# Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bangladeş Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 26. Dönem)
- **Konuşmacı:** Meral Danış Beştaş (Halkların Demokratik Partisi, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim
- **Tarih:** 25 Şubat 2016
- **Gündem:** Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bangladeş Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=44890
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/meral-danis-bestas-26-2016-02-25-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-banglades-halk-cumhuriyeti-hukumeti-a

> Meral Danış Beştaş (Halkların Demokratik Partisi), 25 Şubat 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bangladeş Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle); konuşma 652 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bangladeş Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu maddeden ziyade ben genel olarak Türkiye’de ülkemizin dış politikasına ilişkin görüşlerimi genel çerçeve olarak kısaca paylaşmak istiyorum sizlerle.

Doğrusu, Türkiye’nin dış politikası, yansımaları, iç politikadan çok da farksız değil. İç politika ve dış politikanın zaten birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmesi, siyasi yaklaşımlarının ayrıksı olması pek mümkün değil. Genellikle de bu meselede Türkiye’nin özellikle son yıllarda ve son, Suriye’deki iç savaştan sonra dış dünyada nasıl bir itibar kaybına uğradığını, Türkiye’nin uluslararası bilinen, tirajı en büyük gazetelerde, dergilerde, manşetlerde nasıl nitelendirildiğini hepimiz çok iyi biliyoruz.

Malum, Türkiye’de basın-yayın özgürlüğü yok artık. Hiç kimse özgürce yazı yazamıyor, düşüncelerini açıklayamıyor, işlenen suçları gazetelerine haber konusu yapamıyor ve bu konudaki sansür ve yasaklar ülkenin Cumhurbaşkanı tarafından bizzat yönetiliyor ve Hükûmet de kendini bunları uygulamakla görevli addediyor. Hâlâ cezaevinde bulunan gazeteciler bu meselenin en önemli göstergelerinden biri. Niye bunu söyledim? Çünkü dış basına, gerçekten, Türkiye’de yaşananların çok daha objektif, reel bir yaklaşımla yansıdığını biliyoruz.

Türkiye'nin dış politika yaklaşımı “sıfır sorun”du, çok iyi biliyoruz. Stratejik Derinlik kitaplarında ve bu konudaki yol haritalarında “sıfır sorun”, “Bütün komşularımızla iyi geçineceğiz.” tezleriyle hareket edildi ama bugün geldiğimiz aşamada -çok sıkça ifade edildiği gibi, moda deyimle, ben de söyleyeyim- sıfır komşumuz kaldı neredeyse. “Sıfır sorun”dan “sıfır anlaşma”ya vardık. Yani, komşumuz kimler kaldı? Suudi Arabistan ve Katar dışında kimlerle -bazı ayrıntılara değinmeden söylüyorum- dost kaldık, ilişkilerimiz iyi? Bunu yüce Meclisin takdirine sunuyorum tabii.

Niye bu hâle geldik? Çünkü bizim dış politikaya, Hükûmetin dış politikaya yönelik yaklaşımı, diyor ki: “Bizim iç işlerimize karışamazsın. Biz her türlü kararı verebiliriz. Sizin ülkenizle ilgili de karar verebiliriz -Suriye’de olduğu gibi, Mısır’da olduğu gibi- biz kendi yönetim tarzımızı ve anlayışımızı size ihraç edebiliriz ama siz bizim iç meselelerimizle ilgili asla bir söz edemezsiniz. ‘Sizin hak ve özgürlük sorununuz vardır.’ diyemezsiniz. Siz ‘Ülkede işkence vardır, basın-yayın özgürlüğü yoktur.’ diyemezsiniz. En çok gazetecinin tutuklu olduğu ülke olduğumuzu söyleyemezsiniz. Söyleyemezsiniz, söyleyemezsiniz. Bu bizim iç işimiz.” diyor. Deminki sataşmalarda, doğrusu, değerli milletvekili arkadaşlarımın sataşmaları bazen öyle bir ufuk açıyor ki, o resmî olarak söylenmeyen sözler bazen buradan, bilinçaltından ortaya çıkıyor.

Mesela demin, ismini bilmediğim bir milletvekili arkadaşım dedi ki: “Bizi niye şikâyet ediyorsunuz? Siz bizi Birleşmiş Milletlere kendi imzanızla şikâyet ettiniz.” Ederiz, bu bizim görevimiz.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) - E, tamam, işte, ben de onu demek istedim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bu meseleye yaklaşım nedir? Türkiye’nin uluslararası sözleşmelere yaklaşımı nedir? Diyor ki: “Ben en ileri derecedeki uluslararası sözleşmeleri imzalayayım, Türkiye Büyük Millet Meclisinde de onaylayayım ama bu sözleşmelerin getirdiği hak ve yükümlülükleri, vatandaşa getirilen hakları asla tanımayayım, vatandaşım buna yaklaşırken bu şikâyetleri yapamasın.” Buna, doğrusu, avukatlık yıllarımın ilk dönemlerinde tanık olmuştum.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, bildiğiniz üzere, 1987 yılında imzalandı, sonra bireysel başvuru hakkı kullanıldı. Biz mahkemelerde yaptığımız savunmalarda “Bu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin şu maddesine aykırıdır.” dediğimizde mahkeme başkanları, hâkim ve savcılar bize vatan haini gözüyle bakıyorlardı. “Nasıl şikâyet edersiniz, sözleşmeyi niye söylersiniz?” Allah, Allah! Ya biz bu sözleşmeye imza attık, iç hukukta bu iş çözülmezse, bu da hukuk mekanizmasıdır, biz oraya gideriz. Bu bizim hakkımız, bu iç hukukun bir parçası. Neyse, oradan nereye geldik? Şuraya geldik: Anayasa’da bazı değişiklikler yapıldı ve artık Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı durumlardan dolayı gidişimiz o kadar sert tepkiyle karşılanmasa da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararlara uymamak konusundaki direniş devam ediyor.

İki gün önce burada AK PARTİ’li bir milletvekili “Hukuk sokağa çıkma yasaklarına ilişkin noktayı koydu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karar verdi.” dedi. Doğru değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sokağa çıkma yasaklarına ilişkin esas hakkında bir karar vermedi; aksine, tedbir kararlarıyla ilgili bir kısmını reddetti, bir kısmını kabul etti. Kabul ettiklerine dair de uygulanmadı ve maalesef tedbir kararı verilen insanlar tek tek öldürüldü Cizre’de. Buna rağmen, şu anda gelip yanıltmaya yönelik “Bu ulusal üstü mahkemenin kararları işte bu şekildedir.” şeklinde söyleniyor.

---

**Kaynak gösterme:** Meral Danış Beştaş (Halkların Demokratik Partisi, Adana). “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bangladeş Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim tutanağı, 25 Şubat 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/meral-danis-bestas-26-2016-02-25-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-banglades-halk-cumhuriyeti-hukumeti-a (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=44890

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
