# Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile japonya hükümeti arasında kaman kalehöyük arkeoloji müzesinin hibe yoluyla yapımına ilişkin (s.s.75)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Metin Çobanoğlu (MHP, Kırşehir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim
- **Tarih:** 10 Aralık 2007
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE JAPONYA HÜKÜMETİ ARASINDA KAMAN KALEHÖYÜK ARKEOLOJİ MÜZESİNİN HİBE YOLUYLA YAPIMINA İLİŞKİN (S.S.75)
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d23/c009/b035/tbmm230090350080.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/metin-cobanoglu-23-2007-12-10-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-japonya-hukumeti-arasinda-kaman-kaleh

> Metin Çobanoğlu (MHP), 10 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE JAPONYA HÜKÜMETİ ARASINDA KAMAN KALEHÖYÜK ARKEOLOJİ MÜZESİNİN HİBE YOLUYLA YAPIMINA İLİŞKİN (S.S.75)); konuşma 1.307 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA METİN ÇOBANOĞLU (Kırşehir) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Çevre ve Orman Bakanlığı bütçesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, son yüzyıldaki hızlı ekonomik kalkınma ve nüfus artışı önemli çevresel sorunları da beraberinde getirmiştir. Çevresel kaygılardan uzak, ekonomik eksenli, sürdürülebilir olmayan kalkınma yaklaşımlarının sonuçları ve etkileri bütün dünyada kaygı yaratmaktadır. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin etkilerinin belirginleşmesi, bu kaygıların daha yakından ve daha geniş toplum kesimlerince hissedilmesine neden olmaktadır. Geldiğimiz aşamada bütün ülkeler doğal kaynaklarını sürdürülebilir kalkınma yaklaşımıyla rasyonel şekilde kullanma bilincine varmışlardır.

Ülkemizdeki doğal kaynakların en önemlilerinden birisi ülke alanının yaklaşık yüzde 27'sini kaplayan ve çok önemli ekolojik, ekonomik, sosyal ve kültürel faydalar sağlayan ormanlarımızdır. Yenilenebilir kaynaklardan olan ormanlarımızın sürdürülebilir yönetimi ülkemizin sürdürülebilir ve dengeli kalkınması için büyük bir önem taşımaktadır. Ülkemizin topoğrafık yapısı, demografik, ekonomik, sosyal, kültürel ve ekolojik şartları ormanlarımızın sahip olduğu önemi bir kat daha artırmaktadır. Yakın zamana kadar ormanlar üzerindeki baskı, esas itibarıyla kırsal kaynaklı ve odun ve odun dışı orman ürünlerinden faydalanma amacı taşımaktaydı. Hızlı kentleşme, sanayileşme, göç ve ulusal ve uluslararası alanda yaşanan gelişmeler ve bilinçlenme, bir yandan ormanlar üzerindeki baskıyı kırsal alanlardan kent, kıyı ve turizm alanlarına taşımış, diğer yandan toplumun ormanlardan olan beklentilerini önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu bağlamda, ormanların odun ve odun dışı üretim fonksiyonları yanında, sosyal ve kültürel hizmetleri, rekreasyonel, eko turizm, avcılık, koruyucu çevresel fonksiyonları, toprak ve su kaynaklarının korunması, karbon birikimi, havanın temizlenmesi giderek daha fazla önem kazanmaktadır.

Ulusal ve uluslararası düzeyde meydana gelen bu gelişmeler ışığında ülkemizdeki ormancılık konularına olan son beş yıldaki yaklaşımı ele aldığımızda görünen tablo umut vermemektedir. Bu dönemde yapılanlara ve izlenen politikalara burada birlikte göz atalım.

Ülkemizde çağdaş ormancılık politikasının tersi politikalar uygulanmaktadır. Ormancılık bütün dünyada yükselen değer hâline gelirken ülkemizde uygulanan ormancılık politikaları tam tersi yönde ilerlemektedir. Bütün ülkeler iklim değişikliğini azaltmak için neredeyse bir metrekare yeşil alanın üzerine titrerken, ormanlarımız maden ocaklarıyla delik deşik hâle getirilmekte, ağaçlandırmalar dibe vurmaktadır. Üretimi artırmak için bakım adı altında aşırı kesimler yapılmaktadır ve en çok kesen en başarılı yönetici olarak taltif edilmektedir. Şimdi, özelleştirme için kamuoyu oluşturulmaya çalışılmakta, özel ormanlar Avrupa'nın en önemli sorunu hâline gelmişken her fırsatta Avrupa örnek gösterilerek ormanlarımızın özelleştirilmesi için uygun ortam kollanmaktadır. Yukarıdaki yaklaşımı hayata geçirmek için kurumsal ve yasal yapı sorun olarak görülmekte ve ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. AKP, bilinçli ve organize bir şekilde parti devletine dönüşüm programı başlatmıştır. Devletin kurumları, anayasal değerler, yasalar ve devlet memurları kalkınmanın önünde engel olarak algılanmaktadır. Konusuna hâkim uzman devlet memurları ve mevcut yasalar, işlerine gelmediği sürece dönüşüm programının önündeki engel olarak görülmektedir.

Çevre ve Orman Bakanlığı da dönüşüm programında üzerine düşeni yapmıştır. Geçen beş yıllık süre içerisinde neredeyse bütün orta ve üst yöneticiler değiştirilmiş, liyakat ve kıdem hiçbir şekilde dikkate alınmadan yerlerine politik tayinler yapılmıştır. Şube müdüründen müsteşara kadar bütün üst düzey kadrolar değiştirilmiş ve bu yolla kurumsal hafıza tamamen yok edilmiştir. Bilgi birikimi, liyakat ve kıdem dikkate alınmadan yandaş olma ölçüsü bir hükümet klasiği hâlini almıştır. Bu durum tüm bakanlıklarda gözlenmektedir. İşini iyi bilen, mevzuatı anlayan, kamuoyu hizmetlerinin anlamını idrak etmiş birikimli elemanlar bugün bir kenara itilmiş, gelişmeleri endişeyle izlemektedirler.

Mevcut mevzuat, başta ormanlar olmak üzere doğal kaynakların rasyonel ve toplum menfaati yönünde kullanılmasını öngörmektedir. Bireysel, siyasi talepler önünde engel teşkil eden mevzuat düşman ilan edilmiş, her fırsatta değiştirilmeye çalışılmıştır. Ormanların korunması için kurulan teşkilatta yönetim anlayışına hâkim olunan görüş, ormanların korunmasının halkın menfaatine aykırı olduğu inancıdır. Ayrıca, mevcut orman alanlarımızın korunması, ülkenin kalkınması önünde bir engel olduğu kanaati de yaygındır. 17'nci madde uygulamaları buna bir örnektir. Devlet ormanlarından kamu kuruluşlarına bedelsiz izinler verilmektedir. Kuruma ait arsa ve araziler değerlerinin altında elden çıkarılmaktadır.

Son dönemlerde ormanlardan yapılan tahsisler ve maden arama izinleri yoğun bir şekilde kamuoyunun gündemini işgal etmektedir. Ormanlar serbest mal kabul edilerek yol yapımı, enerji tesisi, sosyal amaçlı tesis kurma gibi amaçlarla ücretsiz olarak tahsis edilmekte, bu durum yalnızca orman alanlarının daralmasına yol açmamakta, aynı zamanda orman alanlarında yangın riskinin, gürültü ve kirlenmenin artmasına ve ekosistem bütünlüğünün bozulmasına neden olmaktadır.

Diğer yandan, önemli doğa koruma alanlarında ve ormanlık alanlarda kapsamlı çevresel sosyal ve ekonomik etki değerlendirmeleri yapılmadan maden arama ve işletme ruhsatları verilmektedir. Buna birçok örnek vermek mümkün değerli milletvekilleri, ama kendi şahit olduğum iki konuyu da burada sizlerle paylaşmak istiyorum.

Geçen yıl Antalya'da bir şirket maden ruhsatı alır, daha sonra arama yapmak üzere izin alır ve sahadaki bütün ağaçları keserler. Olayın basına yansıması üzerine biz de bir heyetle Antalya'nın merkezindeki bu köyümüze gittik. Gördüğümüz manzara şuydu değerli milletvekilleri: Üzerindeki yüz yıllık ağaçların tamamı kesilmiş ve buralarda orman toprağının hepsi buradan bir başka yere nakledilmişti. Orada köylülerle konuştuğumuzda, asıl amaç burada maden aramak değil, maden çıkarmak değil, bu maden ruhsatları vasıtasıyla, orman toprağı Antalya'daki tatil köylerine, otellere ve seralara toprak olarak, yüksek fiyatlarla satılıyor ve şahsen, kendi gözlerimle gördüğüm bu alanda tekrar orman yetiştirmek mümkün olmaktan çıkıyor değerli milletvekilleri. Bu konuda -tabii ki ülkenin madenlerini çıkarmayacak mıyız, çıkaralım ama- orman teşkilatı olarak -tabii, Maden Kanunu'nun da amir hükümleri var ama- daha dikkatli olmamız gerektiği kanaatindeyim. Tabii, hepsini de bu şekliyle, bütün madencileri de bu şekliyle görmemiz mümkün değil. Bu anlamda güzel örneklere de şahit oldum, onu da paylaşmak istiyorum: İstanbul Kemerburgaz'da kömür madeni çıkaran bazı firmalar, işletme sürelerinin sonunda kömür madenlerini çıkardıkları sahalarda çok güzel ağaçlandırma yapmışlardır, oralarda da tekrar bu alanları orman sahalarına kavuşturmuşlardır. Yani, burada ben, iki farklı örnekle iyi uygulama ile kötü uygulama arasındaki farkı da burada vurgulamak için bundan bahsettim. Değerli milletvekilleri, şimdi, Sayın Başbakanımız, geçtiğimiz hafta yaptığı bir konuşmada, özellikle bu anayasa taslağıyla ilgili şunu ifade etti: "Bu anayasa taslağımızı eleştirenler, hiç kimse bu taslağın kapağını kaldırmıyor, ama herkes bir şeyler söylüyor." mealinde sözler etti.

Şimdi, bir orman mühendisi olarak, ormancılığımızın geleceğiyle ilgili yeni anayasada birtakım tehditler, tehlikeler var. Ben, buradan da huzurunuzda bu konulara da dikkatinizi çekmek istiyorum.

Bir kere, geçtiğimiz dönemde de epeyce tartışılmış bir 2/B konusu var. Bildiğiniz gibi, 31/12/1981 tarihinden önce, ilim ve fen bakımından orman vasfını kaybetmiş alanlar orman dışına çıkarılabilir. Yani, ormanları yasal olarak bir tek bu şekilde daraltabiliriz. Böyle bir yasa var ve o günden bugüne kadar da kadastro çalışmaları devam ediyor. Şu ana kadar 450 bin hektar civarında da bir kadastro çalışması bitmiş. Öyle tahmin ediyorum, birkaç sene içerisinde de tamamı bitecek. Ama, bu taslakta, Sayın Başbakanımızın ".. .kapağını kaldırmadan konuşuyorsunuz." dediği taslakta şöyle bir ifade var. Yani, nasıl milat 82 Anayasası'nda 31/12/1981 'di, şimdi bu anayasa taslağında da 23/7/2007.

Değerli milletvekilleri, böyle bir şeye cevaz verdiğimiz zaman, yaptığımız bütün kadastro çalışmaları boşa gidecektir ve şu gün rakamıyla 450 bin hektar olan orman dışına çıkarılmış saha, o zaman 1 milyon hektar civarına gelecektir ki, bu, ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bu konuda da özellikle gelecekteki bu anayasa taslağıyla ilgili dikkatinizi çekmek istiyorum.

Yine, bu 2/B'lerle ilgili yakın bir sıkıntımız var değerli milletvekili arkadaşlarım. Bildiğiniz gibi, Medeni Kanun'un 973'üncü maddesi zilyetliği tarif etmektedir: "Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunduran kimseye zilyet denir."

Yine, Medeni Kanun'umuzun 713'üncü maddesi de zilyetlikle ilgili şunu söylüyor: "Tapuya kayıtlı olmayan bir taşınmaz üzerinde aralıksız ve davasız yirmi yıl zilyet olan kimse, bu zilyet olduğu taşınmaz üzerinde müracaat ederek, tapuya kendi adına tahsisini isteyebilir."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çobanoğlu, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum.

Şimdi, İstanbul'da 2/B'yle orman dışına çıkarılmış çok ciddi ekonomik değere sahip arsaların, parsellerin bir kısmının zaman aşımı dolmak üzere. Geçen dönem Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda hazırlanan bir teklif var. Bu 2/B'ye bir ilave getiriliyor, yani bu 2/B'yle orman alanı dışına çıkarılan alanlarda zilyetlikle, zaman aşımıyla mülkiyet sahip olunamaz diye. Bunu sizler hazırladınız değerli milletvekilleri, sizin grubunuzun katkılarıyla hazırlandı, ama maalesef Genel Kurula gelmedi. Endişe ediyoruz, birtakım insanlara rant kapısı açılmasından, hak etmedikleri çok büyük kazançlar sağlamasından endişe ediyoruz. Bu teklifin bir an önce Genel Kurula gelmesini... Nasıl Savcılar Hâkimler Yasası'nı bir günde burada hızlı bir şekilde görüşerek geçirdik. Ama, iki senedir bekliyor. Maalesef, bu teklif gelmemiştir. Teklifin gelmesini bekliyoruz.

Ben 2008 bütçesinin hepimiz için hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Metin Çobanoğlu (MHP, Kırşehir). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile japonya hükümeti arasında kaman kalehöyük arkeoloji müzesinin hibe yoluyla yapımına ilişkin (s.s.75)”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 10 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/metin-cobanoglu-23-2007-12-10-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-japonya-hukumeti-arasinda-kaman-kaleh (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d23/c009/b035/tbmm230090350080.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
