklüktür. Sosyal Sigortalar Kurumu, 1950 ile 2000 yılları arasında, ortalama prim tahsilat oranı yüzde 80'dir. Son beş yıla baktığımızda, genelde yüzde 81,5; özel kesimi düşünürsek yüzde 83,5'tur ve SSK'da prim tahsilat oranı da, hiçbir zaman yüzde 70'in altına düşmemiştir. Yalnız, bazı beklentiler bunu düşürdüğünü görüyoruz; mesela, 1991'de genel seçim ve af beklentileri bunu yüzde 70'lere kadar çekebilmiştir.

SSK'nın toplam alacağı, 31.3.2005 tarihi itibariyle 5 025 000 000 YTL'dir. Bağ-Kurdaki tahsilat oranına baktığımızda, Bağ-Kurun 1981-2000 yılları arasındaki ortalama tahsilat oranı 69,5, yalnız son beş yıla baktığımızda bu oran yüzde 60'a düşmüştür.

Bağ-Kurdaki tahsilat oranında zaman zaman çok düşmeler olmaktadır, yüzde 50'nin altına düştüğü dönemler de olmuştur. Bugün için Bağ-Kurun açığı 6,9 milyar YTL, fakat, prim alacağı 16,7 milyar YTL'dir.

Şimdi, bu yapılanmada iki yol izlenmiştir. SSK'da 100 bin YTL'nin üstü ve altı diye iki kategoriye ayrılmıştır. Tabiî, burada tenkit konusu olmuştur. Aslında bu, adaletin yerine getirilmesi bakımından son derece önemlidir. Bu kapsama girenler sigorta primi, sosyal güvenlik destek primi, işsizlik sigortası, idarî para cezaları, sosyal yardım zammı, özel bina ve ihale konusu işlerde asgarî işçilik farkı, topluluk sigortası ve 2002 ile 2005 yılları arasındaki isteğe bağlı sigortalıların fark ödemesidir.

Özellikle, burada idarî para cezaları konusunda bir tereddüt olmuştur; fakat, bu idarî para cezalarının tabiî ki, yine, asıllarında herhangi bir indirim olmamıştır. Şimdi, buradaki dosya sayısı 1 446 000 civarındadır, SSK'nın borçlu dosya sayısı. Bunun yaklaşık 20 YTL civarında, yönetim kuruluna yetki verdiğimizde yaklaşık yüzde 60'ı zaten tasfiye edilmektedir.

Biz, 100 000 YTL üstü diye düşündüğümüzde işveren sayısı 2 655'tir. Bunların borcu ise, toplam borç içerisinde yüzde 44'tür. 100 bin YTL'nin altındaki borç tutarı da yüzde 56'dır. Dolayısıyla, 2 650 civarındaki mükellefin farklı tutulmasındaki esas gerekçe, bunların, gerçekten, primini ödemeyip başka alanlarda kullanıp kullanmadığını ölçmek içindir ve bu, doğru bir tespittir. Ben, bunu biraz sonra da açıklayacağım. Şimdi, bu son 5 yılın değerlendirmesine baktığımızda, 1 yıldan az olan alacak miktarı yüzde 31'dir. 1 ile 5 yıl arasında yüzde 59; 5 yıldan fazla olanlar ise yüzde 10'dur. Şimdi, 100 000 YTL üzerindeki prim borçlarının hangi sebepten ödenmediği araştırılmaktadır. Finansal analizlerde de kullanılan bilimsel metotlara göre yapılacak hesaplamalar sonucu çok zor durum hali tespit edilmesi halinde yüzde 10 ile yüzde 30 civarında bir terkin yapma imkânı verilmektedir. Şayet çok zor durum haline girmemişse, o zaman, uzun taksit imkânı kendisine verilmektedir ve burada, tabiî ki, bunların borç hesabı mevzuata göre yapılmaktadır. Bu 100 000 YTL prim aslıdır; yani, yaklaşık 200 000 YTL civarındaki borçlu olanlardan bahsediyoruz. 100 000 YTL'nin altındakiler ise 31.12.1998'e kadar SSK'nın mevzuatına göre hesaplanıyor, ondan sonra da TÜFE uygulanıyor ve bunlara da yüzde 30 civarında bir terkin yapılıyor. Burada 100 000 YTL üzerindeki borç asıllarında Gelir, Kurumlar ve Katma Değer Vergisi yükümlülüğünün istenmesi de normaldir; çünkü, bunlar, devletin eşit ödenmesi gereken vergileridir ve eğer biz bunu tekrar buraya koymazsak, yeni çıkarılan vergi barışı sebebiyle tekrar bir beklentiye girme durumu ortaya çıkabilir. Her iki kategoride de, biz, devlet yatırım teşviklerinden yararlanma imkânını ancak prim borçlarını taksitlendirmesi halinde kabul ediyoruz; etmediği takdirde hem prim borcunu ödemeyecek hem devletin nakdî teşviklerinden yararlanacak gibi bir durum ortaya çıkmaktadır ki, bunun haklı bir tarafı yoktur.

Bağ-Kura gelince… Hiç ödeyemeyenlerin borcuna baktığımızda yüzde 23'tür. Borçlular yüzde 41, borçsuzlar yüzde 36'dır; yani, toplam 3 367 000 mükellefin dağılımı bu şekildedir. Bir başka deyimle, borçlu ve hiç primini ödeyemeyenlerin payı yüzde 63,6'dır; yani, yüzde 64 civarındaki mükellef ya primini hiç ödememiş ya da borçlu durumdadır. Bu da, belirttiğim gibi, 2 150 000 kişi civarındadır. 1972-80 yılları arasında primini ödeyemeyenlerin sayısı 20 000, 80-84 arasında 60 000'dir. Dolayısıyla, 72-84 yılları arasında 80 000 kişinin borcu 1,5 milyar YTL'dir.

Peki, buradan ne bekleniyor? Bağ-Kur, yaklaşık, her yıl 70 000 kişiyi emekli yapmaktadır. Bu getirilen yapılandırmada yaklaşık 500-600 bin civarındaki Bağ-Kurlunun müracaat edebileceğini ve bunun sonucundan da 300 000 kişinin bu taksitlendirmeyi sürdürebileceğini; yani, bu sosyal güvenlik çatısı altına girebileceği tahmin edilmektedir. Bu, oldukça ciddî bir rakamdır; yani, 300 000 kişinin tekrar sosyal güvenlik çatısına girmesi -ailesiyle birlikte- ve sağlık hizmeti alması çok önemlidir. Bu yapılanma sonucu, 2006 yılında, yaklaşık 30-35 bin emekli bekliyoruz. 2007'de 20 000, 2008'de de 15 000; yani, yaklaşık olarak üç sene içerisinde 70 000 ilave bir emekli Bağ-Kura katılma ihtimali vardır.

Burada 14 700 YTL'yi ödeyen, hiç prim ödemeyen Bağ-Kurlu emekli maaşını almaya hak kazanmaktadır. Bu, çok önemlidir. Eğer, hayırdua varsa, bu, burada vardır. Bu 14 700 YTL'yi peşin ödeyebileceği gibi, taksitle de ödeme imkânı vardır, 1 ile 5 sene arasında taksit yapma imkânı da vardır. Bu, birinci sene yüzde 5, ikinci sene yüzde 6, üçüncü sene yüzde 7, dört ve beşinci sene aynı şekilde devam etmektedir.

Şimdi, burada, üzerinde durmamız gereken bir husus… Bağ-Kur, bugün, topladığı primleri, ödediği sağlık hizmeti ve emekli sigortasını düşündüğümüzde, ancak yüzde 37'sini karşılıyor; yüzde 60'ından fazlasını ise devlet transfer ediyor; yani, bu genel bütçeden aktarma yapılıyor. Şimdi, böyle bir kurumun, biz, aktuaryasını yükleniyoruz ve diyoruz ki: "Siz, 14 700 YTL ödemek suretiyle emekli olacaksınız." Peki, emekli olduklarında ne yapacak esnaf kesimi; ikibuçuk sene içerisinde bu ödediği 14 700 YTL'yi geri alacak. Tarım kesimi ise, ikibuçuk sene içerisinde bu ödediği 8,5 milyon YTL'yi geri alacak. Dolayısıyla, burada, Bağ-Kurlular adına oldukça önemli bir şanstır, kullanmaları gerekmektedir. Burada, tabiî, yaş durumu da gerekiyor. Bugünkü kademeli geçişte 47 yaşında olması gerekiyor erkeklerin, kadınların 43 yaşında olması gerekiyor. Tabiî, Bağ-Kurlunun başka bir durumu da var; bu kısmî emeklilik dediğimiz onbeş sene prim ödemek şartıyla da emekli olabiliyor. Yine, yaş koşulu var. Bugün geçiş olarak 57-53 diye söyleyebiliriz.

Şimdi, Bağ-Kurlu, aynı zamanda, bu 14 700 YTL'nin veyahut da daha sonraki borçluysa, daha düşük borcu varsa, bu borcun yüzde 25'ini peşin ödediği takdirde, doğrudan sağlık hizmeti alabilmektedir veya taksitlendirdiği takdirde, 4 taksitini ödediği takdirde, yine sağlık hizmeti alabilmektedir. Halbuki, bugünkü sistemle, Bağ-Kurlu, Bağ-Kura kaydolan bir kişi, ancak sekiz ay prim ödedikten sonra sağlık hizmeti alabilmektedir; yani, bu tasarı, aslında, Bağ-Kurluların lehine getirilmiş olmaktadır.

Burada şunu da belirtmek istiyorum: Tabiî, acaba daha kolaylaştırmak imkânı var mıdır; daha kolaylaşması mümkün değildir değerli arkadaşlarım; çünkü, bugünkü sistemde geriye doğru değil ileriye doğru gittiğimizde, bir Bağ-Kurlunun emekli olabilmesi için 95-100 bin YTL prim ödemesi gerekmektedir; ama, Bağ-Kurun yasalarındaki boşlukları da dikkate aldığımızda, 14 700 YTL bu yapılanmayla beraber ödemek suretiyle emeklilik hakkı kazanmaktadır. Arada oldukça çok büyük bir fark vardır.

Şimdi, burada bir şey daha söylemek istiyorum. Bu tasarı, bir borçlanma yasası değildir; bunun üzerine vurgulamak istiyorum; yani, geriye doğru bir borçlanma hükümleri getirmemektedir; ama, şu sorulabilir: Geri borçlanma yok da, Bağ-Kurda niye geriye doğru borçlandırıyorsunuz diyebilirsiniz. O, Bağ-Kurun yasasındaki boşluktan kaynaklanmaktadır; yani, biz, bu tasarıyı çıkarmasak da, Bağ-Kurlu, mevzuatı içerisindeki faizleri ödemek suretiyle de bu haktan yararlanma imkânına kavuşmaktadır; yoksa, biz, bir yasal değişiklik yaparak bir borçlanma yasası çıkarmıyoruz. Belirttiğim gibi de, bir af yasası kesinlikle değildir. Zaten, bundan sonra, yeni emeklilik sistemiyle, bunların tarihe karışacağını ve bir daha gündeme gelmeyeceğini diliyorum.

Burada, hem SSK'lı hem Bağ-Kurluya bu yasa çıktıktan sonra, iki ay içerisinde kurumlarına müracaat etme hükmü getirilmiştir. Burada, yönetim kurullarına da bir ay bunu düzenleme imkânı getirilmiştir ve önemli değişikliklerden birkaç tanesini söylemek istiyorum; çünkü, arkadaşlarımız da diğer maddelerde konuşabilir. Bu yeni düzenlemelerden bir tanesi, biliyoruz ki, bu prim borçlarının artmasının sebebi, prim borcunu bir gün dahi geciktirse, zamanında ödemeyen kişiye, bir de yüzde 10 gecikme zammı uygulamaktayız. Tabiî ki, zaten primini ödemekte güçlük çeken vatandaşımızı, yüzde 10 gecikme faizini de üzerine bindirdiğin zaman, bunu daha ödeyemez hale getirmektedir. Bugün ekonomik göstergelerin de iyi olduğu göz önüne alınarak, biz, bunu, yüzde 3'e düşürdük, ilk üç ay yüzde 3 yaptık ve bu oranı, Bakanlar Kuruluna yüzde 1'e kadar düşürme yetkisi verdik; yani, bu gecikme faizini yüzde 1'e kadar düşürmek için Bakanlar Kuruluna yetki verdik.

İş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle, işverenlerin, ödemekte olduğu tazminat niteliğinde borçları vardı. Bunlara da 36 ay taksit imkânı getirdik. Yine, bu borçlu işverenlerin banka mevduatlarının haczi konusunda banka genel müdürlüklerini muhatap aldık.

Burada borcunu iyiniyetle -bundan sonraki dönemi söylüyorum- ödemek isteyen işveren olup da, teminat gösteremediği de göz önüne alınarak dedik ki yönetim kurullarına, teminat mektubunun tamamını almanıza gerek yok. Yüzde 50'ye kadar bir yetki verdik.

Bağ-Kurda, ödenen primlerin mahsup sistemini değiştirdik; çünkü, bu yüzde 10 gecikmeyi her seferinde yüklenmek suretiyle borçlar artıyordu. Bu değişti.

Yine, üç aylık prim borçlarını kurum tarafından kendilerine bildirme yükümlülüğü getirdik. Eğer üç ay içerisinde ödemediği takdirde Tebligat Kanununa göre tebligat çıkarılacak, ancak ondan sonra icra takibine geçilme hükmünü getirdik.

Yine burada ilgililerin, kamu denetim elemanları ile sigorta müfettişleri ve sigorta yoklama memurlarına, Bağ-Kura kayıt ve tescili olup olmadığının araştırılması yetkisini verdik. Beş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Zekai Özcan (AK Parti, Ankara). “Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)”. TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim tutanağı, 9 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-zekai-ozcan-22-2006-02-09-sosyal-guvenlik-prim-alacaklarinin-yeniden-yapilandirilmasi-ve-bazi-ka (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
