# Adli tıp kurumu kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı ve adalet komisyonu raporu (1/310) (s. sayısı: 51)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Ziya Yergök (CHP, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim
- **Tarih:** 19 Şubat 2003
- **Gündem:** ADLİ TIP KURUMU KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (1/310) (S. SAYISI: 51)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ziya-yergok-22-2003-02-19-adli-tip-kurumu-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kanun-tasarisi

> Mehmet Ziya Yergök (CHP), 19 Şubat 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ADLİ TIP KURUMU KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (1/310) (S. SAYISI: 51)); konuşma 771 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MEHMET ZİYA YERGÖK (Adana) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın üyeleri; Adlî Tıp Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde kişisel görüşlerimi açıklamak için söz almış bulunuyorum; öncelikle Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Adlî Tıp Kurumu, alanında, adlî işlerde bilirkişi görevi yapmak üzere kurulmuş, önemli bir kurumdur; ancak, öncelikle, bilirkişi kurumu hakkındaki genelle ilgili birtakım görüşlerimi açıkladıktan sonra, asıl konumuza değinmek istiyorum.

Bugün, yargının çalışma koşullarının olumsuzluğundan, iş yükünün ağırlığından, yargıç, savcı ve adalet personeli sayısının ihtiyacın çok altında bulunmasından dolayı, uygulamada pek çok sorun yaşanmaktadır; bunların başında da bilirkişi sorunu gelmektedir.

Yasalardaki açık hükümlere rağmen, bugün, neredeyse her konuda bilirkişiye başvurulmakta ve bilirkişilik kurumu, büyük bir sorun olarak karşımıza çıkmakta, yargının âdeta kanayan bir yarası haline gelmiş bulunmaktadır.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, bilirkişilik konusunu düzenleyen 275 inci maddesinde, açıkça "Mahkeme, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgi ve çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenmez" denilmesine karşın, bugün, tamamen hukukî nitelikte olan, özel ve teknik bilgiyi gerektirmeyen konularda bile bilirkişiye gidilmektedir. Yoğun iş yükü altındaki kimi yargıçlar da, bu uygulamayı teşvik etmekte ve uyuşmazlığın çözümünü bilirkişiye bırakmaktadır.

Gereksiz yere bilirkişi incelemesi yaptırılması, hakkın alınmasını geciktirdiği gibi, taraflara yargılama giderleri de yüklemektedir. Anayasanın 141 inci maddesi ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 77 nci maddesinde "davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir" denilmiş olmasına rağmen, mahkemeler, bazen, aynı davada beş altı kez bilirkişiye gitmektedir.

Yine, rapor verilme sürecinin yargıç tarafından belirlenmesi kural ise de, uygulamada buna uyulmadığı ve sonuçta üç ay, dört ay veya bir yıl gibi bir süreyle gecikmeli rapor verildiği görülmektedir. Genellikle ehil olmayan, bilgisiz ve yetersiz kişilerin düzenlediği raporlar verilen kararlara dayanak oluşturmakta ve bu uygulamadan adalet büyük yara almaktadır. Ayrıca, bilirkişi seçimi ve bilirkişi raporu yazımı da, özen gerektiren hususlardandır; ancak, çoğu kez, bu özen de gösterilmemektedir.

Bugün, uygulamada, konuyla ilgili çok kötü örneklerle karşılaşılmakta ve bir bilirkişi saltanatından ve bilirkişi adaletinden söz edilmektedir; hatta, bilirkişilerin hâkimleştiği, hâkimlerin ise noterleştiği biçiminde, belki biraz abartılı; ancak, gerçek payı olan değerlendirmeler de yapılmaktadır.

Bu sorunun, yargıç ve savcılarımızın, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tamamen uygun bir şekilde hareket etmesi halinde, belki de, ek bir düzenlemeye gerek kalmadan çözüleceği kanısındayız; zira, sorun, usul yasalarımızda çözülmüştür. Bütün mesele, söz konusu yasa maddelerinin sözüne ve özüne uygun olarak uygulanmasıdır.

Bilirkişilerin de etik açıdan önemli sorumlulukları bulunmaktadır. Bu etik değerlerin ilkini, bilirkişinin doğruyu beyan ödevi oluşturmaktadır. Bilirkişinin, uzmanlık alanındaki en son bilimsel verileri esas alıp, raporunu hazırlarken uyması gereken diğer bir ödev de tarafsız davranma ödevidir. Bilirkişinin, görevini yerine getirirken tarafsız kalabilmesi için de, ilişkileri itibariyle hem taraflardan hem de hâkimden bağımsız bir konumda bulunması şarttır. Bu durum, onun objektif ve tümüyle gerçekleri, doğruyu yansıtan bir rapor hazırlayabilmesinin de temel şartını oluşturur.

Bilirkişilik görevinin icrasında geçerli olan ve etik değer taşıyan, uyulması gereken bir diğer ödev de, duygularla görevin gereklerini birbirine karıştırmamak; yani, bilirkişilik görevini yerine getirirken, hissiyatı değil, salt uzmanlık alanının verilerini ve standartlarını esas almaktır. Acıma, kayırma, nefret, sempati, antipati gibi duygularla ve olaydan etkilenerek düzenlenecek raporlar hiçbir zaman gerçeği yansıtmayacak ve adaletsizliklere yol açacaktır.

Bugün, taraflardan güçlü olanın birebir ilişki kurarak bilirkişileri etkilediği yolunda yaygın kanı, bilirkişilik kurumu için yapılan eleştirilerin başında gelmektedir. Bu nedenle, bilirkişi seçimi de ayrı bir özeni gerektirmektedir.

İşte, bu nedenle, adalet işlerinde bilirkişilik yapmak üzere kurulmuş olup, mahkemeler, hâkimlikler ve cumhuriyet başsavcılıkları tarafından gönderilen adlî tıpla ilgili konularda bilimsel ve teknik görüş bildirmekle yükümlü olan Adlî Tıp Kurumunun önemi burada açıkça ortaya çıkmaktadır. Özellikle geçmiş yıllarda bir bilirkişi kurumu olarak tartışılmaz bir güvenilirliği ve saygınlığı olan bu kurumun da, günümüzde, bilirkişilik kurumundaki genel aşınmadan payını aldığı görülmektedir. Nitekim, bu durum, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planında yer alan "Adlî Tıp Kurumunun çağdaş gelişmelere uygun bir teşkilat yapısına kavuşamamış olması, adlî tıp hizmetlerinin etkin bir şekilde yürütülmesine engel teşkil etmektedir" ibaresiyle de açıkça vurgulanmış bulunmaktadır.

Adlî Tıp Kurumunun, dünyadaki bilimsel gelişmelere paralel olarak, çağdaş tıbbın gerektirdiği yeniliklerden, bilimsel ve teknolojik gelişmelerden yararlanarak adalete daha iyi ve verimli bir hizmet sunabilmesi yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılmış ve bu nedenle, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı hazırlanmıştır. Tasarıyı destekliyoruz; ancak, bilinmeli ki, bu kurumun başarısı, her türlü siyasî etkiden uzak ve yansız biçimde yönetilmesine bağlıdır.

Diğer yandan, bu tasarının yasalaşması, Adlî Tıp Kurumunun yetişmiş elemanları ile üniversitelerimizin adlî tıp anabilim dallarının eşgüdüm içinde çalışmaları, eksikliği duyulan alanlarda Tıpta Uzmanlık Tüzüğü çerçevesinde uzman yetiştirilmesi gereksinimini de karşılayacaktır. Diğer taraftan, kurum birimlerinin ülke genelinde verimli çalışacak yaygınlıkta kurulması da adaletin doğru, hızlı ve etkin biçimde işleyişine katkı sağlayacaktır.

Bu nedenlerle tasarıya olumlu oy vereceğimi belirtir, bu tasarının yasalaşmasıyla, Adlî Tıp Kurumunun bir bilirkişi kurumu olarak eski dönemlerdeki güvenilirliğine ve saygınlığına kavuşmasını diler, Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Ziya Yergök (CHP, Adana). “Adli tıp kurumu kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı ve adalet komisyonu raporu (1/310) (s. sayısı: 51)”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 19 Şubat 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ziya-yergok-22-2003-02-19-adli-tip-kurumu-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kanun-tasarisi (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
