# Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortaları kanun tasarısı (s.s.1139)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Zekai Özcan (AK Parti, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim
- **Tarih:** 18 Nisan 2006
- **Gündem:** SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTALARI KANUN TASARISI (S.S.1139)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-zekai-ozcan-22-2006-04-18-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortalari-kanun-tasarisi-s-s-1139

> Mehmet Zekai Özcan (AK Parti), 18 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTALARI KANUN TASARISI (S.S.1139)); konuşma 1.888 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; sosyal güvenlik ve genel sağlık sigortası üzerinde görüşlerimi arz etmeden önce, şahsım ve AK Parti Grubu adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sosyal güvenlikte, çalışma statüsüne bağlı ve primli sistemin dışında, âdeta, makamlara, derecelere ve basamaklara bağlı olan emeklilik sistemini değiştirerek, sistemde ne kadar kalınırsa, ne kadar prim ödenirse o nispette emekli maaşı alacak bir düzenleme getiriyoruz işin temelinde. Diğer taraftan, Türkiye'de yaşayan Türk vatandaşlarının yanı sıra, Türkiye'de ikamet eden yabancılar, vatansızlar ve sığınmacıları da kapsayan, eşit, adil bir genel sağlık sigortası getiriyoruz. Bu yönüyle bu tasarı, Türkiye Cumhuriyetinin tarihindeki önemli reformlarından bir tanesidir. AK Parti Hükümeti, seçim öncesi verdiği söz gereği, bunları hayata geçirmektedir.

Tabiî, eleştirileri dinledik. İşin özüyle ilgili temel meselelere girdikten sonra, muhalefet partilerinin iddialarını cevaplandırmak istiyorum.

Şimdiki, bugünkü sistemden hiç kimse memnun değil. SSK'lı, Bağ-Kurlu, Emekli Sandığı mensubu farklı prim ödüyorlar, farklı prim oranı ödüyorlar; işte birinde yüzde 33,5, diğerinde yüzde 40, Emekli Sandığında yüzde 36. Bunlar, farklı emekli aylığı bağlama oranlarına sahip; yani, SSK'da yüzde 54'tür bu, Bağ-Kurda yüzde 65, Emekli Sandığında yüzde 75'tir. Bunların emekli maaşları ayrıdır. Dolayısıyla, böyle adaletsiz bir sistem olmaz ve mesela Emekli Sandığında, aynı memurlar 700 YTL alırken, günün birinde 6 400 göstergeli veya 7 200 göstergeli bir makama şahıs şu veya bu şekilde tayin ediliyor ve kısa bir süre kalıyorsa, 750 YTL yerine bu sefer 2 500-3 000 YTL alıyor. Bunu ikramiye olarak da alıyor, vefat ettiğinde çocukları da alıyor, emeklilik sistemi boyunca alıyor. Peki, bu, adaletsiz değil mi? Yani, aynı işi yapanlardan biri 700 YTL alırken -prim oranı açısından söylüyorum- diğerinin 3 000 YTL alması doğru mudur? Şimdi, bunu, haksız olarak söyleyebilen var mıdır acaba? Biz bu haksızlığı gideriyoruz; fakat, yetmişüç milyon insanı ilgilendiren bu tasarıyı, Anamuhalefet Partisi terk ediyor. Tabiî ki, biz, siyaseten onların bu tercihlerine karışamayız, bunu millet değerlendirecektir ve değerlendirmektedir.

Şimdi, burada, genel sağlık sigortasıyla ilgili de çok iddialarda bulunuldu, emekli sigortasıyla ilgili olarak.

Şimdi, burada, Sayın Kılıçdaroğlu -biraz üzülecek herhalde, ama- diyor ki: "9 000 gün prim nerede görülmüştür?"

Değerli arkadaşlarım, bir defa şunu ifade ediyorum; biz, Bağ-Kurda, Emekli Sandığında herhangi bir değişiklik yapmıyoruz, yirmibeş yılı koruyoruz ve 2036'ya kadar da yaşta hiçbir değişiklik yapmıyoruz. Bugünkü sistemde olanlar, bir gün dahi prim ödemiş olsalar bile, 2007'den önce bir gün dahi prim ödemiş olsalar bile, bu sistemden yararlanacaklar ve yeni sisteme tabi olmayacaklar, gün açısından; ancak, 2007'den sonra ilk defa işe girenler, sadece SSK kapsamındakiler, her sene 100 gün primi artmak suretiyle, 2026'da 9 000 güne ulaşacaklar.

Tabiî ki, bu 9 000 gün emeklilik için tek şart değil. 4 500 gün prim ödeyenler de emekli hakkına sahiptir. Bu unutuluyor, bunun üzerinde durulmuyor. Onlarda sadece 3 yaş emeklilik yaşına ilave ediliyor, yoksa 4 500 gün de, yine, geçiş dönemiyle beraber muhafaza ediliyor.

Şimdi, Sayın Kılıçdaroğlu ve partisinin, 1995'te iktidar olduğu, koalisyon hükümeti olduğu dönemde ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının da CHP'de olduğu, yani, SHP'de olduğu dönemde, Sayın Çiller Hükümetinin hazırladığı bir tasarı var.

O tasarıyı, bakın, Sayın Kılıçdaroğlu nasıl müdafaa ediyor. O tasarıda şöyle bir nokta var. Diyor ki o tasarı: "Emekliliğine bir yıl kalan sigortalılara, 400 gün prim ilave ediliyor. Dört yıl kalanlara ise 2 750 gün prim ilave ediliyor ve o zaman emeklilik yaşı 43; beş yıl kalanların yaşı 55'e çıkarılıyor, prim gün sayısı 7 250'ye yükseltiliyor, altı yıl kalanın da 7 800'e çıkıyor prim gün sayısı. Ne demek bu; altı yıl içerisinde, 2 800 gün prim ekleniyor. Kime ekleniyor? Emekliliğe hak kazanmış, 1 sene ile 6 sene arasında kalanlara ekleniyor. Yaşı da 12 sene artırılıyor ve bakın, bunu nasıl müdafaa ediyor Sayın Kılıçdaroğlu; diyor ki: "Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte emeklilik hakkını kazanamamış olanların da beklenen hakları mümkün olduğu ölçüde korunmaya çalışılmıştır." Yani, bu tasarının, bu haliyle bile, mevcut haklarının mümkün olduğu kadar korunduğunu söyleyebilmişlerdir. Bunun anlamı şudur: Yani, biz yaptığımız zaman doğru; fakat, başka biri yaptığı zaman yanlıştır.

Şimdi, yine, genel sağlık sigortasıyla ilgili, 30 gün prim üzerinde durulmuştur.

Değerli arkadaşlarım, bugün, genel sağlık sigortasında, Bağ-Kurlular 240 gün prim ödemek zorundadırlar, SSK'da ise 90 gündür. Biz, bunu, 30 güne indirdik ve 30 güne indirmekle de kalmadık, primini ödeyemeyecek kişilerin, primini yine devlet tarafından ödenme sistemi getirdik ve bunlara da istisna tuttuk. Dedik ki, 18 yaşın altındakiler zaten sağlık hizmetinden yararlanacaktır. Acil halde olanlar ise, ister SSK'lı ister Bağ-Kurlu, bunlar da bakılacaktır. İşte, iş kazaları ve bulaşıcı hastalıklar gibi durumlarda da, yine, herhangi bir, 30 gün şartı aranmayacaktır. Halbuki, o zamanki tasarıda Sayın Kılıçdaroğlu ne diyor; diyor ki: "Hiçbir katkısı olmayanların yararlandırılmaması amacıyla kanun tasarısında sigortalılar için 120 günlük staj süresi getirilmekte, aile bireyleri için 120 gün olan staj süresi de 240 güne çıkarılmaktadır." Bunu, o zaman, SSK Genel Müdürüyken, yine, kendilerinin bulunduğu koalisyon dönemindeki tasarıyı müdafaa etmek için söylüyor. Şimdi, biz getirdiğimiz sistemde diyoruz ki: Türkiye'de yaşayan herkes genel sağlık sigortası kapsamındadır ve bunların primini -ödeyemeyenleri- biz ödeyeceğiz. Burada bakan ile çaycı arasında, köydeki ağa ile çoban arasında, patronu ile işçisi arasında hiçbir fark yok, yeşilkartlı arasında hiçbir fark yok. Çünkü, burada sağlık tesisleri, ister özel, ister kamu olsun, kişiyi, bireyi sigortalı olarak görecektir. Onun için, o, bir sigortalıdır. Sigortalının faturasını ise genel sağlık sigortası kurumu ödeyeceği için, sağlık kurumunun vatandaşlar arasında bir ayırım yapması söz konusu değildir. Hele, verilen örnekler tamamen gerçek dışıdır. Deniliyor ki: "Siz, acil gittiniz, özel bir hastaneye gittiniz veya başka bir hastaneye gittiniz; yüzde 30 vereceksiniz." Bu yanlış, değerli arkadaşlarım. Acil haller bunun dışındadır. Acil halde her hastaneye gidebilirsiniz.

Yine bir iddia var; deniliyor ki: "Siz, burada hastane tercihi yapamıyorsunuz." Değerli arkadaşlarım, hastane tercihi yapılıyor. Nasıl yapılıyor; eğer, siz, birinci basamaktan sevk alırsanız, genel sağlık sigortasının anlaştığı bütün sağlık kurumlarına, istediğinize gidebilirsiniz. Bu, özel olur, üniversite olur, devlet hastanesi olur, hiç değişmez. Hiçbir katkı, yani, bu anlamda, yüzde 30 anlamında bir katkı ödemezsiniz. Kaldı ki, birinci basamakta bizim bir katkı payı alma düşüncemiz yoktur. Burada kuruma yetki verilmiştir. 2 YTL'nin altında olmak kaydıyla hiç almayabilir; ki, biz, aile hekimlerinde almayacağız.

Değerli arkadaşlarım, emeklilik sigortasıyla ilgili eleştirileri geçmişten bugüne kadar devamlı söylendi ve bunun sürdürülme imkânı olmadığı söylendi, adil olmadığı söylendi. Biz bu sistemi eğer düzenlemezsek gelecek kuşaklarımıza çok kara bir tablo bırakacağız; çünkü, bu mevcut sistem bu haliyle gittiği takdirde 2035 ile 2045 yılları arasında sadece bu on yıl içerisinde, gayri safî millî hâsıla içerisindeki artışı yüzde 50 civarında artacaktır. Bunu gelecek kuşakların kaldırması mümkün değildir. Burada, işte "dünyada benzer gün/prim sayısı var mıdır" deniyor. İşte, komşumuz Yunanistan; 10 500 prim şartı vardır emeklilik sisteminde tam emekli aylığı almak için. Aslında, dünyanın her tarafında emeklilikle ilgili düzenlemeler yapılmaktadır ve bu da bir gerekliliktir.

Şimdi, biz, sadece emeklilik sigortasını düzenlerken sistemin içerisinde kişilerin daha uzun kalmasını sağlıyoruz. Bugün, Sosyal Sigortalar Kurumuna mensup bir işçiyi düşünün, 380 YTL asgarî ücretle çalışıyor, emeklilik hakkı geldiği zaman, bu, 464 YTL emekli maaşı alıyor. Bunun anlamı şu: Aktif maaşının yüzde 22 daha fazlasını alıyor. Şimdi, dünyanın hiçbir yerinde çalışırken alınan maaşın üzerinde emekli maaşı yoktur. İşte, OECD ülkelerinde ortalama, bu, yüzde 69'dur, Türkiye'de yüzde 105'ler düzeyindedir.

Şimdi, burada şu tartışılabilir; yani, aktif maaşların artırılması konusu tartışılabilir. Eğer, bu eleştiri gelmiş olsa, bunu saygıyla karşılarız; yani, siz, işte "çalışanlara az ücret veriyorsunuz, memurlara az ücret veriyorsunuz…" Bu, bir siyasî olarak bir söylemdir; bu, tartışılır; fakat, çalışırken alınan maaşın üzerinde emekli maaşı alma gibi bir düzeni tartışmak sosyal güvenlik mantığına terstir; çünkü, Türkiye'de şu her zaman karıştırılıyor: Sosyal güvenlik ayrıdır, sosyal yardım kurumları ayrıdır. Siz kurallarınızı korsunuz; çünkü, orada, yine Sayın Kılıçdaroğlu "asgarî bir taban ücreti vardı; burada yoktur" diyor. Doğru. Bundan önce 4447 sayılı Kanun, yani, 1999'da çıkan kanunda ne diyor, işte "taban ücretinin yüzde 35'inden az ücret olamaz" deniyor. Ama, değerli arkadaşlarım, bu, kuralsızlıktır. Niçin kuralsızlıktır biliyor musunuz?.. Bu ülke, son yirmi senedir, 1986'da, 1992'de, 1999'da sosyal güvenlikte ciddî anlamda değişiklikler yaptı ve şimdi de, biz, yeniden bunu düzenlemeye çalışıyoruz. Burada şu var: Şimdi, sistemi kuruyorsunuz, kuralsız olduğu için çalışmıyor. 1999'daki o yüzde 35 şartını kısaca anlatmak istiyorum size. Bu, tabiî ki, taban ücretler, Türkiye'de enflasyona bağlandı; fakat, o kanun 2000 Ocağında yürürlüğe girdi.

Bakın, o kanunun yürürlüğünden üç ay sonra, sadece üç ay sonra, taban ücreti 192 000 000 olması gerekirken 150 000 000'a düştü. Dolayısıyla, ileride 350 YTL alacak kişi, 273 YTL almak durumunda kaldı; çünkü, kuralsızlık başlıyor. Eğer, siz, sosyal güvenlikte kurallarınızı düzgün koymazsanız, o zaman, sistem çalışmaz. Nitekim, vatandaşın bundan haberi oldu mu? Yani, benim asgarî ücretimi sen indirdin, Bakanlar Kurulu kararıyla indirdin, haberi bile olmadı; çünkü, orada yapılan değişiklik vatandaşın bilgisi dışında oldu. Aslında, böyle bir ilişki olduğunu da bilmiyordu.

Şimdi, burada, getirdiğimiz sistemde ise, kişi, çalıştığı sürece, ödediği primi biliyor, aldığı aylığı biliyor, kaç sene kaldıysa sistemde onu biliyor ve onun güncelleşmiş değerini ve kaldığı sürece de aylık bağlama oranına vurduğu zaman, aylığını da bilecek ve diyecek ki, ben, sistemde ne kadar çok kalır, ne kadar çok prim ödersem o kadar fazla maaş alacağım.

Bakın, bugün, Türkiye'de yanlışlıklardan bir tanesi şudur: Sosyal güvenlik kurumları, genel bütçeden transfer almaktadır. Biliyoruz, işte, 23,3 katrilyon geçen sene alınmıştır. Şimdi, bunun dağılımına baktığımız zaman -birim olarak söylüyorum- buradan SSK'lı 1 birim alıyor. Bağ-Kurlu 2,5 birim alıyor, Emekli Sandığı 2 birim alıyor. Şimdi, bunun adil olması mümkün mü?! Yani, genel bütçeden siz bu sosyal güvenlik kurumlarına kaynak aktarırken -kişi başı diyorum bunu- niçin SSK'lıya 1 birim veriyorsunuz, Emekli Sandığına 2 birim veriyorsunuz, Bağ-Kurluya 2,5 birim veriyorsunuz?! Sonra, kaldı ki, bu genel bütçedeki bu kaynak sadece sosyal güvenlik kurumlarına mensup kişilere mi verilmesi gerekir?! Türkiye'de 73 000 000 insan var, fakiri var… İşte, Türkiye'de karıştırılan bu mefhumdur.

Şimdi, burada da, yine, bir tenkit yapıldı. Onu da açıklamak istiyorum. Siz, diyorlar ki, TÜFE'ye bağlı olarak emekli aylıklarını artıyorsunuz, dolayısıyla, Türkiye büyüdüğü zaman emekliler bundan yararlanamayacak.

Değerli arkadaşlarım, mevcut sistemde de TÜFE'ye bağlıydı bu; ama, AK Parti Hükümeti olarak bunu uygulamadık; çünkü, ekonomik göstergeler iyi gittiği için, biz, hatırlarsanız… 2002 ile 2005 yılı arasındaki rakamı vermek istiyorum; çünkü, 2006'nın rakamları daha kesinleşmedi, içindeyiz. Sadece, biz, bu dönemde, TÜFE'deki artış yüzde 39,8'ken, biz, SSK'lıya yüzde 75 verdik, Bağ-Kurluya, tarım kesimi ve esnaf kesimi ortalaması yüzde 200'ün üzerindedir, yine, Emekli Sandığına yüzde 66'nın üzerinde verdik. Demek ki, aslında, sosyal devlet imkânları olduğu sürece TÜFE'nin üzerinde emekli maaşı ödeyebiliyor, buna engel bir husus yok. Eğer, gelişmeler uygun olduğu zaman, zaten devlet bu kaynaklarını, emeklilere o nispette aktaracaktır; ama, biz, geçmişe baktığımız zaman, geçmişte, değerli arkadaşlarım, ifade ettim, gerçekten sosyal yardımlar da yanlış verilmekteydi. Bakın, bugün, bizim getirdiğimiz bu düzenlemeye bir göz atalım.

Şimdi, eskiden evlenme yardımı alınıyordu, SSK'lı sadece kız çocuklarına veriyordu, Emekli Sandığı kız ve anneye veriyordu, böyle karmaşık bir yapı vardı. Biz kız çocuğuna da, erkek çocuğuna da, anneye de evlenme yardımı yapıyoruz. Cenaze yardımı eskiden komikti; SSK'lı 200 000 000 civarındaydı TL bazında. Bağ-Kurlu 186 idi; biz, bunu asgarî ücretin 3 katına çıkardık. Eksiden, emzirme yardımı -kadınlarımız için söylüyorum- ne Emekli Sandığında ne Bağ-Kurda yoktu, sadece SSK'da vardı; o da 50 YTL idi. Biz ilk defa burada altı ay boyunca asgarî ücretin üçte 1'i, yani, 177 YTL çarpı altı ay emzirme yardımı yapıyoruz. Dolayısıyla, sosyal güvenlikte geçmişteki bütün bu olumsuzlukları gideren yeni bir yapı yapıyoruz.

Burada yine ölüm aylığı düşürüldü, 900 güne indirildi. Burada malul olanların aslında emekliye yansıyan gün sayısı artırıldı; bunlar 1 800 gün çalışmış olsalar bile, emekliye ayrıldıklarında 9 000 gün üzerinden emekli maaşları bağlanacaktır; dolayısıyla, biz bu kesimleri, yani, malullük aylıklarını, ölüm aylıklarını, cenaze, emzirme, evlenme; bütün bunları sistematik olarak düzelttik ve hepsi için aynı imkânı getirdik, olmayanlara bunu verdik. Mesela, Bağ-Kurda işte iş kazası yoktu; bunu düzenledik.

Şimdi, burada çok soru…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Zekai Özcan (AK Parti, Ankara). “Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortaları kanun tasarısı (s.s.1139)”. TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim tutanağı, 18 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-zekai-ozcan-22-2006-04-18-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortalari-kanun-tasarisi-s-s-1139 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
