# 2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Metin Ergun (MHP, Muğla)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim
- **Tarih:** 19 Aralık 2009
- **Gündem:** 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/metin-ergun-23-2009-12-19-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi

> Metin Ergun (MHP), 19 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)); konuşma 1.161 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA METİN ERGUN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılarımı sunuyorum.

Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Ben daha ziyade kültürden bahsetmeye gayret sarf edeceğim fakat birkaç cümleyle de olsa turizmden bahsetmek istiyorum.

Bu sene ülkemize gelen turist sayısında bir artış var ama garip bir şekilde ülkemizin turizm gelirinde bir azalma söz konusu. Sayın Bakan bunun matematiksel olarak artması gerekirdi. Bunun eksikliği üzerinde, niçin eksildiği, niçin azaldığı üzerinde ciddi bir araştırma gerekiyor.

İkincisi, Sayın Bakan, biz Muğla’da sıkıntıdayız. Topraklarımızın yüzde 64’ü orman, yüzde 17’si sit; doğal sit, özel çevre ve diğer sitler. Muğla’da insanlarımız ev yapacak yer bulamıyor. Özellikle bazı köylerin, sahilde sit alanındaki bazı köylerin mutlaka köy yerleşim alanlarının hazırlanması lazım. Bakanlık olarak bu konuda bir katkı sağlarsanız memnun oluruz.

Muhterem milletvekilleri, daha önceleri genel olarak Türkiye’de kültürel faaliyetleri koordine eden, Türk kültürünü yaşatmak, araştırmak ve korumak üzere faaliyet gösteren Kültür Bakanlığımız var idi. Günümüzde ise fiiliyatta Turizm Bakanlığının içinde kaybolan bir Kültür Bakanlığımız söz konusudur.

Bugün, bu iki sektör iç içe geçmiş şekilde çalışıyorsa da üretilme, yaşatılma ve korunma faaliyetleri birbirinden oldukça farklıdır. Turizm, kültürün daha ziyade maddi kültür kısmına kıymet vermektedir. Manevi kültür değerleri büyük oranda turizmin ilgi alanının dışında kalmaktadır ve Hükûmetçe de ihmal edilmektedir.

Biliyorsunuz, bütçe görüşmeleri sadece rakamsal değerlerin ifade ve müzakere edildiği görüşmeler değildir. Bunların yanında, aynı zamanda ilgili bakanlığın genel politikalarının ele alındığı ve değerlendirildiği bir süreçtir. Bu açıdan, ben Bakanlığın kültürle ilgili rakamsal değerleri üzerinde çok fazla durmayacağım. Kaldı ki, Bakanlığın rakamsal bütçesinin yetersiz olduğu her-kesçe malumdur. Bakanlık bütçesinden kültüre ayrılan pay ise oldukça azdır.

Üzerinde durmak istediğim asıl husus, Bakanlığın genel kültürel faaliyetleridir. Bugüne kadar Türk kültürüyle ilgili olarak ortaya koyduğu vizyon, bazı maddi kültür varlıklarımızın restorasyonunu yapmak ve somut olmayan birkaç kültürel mirasımızı tescilletmekten ibaret kalmıştır. Kültür politikalarında Türk millî kültürüyle ilgili genel vizyon eksikliği dikkat çekicidir.

Sayın milletvekilleri, Büyük Atatürk, kültürü, “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.” diyerek herhangi bir izaha gerek bırakmayacak şekilde cumhuriyetimizin temel direği olarak görmüştür. İşte, cumhuriyet bu şekilde yüksek bir kültür anlayışı ve misyonuyla kurulmuştur. Günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığının, turizm kısmının gölgesindeki bir Kültür Bakanlığı ile bu misyonu gerçekleştirmesi mümkün görülmemektedir.

İktidarın “millet” anlayışı ve son zamanlarda yürüttüğü “Kürt açılımı” adlı yıkım projesi millî varlığımızı ve millî kültürümüzü tehdit eder bir hâl almıştır. Özellikle bu dönemde yerli yersiz kullanılan bazı moda terimler kültürel dokumuzu zedelemeye başlamıştır. Bu terimlerden birincisi “etnisite”, “etniklik”tir. Başta Sayın Başbakan olmak üzere bütün iktidar mensupları gittikleri her yerde, gerekli gereksiz her zeminde, turizm toplantısından ekonomi toplantısına kadar ilgili ilgisiz her yerde bu kavramlara takılı kalmışlardır. Türkiye’de çeşitli etnik grupların varlığından söz etmektedirler. Bunlar milletimizi oluşturan unsurlar değilmiş gibi algılanmakta ve algılatılmaya çalışılmaktadır. Bu etnik gruplar sayılırken içine “Türk” terimi de sıkıştırılmaktadır yani Türk, etnisiteye indirgenmektedir. Hâlbuki cumhuriyetimizin kuruluş felsefesinde Türk, etnisiteyi değil modern anlamda milleti ifade etmektedir. Bu anlayışın en bariz göstergesi, Büyük Atatürk’ün millî mücadeleyi başardıktan sonra söylediği “Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran halka Türk milleti denir.” ifadesidir. Bu ifade “Hangi etnik kökenden gelirse gelsin, hangi coğrafyadan göç etmiş olursa olsun ve hangi mezhep veya inançtan olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda yer alan her birey Türk milletine vücut veren aziz birer varlıktır.” anlayışını ortaya koymaktadır. Bu anlayış, yine Büyük Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene!” şeklinde de ifadesini bulmuştur.

Cumhuriyet, bu anlayışı daha sonra “Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” şeklinde ifade etmiştir. Buradaki “Türk” ifadesi bir ırkı değil modern anlamda milleti tarif etmektedir.

Son zamanlarda söz konusu “etnisite” terimiyle biyolojik kökenin ötesinde ayrı ayrı kültürel yapılar ifade edilmeye çalışılmaktadır. Bu anlayış subjektif yani iradi millet varlığını inkâr etmek anlamına gelir. Bilindiği üzere, kimliklenmiş ve kültürleşmiş topluluklara ancak “millet” denilmektedir. Yani, milletin diğer bir vasfı kültürleşmedir. Kabile, oymak, aşiret ve benzeri sosyolojik aşamaları geçmiş ve kültürel değerler sistemi oluşmuş olan topluluklara ancak “millet” denilmektedir. Türkiye’de çok tartışılan, çok kullanılan ve bir o kadar da karıştırılan terimlerden biri, söz konusu “etnik” terimidir. Bu terim, lügat manasıyla bile yanlış anlaşılmışken, bugün her türlü etnik mülahazanın çok üzerinde, bir sosyal olguyu ifade eden, “millet” ve “milletleşme” kavramlarının karşılığında kullanılarak içinden çıkılmaz bir hâl almıştır. “Etnik” terimi biyolojik merkezlidir, biyolojik kökenle ilgilidir. “Milletleşme” ise belli bir biyolojik kökenin daha ötesinde, bir yaşama üslubu, mensubiyet duygusu, manevi bir mutabakat zeminini oluşturan ortak değerler sistemidir. Kısaca söylersek, “milletleşme” biyolojik değil, kültürel bir hadisedir; saf ırka veya etnik yapıya dayalı millet anlayışı Batı menşelidir ve hastalıklı bir ruh yapısını yansıtır. Biz, bu biyolojik ırkçılığın 1945’lerde sona erdiğini sanıyorduk ama yanılmışız.

Milletleşmenin ifadesi olan değerler sisteminin oluşması için asırlar geçmesi ve bu değerlerin oluşması için iyi veya kötü birçok olayın ortak olarak yaşanmış olması gerekir. Yaşanan bu olayların toplumun genelini derinden etkilemesi şarttır. Yaşanan bu olaylara “ortak tarih” denir. Ortak tarih olmadığı müddetçe, insan grupları ortak kimlik sahibi olamazlar. Kimlik sahibi olmak, sadece bir adlandırma değildir, bunun ötesinde, ortak değerler sistemidir. Ortak değerlere sahip olan insan grupları kimlik sahibi olabilirler, ancak ondan sonra milletleşme anlamında bir yapı oluşturabilirler.

Kalabalığı, güruhu kimliklendiren, milletleştiren bu değerler nedir diye baktığımız zaman, kısaca, bir grubu ötekinden ayıran, ötekini bu gruptan ayıran her şeydir. Buna “millî kültür” de denir. Bu açıdan baktığımız zaman, Türkiye’de yaşayan insanların anlamsız bir kalabalık olmadığını görürüz. Ortak değerler sistemi oluşmuş, sosyolojik anlamda kimlik kazanmış yani milletleşmişlerdir. Türkiye’de yaşayan insanlar bu değerleri masa başında, kâğıt kalemle yazarak elde etmemişlerdir. Değerlerini oluşturabilmek için ortak bir tarih yaşamışlardır. Asırlarca bu değerleri oluşturmak, yaşatmak ve korumak için birlikte mücadele etmişlerdir. Bu mücadelelerinde göz yaşını, acıyı, ıstırabı, keder ve sevinci birlikte paylaşmışlardır. Bu paylaşım, bu ortak yaşanmışlık onları bir potada kimliklendirmiştir. Bu kimliğe de “Türk milleti” demişlerdir. Acıları birdi adları bir oldu, bir nevi kederleri kaderleri oldu, kederleri kaderlerini tayin etti. Yani Hükûmetin dediği gibi değil. Bu topraklarda etnisite temelli bir ayrıştırma yapılamaz, buna millet asla ve asla izin vermez.

Türkiye’de bir kimlik sorunu yokken ortaya atılarak kullanılan ve Türkiye gerçeğine aykırı olarak kullanılan terimlerden biri de “Türkiyelilik” kavramıdır. Hemen şunu belirtelim ki “Türkiyeli” gibi kavramlar insanımızın ortak tarihini inkâr anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda insanımızın kültürel değerler sisteminin oluşmadığı, kimlik ve ortak üslup sahibi olmadığı anlamına gelir ki bu da milletimizin ortak yaşadıklarının inkârı anlamına gelir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim, konuşmanızı tamamlayınız.

METİN ERGUN (Devamla) – “Türkiyelilik” bir nevi “milletsiz vatan” demektir, bundan uzak durmalıyız.

Muhterem arkadaşlarım, bu yanlış anlayışlara sahip olanların bilmesi gereken şey, yurdumuzun kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar Türkiye’de yaşayan ve hangi etnik kökenden, hangi mezhep ve inançtan, hangi dünya görüşünden ve hangi coğrafyadan göç etmiş olursa olsun bütün insanlarımızı bir arada tutan tek bir kültür vardır, o da Türk-İslam kültürüdür. İnsanımızın müştereği budur. Bu müşterek değerler bizi bir millet yapmıştır. Adını ne koyarsanız koyun bu millet ne mozaiktir ne de alt-üst kültürü vardır. Milletimiz ve kültürü bir bütündür, kimse bunu unutmasın. Özellikle de Kültür Bakanlığımız, her türlü icraatında bunu bir ilke olarak alsın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

METİN ERGUN (Devamla) – Son cümlem Sayın Başkanım.

Kuruluş kanununda belirtilen görevlerinden biri millî kültürü korumak olan Kültür ve Turizm Bakanlığının bütçesinde bu görüşlerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Metin Ergun (MHP, Muğla). “2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/metin-ergun-23-2009-12-19-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
