# Başbakanlık teşkilatı hakkında kanun hükmünde kararnamenin değiştirilerek kabulü hk (s.s 1180)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Ziya Yergök (CHP, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim
- **Tarih:** 24 Mayıs 2006
- **Gündem:** BAŞBAKANLIK TEŞKİLATI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN DEĞİŞTİRİLEREK KABULÜ HK (S.S 1180)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ziya-yergok-22-2006-05-24-basbakanlik-teskilati-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamenin-degistirile

> Mehmet Ziya Yergök (CHP), 24 Mayıs 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAŞBAKANLIK TEŞKİLATI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN DEĞİŞTİRİLEREK KABULÜ HK (S.S 1180)); konuşma 975 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MEHMET ZİYA YERGÖK (Adana) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 1180 sıra sayılı kanun tasarının 4 üncü maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüş ve düşüncelerimi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisimizi ve Yüce Milletimizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz tasarıyla, Başbakanlığın görevleri arasına, iç güvenlik, dış güvenlik ve terörle mücadele konusunda görevli kuruluşlar arasında koordinasyon sağlama görevi eklenmekte ve Başbakanlık Güvenlik İşleri Başkanlığı yerine Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü kurularak, böylece, güvenlik ve terörle mücadele konularında Başbakanlığın daha etkin bir şekilde rol almasının amaçlandığı ifade edilmektedir.

Üzerinde söz almış olduğum 4 üncü maddeyle de, 3056 sayılı Kanuna iki ek madde eklenmektedir. Bu ek maddelerle de, kadrolarla ilgili düzenlemeler yapılmakta, bazı kadrolar iptal edilmekte, bazı kadrolar ihdas edilmekte ve Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğünün 2006 malî yılı harcamalarına ilişkin düzenlemeler yapılmaktadır.

Ancak, hemen belirtmek isterim ki, sadece yasal düzenlemelere gidilerek, yeni görev tanımları yapılarak ve yeni birimler kurularak, terörle mücadelede iç ve dış güvenlik konularında daha etkin bir mücadeleyi gerçekleştirmek mümkün değildir. Bunun için, her şeyden önce, güçlü bir irade, kararlı bir mücadele ve bunları uygulayacak liyakate, yeteneğe, bilgiye ve birikime göre oluşturulmuş kadrolara ihtiyaç vardır. Ancak, AKP İktidarının, bürokrasinin bir numaralı isminden başlayarak, liyakate ve yeteneğe dayalı olmayan, yandaşlık ve partizanlık anlayışına dayalı kadrolaşma politikaları bu konudaki en büyük zafiyeti oluşturmaktadır.

Bugün ülkemizin karşı karşıya bulunduğu birçok önemli sorun arasında güvenlik konusu ve terör olgusu çok önemli bir yer tutmaktadır. Terör, ülkemizin birliğini, huzurunu, barışını, güvenliğini, ekonomisini, refahını ve demokrasisini tehdit etmektedir. İnsanlarımız günlük yaşamlarında da çok ciddî güvenlik sorunuyla karşı karşıya kalmakta, sadece sokaktaki insanlarımızın değil, en güvenli, en korunaklı sitelerde bile vatandaşlarımızın can güvenliği ve mal güvenliği tehdit altında bulunmaktadır. Bunda, işsizlik, yoksulluk gibi sosyal sorunların yanında, güvenlik personelinin sayısal yetersizliği, eğitim eksikliği gibi nedenleri de sayabiliriz. Asıl sorun ise yönetim zaafıdır; ancak, partizan kadrolaşmadan başka bir hesabı olmayan bugünkü İktidar, ne yazık ki, bu sorunlara çözüm üretememektedir.

İnsanlarımızın günlük yaşamını çekilmez kılan sokak terörünün, kapkaç terörünün dışında ülkemiz için daha büyük tehdit oluşturan iki terör olgusu daha bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, bir uygarlık atılımı, bir çağdaşlık projesi olan cumhuriyetimizi hedef alan ve laik hukuk düzenini değiştirmeyi amaçlayan dinci terördür. Son günlerde meydana gelen ve Cumhuriyet Gazetesini hedef alan bombalama olayları ile Danıştaya yönelen ve bir yargıcımızın yaşamını yitirmesi ve dört yargıcımızın yaralanmasıyla sonuçlanan kanlı saldırıyı bu bağlamda değerlendirebiliriz. Bu arada, Hükümetin, henüz konuyla ilgili soruşturma sonuçlanmadan birtakım komplo teorilerine bel bağlayarak konuyu başka yöne çekme çabalarını da, hayretle ve ibretle izlemekteyiz. Hiçbir sonuç bu olayların meydana gelmesinde Hükümetin sorumluluğunu ve zafiyetini ortadan kaldıramaz.

Başbakanın, kendisinin de katıldığı toplantıda Danıştay Başkanının "verdiğimiz kararlar nedeniyle hedef gösteriliyoruz, tehdit ediliyoruz" şeklindeki konuşmasının nasıl bulunduğunun sorulması üzerine "bu tür konuşmaları her yıl dinliyoruz" demesi ve Cumhuriyet Gazetesine yapılan saldırıların sorulması üzerine de "bize de saldırıyorlar, ne olmuş" şeklindeki beyanı henüz unutulmadı ve bu beyanlar, toplumun hafızasında bütün canlılığıyla durmaktadır.

Başka acı bir örnek de, Başbakan Yardımcısının, saldırıda hedef gösteren dinci gazete ile bombalı saldırıya uğrayan Cumhuriyet Gazetesini aynı kefeye koyan açıklamalarıdır. Bu açıklamaları kınıyorum.

Sayın milletvekilleri, ülkemizin karşı karşıya bulunduğu bir başka terör olgusu da, devletin tekliğini, ülkenin tümlüğünü ve ulusun birliğini hedef alan ve yıllardır ülkemizi kana bulayan bölücü terör olgusudur. Yıllardır, iç bütünlüğümüzü, iç barışımızı ve kardeşliğimizi bozmaya, ülkemizi bölmeye yönelik bu terör yüzünden binlerce insanımız yaşamını yitirmiş, şehit olmuştur. Günümüzde de bölücü terör artarak devam etmekte, ülkemizin dört bir yanına her gün şehit cenazeleri gelmektedir. Ne yazık ki, bugüne kadar Hükümet, bölücü terörün önlenmesi konusunda da etkin ve yeterli çözümler üretememiştir. Hiçbir işe yaramayacağı, yararlı değil zararlı olacağı yönündeki tüm uyarılarımıza rağmen, Amerika istiyor diye, Eve Dönüş Yasası, Topluma Kazandırma Yasası çıkarılmış. Ne yazık ki, dağdaki teröristler eve dönmemiş, bu yasadan yararlanarak cezaevinden çıkan kimi teröristler dağa dönmüştür. Yani, dağdaki teröristler topluma kazandırılmamış, eldeki birkısım terörist örgüte kazandırılmıştır. Bu, Hükümetin tam bir fiyaskosudur. Bu fiyasko ortadayken, Hükümet, terör örgütünün kurucusuna ve yöneticisine etkin pişmanlıktan yararlanma imkânı getiren yeni bir terörle mücadele yasa tasarısını Meclise taşıyarak yeni bir hayal kırıklığı yaratmış ve haklı tartışmalara neden olmuştur.

Değerli milletvekilleri, yeri gelmişken, konuyla ilgili bir hususu da hatırlatmakta ve bu konuda hafızalarımızı tazelemekte yarar olduğunu düşünüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, 15 Eylül 2005 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına başvurarak bir süreden beri yaşanan terör olayları ve bu süreçte Türkiye'nin sürüklenmeye çalışıldığı tehlikeli çatışma ortamına ilişkin konuların Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda değerlendirilmek üzere genel görüşme açılması talebinde bulunmuştur. Bu genel görüşme önerisinin gerekçesinde, terörün, toplumsal bir boyut kazanmaya başladığı, bu durumun hızla yaygınlaşma eğilimine girebileceği, bu yeni terör aşamasının masum vatandaşlarımızı taraf haline getirme gayreti ve planını açıkça ortaya koyduğu belirtilmiş, yaşanan terörün ardındaki siyasî projenin net ve açık olduğuna dikkat çekilmiş, ayrılıkçı terör hareketinin ve dayandığı siyasî projenin taleplerini demokrasi çerçevesine oturtmasını hiçbir hukuk devletinin kabul etmesinin düşünülemeyeceği belirtilmiştir.

Ayrıca, irticaî terör örgütlerinin, İstanbul ve Ankara'nın merkezinde, Atatürk'e, laik cumhuriyete açıkça küfredebildiği, rejime karşı meydan okudukları ve kendi yaşam biçimlerini ülkenin geneline dayatmaya çalıştıklarına dikkat çekilerek, bu toplumsal kargaşa ve çatışmanın önüne geçilebilmesi için gerekli önlemlerin Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılması istenmiştir. Ancak, İktidar Partisi, önce, Meclisin toplanmasını engellemeye çalışmış, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin eksiksiz katılımı ve İktidar Partisi dışındaki diğer parti milletvekillerinin ve bağımsız milletvekillerinin desteğiyle Meclisin açılması sağlanınca, o aşamada Genel Kurula katılan İktidar Partisi milletvekilleri, terörle ilgili genel görüşme açılmasının reddi yönünde oy kullanarak, ülkemiz açısından tarihî bir fırsatın kaçırılmasına neden olmuşlardır. Terör olaylarının daha da boyutlandığı günümüzde, İktidar Partisinin o günkü tutumunu, bir kez daha, kamuoyunun ve yüce milletimizin dikkatine ve takdirlerine sunuyorum.

Sonuç olarak şunu belirtmek istiyorum ki, terör örgütü başının, bölücübaşının, nasıl oluyor da bulunduğu cezaevinden eylem talimatı verdiğinin ve örgütü yönettiğinin kendisine sorulması üzerine "demokrasi budur" diyebilen bir Başbakanın yönettiği ülkede, siz hangi yasal düzenlemeyi yaparsanız yapın, Başbakanlığın görevlerine hangi ilavede bulunursanız bulunun, hangi kadroyu ihdas ederseniz edin, terörle mücadelede başarılı olunamaz, başarılı bir sonuç alınamaz.

Bunu üzülerek ifade ediyor ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Ziya Yergök (CHP, Adana). “Başbakanlık teşkilatı hakkında kanun hükmünde kararnamenin değiştirilerek kabulü hk (s.s 1180)”. TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim tutanağı, 24 Mayıs 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ziya-yergok-22-2006-05-24-basbakanlik-teskilati-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamenin-degistirile (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
