# Başbakanlığın, Anayasa'nın 120'nci maddesi ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu'nun 3'üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre, ülke genelinde 21/7/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine dair 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'na ilişkin tezkeresi (3/812) münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 26. Dönem)
- **Konuşmacı:** Meral Danış Beştaş (Halkların Demokratik Partisi, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 117. Birleşim
- **Tarih:** 21 Temmuz 2016
- **Gündem:** Başbakanlığın, Anayasa'nın 120'nci maddesi ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu'nun 3'üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre, ülke genelinde 21/7/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine dair 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'na ilişkin tezkeresi (3/812) münasebetiyle
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=51224
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/meral-danis-bestas-26-2016-07-21-basbakanligin-anayasa-nin-120-nci-maddesi-ile-2935-sayili-olaganustu

> Meral Danış Beştaş (Halkların Demokratik Partisi), 21 Temmuz 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 117. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Başbakanlığın, Anayasa'nın 120'nci maddesi ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu'nun 3'üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre, ülke genelinde 21/7/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine dair 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'na ilişkin tezkeresi (3/812) münasebetiyle); konuşma 955 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

15 Temmuzdaki darbe girişiminden sonra Meclisin bugün olağanüstü hâl ilanı sebebiyle bir araya gelmesi dolayısıyla söz almış bulunmaktayım. Doğrusu, toplumsal hafızamız, yakın tarihimiz ve Anayasa’nın olağanüstü hâli öngördüğü sistem, ayrıntılı bir değerlendirmeye ve tartışmaya muhtaç. Ama bugün olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Tabii ki darbe karşısında bütün Türkiye toplumunun, bütün siyasi partilerin, toplumun en geniş bileşenlerinin, hatta bütün toplumun karşı duruşu gerçekten çok değerlidir ve bu değeri başta da Parlamentonun bilmesi gerekiyor. Peki, darbe karşısında bu kadar büyük bir toplumsal uzlaşma varken gerçekten olağanüstü hâl ilanına, Türkiye’nin tekrar toplumsal hafızasını canlandırmaya ihtiyaç var mıydı, bunu çok güçlü bir şekilde değerlendirmemiz gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, yani bir tarihsel arka plan sunacak zaman yok ama sadece şunu söyleyeyim: 1987’de uygulamaya konulan OHAL tam 46 kere uzatıldı, bunu bilelim ve 6 OHAL valisiyle tanıştı bu ülke ve gerçekten vatandaş ile devlet arasında uçurumun nasıl derinleştiğini, nasıl büyük hak ihlallerinin, büyük bir kırımın, yıkımın, göçün, katliamların, işkencenin yaşandığını kitaplar, tarih bize yazıyor. Biz bunların canlı tanıkları, mağdurları ve tarafı olarak da OHAL sisteminin nasıl bir sistem olduğunu yakından bilen bir yerden konuşuyoruz. Gerçekten, OHAL sistemi, sadece 430 sayılı bir Kararname hafızamızdan hiç çıkmadı. Bununla şunu öngörüyordu, hatırlatmak babında söylüyorum: Bu Kanun Hükmündeki Kararname ve İçişleri Bakanına, OHAL Bölge Valisine ve OHAL Bölgesi dâhilindeki il valilerine tanınan yetkilerin kullanılması noktasında cezai, mali, hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemezdi ve bu maksatla herhangi bir yargı mercisine başvurulamıyordu. Yüz binlerce göç oldu; anlamsız, sonuçsuz birçok yasak uygulandı. Türkiye’de faaliyet gösteren insan hakları kuruluşlarının verilerine göre bu dönemde yaklaşık 4 bin yerleşim yeri boşaltıldı ve 3 milyonun üzerinde insan göçe zorlandı ve o dönemde yaşananlar da, işkence ve kötü muamele, belki köylülere dışkı yedirilmesiyle gündeme geldi ama işkencenin haddi hesabı yoktu gerçekten, keyfî uygulamalarla büyük işkenceler vücut bulmuştu. İşçi ve emekçilere yönelik çalışmalara engel oldu.

Peki, şu anda uygulanmak istenen OHAL neleri içeriyor, ne getirecek yaşamımıza? Bunları gerçekten bütün Türkiye yurttaşlarının bilmeye, tartışmaya hakkı var. Biraz sonra Hükûmetin bu konudaki sunumu da şüphesiz çok önemli, onu da değerlendireceğiz ama kanun ne diyor? Çünkü Olağanüstü Hâl Kanunu, aynen Anayasa gibi, darbecilerin getirdiği bir kanun. Biz, darbeye karşı mücadele ederken darbecilerin getirdiği kanunlara sarılıyoruz; bu büyük bir ironi. Bunu da büyük bir şekilde, güçlü bir şekilde tartışmaya ihtiyacımız var.

Şimdi, neden olağanüstü hâle “Hayır.” diyoruz, geniş bir şekilde açıklayacağım ama, şimdi, şu anda, TSK’nın yüksek komuta kademesinin katılmadığı aslında, halkın, Cumhurbaşkanı ve iktidarın yanı sıra muhalefetin ve medyanın da direndiği bu kanlı darbe girişimi aslında süratle bastırıldı. Hepimiz bu günleri güçlü bir şekilde yaşadık. Silahlı Kuvvetlerde binlerce askerî personel ile çok sayıda emniyet mensubu gözaltına alındı. Rakamları paylaşmaya gerek yok. Hükûmetin ve Genelkurmay Başkanlığının açıklamalarına göre, 17 Temmuz itibarıyla ülkenin bütününde tam ve mutlak bir kontrol sağlandı. Bunlar resmî açıklamalar. Hem kontrolün sağlanması hem de Anayasa’nın kendisinin, olağanüstü hâl uygulamasını, hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine bağlamış olmasını unutmayalım. İşte, bu bağlamda, bunu dikkate aldığımızda, olağanüstü hâl ilanının temel demokratik hakları askıya alarak Türkiye’yi zaman tüneline sokmak dışında bir işlevi olmayacak. Bunu önemle tekrar tekrar vurgulamak istiyoruz. Diğeri, kanun hükmünde kararnamelerle bir yönetme süreci başlayacak. Doğru, demin Sayın Adalet Bakanı açıklamasında bunun Parlamento onayına sunulacağını söyledi. Anayasa’ya göre Parlamento onayına sunulacak ama tartışma süreci, kanunun görüşülme süreci, buradaki o Meclis görüşmeleri tümüyle göz ardı ediliyor, devre dışı bırakılıyor ve en önemlisi onaya sunulduğu süre zarfında kanun hükmünde kararnamelerle zaten işlem devam ediyor. Bir ay süresince yapılması gereken her şey, atılacak her türlü adım atılmış oluyor. Bu durumda da şunu çok güçlü tartışmamız gerekiyor: Bu olağanüstü hâl ilanıyla darbeye karşı yek vücut duran Parlamento aslında devre dışı bırakılıyor. Bu çok çok önemli bir meseledir.

Kanun hükmünde kararnamelerle yönetilecek, yürütülecek bir sürecin startı verilmiş durumdadır. Bununla ilgili daha çok tartışma yapılacak ama umarız uygulama bizi yanıltır, umarız gelecek günler bizi yanıltır, bunu yürekten istiyoruz.

Diğeri, tabii ki kanun hükmünde kararnamelerle ilgili Anayasa Mahkemesine dava açılamıyor, her şey askıda olduğu gibi bu da askıda. Aslında Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılmaması yönündeki anayasal düzenlemeyle Anayasa olağanüstü hâl dönemlerinde Hükûmetin çıkaracağı kararnamelerin Anayasa’ya aykırı olacağını zımnen öngörüyor ve kabul ediyor. Bunu Anayasa deklere etmiş oluyor.

Velhasıl, yani biliyoruz yakın tarihi, hepiniz de biliyorsunuz, 19 Temmuz 1987’den tamamen kaldırıldığı 30 Kasım 2002’ye kadar Bakanlar Kurulu kararıyla dört ayda bir tam 46 kez uzatılan olağanüstü hâl rejiminde Türkiye uygulaması hiçbir zaman geçici olmadı. Bunu göz ardı edemeyiz ve yine temennimiz ve dileğimiz gerçekten bu olağanüstü hâlin geçici olmasıdır. Toplumsal hafızamız umarım tekrar canlanmaz.

Değerli arkadaşlar, ek yetkiler çok fazla. Bunu eminim bütün milletvekili arkadaşlarım biliyordur ezbere fakat şunu unutmayalım, sokağa çıkma yasağı uygulanmayacağı, temel hak ve özgürlükler askıya alınmayacağı yönünde Hükûmetin yetkili ağızlarından açıklamalar var ama biz kanunu da göz ardı edemeyiz. Bu kanunda her türlü hakkı askıya alma yetkisi var; sokağa çıkmak, belirli yerlerde dolaşmak, araç seyrinin değiştirilmesi, kişilerin üstünün aranması, eşyalarının aranması, bu eğer ülke genelinde ise kimlik taşıma mecburiyeti. Dün biri “OHAL deyince babamın arada bir eve dönüp kimliğini bulması.” diye söylemişti çünkü kimliksiz dışarı çıkmak mümkün değil. Basit gibi görünüyor ama normal hayatta çok hayati meselelerdir.

Yine, gazeteler, basın-yayın organları üzerindeki toplama hâkimiyeti ve yetkisi çok güçlü bir şekilde veriliyor. Buna ilişkin birçok kısıtlama yapılabilir; kanun hükmünde kararnamelerden ziyade, kanunda öngörülen meseleler. Gözaltı süresi, en önemli meselelerden biri bu, dünden beri en çok tartışılan meselelerden biri bu. Evet, 1992 yılında gözaltında bulundurma süresi AİHM kararları çerçevesinde kısaltılmıştı ama toplu suçlarda en fazla dört gün olarak tespit edilmişti fakat Anayasa’mızda şu hüküm hâlâ yerli yerinde duruyor, Anayasa’nın bu hükmü uyarınca olağanüstü hâl süresindeki gözaltılar konusunda iç hukukta bir sınır bulunmuyor aslında. Çünkü, Anayasa’ya göre, olağanüstü hâl, sıkıyönetim ve savaş hâllerinde gözaltı süresinin uzatılabileceği söyleniyor ve üst sınır belirtilmiyor; bu da çok ciddi bir endişe kaynağı olarak önümüzde duruyor.

---

**Kaynak gösterme:** Meral Danış Beştaş (Halkların Demokratik Partisi, Adana). “Başbakanlığın, Anayasa'nın 120'nci maddesi ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu'nun 3'üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre, ülke genelinde 21/7/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine dair 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'na ilişkin tezkeresi (3/812) münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 117. Birleşim tutanağı, 21 Temmuz 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/meral-danis-bestas-26-2016-07-21-basbakanligin-anayasa-nin-120-nci-maddesi-ile-2935-sayili-olaganustu (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=51224

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
