# Son sözün savunmanın olduğuna, sonrasında oturumu yöneten Meclis Başkan Vekilinin konuşma yapmasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 26. Dönem)
- **Konuşmacı:** Meral Danış Beştaş (Halkların Demokratik Partisi, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim
- **Tarih:** 25 Temmuz 2017
- **Gündem:** Son sözün savunmanın olduğuna, sonrasında oturumu yöneten Meclis Başkan Vekilinin konuşma yapmasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ilişkin açıklaması
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=61430
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/meral-danis-bestas-26-2017-07-25-son-sozun-savunmanin-olduguna-sonrasinda-oturumu-yoneten-meclis-baska

> Meral Danış Beştaş (Halkların Demokratik Partisi), 25 Temmuz 2017 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Son sözün savunmanın olduğuna, sonrasında oturumu yöneten Meclis Başkan Vekilinin konuşma yapmasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ilişkin açıklaması); konuşma 4.371 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, yirmi dört saat sonra oylama yapılacak ama ben burada milletvekili arkadaşlarımı, bu dokunulmazlığın kaldırılması tezkeresine karşı savunmayı temsilen konuşacağım ama savunmamı anlatacağım, karar verecek organ oldukça eksik. Oldukça demem hafifletiyor tabii yani muhalefet dışında, iktidar sıralarında, maalesef, sayıyla saysam, yaklaşık 12 arkadaşımız var. Bu da kayıtlara geçsin. Yirmi dört saat sonra oy verecekler, yüz binlerce oy alan 2 milletvekilinin, 6 milyon oy alan bir partinin 2 milletvekilinin vekilliğinin düşürülmesi tartışılıyor hem de hukuka aykırı hem de siyasi saiklerle hem de Türkiye tarihinde ilerideki on yıllara hatta yüz yıla damgasını vuracak, bir utanç sayfası olarak geçecek bir günde Parlamento, maalesef, sadece muhalefet olarak burada. Tabii ki iktidar partisinden burada olan milletvekili arkadaşlarıma da ayrıca, özellikle teşekkür etmek istiyorum.

Konuşmama cezaevindeki, hapishanedeki arkadaşlarımı saymakla başlamak istiyorum. Şu anda, hâlen Sincan Cezaevinde bulunan Muş Milletvekilimiz Burcu Çelik’ı ve İdris Baluken’i, Kandıra Cezaevinde bulunan Eş Genel Başkanımız Figen Yüksekdağ’ı, Çağlar Demirel’i, Besime Konca’yı, Ferhat Encu’yu, Selma Irmak’ı ve Gülser Yıldırım’ı; Silivri Cezaevinde bulunan Ayhan Bilgen’i ve Edirne Cezaevinde bulunan Abdullah Zeydan’ı ve Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ı saygıyla, sevgiyle, özlemle selamlıyorum. Onların yeri asla dört duvar arası değil ama bu da yine, Türkiye siyasi tarihinde bir leke olarak kalmaya devam edecek.

Tutuklu belediye eş başkanlarımız o kadar fazla ki -tabii ki listesi var elimizde ama- hepsini saymadan birkaç arkadaşımızı, partilimizi de buradan anmak istiyorum. Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Sevgili Gültan Kışanak, yine önceki dönem İstanbul Milletvekilimiz Sebahat Tuncel, ikisi de Kandıra Cezaevinde; Dersim Belediyesi Eş Başkanı Nurhayat Altun, o da Kandıra Cezaevinde; önceki dönem Dersim Milletvekili Edibe Şahin, Kandıra Cezaevinde; Siirt Belediyesi Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, Siirt Cezaevinde; yine Siirt Belediyesi Eş Başkanı Belkıza Epözdemir, Siirt Cezaevinde. Onların şahsında, hâlen hapishanede olan bütün belediye eş başkanlarımızı da saygıyla, sevgiyle, özlemle selamlamak istiyorum.

Şimdi, açıkçası söz savunmanın. Ben kendi söyleyeceklerime geçmeden önce, Vekilimiz Faysal Sarıyıldız’ın göndermiş olduğu yazılı savunmasını okumak isterim, kendisi Komisyona da göndermişti, ondan sonra ben söyleyeceklerimi anlatacağım.

“2016 yılı Ekim, Kasım, Aralık aylarında beşer birleşimi aşan devamsızlığım sebebiyle, tüm itirazlarımıza rağmen, çoğunluğun muhalefet üzerinde baskı kurmayı amaçladığı bir süreç TBMM çatısı altında başlatılmıştır. Devamsızlık cetveline itiraz etmeme ve ilgili tarihleri kapsayan sağlık raporumu ibraz etmeme rağmen, Meclis Başkanlık Divanının 31 Mayıs 2017 tarihli 39 numaralı Kararı’yla itirazım reddedilmiş ve dosyam Anayasa'nın 84’üncü, İç Tüzük’ün 138’inci maddeleri uyarınca Karma Komisyona gönderilmiştir.” Karma Komisyon sürecini anlatıyor, burayı geçiyorum çünkü onlar Komisyon tutanaklarında mevcut.

“Öncelikle, yapılan işlemin kendisinde Anayasa’ya aykırı bir durum söz konusudur. Bilindiği üzere, Parlamento çatısı altında kurulan komisyonlar yürütmenin siyasi çıkarlarına göre değil, aksine toplum yararı ilkesine göre oluşturulmalı ve buna göre işlem yapmalıdır. Ancak bu Komisyon böyle bir amaca hizmet etmemektedir. Doksan dört yıllık Parlamento tarihinde ilk defa vekillerin devamsızlığından kaynaklı olarak bir komisyonun kurulması, devamsızlıkla ilgili yüzlerce vekilin sorun yaşadığı ortadayken sadece şahsımın ve Van Milletvekili Tuğba Hezer Öztürk'ün vekilliğinin düşürülmesinin Komisyonca gündeme alınması ve bugün Genel Kurula gelmiş olması amacın aslında ne olduğunu ve neye hizmet ettiğini açıkça göstermektedir. Muhalif olan her kesimin hedef olduğu, vekillerin tutuklu yargılandığı, on binlerce memurun işinden olduğu, barış isteyen akademisyenlerin ihraç edilerek akademinin çöle dönüştürüldüğü, onlarca gazetecinin hapiste olduğu bir ülkede 2 parlamenterin vekilliğinin düşürülerek yasama faaliyetlerinden menedilmek istenmesi Hükûmetin zor ve baskı aygıtlarının her türünü kullanmaktan çekinmediğini göstermektedir.

Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması için kurulan Komisyondan sonra, milletvekilinin devamsızlığı nedeniyle düşürülmesi için kurulan bu alt komisyonun sadece 2 HDP milletvekilinin düşürülmesini amaç edinmesi, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra Halkların Demokratik Partisi milletvekillerine yönelik olarak başlatılan siyasi operasyonların devam ettiğine dair kamuoyunda ciddi endişeler hasıl olmuştur.

20 Mayıs 2016'da milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasından sonra şahsım ve partili milletvekili arkadaşlarımla ilgili yüzlerce fezleke Meclis Başkanlığınca işleme konulmuş ve 4 Kasım 2016 tarihinde eş başkanlarımız dâhil olmak üzere 10 milletvekilimiz merkezî ve eş zamanlı operasyonlarla tutuklanarak cezaevine konulmuştur. Tüm bu sürecin 7 Haziran 2015 seçimlerinde partimin almış olduğu yüzde 13,1'lik oy oranıyla doğrudan ilişkili olduğu kamuoyunun malumudur. Türkiye siyasi tarihinde dengelerin altüst olmasına yol açan büyük seçim başarısından sonra, AKP Hükûmeti ve Anayasa’ya göre tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı Erdoğan sandık sonuçlarını yok sayarcasına hareket etmiş, çatışmalı ortamın yeniden başlamasına zemin hazırlayan politikaları devreye sokmuştur. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, çözüm sürecinin siyasi olarak bitirilmesi anlamına gelen "Dolmabahçe mutabakatını doğru bulmuyorum.” sözlerinden yedi ay sonra, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra alınan seçim başarısı Erdoğan ve AKP Hükûmetinin felaketine dönüşmüş ve 20 Temmuz 2015 Suruç katliamından sonra yapılan hava saldırılarıyla çözüm süreci fiilî olarak sonlandırılmıştır. Türkiye, o günden bu yana tabiri caizse ekonomik ve siyasi olarak bir felaketi yaşamaktadır.

AKP Hükûmeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan 7 Haziran seçimlerinden sonra devletin tüm imkânlarını partimize yönelik kara propaganda amacıyla kullanmaktan çekinmemiştir. Lois Althusser devletin zor ve ideolojik aygıtlarının iktidar tarafından nasıl da sömürü ve baskı aracı olarak kullanıldığını anlatırken bizim şu an yaşadığımız durumu özetler gibidir. AKP iktidarı, devletin polis, asker, mahkemeler, hapishaneler gibi zor aygıtlarının yanında ideolojik aygıtlarından biri olan medya gücünü fütursuzca kullanarak muhalif vekilleri kriminalize etme gayretine düşmüş, hegemonyasını hukuk dışı yol ve yöntemlerle pekiştirmeye çalışmıştır. Rakiplerini demokratik yol ve yöntemlerle alt edemeyen siyasi iktidar zor ve hileyle yenmeye çalışmakta, bu şekilde demokratik siyaseti tasfiye etmeye çalışmaktadır.

Hukukun ayaklar altına alınması sonucu her geçen gün daha da derinleşen kaotik durum, iktidarın yönetememe krizini daha da derinleştirmektedir. Hukukun araçsallaştırılması ve muhalefetin Demoklesin kılıcına dönüştürülmesi hem ülke içinde hem de ülke dışında ağır eleştirilere neden olmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarında bu durum açıkça tartışmaya açılmıştır. Avrupa insan Hakları Sözleşmesi'nin 18’inci maddesiyle temel hak ve özgürlüklerin, kamu gücü kötüye kullanılarak sınırlandırılmasının engellenmesi sağlanmaya çalışılmıştır. Bu maddeyle hukukun siyasi amaçların aracı hâle getirilmesinin önü kapatılmak istenmektedir. Dolayısıyla, vekilliklerin devamsızlık nedeniyle düşürülmesi hem Anayasa'ya hem de AİHS'e açıkça aykırıdır. Vekilliğimin düşürülmesi için kurulmuş olan bu komisyon parlamento tarihinde usulsüzlüğün ve çifte standardın kayda alınması olarak da tarihe geçecektir. Meclisin teamül hukuku da ayaklar altına alınmış durumdadır. Meclis çatısı altında daha önce eşi benzeri olamayan hukuksuzluklara imza atılmaktadır.

Milletvekillerinin devamsızlıklarını düzenleyen Meclis İçtüzüğ’ünün 138’inci maddesi milletvekilleri arasında partilerine göre bir ayrım yapmamaktadır. Bu maddenin tüm milletvekillerine eşit bir şekilde uygulanması gerekmektedir. Herhangi bir konuda ayrımcılığın önüne geçmenin temel koşulu kişiye eşit ve adil bir uygulamanın yapılmasından geçmektedir. Ancak burada görülmektedir ki benzer durumda olan vekiller değil, sadece şahsım da dâhil olmak üzere 2 vekil üzerinden süreç işletilmektedir. İç Tüzük’ün ilgili maddesi ve yasalar siyasi iktidar tarafından eğilip bükülerek muhalefet üzerinde bir baskı aracına dönüştürülmüştür. Diğer milletvekilleriyle benzer davranışları sergilememe rağmen sırf HDP milletvekili olmam hasebiyle farklı bir muameleye tabi tutulmaktayım. Şahsım üzerinden komisyon süreci işletilirken bazı milletvekillerinin bundan muaf tutulması Anayasa’nın eşitlik prensibine aykırı bir durum teşkil etmektedir.

Genel Kurul toplantılarının toplantıyı yöneten Meclis Başkanı veya Başkan vekilinin takdirine göre, müşahedeyle veya yoklamayla açıldığı bilinmektedir. Müşahedeyle açılan toplantılarda tüm milletvekilleri mevcut kabul edilmektedir. Şahsımla ilgili hazırlanan devamsızlık cetvelinde listede verilen oturumların hangilerinin müşahedeyle açıldığı, hangilerinin yoklamayla açıldığına dair bir ibare bulunmamaktadır.

Başkanlık makamına ibraz ettiğim doktor raporum geçersiz sayılmıştır. Ancak bu doktor raporuna dayanılarak yok sayıldığımın ortaya çıktığı söylenmiştir. Eğer böyle ise sağlık raporum neden geçersiz sayılmaktadır? Müşahedeyle açılan oturumlarda vekillerin teamül gereği mevcut kabul edildiği ortadayken maddi gerçeğin ortaya çıkarılması adı altında hafiyecilik oyununa girişilmiştir. Komisyonun maddi gerçeklere dayanarak işlem yapması durumunda Parlamentoda birçok vekilin devamsızlık yaptığı ortaya çıkacaktır ki izlenmesi gereken yol kesinlikle bu olmamalıdır. Bir vekilin verdiği beyanın yeterli olması gerekmektedir. Vekil beyanını dikkate almayan, vekile saygı duymayan bir iktidar anlayışı ileride en çok mevcut iktidar vekillerinin başını ağrıtacaktır. Ancak burada güçlünün hukuku uygulanmaktadır. Adaletin herkese lazım olduğunu bir zamanlar mazlum olan iktidar partisi milletvekillerinin iyi bilmesi gerekir. Mazeret bildirmeyip orada bulunan milletvekilleri var sayılırken, mazeret bildirdiğim hâlde sağlık raporumun yok sayılıp buna dayanarak milletvekilliğimin düşürülmesinin hukuki bir açıklaması olabilir mi?

Meclis Başkanlığına gönderdiğim sağlık raporu usulden kaynaklı eksiklikler içerdiği gerekçesiyle reddedilmiş, bunun üzerine istenen mahiyette olacak şekilde raporu yenilememin ardından, bu sefer de raporun günlerce birtakım bürokratik engellemeler yüzünden Başkanlık kayıtlarına girmemesinin siyasi bir tavır olduğu açıkça bilinmektedir. Rapor Başkanlık kayıtlarına ulaştığında ise, bir hastane tarafından, utanç verici bir şekilde, geçersiz sayılmıştır. Mevcut yasaları uygulamakla yükümlü AKP Hükûmeti, vekilliğimizin düşürülmesinin yasal, tüzüksel gerekçelerini yaratmak amacıyla bizzat kendisi yasaları çiğnemiştir. 3 Mart 2017 tarihinde aldığım ve usulüne uygun bir şekilde T.C. Stuttgard Başkonsolosluğuna teslim ettiğim başka bir sağlık raporu, hemen onaylanıp geri verilmesi gerekirken, üzerinden aylar geçmesine rağmen, Hükûmetten verilen yasa dışı talimat nedeniyle henüz onaylanıp tarafımıza verilmiş değil.

İlk sağlık raporumun tartışmaya açık hâle getirilmiş olması, sonraki raporların konsoloslukta bekletiliyor olması, vekillik faaliyetlerimi araştırmakla yükümlü bir ekibin kurulması ve günbegün neler yaptığımın araştırılmış olması, Meclis tarihine büyük bir utanç olarak geçecektir.

Vekilliğimin haksız ve hukuksuz bir biçimde, tamamen çifte standart uygulanarak düşürülmek istenmesini, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP Hükûmeti tarafından şahsıma yönelik olarak başlatılan ve hâlen devam eden siyasi bir linç kampanyasının devamı olarak görmek gerekiyor. Dokunulmazlıklar kaldırılmadan önce, bizzat Erdoğan tarafından, Suriye sınırında arabamda silah taşıdığım iddiasıyla başlatılan iftira kampanyası, fezlekeyi hazırlayan savcı tarafından yalanlanmasına rağmen, hakkımdaki linç kampanyası hiç sektirmeden devam etmiştir. Savcılığın bizzat hazırladığı iddianamede böyle bir suçlamaya yer verilmediği açıkça yazılmış olmasına karşın, Erdoğan, bu isnada devam etmiş ve şahsım üzerinden HDP'li milletvekillerinin dokunulmazlıklarını sürekli gündeme getirmiştir.

Kürt kentlerinde kimi zaman aylarca süren sokağa çıkma yasakları boyunca, başta yaşam hakkı olmak üzere, sayısız hak ihlali çok sayıda ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütünün raporlarına yansımış durumdadır.

Cizre'de 14 Aralık 2015'te ilan edilen ve yetmiş dokuz gün boyunca aralıksız devam eden sokağa çıkma yasakları boyunca Cizre'de bulundum. Bu süre zarfında Cizre'de olan biteni kamuoyuna anlatmayı vekil olmanın görevlerinden biri olarak gördüm. Vahşet bodrumlarında yakılan gençlerin canlı tanığı olduğum için ve yaşanan vahşeti tüm dünyaya elimden geldiğince anlatmaya çalıştığım için AKP Hükûmeti ve Erdoğan'ın hedefi konumuna gelmiş durumdayım.

Benim şahsımda bana oy veren binlerce seçmenin iradesi düşürülmek istenmektedir. Millet iradesinin her şeyin üstünde olduğunu söyleyen, on beş yıldır bunu diline pelesenk etmekten çekinmeyen siyasi iktidar hangi millet iradesinin kendileri için kıymetli olduğunu bir kez daha göstermektedir. Bu durum en çok Parlamentonun saygınlığına zarar vermektedir. Adalet duygusu ağır yara almış durumdadır. Öyle görünüyor ki, adaletin bir gün herkese lazım olacağı inancı Hükûmet tarafından çoktan unutulmuş durumdadır.

“Hukuk” kelimesinin “Hak”tan geldiği bilinir. Hak temelli değil güç temelli bir hukuk anlayışının söz konusu olduğu toplum tarafından genel kabul görmektedir ve yargıya güven artık oldukça azalmış durumdadır. Hükûmetin ve bugünlerde Hükûmetin siyasi ortağı olanların bilmesi gereken şudur: Adalet ilkesini yitiren bir iktidar kendi ölüm fermanını imzalamıştır. Ve AKP Hükûmeti uçurumun kenarındadır.

4/7/2017

Faysal Sarıyıldız

26. Dönem Şırnak Milletvekili”

Değerli milletvekilleri, Şırnak Milletvekilimizin savunmasını öncelikle okudum. Şimdi ben de onun adına bizim hem Komisyon tutanakları ve hem de partimize yönelik uygulamaları, saldırıları dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım ama bundan önce bugün bu dokunulmazlıkların kaldırılması tezkeresini konuşurken bunun bağlantılarını da bilmemiz gerekiyor. Bu, sadece Tuğba Hezer ve Faysal Sarıyıldız’a yönelik bir operasyon değildir. Bu, aslında çok daha derinlerde şekillenen ve Millî Güvenlik Kurulunda kararı verilen çözüm sürecinin bitirilmesi sürecinden, Millî Güvenlik Kurulunda çökertme planının planlanmasıyla başlayan genel bir konseptin sadece bir ayağıdır.

Bugün, şu anda HDP ne durumda? Sadece grubunu söyleyeyim değerli milletvekilleri: Bir kısmımız buradayız, Genel Kurul çalışmalarına katılıyoruz. 10 arkadaşımız Diyarbakır’da demokratik siyasete özgürlük nöbeti tutuyor. 11 milletvekili arkadaşımız Kandıra, Sincan, Edirne ve Silivri cezaevlerinde tutuluyor. 2 milletvekilimiz Tuğba Hezer ve Faysal Sarıyıldız Avrupa’da. Yöneticilerimizi birazdan anlatacağım. Tabii, bu vesileyle Tuğba Hezer ve Faysal Sarıyıldız’a da -herhâlde söylemedim- buradan selamlarımı özel olarak göndermek istiyorum.

Savunmaya yine geçmeden önce, şu anda Diyarbakır’daki manzarayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Lütfen, buradaki milletvekilleri bir an için orada 10 milletvekilinin yerine koysun kendini. Şu anda, partimize yönelik tasfiye, yok etme, terörize etme, kriminalize etme, tutuklama, saldırma politikaları, OHAL uygulamaları, bir bütün olarak demokratik siyasetin yok edilmesi, hak ve özgürlüklerin tümüyle gasbedilmesi, Türkiye’de adım adım bir faşizmin ve diktatörlüğün inşa edildiği bir dönemde Diyarbakır’da bir aylık demokratik siyaset, özgürlük, adalet ve vicdan nöbetinin ilk bir haftası başladı. Dün Diyarbakır milletvekillerimiz Diyarbakır Valisiyle ve ilgililerle yoğun bir temas kurdular. Bu etkinliğin, bu nöbetin kesinlikle demokratik siyasetin, olmazsa olmaz, demokratik tepkinin bir parçası olduğunu, bu konuda aynı zamanda bir sivil itaatsizlik etkinliği olduğunu ve siyasi partilerin bu tip etkinlikleri yapmak için aslında izne ihtiyaçlarının olmadığını, Koşuyolu Parkı’nda ilk başta grup toplantısı yapılacağını ve sonradan da bu nöbetin tutulacağını anlattılar ve Valilik Diyarbakır’da Ekin Ceren Parkı’nda bu etkinliğin yapılabileceğini söyledi. Bu sabah milletvekillerimiz, halk, sivil toplum örgütleri, parti yöneticilerimiz birlikte grup toplantısının yapıldığı yere gittiler ve neyle karşılaştılar? Her zaman olduğu gibi tam bir ablukayla, her taraf TOMA’larla, panzerlerle, ranger’larla, kolluk gücüyle kuşatılmış durumda. Lütfen, sosyal medyadan şu anda milletvekillerimizin oturduğu yeri bir görün. Bizim hesaplarımızda var, başka hesaplarda da var. İki kat bariyer, tel örgüler çevrilmiş durumda, hiçbir şekilde vatandaşın milletvekillerinin yanına gitmesine izin verilmiyor, grup toplantısında halkın, farklı sivil toplum örgütlerinin ve dinlemek isteyenlerin girişine izin verilmemiş. Her tarafta TOMA’lar -dediğim gibi askerî araçları çok bilmem ama diğerlerine ne deniyor- ranger’lar, işte arabalar, hepsi orada konumlanmış durumda, askerî araçlar ve polis araçları ve 55 derece sıcakta arkadaşlarımız orada. Sadece 10 milletvekili arkadaşımız, içinde Parti Sözcümüz Osman Baydemir’in, Grup Başkan Vekilimiz Ahmet Yıldırım’ın, Diyarbakır milletvekillerimiz Ziya Pir, Nimetullah Erdoğmuş ve Feleknas Uca’nın olduğu; yine Kadın Meclisi Sözcümüz Dilan Dirayet Taşdemir’in olduğu, yine Adıyaman Vekilimiz Behçet Yıldırım’ın, İzmir Vekilimiz Müslüm Doğan’ın olduğu milletvekili arkadaşımız, umarım kimseyi unutmamışımdır.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Garo Paylan…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – İstanbul vekillerimiz Hüda Kaya ve Garo Paylan’ın olduğu 10 milletvekili arkadaşlarımız, şu anda yedi gün yirmi dört saat nöbetin ilk gününü tutmaya devam ediyorlar. Ben iktidar partisine özellikle seslenmek istiyorum -lütfen Meclis Başkan Vekili de dâhil olmak üzere- çünkü oradaki milletvekili arkadaşlarımız bu Parlamentonun üyesidirler ve şu anda demokratik bir hakkı kullanıyorlar. Bu demokratik hakkın kullanımına engel olanlar hakkında işlem yapılması gerekiyor. Diyarbakır Valisi hangi emir ve talimatla orada etkinliğimizin ziyaret edilmesine izin vermiyor? Gerçekten bir açıklama bekliyoruz. İktidar partisi istediği her ilde, istediği her beldede, istediği her yolda, istediği her güzergâhta ve üstüne üstlük istediği her saatte binlerle, on binlerle ya da daha düşük kalabalıklarla, daha yüksek kalabalıklarla bir araya geliyor ve oraya giden güvenlik güçleri sadece korumak için, taşkınlığı önlemek, herhangi bir zarar ve ziyan olmasını engellemek ve tabii ki milletvekillerini ve oradaki vatandaşı korumak için gidiyor; olması gereken bu. Peki, söz konusu olan HDP ise ve söz konusu olan aynı demokratik tepki ve direniş ise neden partiler arasında bu kadar açık, bu kadar bariz bir ayrımcılık vardır? Şunu Meclis kürsüsünden bir kez daha önemle hatırlatmak istiyorum, İçişleri Bakanına sesleniyorum -grup başkan vekili burada iktidar partisinin- ve Meclis Başkan Vekiline: Bu bizim demokratik hakkımızdır. Ortada zulüm varsa buna karşı direnmek de bir haktır ve biz orada hiçbir şiddete mahal vermeden, buna izin vermeden, büyük bir kararlılıkla bu demokratik siyasetin tasfiye edilmesi çabalarına karşı, aksine savaşa karşı barışı, şiddete karşı demokratik siyaseti ve ölüme karşı yaşamı savunmak için nöbet tutuyoruz. Biz orada adalet nöbeti tutuyoruz, orada vicdan nöbeti tutuyoruz ve bu uygulama iktidarın bu taleplerden ne kadar korktuğunu, görünür olmasını ne kadar tehlikeli bulduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

Hükûmet, derhâl, Diyarbakır’da milletvekillerimizin üzerindeki, etrafındaki ablukayı kaldırsın. Halkın vekillerini ziyaret etmesini engellemeyi bıraksın. Orada 55 derece sıcakta ihtiyaçların bile giderilmesine engel olunan bir ortamda bu zulmü kapatamazlar ve ne yaparlarsa yapsınlar -bir ay boyunca- gelecek hafta İstanbul’da, diğer hafta Van’da, son hafta da İzmir’de, birer haftalık “Demokratik Siyasete Özgürlük” nöbetleri yirmi dört saat boyunca tutulacaktır ve her gün sabah saatlerinde -sanırım on birdi, on ya da on bir- her gün grubumuz orada basına açıklamalarını da yapacak. Bugün arkadaşlarımız, maalesef, tel örgüler arakasından -fotoğraflar geliyor grubumuza- basına demeç vermek zorunda kalıyorlar. Türkiye’nin milletvekilleri ya gerçek hapishanelerde ya da dışarıda siyaset yapmak istediklerinde polis bariyerleriyle çevrili dışarıdaki cezaevlerinde tutuluyor. Bu meseleyi de önemle önemle tekrar hatırlatmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bunun dışında, şimdi, dokunulmazlıkların kaldırılması sürecine nasıl geldiğimizi genel hatlarıyla bir hatırlatmak isterim. Şimdi, hepinizin bildiği üzere, Türkiye’de “7 Haziran seçimleri” diye bir dönem var. Ne olduysa, çözüm sürecinin bitirilmesi, ondan önceki meseleler ve sonraki meseleler bir kronoloji dâhilinde aslında devam ediyor. Neydi bunlar gerçekten? Önce, tabii, Faysal Sarıyıldız’ın savunmasını yaptığım için ona ilişkin birkaç anekdotu da paylaşmak istiyorum.

Faysal Sarıyıldız bir milletvekili ama sürekli halkının yanında, hatta canı pahasına kendisini halkına siper eden bir milletvekili, bunu bütün dünya kamuoyu ve Türkiye kamuoyu biliyor.

Biz milletvekili olarak öncelikle kime karşı sorumluyuz? Tabii ki halka karşı sorumluyuz. Bu soruyu yanıtlamamız gerekiyor. Faysal Sarıyıldız halkın oylarıyla ikinci kez seçilmiş ve halkının sorunlarını Parlamento çatısı altında dile getirmek ve çözüm üretmek adına Şırnaklılar tarafından, o kadar acı çeken bir coğrafyada, demokratik siyasete olan inancı pekiştirmek uğruna ve gerçekten barış umutlarıyla Faysal Sarıyıldız Parlamentoya gönderilmiştir.

Peki, gerçekten, bir milletvekilinin üyeliğinin yoklamadan dolayı düşürülmesine ne diyebiliriz? Emin olun, bunu karşılayacak… Ben Türkçe biliyorum, Kürtçe biliyorum, birazcık İngilizce bilirim yani yeteri kadar, azıcık da Zazaca bilirim ama buna karşı bir kelime yok. Bu bir “skandal” desem, az kalır; “Bu dehşet veriyor.” desem, çok hafif kalır; “Bu, siyasi bir operasyon.” desem, zaten hepimiz biliyoruz; “faşizm” desem, faşizm bile karşılamıyor; bu bir zulüm. Ben size sormak istiyorum, yani Davutoğlu’nu Sırrı Süreyya Önder söyledi, ben başka bir milletvekilini söyleyeyim: Ali Babacan’ı kim gördü Parlamentoda? Aklıma geldi.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ali Babacan geliyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Devam eden biri. Düzenli geliyor, düzenli geliyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Kim gördü? Ben kendi adıma Parlamentoyu grubumun adına en çok takip ettiğim için, görev gereği yani görevlendirme sonucunda buraya geldiğim için biliyorum, ben en son 20 Mayısta görmüştüm, kayıtları açıp bakalım.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Hayır, hayır, sürekli geliyor, sürekli geliyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yok, yok, sürekli geliyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Yani, siz “geliyor” diyorsunuz da ben de sizin kadar buradayım en az. Hadi, yüzde 70 sizin oranınızda olayım. Mesela, yani Ali Babacan sadece bir örnek, başka milletvekillerini de verebilirim.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Düzenli gelir ama, kendisi burada yok ya.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Şimdi, gören de bu dokunulmazlıkların hani yoklama için düşürüldüğünü görenler, dışarıdan parlamentolar zannedecekler ki her gün 550 milletvekilinin en az 500’ü burada, Mecliste, her gün yoklama yapılıyor, müşahedeyle hiç oturum açılmıyor zaten, biz çok düzenli milletvekilleri olarak haftanın dört günü, beş günü buradayız, imza veriyoruz ve sadece HDP’nin 2 milletvekili 47 birleşime katılmamış. Bu gerçekten büyük bir gaflet, bu büyük bir gaflet. Nasıl böyle bir haksızlık altına imza atılabilir? Faysal Sarıyıldız ve Tuğba Hezer’in vekilliğinin düşürülmesinin yoklamayla, usulle hiçbir ilgisi tabii ki yok. Tabii ki aklımızla alay ettirmeyiz. Tabii ki bizim buna inanmamızı… Ya da halk, 80 milyon yurttaş -sizin seçmenleriniz de dâhil, diğer bütün partilerin seçmenleri de dâhil- hiç kimse Faysal Sarıyıldız ve Tuğba Hezer’in vekilliğinin yoklamaya katılmadıkları için düşürüldüğünü düşünmez, inanmaz çünkü bu konu da gün gibi ortada. Ya, 2 milletvekilinin vekilliği düşürülecek, 15 kişi var salonda; biz daha ne anlatalım? Buraya sadece oy vermeye geliniyor. Yirmi dört saat sonra gelinecek ve vekiller “Hadi vekilliği düşürülsün.” diyecek ve -biraz sonra 1994’teki muhalefet şerhlerini okuyacağım- Türkiye bugünü on yıl tartışacak ve iktidar partisi yetkilileri, vekilleri çıkıp nedamet getirecekler, özür dileyecekler, öz eleştiri verecekler, yanlış yaptık diyecekler. Bundan benim şahsen hiç kuşkum yok. Biz de diyoruz ki yarın olmadan, bu nedameti sonradan getirmeden bugün gelin, şu ülkeyi uçuruma götüren uygulamalara evet demeyin. Hep birlikte Parlamentoya, siyasete ve demokrasiye sahip çıkalım diyorum.

Şimdi, 7 haziran seçimlerinde -biraz tarihi arka plana götüreyim- ne olmuştu? Henüz 7 Haziran olmamıştı, HDP’nin o yükselişi ve başarısı görüldükçe sürekli bizi hedef alan konuşmalar dinledik, sıklıkla. Ben o hedef gösteren konuşmaları burada okusam ya da anlatmaya kalksam değil üç saat, otuz üç saat, otuz üç gün anlatmam gerekir çünkü iktidar partisi yetkilileri kalkıp, oturup gece bizimle yatıyorlardı, sabah bizimle kalkıyorlardı, her kalkan HDP’ye bir laf söylüyordu, hedef gösterme başlamıştı ve seçim çalışmaları ısrarla sabote edilmeye çalışıldı. Ne oldu? Benim seçim bölgem olan Adana’da -ben hiç unutmam bu tarihi çünkü bomba patlamasından yaklaşık altmış saniye sonra il binasındaydım, kıl payı yaralanmadan ve ölmeden kurtuldum- sokağa girdiğimde büyük bir patlamayla irkildim. Bir baktım ki bizim il binası bombalanmış. 18 Mayıs 2015, 7 Hazirandan kaç gün önce? Üç hafta önce. Hemen gittik olay yerine, polisler geldiler, olay yeri inceleme ekipleri; bomba, masanın yanında bulunan sehpanın üzerine konulmuş ve bizim İl Eş Başkanımız Hüseyin Beyaz hâlâ sakat, arkadaşlarımız yaralanmıştı, şans eseri ölüm olmadı ama bina kullanılamaz hâldeydi ve biz seçim çalışmalarımızı artık o binada yapamaz olduk.

Peki, ne oldu biliyor musunuz? Failler yakalandı mı? Hayır. Dosya açık mı? Hayır. Kim attı o bombayı? Faili meçhul, en kolayı bu, “Bilmiyoruz.” diyorlar. Dönemin Valisiyle, Emniyet yetkilileriyle defalarca görüştüm, oradaydım aday olarak. Bu bombayı kim attı? Aynı saatte, hem Adana hem Mersin İl Binamızda aynı anda, aynı dakikada iki bomba patladı. Önce dediler ki: “Bunlar Suriye’den gelmiş.” Sonra başka açıklamalar yapıldı, sonra “IŞİD’çiler” dedi, sonra bizim yargı mensuplarından öğrendiğimiz kadarıyla kamera kayıtlarında -bize göstermediler, hâlâ göstermediler- sanıklar yani o zanlılar, şüpheliler teşhis edilmiş ama kimse yakalanmadı. Sonra, bir hafta sonra -çok iyi hatırlıyorum, çok yakın takip ettim- basında, yandaş basında Adana İl Binasını bombalayan failin adı açıklandı ve Suriye’ye kaçtığı söylendi. Ya, el insaf, mademki faildi, mademki adını biliyordunuz, niye yakalamadınız, niye tutuklamadınız? Kaçtı ya da kaçırttınız, siz götürdünüz Suriye’ye, sonra da “Kaçtı.” diye haberler yapıldı. Ve 18 Mayıs 2015 dosyası hâlâ açık. Partimize yönelik ilk bombalı saldırıdır bu, bu nedenle çok önemli bir yerde duruyor.

Peki, diğeri neydi? 5 Haziran -yine unutulmayacak bir tarih- 7 Hazirandan iki gün önce sadece, iki gün önce, Diyarbakır mitingimizin göbeğinde, yüz binlerce insanın olduğu miting alanında bombalar patladı. 5 sivil yaşamını yitirdi. Orhan Gönder -6 sivil- ünlü, Adıyaman’dan geldiği iddia edilen… Adıyamanlıları tabii ki asla suçlamıyorum, sadece basında geçtiği ve bilindiği için, İslam Çay Ocağı…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Dokumacılar…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Dokumacılar Çay Ocağı mı? Unuttum yani şu anda çay ocağının adını unuttum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İslam Çay Ocağı, Dokumacılar grubu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – İslam Çay Ocağı, pardon. Yani şu anda sözlü, düşünerek konuştuğum için…

5 Haziran katliamıyla ilgili dava bugündü biliyor musunuz? Ve 1 sanık tahliye edildi. Bir katliam teşebbüsünde bulunan, katliamı başaramayan, 6 kişiyi katleden IŞİD’çiler mahkeme karşısında tahliye ediliyor. Biraz önce, gelmeden önce baktım, savcı lütfetmiş, itiraz etmiş. Hani, bilmiyoruz artık birileri rahatsız oldu mu? İşte 7 Hazirana böyle bir atmosferde girdik.

Tabii, bununla ilgili, seçim ofislerimize, binalarımıza, stantlarımıza, adaylarımıza sayısız saldırı oldu 7 Hazirana giderken. Biz yanımızda korumalarla ve ruhsatlı silahlarla dolaşmak zorundaydık çünkü her yerde bize yönelik saldırılar ve saldırı teşebbüsleri vardı. Hiç unutmuyorum, Eş Genel Başkanımız Figen Yüksekdağ Antep’ten Adana’ya geldi ve biz bir gün önce, öldürülmesine dair ciddi bir ihbar almıştık. Hatta bunu Ankara da doğruladı ve Sayın Yüksekdağ kıl payı ondan Antep’te kurtuldu, Adana’ya geldi, inanılmaz bir güvenlik kordonuyla biz çalışmalarımızı yürütmek zorunda kaldık. Niye? Biz de partiydik, hâlâ partiyiz; siyaset yapıyoruz ve halka gidiyorduk. Bunların hepsi kayıtlarda mevcut. 7 Hazirana biz böyle bir atmosferde gitmek zorunda kaldık. Ama bütün bunlara rağmen…

Tabii bu saldırıların, bu bombalamaların, bu tutuklamaların amacı tekti: HDP barajı geçmemeli. Hatta “HDP yüzde 10 barajını geçemez zaten, bağımsız olarak seçimlere girsin.” denilen tartışmaları da parantez içinde hatırlatıyorum çünkü biz barajı geçsek iktidar tek başına iktidar olamayacaktı. Hesap çok açıktı, biz geçmezsek iktidar oluyorlardı. Zira, iktidardan düşüren tek parti olma unvanını kazanmış olduk 7 Haziranda. Bütün saldırının sebebi buydu. Çoğunluk sağlanamıyordu çünkü, matematik çok açıktı, biz düşürülmek isteniyorduk. Bunu başaramadılar ve bundan sonra ne oldu, 7 Hazirandan sonra? 20 Temmuzu yeni atlattık, çok korkunç bir gündü, çok korkunç bir olaydı; gerçekten, 33 Türkiyeli genç İzmir’den İstanbul’a, İstanbul’dan Antalya’ya, Antalya’dan Kayseri’ye, Adana’dan Hatay’a 33 tane genç Kobani’de çocuklara oyuncak ve fidan götürmek için yola çıktılar. Çoğu üniversite öğrencisiydi ve ikisini çok yakından tanıyorum çünkü Adana’da seçim çalışmalarında bizimle birlikte destek çalışmaları yapıyorlardı. Bu çocuklar orada IŞİD’cilerin hedefi oldu. Neden? Şimdi, 20 Temmuzda, 7 Hazirandan bu kadar bir süre sonra, Türkiye’de yola çıkan gençler -etnik kimlik zikretmek için söylemiyorum ama- Kürt olmayan, Türklerden oluşan sosyalist, solcu, demokrat, Müslüman, mütedeyyin birçok kesimden oluşan, gençler barış köprüsü olmak istediler, Kobani’de o yıkıma, IŞİD vahşetine karşı bir el uzatmak istediler, bu, İŞID’in hedefi oldu. Suruç’a gidenler bilirler, Urfa Vekilimiz Sayın Dilek Öcalan da burada, dün sohbet ettik. o, parçalanma anını görmüş, hemen gitmiş, ben de gittim sonrasında. Gerçekten, insanın ne vicdanının ne de havsalasının asla kabul edebileceği bir şey değil. O zaman Kaymakamla da görüşmüştüm, Valiyle de. O kadar yüksek güvenlik tedbiri olan Suruç’ta biz gidip sınırda barış nöbetleri tutuyorduk IŞİD gitmesin diye, günde on beş defa gaz atılıyordu yeter ki Suruç’ta, Urfa’da IŞİD’e karşı bir ses çıkmasın, nöbet tutulmasın diye ama o gün o Amara Kültür Merkezi’nde nedense tek bir polis yokmuş, güvenlik gücü yok. Üstelik, basın açıklaması yapacaklar bu gençler, daha önce görüşmüşler. Peki, ne oldu 20 Temmuzdan sonra? Diyeceksiniz “Failler mi yakalandı?” Tabii ki hayır. Şu anda göstermelik bir dava devam ediyor, dosya gizli tutuldu, bütün itirazlarımıza, girişimlerimize rağmen failler hâlâ korunmaya devam ediyor. Bunlar bu şekilde devam etti.

Bir de Ankara Tren Garı katliamı var, 10 Ekim, onu bu kürsüden çok anlattık. Yani haziran, 20 Temmuz, ağustos, eylül, ekim… 1 Kasıma yirmi gün kala Ankara’da barış savunucuları, barış mücadelesini yürüten kadın, genç, yaşlı demeden -yine Ankara’nın göbeğinde bombalar patladı- 101 insan katledildi ve dava hâlâ devam ediyor. Aynı şekilde, siyasetçileri tutuklayan zihniyet, her gün demokratik muhalefete saldıran iktidar partisi, söz konusu olan bu katliam failleri olunca bu kadar hızlı davranmıyor ve davranmadığı için katliamlar devam ediyor; davranmadığı için, koruduğu için bu suçlar işlenmeye devam ediyor.

Peki, sonra ne oldu? 1 Kasım. Tümüyle bir darbeyle -o süreçten başlayan bir tablo var- 1 Kasım seçimlerine gittik. 1 Kasım seçimlerinde -biliyorsunuzdur mutlaka siyasetle bu kadar iç içe olduğunuza göre- HDP olarak biz miting yapmadık biliyor musunuz? Miting yapmadık, yapamadık ve biz Merkez Yürütme Kurulunda bizim seçmenleri ve halkı korumak adına kitlesel mitingler yapmama kararı aldık 10 Ekim ve 20 Temmuzdan sonra. Çünkü biz bizim toplantılarımıza, mitinglerimize, buluşmalarımıza yönelik bu sabotajların, bu provokasyonların, bu saldırıların devam edebileceği kaygısı… “Kaygı” derken korku değil asla, korku değil, biz çalışmalarımızı devam ettirdik ama o kitlesel olaylarda sonuçta iktidar partisi bize yönelik saldırıları da önlemediği için; tersine, teşvik ettiği için, her gün hedef gösterdiği için biz çalışmalarımızı kapı kapı, ev ev, küçük küçük toplantılarla yapmaya çalıştık. Arşivlere bir bakın, 1 Kasım çalışmalarımızın nasıl olduğunu görürsünüz.

Sonra, tabii ki sokağa çıkma yasakları dönemleri oldu ve bu seçimden sonra Sayın Burhan Kuzu’nun şu sözü çok söylendi, söylemeden geçemeyeceğim, çok ünlü bir söz -çok ünlü “tweet”leri vardır kendisinin- şöyle bir “tweet” attı: “Evet, seçim bitti. Millet kararını verdi. ‘Ya istikrar ya kaos.’ dedim, millet kaosu seçti.”

BURHAN KUZU (İstanbul) – Aynen tekrar ediyorum, doğru demişim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Doğru Sayın Kuzu, kaosu sizin çıkardığınızı da kabul etmişsiniz. Doğru demişsiniz. Siz iktidar adına herhâlde şunu dediniz: “Bize oy verirseniz istikrar olacak, bize oy vermezseniz biz kaos çıkaracağız.” ve kaosu çıkardınız. Tebrik ediyorum sizi, gerçekten tebrik ediyorum.

Buyurun sizi dinliyorum.

BURHAN KUZU (İstanbul) – Oradaki inceliği siz göremezsiniz sizin zekânızla.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Anlatın görelim Sayın Kuzu.

---

**Kaynak gösterme:** Meral Danış Beştaş (Halkların Demokratik Partisi, Adana). “Son sözün savunmanın olduğuna, sonrasında oturumu yöneten Meclis Başkan Vekilinin konuşma yapmasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ilişkin açıklaması”. TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim tutanağı, 25 Temmuz 2017. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/meral-danis-bestas-26-2017-07-25-son-sozun-savunmanin-olduguna-sonrasinda-oturumu-yoneten-meclis-baska (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=61430

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
