# 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(ENERJİ VE TABAİİ, ENERJİ PİYASASI, ULUSAL BOR ARAŞTIRMA, ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ, MADEN TETKİK VE ARAMA , PETROL İŞLERİ, DEVLET SU İŞLERİ, BAYINDIRLIK VE İSKAN, KARAYOLLARI GENEL, TAPU VE KADASTRO GENEL ) xI. TUR

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Miraç Akdoğan (Malatya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim
- **Tarih:** 20 Aralık 2005
- **Gündem:** 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(ENERJİ VE TABAİİ, ENERJİ PİYASASI, ULUSAL BOR ARAŞTIRMA, ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ, MADEN TETKİK VE ARAMA , PETROL İŞLERİ, DEVLET SU İŞLERİ, BAYINDIRLIK VE İSKAN, KARAYOLLARI GENEL, TAPU VE KADASTRO GENEL ) xI. TUR
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mirac-akdogan-22-2005-12-20-2006-merkezi-butce-kan-tas-enerji-ve-tabaii-enerji-piyasasi-ulusal

> Miraç Akdoğan, 20 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(ENERJİ VE TABAİİ, ENERJİ PİYASASI, ULUSAL BOR ARAŞTIRMA, ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ, MADEN TETKİK VE ARAMA , PETROL İŞLERİ, DEVLET SU İŞLERİ, BAYINDIRLIK VE İSKAN, KARAYOLLARI GENEL, TAPU VE KADASTRO GENEL ) xI. TUR); konuşma 2.549 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MİRAÇ AKDOĞAN (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anavatan Partisi Grubu adına, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bütçesi üzerindeki görüşlerimi ifade etmek üzere huzurlarınızda bulunuyorum; hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, enerji, Türkiye'nin kalkınma davasının en önemli göstergelerinden biridir. Bilindiği gibi, enerji yatırımları, uzun zaman alan ve büyük kaynak gerektiren yatırımlardır. Bunun için, planlamaya, doğru kararlara, büyük kaynaklara ve dirayetli yönetimlere ihtiyaç vardır. Bu çerçevede, yakın zamanda yap - işlet, yap - işlet - devret, işletme hakkı devri, otoprodüktörlük gibi uygulamalar devreye alınmıştır. Bu çalışmalar sırasında, en pahalı enerjinin olmayan enerji olduğu gerçeğinden hareket edilmiştir. Fakat, bugün gelinen noktada, enerji sektörü, bambaşka tartışmaların odağına yerleşmiştir.

Bir süredir, enerji denilince akla, yatırımlar, her biri gurur abidesi barajlar, santrallar gelmiyor. Maalesef, bugün, enerji konusu yolsuzluklarla birlikte anılmaktadır ve bu hükümet enerji konusunda sabıkalıdır.

Değerli milletvekilleri, sabıkalardan biri, kontrat devirlerine ilişkindir. Hükümet, önce, 2003 yılında, ülkemizi, Gasprom'un dayatmasıyla, kontrat devrini, sadece, Ali Şen'in şirketi Bosphorus'a yapma zorunluluğuyla karşı karşıya getirmiştir. İşte belgesi; Gasprom tarafından, Enerji Bakanlığımıza hitaben yazılmış 4 Ağustos 2003 tarihli yazı. Bu yazıda, açıkça, doğalgaz kontrat devri işinin Bosphorus Şirketine verilmesi istenmektedir. Bilindiği gibi, kontrat devrini sağlıklı bir şekilde düzenleyen 4646 sayılı Kanun, 2005 yılı haziran ayında değiştirildi. Buradaki amacın, Bosphorus başta olmak üzere, önceden belirlenmiş birkaç kişinin içinde oldukları şirketlere kontrat devri yapmak olduğu, kısa sürede ortaya çıkmıştır. Bu değişiklikle, kontrat devri için, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan yeterlik almak yeterli sayılmamıştır. Bir de tedarikçiden, yani, Gasprom'dan onay almak şartı getirilmiştir. Böyle olunca, EPDK'dan yeterlik alan 37 firmadan sadece 4 tanesine Gasprom gerekli izni vermiş, diğerleri saf dışı bırakılmıştır. Bu firmalara baktığımız zaman, bir tanesinin, Gasprom'un başından beri kontrat devri yapmak istediği, ünlü Bosphorus Şirketi olduğunu görüyoruz. Bu şirketin büyük ortağı Gasprom, diğer ortaklarından biri Ali Şen'dir.

Bir diğer firma, Enerco'dur. Basındaki iddialara göre, Enerco, Başbakanımızın kuyumcusunun gizli ortağı olduğu iddia edilen bir şirkettir, resmî sahibi de, dayısı kuvvetli olan Fatih Mehmet Baltacı'dır. Yeni kurulmuştur, bu alanda hiçbir tecrübesi yoktur. Buna rağmen, ulusal ve uluslararası birçok firmayı geride bırakıp onay alabilmiştir.

Bir diğeri, Enerco'nun onda 1'i kadar miktar için onay alabilen Shell'dir. Bir de, yine Gasprom'la bağlantılı olduğu iddia edilen Avrasya Gaz Şirketi vardır.

Onay alamayan firmalara bakıyoruz: Habaş, Zorlu, Koç, Petrol Ofisi, BP, Milangaz gibi, hepsi de enerji sektöründe tecrübeli, kendilerini ispat etmiş, herkesin bildiği firmalar.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakanımız Soçi'de, Rusya Devlet Başkanı Putin'le, Türk devlet geleneğinde yeri olmayan bir şekilde, yanında hiçbir devlet görevlisi olmadan, baş başa görüşme ihtiyacını niçin duymuştur. Daha önce defalarca sorup cevabını alamadığımız bu soruyu, buradan bir kez daha tekrarlama ihtiyacı duyuyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, şu andaki gidişle, elektrik dağıtım ihalelerinin karakolda bitmesinden endişe ettiğimi de ifade etmek istiyorum; çünkü, getirilmeye çalışılan şartlar bir yönüyle fevkalade ağırdır, diğer yönüyle ise, şartnamelerde âdeta firma tarifi yapılmaktadır. Bu durumun, Türkiye'yi yeni bir doğalgaz kontrat devri skandalıyla karşı karşıya bırakmasından endişe ediyoruz.

Yine, bu vesileyle üzerinde durmak istediğim bir diğer husus, petrol kaçakçılığı konusudur. Bilindiği gibi, bu konuda yürütülen soruşturmalar, 2002 yılına kadar getirilmiştir. Peki, son üç yıl niçin soruşturulmamaktadır; petrol kaçakçılığı bitmiş midir?! Halbuki, 2003-2005 yılları arasında 5,7 milyon ton akaryakıt kaçakçılığı yapıldığı, 8 milyar YTL vergi kaybı olduğu yönünde raporlar vardır. Sayın Bakan, kendisi, bu kaçağın yol açtığı vergi kaybını 2 milyar dolar olarak ifade etmiştir. Peki, niçin gerekli önlemler hâlâ alınmıyor, yoksa işin içinde başka işler mi vardır?! Önümüzdeki günlerde bu konuyu Meclis gündemine taşıyacağımızı buradan belirtmek istiyorum.

Bir cümleyle üzerinde duracağım diğer husus, doğalgaz şehir içi dağıtım işinin yavaş ilerlemesi konusudur. Örneğin, Malatya'da şehir dağıtım ihalesi ancak geçtiğimiz haziran ayında yapılabilmiştir. Bu gecikmelerin bir bedeli vardır ve bunu ödeyen de bizatihi halkın kendisidir. Bu konu üzerinde hassasiyetle durulması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, hükümet enerji alanında tam bir mirasyedidir. Bugüne kadar 1 gramlık gaz anlaşması yapmamıştır, 1 metre boru döşememiştir, tuğla üzerine tuğla koymamıştır, ciddî hiçbir yeni yatırım yapmamıştır. Bu hükümet döneminde yapılan bütçelerin en önemli özelliği, enerji yatırımlarına yer verilmeyişidir. DPT rakamlarına göre, sadece 2006 yılında, 2005 yılına göre, enerji yatırımlarındaki azalış yüzde 10'un üzerindedir. Bilindiği gibi, enerji yatırımları fevkalade pahalı yatırımlardır. 2020 yılına kadar 130 milyar dolarlık enerji yatırımına ihtiyaç olduğu yine Bakanlık tarafından ifade edilmektedir. Bu, yılda aşağı yukarı 10 milyar dolarlık bir yatırım demektir. Bu yatırımın bir bölümünü özel sektör yapacaksa, bir bölümünü de kamu yapacaktır.

Soruyorum buradan: Üç yıllık iktidarınızda ne kadar enerji yatırımı yaptınız? Hangi planlamaları yaptınız? Hangi uygulamaları gerçekleştirdiniz? Önceden devraldıklarınız dışında kendinize ait hangi projeleri gerçekleştirdiniz? Bu soruların hiçbirinin cevabı yoktur.

Tabiî ki, enerji yatırımları yapılamayınca, bütçe dengelerini tutturmak kolaylaşmıştır; ama, bu, Türkiye'nin geleceği karartılmak pahasına yapılmıştır. Enerji yatırımları, öyle akşamdan sabaha biten yeni yatırımlar değildir, çok uzun yıllar sürmektedir. Yeni yatırım yapılmaması, hızla eskiyen mevcut altyapının da yenilenememesi anlamına gelmektedir. Gelecekte bunun bedeli, korkarım, ağır olacaktır.

Değerli milletvekilleri, bu hükümet döneminde enerji adına yapılan en önemli işlerden biri, Mavi Akım Projesinin Rusya ve İtalya Devlet Başkanlarıyla birlikte yapılan resmî açılışıdır. Biraz sonra bu konunun üzerinde daha ayrıntılı duracağım. Şimdilik şu kadarını söyleyeyim; bu hükümetin Mavi Akıma tek katkısı, gazı daha pahalıya alacak bir anlaşma yapmaktan ibarettir; onun dışında hiçbir dahli yoktur.

Bir diğer icraatı, Sugözü Enerji Santralının Alman Başbakanıyla birlikte açılışının yapılmasıdır. Hükümetin, bu santralin ne projesinde ne inşaında ne de başkaca herhangi bir aşamasında en ufak bir emeği yoktur. Yap-işlet modeliyle inşaına 2000 yılında başlanan bu santralla ilgili tüm emek başkalarına aittir.

Yine, Sayın Başbakan, geçtiğimiz günlerde, aralarında enerji tesislerinin de bulunduğu çeşitli tesislerin açılışını yaptı. Bunların hepsi de geçmiş dönemde planlanmış, projelendirilmiş, inşaına başlanmış işlerdir.

MEHMET KARTAL (Van) - Mirasyedi işler…

MİRAÇ AKDOĞAN (Devamla) - Gönlümüz, Sayın Başbakanı yeni büyük yatırımların temel atma törenlerinde görmek isterdi. Atatürk Barajı gibi, Keban Barajı gibi, Karakaya Barajı gibi, rahmetli Özal gibi, Sayın Demirel gibi. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

RECEP GARİP (Adana) - Hazmedemiyorsun değil mi?! İçinize oturuyor. Hizmetleri göreceksiniz.

MİRAÇ AKDOĞAN (Devamla) - Ama, böyle bir icraat yok.

Biraz sonra bakanınız gelir, burada cevap verir. Burada söylediğim her kelimenin de arkasındayım. Şurada gördüğünüz kırmızı klasör sizin için hazırlanmıştır, Enerji Bakanlığı için hazırlanmıştır, bütün konuştuklarımın belgesi de oradadır. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Ama, böyle bir icraatınız yok, sadece bol miktarda skandal, tartışma, itham var. Burada yaptığınız gibi.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, İktidar Partisinin en önemli propaganda malzemelerinden biri de, Türkiye'nin enerji ihtiyacı bir yana, enerji fazlası olduğu iddiasıydı. Hatta Sayın Bakan, hükümetin ilk aylarında, Türkiye'nin enerji ihtiyacıyla ilgili projeksiyonları alaya alarak eleştirmişti, kendilerinden önceki hükümetlerin "enerji krizi var" diye gereksiz projeler yaptıklarını söylemişti. Oysa, şimdi, aynı projeksiyonları Sayın Bakan bizzat ifade ediyor, hatta Sayın Başbakan da aynı şeyleri söylüyor. Sayın Enerji Bakanı, şimdi, EPDK'ya yazı yazarak, 2020'ye kadar 54 000 megavatlık enerji açığı ortaya çıkacağını belirtip, bu konuda görüş istemiştir.

Değerli milletvekilleri, bu çerçevede yaşanan bir başka olay, Danıştayın, İzmir doğalgaz santralına durdurma kararı vermesi sebebiyle ortaya çıkmıştır. Hükümet, o çok şikâyet ettiği doğalgazla çalışan ve pahalı elektrik üreten bir santralın yükünden kurtulma imkânı varken, bunu yapmamıştır. Bu durum karşısında panikleyen hükümet, Danıştaya rağmen Bakanlar Kurulu kararı çıkartıp projeyi sürdürmüştür; çünkü, hükümet gayet iyi biliyor ki, kendisinin çok istismar ettiği 2002-2003 yıllarına ilişkin atıl elektrik kapasitesi, 1999 krizi ve 2001 krizi sebebiyle ortaya çıkmıştır. Enerji talebinin yüzde 7-8 artmasının beklendiği bir ortamda, neredeyse yüzde 10'luk azalış olunca ortaya bir arz fazlası çıkmıştı. İktidar Partisi geçici olduğu ortada olan bu durumu siyasî linç malzemesinin argümanı olarak kullanmak yoluna gitmiştir; ama, dönülüp dolaşılıp sonuçta aynı noktaya gelinmiştir.

Son dönemde yapılan enerji ihtiyacına ilişkin değerlendirmelerde özellikle 2009 sonrasında ciddî bir enerji açığına işaret edilmektedir; işte belgeleri: Enerji Bakanlığına bağlı Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğünün 2005 yılı şubat ve yine, 2005 yılı ağustos ayına ait genelgeleri, resmî yazıları; bu yazıda aynen: "Güvenilir üretim kapasitesine göre 2009 yılında yedeksiz olarak baş başa kalınabilir" denilmektedir. Buna göre, Türkiye, 2010 yılından itibaren enerji açığıyla karşı karşıya kalacaktır. Esasen, bu konuda da bir tutarsızlık içindesiniz. Enerji ihtiyacıyla ilgili rakamlarınız her yıl değişmektedir; önce, 2007'den itibaren enerji krizi olacağını ilan ettiniz, sonra, yanlış hesap etmişiz, kriz 2010'da başlayacak dediniz; ama, değerli arkadaşlar, her şartta ülkenin yakın zamanda ciddî bir enerji darboğazına girme ihtimali olduğunu söylediniz. Şayet, eskiden beri ortaya sürdüğünüz iddialar doğru ise hükümetiniz büyük bir yanlış içerisindedir. Devletin resmî rakamları doğru ise, İktidar Partisi olarak bu konuda emeği olan partilere karşı büyük bir haksızlık yapmışsınız demektir. 2002 yılı kasım ayında Türkiye'nin enerji açığı iddiasıyla kandırıldığını söyleyenlerden, 2005 Şubatına ulaştıklarında, nasıl olup da birkaç yıl sonra karanlıkta kalabiliriz noktasına geldiklerini açıklamalarını bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, artık, açıkça ortaya çıkmıştır ki, iktidar partisinin, enerji fazlası iddiası, samimî bir endişenin ürünü değilmiş. Bu, sadece siyasî söylemden ibaretmiş. Böyle olduğunun bir başka delili de, Türkiye'nin fesih hakkı doğan Türkmen, Azerbaycan ve İran doğalgaz anlaşmalarında izlenen yoldur. Bu anlaşmalarda karşı taraf yükümlülüklerini yerine getirmediği veya eksik bıraktığı için ülkemize anlaşmaları fesih hakkı doğmuştur. Bu anlaşmaların iptali ve diğer anlaşmalardaki asgarî alım miktarlarıyla sözü edilen enerji fazlasından kurtulmak pekâlâ mümkündü; ama, hükümet bu yola başvurmak yerine, tam tersine, bir yandan mevcut anlaşmaları tahkim yoluna giderken, diğer yandan da, henüz becerilmiş bir şey bulunmamakla birlikte, yeni enerji kaynağı arayışlarına girmiştir.

Bu çerçevede gerçekleştirilen işlerden biri de, Ova Elektrikle yeni bir anlaşma için mutabakata varılmasıdır. Halbuki, Sayın Bakan, daha geçen yıl bu şirkete 400 000 000 dolar fazla ödeme yapıldığı iddiasına ilişkin teftiş kurulu raporunu onaylamıştı. Ova Elektrikle varılan mutabakatta elektrik alımı bir yana, yap-işlet-devret ilkesi tersine işletilerek, tesisin 8 yıl sonra söz konusu şirkete devri öngörülmektedir. Mutabakatta bu konuda kanunî değişikliğe gidilmesi taahhüdüne dahi yer verilmiştir. Sayın Bakan hakkında verilen gensoru önergesinin görüşmesinde Ova Elektrikle ilgili iddiaları reddetmişti; ama, bu konudaki iddialar yeni halkalar eklenerek sürüp gidiyor. Yapılan açıklamalar kimseyi tatmin etmediği gibi, ortaya çıkan her yeni gelişme, bilgi, belge kendisini yalanlıyor.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, şu anda Yüce Divanda yargılanan eski enerji bakanları var. Bunlardan birine yöneltilen suçlama neydi biliyor musunuz; Mavi Akım Projesi. Peki, bu hükümet ne yapmış Mavi Akım Projesi için diye baktığımızda, karşımıza iki konu çıkıyor. Birisi, 17 Kasım 2005 tarihinde Samsun'da yapılan Mavi Akım Boru Hattı Projesinin resmî açılış törenidir. Sayın Başbakan, burada yaptığı konuşmada, Mavi Akım Projesinin açılışını tarihî bir olay olarak nitelendirmiştir. Sayın Başbakana göre bu olay, mavi rüyanın gerçekleşmesidir. Oysaki, bu iktidarın Mavi Akıma ne bir tek vana ne 1 metre boru katkısı olmamıştır; tam tersine, bu işi yürüten enerji bakanlarını Yüce Divana gönderen Meclis soruşturma önergesinde, aralarında şu andaki bakanların da bulunduğu çok sayıda mensubunun imzası vardır.

Mavi Akım konusuna bu hükümetin bir diğer katkısı, bu hattan alınan gazın fiyatında yaptığı değişikliktir. Türkiye, batı hattından doğalgazı metreküpü 128 ile 143 dolar arasındaki fiyatlardan alıyordu. Fiyat farklılığı, gazın değişik anlaşmalara dayalı olarak alınmasından kaynaklanmaktaydı. Bakanları Yüce Divana, Genel Müdürleri mahkemelere gönderilerek yargılanan Mavi Akım gazının metreküpü ise 109 dolara alınmakta idi. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Hükümet, bu farklı anlaşmaları feshederek, Rus doğalgazının tamamını 123 dolardan almaya başlamıştır. Rus tarafından gelen anlaşmadaki formül değişikliğiyle ilgili talebi uluslararası tahkime götürme hakkı varken bunu kullanmamıştır. Karşılıklı görüşme yoluyla anlaşma yoluna gidilmiştir. Zaten, konunun, en karanlık noktası da buradadır. Hukukla çözülme imkânı olan bir konunun içeriği hâlâ bilinmeyen kapalı kapılar ardındaki görüşmelerle çözülme yoluna gidilmesi dahi tek başına kafa karıştırıcıdır.

Değerli milletvekilleri, Ruslarla yapılan yeni doğalgaz anlaşmasında ülkemiz lehine gösterilen hususlar, ayrıntıya inildiğinde, Türkiye için milyarlarca dolarlık bir fazla ödemeyi ifade etmektedir. Yeni anlaşmanın temel savunma argümanı, fiyatı yüksek olan batı doğalgazında indirime gidildiğidir. Bu hattan alınan doğalgazın, Türkiye'nin 25 milyar metreküplük tüketimi içinde 6 milyar metreküplük bir yeri vardır. Bu anlaşmanın süresi 7 yıl sonra bitmektedir. Buna karşılık, 109 dolardan 123 dolara çıkardığınız Mavi Akım gazı, 16 milyar metreküplük bir hacme sahiptir. Mavi Akım Anlaşması 22 yıl daha devam edecektir; dolayısıyla, Türkiye'nin, doğalgazdaki yeni fiyat düzenlemesi sebebiyle, en düşük hesapla dahi, 2 milyar doların üzerinde zararı vardır. Ayrıca, zararı 10 milyar doların üzerine çıkaran hesaplar da yapılmaktadır.

Herhangi bir mecburiyetimiz yokken, ihtiyaç doğmamışken, menfaatımıza aykırı olarak yapılan bu işin elle tutulur tarafı bulunmamaktadır. Sayın Bakan, bir gazeteciye verdiği beyanatta, Rusların haklı olduğunu, formülün yanlış hesaplandığını, tahkime gidilmesi halinde, Rusların kazanacaklarını söylemiştir. Bu nasıl mantıktır?! Anlaşmaya onay veren EPDK'nın, hazineye zarar vermemesi şartını koşması, esasen, anlaşmanın ne gibi sonuçlara yol açacağının ilgili kurumlar tarafından da bilindiğini göstermektedir.

Tüm belgeler ortadayken, hazinenin zarar gördüğü belliyken, böyle bir şartın koşulması, sorumluluğu üstünden atma çabasını ifade etmiyor mu?! Bir yanda, formül değişikliği yaptığı için eski Enerji Bakanını Yüce Divanda yargılatıyorsunuz; diğer tarafta, aynı değişikliği kendiniz yapıyorsunuz. Bu nasıl anlayıştır?! Ya Yüce Divanda yargılanan Bakanın suçsuzluğunu ilan edeceksiniz ya da kendi Enerji Bakanınızı da onun yanına göndereceksiniz, birlikte yargılanacaklar. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, şimdi denilecek ki, evet, Mavi Akımda fiyat artışı oldu; ama, alım miktarı düşürüldü, al ya da öde oranları düşürüldü. Değerli milletvekilleri "al ya da öde" denilen sistem, kullanılmadığı halde parası ödenen gazın havaya verilmesi anlamına gelmemektedir. Bu kavram, malla değil, finansla ilgili bir hususu ifade etmektedir. Buradaki konu, karşı tarafın finans dengesini kurabilmesi için, belirli bir ödeme miktarını garanti etmekten ibarettir. Taahhüt ettiğiniz parayı, zamanı gelince ödüyorsunuz, parasını ödediğiniz bu gazı kullanmamış olsanız dahi alacağınız haline dönüşüyor; yani, bilahare kullanıyorsunuz. Oysa, ifade ettiğim gibi, hükümetin enerji projeksiyonları orta ve uzun vadede enerji açığına işaret etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİRAÇ AKDOĞAN (Devamla) - Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Akdoğan, konuşmanızı tamamlayınız.

MİRAÇ AKDOĞAN (Devamla) - Yeni yatırımlar yapılmadığına göre bu açık nasıl kapatılacaktır; tabiî ki, mevcut kaynaklar zorlanarak kapatılacaktır. Yani, bırakın alım miktarının azalmasını, daha da artacaktır. Bu da, Türkiye'nin zararının katlanması anlamına gelmektedir. Bu konuda, Mecliste, gensoru görüşmesi yapılmıştır, Sayın Bakan çıkıp konuşmuştur; ama, iddiaların hiçbirine doğru dürüst cevap verememiştir, çok şey söylemiş, hiçbir şey anlatmadan kürsüden inmiştir.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, doğalgaz kontrat devirleri, sadece batı hattından alınan doğalgaz için yapılmıştır. Mavi Akım hattında tek alıcı BOTAŞ'tır. Rus tarafı, Mavi Akımda kontrat devri için hiçbir firmaya onay vermemiştir; çünkü, yeni anlaşmayla, Ruslar, bu hattaki tüm risklerinden kurtulmuşlardır. Artık, bütün risk, BOTAŞ'ın; yani, Türkiye'nin üzerindedir. Batı hattından alınan gazla ilgili anlaşma 7 yıl sonra bitiyor, yeni dönemde gaz alım limiti de kalkıyor. Yeni dönemde yapılacak anlaşmalarda, Mavi Akım hattından alınan gaz, bir pazarlık faktörü olarak kullanılamayacaktır. Akıllara, doğal olarak, hep, yeni dönemde gazın daha yüksek fiyatla alınabileceği ihtimalini getiriyor. Evet, böyle bir ihtimal vardır; çünkü, kontrat devri yapılan firmaların hepsinin de arkasında Gasprom'un gölgesi bulunmaktadır. Aynı firmaların şehir içi dağıtım ihalelerinde de bu konuların ortaya çıkması muhtemeldir. Bu durumda, doğalgazı satan, alan ve perakendeci firmaların hepsinin de Gasprom'un kontrolüne geçmesi söz konusu olacaktır. Yani, bu anlaşmalarla, Türkiye'nin enerji stratejisi, bir Rus şirketinin insafına terk edilmiş olmaktadır. Kimsenin Türkiye'yi böyle bir riskle karşı karşıya bırakmaya da hakkı yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİRAÇ AKDOĞAN (Devamla) - Sayın Başkan, 2 dakika daha rica edeceğim.

BAŞKAN - Buyurun.

MİRAÇ AKDOĞAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, AK Parti temsilcileri, gerek Mecliste gerekse diğer platformlarda, sık sık, Enerji Bakanlığındaki yürütülen yolsuzluk operasyonlarından bahsetmektedirler. Doğru, geçmişte Enerji Bakanlığında yolsuzluk operasyonları olmuştur. Ortada bir suç varsa, elbette, sorumluları konusunda gereği de yapılacaktır.

Sayın Enerji Bakanı, gensoru görüşmelerinde, bu dönemde yaptıkları işin adını "yanlış yapan bir ekibin tasfiyesi" olarak koymuştu; ama, aynı operasyonlar iktidarınız döneminde de yapılmıştır. Bu yılın şubat ayında Enerji Bakanlığında yapılan operasyonu herhalde hatırlıyorsunuz. Hani, bir genel müdür, bir genel müdür yardımcısının da aralarında bulunduğu 7 kişinin tutuklandığı operasyon. Yani, kendi döneminizde de yanlış yapan ekip adalet tarafından tasfiye edilmiştir. Bu tasfiye sadece bir eksikle olmuştur; olayın siyasî sorumluları eksiktir. Bu tür operasyonlar başka hükümetlerin döneminde yapılınca işin siyasî sorumluluğu da onlara ait olacak, sizin döneminizde yapılınca sadece tutuklananlar sorumlu olacak, öyle mi?! Bu kadar çifte standartlık olur mu; sayenizde oluyor.

Değerli milletvekilleri, hükümetin en çok övündüğü hususlardan biri de elektrik üretimindeki yerli girdi oranının yüzde 50'ye yükselmesidir. Geçmiş dönemlerde yapılan yatırımlar sayesinde…

---

**Kaynak gösterme:** Miraç Akdoğan (Malatya). “2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(ENERJİ VE TABAİİ, ENERJİ PİYASASI, ULUSAL BOR ARAŞTIRMA, ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ, MADEN TETKİK VE ARAMA , PETROL İŞLERİ, DEVLET SU İŞLERİ, BAYINDIRLIK VE İSKAN, KARAYOLLARI GENEL, TAPU VE KADASTRO GENEL ) xI. TUR”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mirac-akdogan-22-2005-12-20-2006-merkezi-butce-kan-tas-enerji-ve-tabaii-enerji-piyasasi-ulusal (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
