# Tanık koruma kanunu tasarısı (s.s.34)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mevlüt Akgün (AK Parti, Karaman)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim
- **Tarih:** 26 Aralık 2007
- **Gündem:** TANIK KORUMA KANUNU TASARISI (S.S.34)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mevlut-akgun-23-2007-12-26-tanik-koruma-kanunu-tasarisi-s-s-34

> Mevlüt Akgün (AK Parti), 26 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TANIK KORUMA KANUNU TASARISI (S.S.34)); konuşma 783 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tanık Koruma Kanunu Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi bu vesileyle saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli arkadaşlarım, görüşmekte olduğumuz tasarı, hem ceza muhakemesi hukukunda önemli bir ihtiyaca cevap vermekte hem de Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelere uygun bir düzenleme içermektedir, aynı zamanda terörle mücadele için önemli tedbirler getirmektedir.

Bildiğiniz gibi, tanık ifadesi, ceza adalet sisteminde vazgeçilmez bir delildir. Öyle ki birçok olayın aydınlatılması tanık beyanlarıyla mümkün olmaktadır. Bu nedenle, tanık, suçun işlenmesinden kesin hüküm verilinceye kadar büyük bir öneme sahiptir. Halk arasında “İki şahit adamı ipe götürür.” sözünün yerleşmesi boşuna değildir. Tanığın yargılamanın her aşamasında doğru söylemesini temin etmek gerekir, çünkü tanık, şahitlik ettiği bir olay hakkında karşılık beklemeksizin kamu görevi yapmakta, gerçeğin ortaya çıkarılmasına hizmet etmektedir. “Yaşar, karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar.” davranışını görmek istemiyorsak tanığın verdiği bilgiden dolayı bir zarara uğramasını önlemek de devletin görevi olmalıdır.

Kıymetli arkadaşlarım, yıllarca avukatlık yapmış bir kardeşinizim. Uygulamada tanıklığın çok zor bir kamu görevi olduğunu yakından bilmekteyiz. Tanık veya mağdur, gerçeği ifade etmesini önlemek için çok defa baskı altına alınmaktadır. Saatlerce adliye koridorlarında duruşma beklemekte, mahkemedeki ifadesinden sonra da hayatta yalnız kalmaktadır. Tanıklık yaptığı için adliye çıkışında öldürülen insanların dramı gazetelere yansımıştır. Tanıklara ve mağdurlara devletin sahip çıkmaması nedeniyle birçok insanın tanıklık yapmaktan kaçındığı görülmektedir, hatta gözünün önünde birçok suça şahit olan kişilerin sırf adliyeye gidip gelmemek için şahitlikten kaçtığını hepimiz biliyoruz. Bu durum belki birçok olayın aydınlatılmasının da önüne geçmektedir. İşte, tanıkların korunmaması adalet sisteminin kanayan bir yarasıdır. Hele işlenen suç bir terör suçu veya örgütlü bir suç ise tanık ve mağdur ile yakınlarının korunması daha da büyük önem taşımaktadır. Bazı terör örgütlerinin tüm bağlantıları tanıkların ifadesiyle açıklığa kavuşmaktadır. İşte, görüştüğümüz tasarı tanık ile 4’üncü maddede belirtilen yakınlarını, hayatı, beden bütünlüğü veya mal varlığı, ağır ve ciddi bir tehlike içinde bulunması ve korunmalarının zorunlu olması durumunda 5’inci maddede belirtilen koruma tedbirlerinin alınmasını düzenlemektedir. Bu tedbirler içerisinde kimlik bilgilerinin gizli tutulması, fiziki koruma sağlanması, kimlik ve diğer bilgilerin değiştirilmesi, fizyolojik görünümünün değiştirilmesi, tanığın başka bir ülkeye yerleşmesinin sağlanması gibi birçok yeni ve önemli tedbirler alınmaktadır. Bu tedbirler içinde tanığa geçici olarak geçimini sağlamak amacıyla maddi yardım sağlanması ile iş yerinin ve iş alanının değiştirilmesi veya her türlü eğitim ve öğretim kurumunun değiştirilmesi hem mağduriyetleri ortadan kaldıracak bir uygulamadır hem de sosyal devlet olmanın bir gereğidir.

Ancak, 5’inci maddede belirtilen bu tedbirlerin sonuç doğurması uygulamayı yapacak olan kamu görevlilerinin konuya hassasiyetle yaklaşmalarına bağlıdır. Özellikle, terör örgütlerinden ayrılan itirafçıların korunması için ihtiyaç duyulan tedbirlerin geciktirilmeksizin alınması gerekmektedir. Estetik ameliyatlar süratle gerçekleştirilmelidir. Ülkemizde, örnek sayılabilecek birçok yasa hükmü maalesef bürokrasiye boğulmakta ve sonuç almak zorlaşmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, belki bu tedbirlerden bazıları, örneğin tanığın ses ve görüntüsünün değiştirilerek mahkemede dinlenilmesi -ki, tanık kapsamına mağdur ve şikâyetçinin de alındığı göz önüne alınırsa- ceza yargılamasının yüz yüzelik, silahların eşitliği, savunma hakkının kutsallığı gibi ilkeleriyle çeliştiği itirazları ilk bakışta ileri sürülebilir. Ancak, uygulamada öyle hâller vardır ki bu tedbire de ihtiyaç duyulabilir. Örneğin, olayın terör örgütleriyle ilgili bir suç olması veya tanığın küçük yaşta bir kişi olması ve duruşmada hazır bulunanlardan etkilenebilme ihtimali gibi sınırlı hâllerde tanığın mahkemede olduğu hâliyle dinlenilmesi sakınca doğurabilecektir. Modern hukuk sistemlerinde bu gibi hâllerde ses ve görüntü değişikliği ile tanığın duruşmada dinlenilmesine cevaz verilmektedir.

Tasarının 6’ncı maddesinde tanık koruma tedbiri kararı verecek makam ve merciler belirtilmiştir. Bu tedbirlere hazırlık aşamasında cumhuriyet savcısı, yargılama aşamasında mahkemece karar verilecektir. Bazı önemli tedbirlere ise bu kanun ile oluşturulan Tanık Koruma Kurulu tarafından karar verilecektir. Uygulanacak koruma tedbirleri en geç birer yıllık süreler için gözden geçirilecek, yapılan değerlendirme sonunda tedbirlerin değiştirilmesi veya tamamen kaldırılmasına karar verilebilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; adalet mülkün temelidir. Etkili bir adalet sistemi devlet olmanın en temel göstergelerinden birisidir. Hukukun üstünlüğüne inanmış bir devlette adaletin zamanında tecelli etmesi en önemli sorunlardan birisidir. Bu yüzden, geciken adaletin adalet olmadığı kabul edilmektedir. Bir düşünürün ifade ettiği gibi, “adaletsizliği bir yangından daha çabuk söndürmek gerekir, çünkü yangın sadece çıktığı yeri yakar, adaletsizlik ise bütün bir toplumu yakacaktır. Hukuk sistemimizde, maalesef, çeşitli nedenlerle yıllarca süren davalar görülmektedir. Adliyenin raflarında birikmiş ve yıllanmış çok sayıda davanın var olması bu sistemi yaralamaktadır. Adliyelerin adına yakışır şekilde saray gibi inşa edildiği, hâkim ve savcılarımızın özlük haklarının iyileştirildiği bu dönemde yargılamanın etkili bir şekilde hızlanmasını sağlayacak reformlara ağırlık vermek gerekmektedir.

Birçok temel kanunda günümüzün ihtiyaçlarına göre yapılan değişikliklerin devamında zaruret vardır. Değişim ve dönüşüme en çok ihtiyaç duyulan alanlardan birisi de kuşkusuz adalettir. Yıllar önce şair Abdurrahman Karakoç “Hâkim Bey” isimli şiirinde, adalet sistemindeki hantallığı ne güzel ifade etmiş:

“Gene tehir etme üç ay öteye,

Bu dava dedemden kaldı hâkim bey.

Otuz yıl da babam düştü ardına,

Siz sağ olun o da öldü hâkim bey.

Hem davacı pişman hem de davalı,

Bu yolda tükettik çulu çuvalı,

Sabret makamından çalma kavalı,

Sürüler ekine daldı hâkim bey.”

---

**Kaynak gösterme:** Mevlüt Akgün (AK Parti, Karaman). “Tanık koruma kanunu tasarısı (s.s.34)”. TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim tutanağı, 26 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mevlut-akgun-23-2007-12-26-tanik-koruma-kanunu-tasarisi-s-s-34 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
