# Hukuk usulü muhakemeleri kanunda değişiklik yapılması (s.s.152) ve (152'ye 1inci ek)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Ziya Yergök (CHP, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim
- **Tarih:** 25 Haziran 2003
- **Gündem:** HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (S.S.152) VE (152'YE 1İNCİ EK)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ziya-yergok-22-2003-06-25-hukuk-usulu-muhakemeleri-kanunda-degisiklik-yapilmasi-s-s-152-ve-15

> Mehmet Ziya Yergök (CHP), 25 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (S.S.152) VE (152'YE 1İNCİ EK)); konuşma 1.845 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MEHMET ZİYA YERGÖK (Adana) - Sayın Başkan, değerli üyeler; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısıyla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüş ve düşüncelerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, daha önce, Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkında Kanun Tasarısı Komisyonda görüşülmüş ve Genel Kurula inmişti; bugün yürürlük maddesine kadar görüşüldü ve kabul edildi; ancak, bu, henüz yasalaşmamıştır.

Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkında Kanun Tasarısıyla ilgili karşı oy yazımızda, özetle, gerekli koşullar oluşmadan ve altyapısı hazırlanmadan bu mahkemelerin kurulmasının ve istinaf yolunun açılmasının bir yarar sağlamayacağını belirtmiştik. Bölge Adliye Mahkemeleri Hakkında Kanun Tasarısı görüşülürken, Grubumuz adına konuşan arkadaşlar, maddeler hakkında konuşan değerli milletvekillerimiz bu yöndeki düşüncelerimizi zaten açıkladılar.

Değerli milletvekilleri, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı bölge adliye mahkemelerinin kurulmuş olması varsayımına göre hazırlanmıştır; yani, bu tasarı, bölge adliye mahkemeleri kurulmuştur varsayımından yola çıkılarak hazırlanmış ve istinaf yoluyla ilgili hukuk usulünde düzenlemeler yapılmıştır. Şimdi, şu anda görüşmekte olduğumuz tasarının genel gerekçesine baktığımızda şunları göreceğiz; genel gerekçede aynen şöyle deniliyor: "Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısıyla, ilk derece mahkemelerince verilen kararların olaylara, maddî hukuka ve usul hükümlerine uygunluğunu denetlemek üzere bölge adliye mahkemeleri kurulmuş ve Yargıtaya da temyiz olunan kararların yalnızca hukuka uygunluğunu denetleme ve içtihat mahkemesi olma görevi verilmiş olduğundan, istinaf yoluna başvuru ve bu mahkemelerce uygulanacak usul hükümlerinin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa eklenmesi ve Kanunun ilgili hükümlerinde gerekli değişikliğin yapılması, bazı maddelerin ve birkısım maddelerde geçen ibarelerin yürürlükten kaldırılması gereği ortaya çıktığından, bu kanun tasarısı hazırlanmıştır." Yani, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı -görüşmeleri biraz önce yarım kalan, tamamlanmayan, yasalaşmamış olan- bölge adliye mahkemelerinin kurulmuş olması varsayımına göre hazırlanmıştır. O nedenle, kanımızca, bu tasarıyı görüşebilmek için, öncelikle, Bölge Adliye Mahkemeleri Hakkında Kanun Tasarısının yasalaşması, Cumhurbaşkanınca onaylanması ve Resmî Gazetede yayımlanması lazım. Yürürlük maddelerinde hükümler var, geçici maddelerinde hükümler var varsayımdan hareketle bunun görüşülmesi doğru değildir. Aslında, bu tasarının, yürürlük maddesini beklemeden, bu aşamada çekilmesi doğru olacaktır; bunu Yüce Genel Kurulun dikkatine sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, bizim, hem bu yönteme hem de esasına karşı olduğumuzu ifade etmek isterim. 1924 yılında, bölge adliye mahkemeleri, daha doğrusu, o zamanki adıyla istinaf mahkemeleri, 469 sayılı Yasayla Türk yargı sisteminden çıkarılmış olmasına rağmen, gerçekten de, Türk hukukunun gündeminden hiç inmemiştir. Seksen yıldır tartışılmasına karşın, gerek bilimadamları gerekse uygulamacılar arasında, istinaf mahkemelerinin gerekliliği konusunda bir görüşbirliği olmadığı gibi, arkadaşlarım da ifade ettiği üzere, gerçekten, adı üzerinde bile görüşbirliği yoktur. Biraz önce yürürlük maddesine kadar görüştüğümüz bölge adliye mahkemeleriyle ilgili kanun tasarısında mahkemelerin adı "bölge adliye mahkemesi" olarak geçmekte, şu anda görüşmekte olduğumuz Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısında ise "istinaf mahkemeleri" olarak geçmiş bulunmaktadır.

İstinaf mahkemeleri, gerekli koşullar oluşmadan, altyapısı hazırlanmadan kurulacak olursa, Yargıtayın yerine, kısa sürede, istinaf mahkemelerinde işler birikecek, vatandaşın davasının görülmesinde sürat sağlanmış olmayacak, sadece merci değiştirilmiş olacaktır. Nitekim, bölge idare mahkemelerinin kurulmuş olması, Danıştayın iş yükünü azaltmamıştır. O nedenle, önemli bir gerekçe olarak sunulan Yargıtayın iş yükünün azalacağı iddiasının doğru olmadığı düşüncesindeyiz.

Başta Sayın Adalet Bakanı ve adalet teşkilatının tüm mensupları ve ülkemizdeki hemen her vatandaş biliyor ki, bugün, adlî yargıda, hâkim ve savcı sayısı yetersizdir, yargının çalışma koşulları olumsuzdur, iş yükü ise çok ağırdır, nitelikli hâkim ve savcı bulmak ise büyük sorundur. Yargıtay tetkik hâkimliği ihtiyacı bile yeterince karşılanmış değildir. Bu mahkemelerin içerisinde yer alacağı fiziksel şartların hazırlanması, nitelikli personel ihtiyacının sağlanması da önemli sorunlardır. Gerekli ortam hazırlanmadan, ilk derece mahkemelerinin bile sorunları çözülmeden istinaf mahkemelerinin kurulması, istinaf yolunun açılması doğru olmayacaktır.

Şunu açıkça ifade ediyoruz ki, içerisinde bulunduğumuz koşullarda, 25 Haziran 2003 Türkiyesinin koşullarında, istinaf yolunun açılması doğru bir yol değildir, sağlam bir yol değildir, iyi bir yol değildir; yargının sorunlarına çözüm getirmeyecek, vatandaşın yargıdan bekledikleri sorunların çözümü doğrultusunda bir adım atılmış olmayacaktır.

Ülkemizde en büyük yakınma, yargılamanın uzun sürdüğü, adaletin geciktiği ve geciken adaletin adaletsizlik yarattığı noktasındadır. İstinaf uygulaması yargılama sürecini daha da uzatacağından, davaların makul sürede sonuçlanması mümkün olmayacağı gibi, sürecin uzaması, Anayasada ve yasalarda var olan usul ekonomisine de aykırı olacaktır.

Şimdi, bu mahkemelerin kurulmuş olmasının, istinaf yolunun açılmış olmasının, adil yargılama açısından yararlı olacağı söyleniyor. Halbuki, Türkiye'deki en büyük şikâyet, geciken adalet adaletsizliktir, adalet geç tecelli ediyor noktasında düğümlenmektedir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, davaların makul süre içerisinde sonuçlanmamasını, adil yargılama hakkının ihlali olarak kabul ediyor. Bu istinaf yolunun açılmış olması, bu süreci daha da geciktirecektir ve makul sürede yargılamanın sonuçlanması olanağını sağlamayacaktır.

İstinafın, tasarıdaki adıyla bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemelerini zayıflatacağı ve bu mahkemelerin bölge temyiz mahkemesi gibi çalışacak olması nedeniyle de içtihatlarda yeknesaklığın kaybolacağı ve içtihat birliğinin sağlanmasının zorlaşacağı konusunda arkadaşlarımın dile getirdiği düşüncelere ben de katılıyorum. Bu mahkemeler her ilde kurulmayacağına göre... 6 ve 8 tartışması yapıldı. Gerçekten de tasarıda düşünülen bir sayı söz konusu değildir. Daha önce, ilk taslakta bir 15 rakamı vardı; ama, şu andaki mevcut tasarıda, Bakanımızın da ifade ettiği gibi, bir sayı olmamakla birlikte, bunun, en azından, biliyoruz ki, her ilde kurulması söz konusu değildir. Böyle olduğunda da, delillerin toplanması açısından büyük sıkıntılarla karşılaşılacağı açıktır ve gerçekten de, yargının sorunlarıyla iç içe yaşayan ve bu sorunları yakından bilen tüm kurumlar, kuruluşlar, barolar, Barolar Birliği de istinaf yolunun açılmasının, Türk yargı sistemi içinde, bu bölge adliye mahkemelerinin, istinaf mahkemelerinin yer almasının sorunlara bir çözüm getirmeyeceği, yargının hızlı, adil ve etkin gerçekleşmesine katkıda bulunmayacağı görüşündedirler. Gerçekten bunu söylemekten hicap duyuyorum; ama, çocuk mahkemeleri, trafik mahkemeleri, aile mahkemelerinin bugün bir tabela mahkemesi konumunda olması üzüntü verici bir durumdur. Bizim için en büyük eleştiri, siz yasa çıkarıyorsunuz; ama, uygulamada bunun gereğini yapmıyorsunuz noktasındadır. Ne yazık ki, daha önce kurulmuş olan mahkemelerle ilgili gelişmeler bu yöndeki eleştirileri haklı kılmaktadır.

İstinaf mahkemelerinin en hararetli savunucuları dahi istinaf mahkemelerinin kurulmasının başlı başına sorunu çözmeyeceğini, mevcut yargı sisteminin bir bütün olarak ele alınıp iyileştirilmemesi durumunda hiçbir şekilde soruna çözüm getirmeyeceğini, yarar yerine zarar da vereceğini kabul etmektedirler.

Burada, birtakım bilim adamlarının, istinaf mahkemelerinin kurulması, istinaf yolunun açılması görüşünü Sayın Bakan ifade etti; ama, daha fazla sayıda bilim adamı da, bunun doğru olmadığını açıkça ifade etmektedirler. Nitekim, Prof. Erdener Yurtcan -"istinaf yabancı ülkelerde var" deniliyor- aynen şunu söylemektedir: "İstinaf, yabancı ülkelerde giderek etrafında fırtınalar koparılan bir kanun yoludur. Temyizi bütünüyle kaldıran bir yol değildir, adaletin gecikmesinde önemli bir engel olarak görülmektedir. Bu nedenle, adalet hizmetinin sorunlarına istinaf yolu bir çözüm olarak düşünülemez."

Yine -arkadaşlarım da değindi- Prof. Baki Kuru -kendisi usul hukuku konusunda çok büyük eserler vermiştir; gerçekten de, tüm hukukçuların bu konuda hocası olmuştur, bir kısmının okuldan bir kısmının kitaplarından- "gerekli ortam hazırlanmadan istinaf mahkemelerini kurmak, istinaf yolunu açmak yararlı değil, bilakis, zararlı olur" demektedir.

Değerli üyeler, bu arada, Yargıtay eski başkanlarının da, yargı yılı açılışlarında bu konuda yaptıkları konuşmaları var; 1960'lı yıllarda, 1970'li yıllarda, 1980'li yıllarda, 1990'lı yıllarda. Burada bunlara da ben kısaca değinmek istiyorum. Yargıtay eski başkanlarımızdan Dr. Recai Seçkin, yargı yılı açış konuşmasında, üst mahkemelere gelecek iş yükünün çokluğuna, bunlar arasında doğacak içtihat ayrılıklarına, yetişmiş hâkim bulunmamasına dikkat çekmiş ve istinaf mahkemelerinin kurulması düşüncesini eleştirmiştir.

Yine, Yargıtay önceki başkanlarından Bedrettin Köker de, istinaf çalışmasının kuruluşunun büyük maddî fedakârlıklar getireceğini belirterek, beklemenin yerinde olacağını belirtmiştir.

Yine, Yargıtay önceki başkanlarından Ahmet Coşar ise, gereken altyapının hazır olmaması nedeniyle böyle bir uygulamaya geçilmesinin doğru olmayacağını ifade etmiş ve sağlıklı bir model seçilerek, bunun, yargıç, savcı ve maddî koşullarının hazırlanmasından sonra hayata geçirilmesinin yararlı olabileceğini belirtmiş, ivedi davranışların yarar yerine zarar getireceğini özellikle vurgulamıştır.

Yine, Yargıtay eski başkanlarından Dr. İsmet Ocakçıoğlu ise, istinafa gerek olmadığını söyleyerek, istinafın kaldırılmasını gerektirir koşullar dikkate alındığında, yeniden kurulmasına olanak verecek koşulların gerçekleşmediği inancında olduğunu belirtmiştir.

Bu sayın Yargıtay başkanlarının belirttiği tarihlerde Adalet Bakanlığının bütçedeki payı yüzde 3'ler, yüzde 4'ler civarındaydı. Peki, giderek günümüze geldiğimizde, o zaman bile koşulların elverişli olmadığını, tüm yaşamları yargıya hizmet yolunda geçmiş bu değerli başkanlar, o yıllarda -bütçedeki payın yüzde 3, yüzde 4 olduğu dönemlerde bu kaygıları ifade etmişlerse, 2003 yılında koşullar daha mı iyi oldu da, Adalet Bakanlığının genel bütçe içindeki payı daha mı iyi oldu da, biz, bugün, istinaf mahkemelerini kurma yolunda adım atıyoruz; hayır, olmadı. Bizim de katkımıza rağmen, Sayın Bakanın da "Adalet Bakanlığının ve adalet teşkilatının içinde bulunduğu durum yüzümü kızartıyor, bundan utanç duyuyorum" demesine rağmen, Başbakan Yardımcılığı yapan Sayın Ertuğrul Yalçınbayır'ın "yargıyı rahatlatmamız lazım, bütçedeki payını, hiç olmazsa, yüzde 2'ye çıkarmamız gerekir" demesine rağmen, yüzde 1 bile yapılamadı; 2003 yılında binde 7,5 olarak -yüzde 1'in altında- gerçekleşti. Yani, bu koşullar altında "istinaf mahkemelerini kuracağız" demek gerçekçi değildir.

Burada, Sayın Bakanın da bir değerlendirmesini üzüntüyle karşıladığımı ifade etmek istiyorum. Yargının sorunları konusundaki feryadının içtenlikli olduğuna inandığım Sayın Bakan, istinafı savunma uğruna, neredeyse -neredeyse değil, açıkça- "hâkim, savcı sayısında eksik yok" dedi. Yani, neredeyse, yargının hiçbir sorunu yok diyecek diye korktum; ama, o kadar ileri gitmedi.

Değerli arkadaşlar, hâkim, savcı sayısı 9 400 civarında. Eğer, bir yargıcın günde 100 dosyaya bakması, yılda 1 000 dosyaya bakması doğru ise, eksik yok diyebilirsiniz. Hatta, günde 200 dosyaya baksın, yılda 2 000 dosyaya baksın varsayımından hareket ederseniz, fazla bile diyebilirsiniz; ama, gerçek, bu değildir. Gerçekten de, Batılı ölçülerde bir standardı yakalamak için, yardımcı adalet personeli sayısının da, hâkim, savcı sayısının da bugünkü sayının en az 2 katına çıkarılması gerekir. Yoksa, adaletin gerçekçi, sağlıklı bir şekilde işlemesi mümkün değildir. Bütün bunları en iyi bilen sayın Bakan, sık sık, hemen her gün, her hafta, işte "hâkimlerin durumu feci; bir yargıç, bir pamuk işçisi kadar bile maaş almıyor, işçilerin maaşı 1 500 000 000 hâkimlerinki 850 000 000" diyorsa -ki, bunun böyle olduğuna katılıyorum ve o konudaki tartışmaya girmek istemiyorum, Sayın Bakanın tespitini söylüyorum- mademki yargı bu kadar dramatik durumdaysa, gerçekten utanılacak durumdaysa, bir Adalet Bakanının yüzünü kızartacak durumdaysa, nasıl istinafı savunursunuz, nasıl yeni mahkemelerin kurulmasını savunursunuz?! Bunun haklı ve mantıklı bir yol olduğuna, doğru olduğuna inanmıyorum. İstinafı savunabilirsiniz, istinafa sarılabilirsiniz; ama, gerekçeyi doğru koymak durumundasınız. Yargıç, savcı, adalet personeli sayısı da eksiktir, yargının sorunları da çok ağırdır, çalışma koşulları çok olumsuzdur, iş yükü çok ağırdır. Bütün bunların bilinmesine rağmen, acaba Sayın Bakan neden ısrar ediyor?.. Şunu da biliyorum ki, Yargıtaydaki toplantıda Sayın Bakan "ülke için bir yarar sağlamayacaksa istinaf mahkemeleri, bundan her an dönebiliriz" dedi. Tamamen yasalaşmadı, yürürlük maddesine kadar gelindi; yine sağlıklı bir değerlendirme ve düşünme için bir zaman olduğunu ve bu her iki tasarının da tamamen çekilme noktasındaki umudumuzu koruduğumu belirtmek istiyorum; ama, Sayın Bakan niye ısrarla savunuyor noktasında, aile mahkemeleriyle ilgili tasarının görüşmeleri sırasında yaptığı bir konuşma aklıma geldi. Acaba böyle bir şey olabilir mi; aile mahkemeleri 9 Ocak 2003 tarihinde kabul edilmişti ve Sayın Bakan konuşmasının bir yerinde -tutanaklardan aynen okuyorum- şunu söylemişti: "Övünmek anlamında söylemiyorum; ama, bir tespit olarak ifade ediyorum ki, bugünkü hükümet, 58 inci hükümet içerisinde aile politikalarının Türkiye'nin gündemine gelmesi, benim görev aldığım zamana rastlar. Aile danışma merkezleri ilk defa benim tarafımdan kuruldu, Aile Araştırma Kurumunu ben kurdum. Aile Komisyonu, ilk defa, bu Mecliste, benim zamanımda kuruldu. İlk defa Aile Şûrasını ben topladım. Beş Yıllık Kalkınma Planında, müstakil aile politikaları, adı altında bir başlığın tespit edilmiş olması benim dönemime rastlar." İşte, aile mahkemeleri de benim dönemimde kuruldu diyor Sayın Bakan. Acaba, istinaf mahkemeleri de, seksen yıldır tartışılan istinaf mahkemeleri de benim dönemimde kuruldu demek için mi bu tasarı ısrarla savunuluyor? Bunu anlamakta güçlük çektiğimi ve istinaf yolunun, bölge adliye mahkemelerinin Türk yargısına, Türk adaletine bir katkı getirmeyeceğini, bugünkü koşullarda, 2003 yılının koşullarında yarar yerine zarar getireceğini ifade ediyor; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Ziya Yergök (CHP, Adana). “Hukuk usulü muhakemeleri kanunda değişiklik yapılması (s.s.152) ve (152'ye 1inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim tutanağı, 25 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ziya-yergok-22-2003-06-25-hukuk-usulu-muhakemeleri-kanunda-degisiklik-yapilmasi-s-s-152-ve-15 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
