# 2007 yılı merkezi yönetim bütçesi kanun tasarısı (enerji ve tabii kay.bak., enerji piyasası üst kurulu, ulusal bor araştırma enstitüsü, elektrik işleri etüd idaresi gen.müd., türkiye atom enerjisi kurumu, mta genel müd., petorl işleri gen.müd., devlet su işleri gen.müd.) 10 tur

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Miraç Akdoğan (Malatya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim
- **Tarih:** 20 Aralık 2006
- **Gündem:** 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KANUN TASARISI (ENERJİ VE TABİİ KAY.BAK., ENERJİ PİYASASI ÜST KURULU, ULUSAL BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ, ELEKTRİK İŞLERİ ETÜD İDARESİ GEN.MÜD., TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU, MTA GENEL MÜD., PETORL İŞLERİ GEN.MÜD., DEVLET SU İŞLERİ GEN.MÜD.) 10 TUR
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c141/b038/tbmm221410380689.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mirac-akdogan-22-2006-12-20-2007-yili-merkezi-yonetim-butcesi-kanun-tasarisi-enerji-ve-tabii-kay

> Miraç Akdoğan, 20 Aralık 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KANUN TASARISI (ENERJİ VE TABİİ KAY.BAK., ENERJİ PİYASASI ÜST KURULU, ULUSAL BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ, ELEKTRİK İŞLERİ ETÜD İDARESİ GEN.MÜD., TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU, MTA GENEL MÜD., PETORL İŞLERİ GEN.MÜD., DEVLET SU İŞLERİ GEN.MÜD.) 10 TUR); konuşma 3.221 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MİRAÇ AKDOĞAN (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile bağlı ve ilişkili kuruluşların bütçeleri üzerinde Anavatan Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere huzurlarınızda bulunuyorum. Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, aslında, diğer birçok alanda olduğu gibi, enerji konusunda da, geçtiğimiz bir yıl boyunca, maalesef, kayda değer bir ilerleme olmamıştır. Bütçenin içeriği, geçen yıl gibi bu yıl da, maalesef, içi hava dolu, boş bir çuval gibidir. Görüntüde bir kütlesi var gibi, siz öyle görüyorsunuz, ama, içinde kayda değer hiçbir şey yoktur. Bütün bunlara rağmen, biz, eleştiriden ziyade tespit ve teklif içeren değerlendirmelerimizi sizlerle ve milletimizle paylaşmaya çalışacağız.

Değerli milletvekilleri, enerji, çevre ve ekonomiyle birlikte sürdürülebilir kalkınmanın en önemli unsurudur. Sürdürülebilir enerji yaklaşımı, ihtiyacımız olan enerjinin en az finansmanla, en az çevre maliyetiyle, en az sosyal sorunla ve istikrarlı olarak teminini gerektirmektedir. Türkiye, kalkınmakta olan bir ülke konumunda bulunması sebebiyle, enerji ihtiyacı diğer devletlere göre daha hızlı artan bir ülkedir. Ülkemizin enerji tüketiminde ilk sırayı taş kömürü, linyit, petrol, doğal gaz, hidrolik ve jeotermal enerji, odun, hayvan ve bitki artıkları gibi birincil kaynaklar ile güneş enerjisi almakta. Elektrik enerjisi ve kok ise ikincil enerji kaynağı olarak tüketim içinde yerini almaktadır. Ülkemizdeki enerji talebinin yüzde 60'tan fazlası ise dış kaynaklar yoluyla karşılanmaktadır. Son yıllarda birincil enerji tüketiminde büyük artışlar sağlanmışsa da, özellikle elektrik alanında hâlâ gelişmiş ülke ortalamalarının çok gerisinde olduğumuz görülmektedir.

Enerji talebine ilişkin değerlendirmelerde, 2020 yılında 222 milyon ton petrol eş değeri enerji tüketeceğimiz ifade ediliyor; aynı dönemde, brüt enerji talebinin ise, ortalama 460 milyar kilovat saat olarak gerçekleşeceği öngörülmektedir. Bu talebi karşılamak için ortalama 50 bin megavatlık yeni yatırım yapılması gerekmektedir. Bu arada, hâlihazırdaki kurulu gücümüzün yaklaşık 39 bin megavat olduğunu hatırlatmak isterim. Bu tablo, sürdürülebilir enerji politikalarının önemini açıkça ortaya koymaktadır.

Bu vesileyle, ülkemizin gelecekteki enerji talebine ilişkin çeşitli kurumların çok farklı rakamlar ortaya koymalarının yol açtığı kargaşaya da değinmek istiyorum.

Enerji talebi rakamları, Türkiye'nin gelecekte yapması gereken enerji yatırımlarının belirleyicisidir. Yani, bu rakamlarda ortaya çıkan farklılıkların parasal karşılığı 10 milyarlarca dolarla ifade edilmektedir. Resmî açıklamalara göre, Türkiye'nin 2020 yılına kadar yaklaşık 130 milyar dolar yatırım yapması gerekiyor; yani, yılda 10 milyar dolarlık bir enerji yatırımından bahsedilmektedir. Talep senaryolarındaki farklılık, yüzde 50'leri zaman zaman aşabilmektedir, bu da, 50 milyar dolara yakın bir farka işaret etmektedir. Dolayısıyla, enerji konusunun, hem sonuçlan hem maliyetleri bakımından şakaya gelir tarafı yoktur.

Yine hatırlatmak isterim ki, özellikle AKP'li arkadaşlarımızın sıkça dile getirdikleri, nispeten yüksek maliyetli üretim yapan doğal gaz çevrim santrallerinin kurulmasının gerisindeki sebeplerden biri de, işte bu enerji talebi senaryolarındandır. İşin yürütmesine ilişkin siyasi ve ahlaki tartışmalardan bağımsız olarak söylüyorum ki, bu konuda, Türkiye'nin enerji kriziyle karşı karşıya kal- masındansa, nispeten, yüksek maliyetli de olsa, yeterli enerjiye sahip olması konusunda bir tercih yapılmıştır. Daha doğrusu, bu endişelerde kısmi haklılık payı olduğu görülmüşse de, enerji talebine ilişkin değerlendirmelerde abartı bulunduğu açıkça ortadadır. Bu tecrübe ışığında, önümüzdeki yıllara ilişkin enerji talebi senaryolarının sağlıklı ve güvenilir verilere dayandırılması konusunda sorumluluk sahipleri daha dikkatli olmalıdır. Enerji talebi tahminlerinin temel parametreleri olan ekonomik büyüme, nüfus, enerji fiyatları, teknolojik gelişmeler, enerji politikaları ve enerji tasarrufu konuları gerçekçi bir yaklaşımla değerlendirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin jeopolitik konumu enerji konusunda bize fevkalade önemli avantajlar sağlıyor. Dünya enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 90'ı, fosil kaynaklar denen kömür, petrol ve doğal gaza dayalı. Dünyada petrol rezervlerine biçilen ömür kırk yıl, gaz rezervlerine biçilen ömür altmış yıl, kömür rezervlerine biçilen ömür ise yüz elli-iki yüz yıl kadardır. Önümüzdeki dönemde dünyada her yıl ortalama 100 milyar dolarlık enerji yatırımı yapılması gerektiği belirtiliyor.

Dünya petrol rezervlerinin büyük bölümüne sahip olan Orta Doğu ve Orta Asya ülkeleri hemen yanı başımızdadır. Aynı şekilde, dünyanın en büyük enerji tüketicileri olan Avrupa ve diğer Batı ülkeleri de diğer yanımızdadır. Bugün dünyada üretilen petrolün yaklaşık yarısı başka bölgelere taşınmaktadır. Bu oranın 2020'de yüzde 60'ın üzerine çıkması da bekleniyor. Amerika'nın, özellikle de hemen yanı başımızdaki Avrupa Birliğinin, birincil enerji kaynaklarını, ithalat oranının yüzde 70'lerin üzerine çıkaracağı tahmin ediliyor. Bu durum Türkiye'ye dünyanın en önemli enerji terminallerinden biri olma fırsatını da veriyor. Nitekim, Bakû-Tiflis-Ceyhan boru hattı projesini bu doğrultuda atılmış önemli bir adım olarak görüyoruz. Rusya ve Hazar bölgesi doğal gazlarını Avrupa'ya taşıyacak projeler de bu konumu değerlendirmeye yönelik diğer çabalardır. Bununla birlikte, Rusya ve Orta Asya'da henüz proje aşamasına bile getiremediğimiz pek çok enerji fırsatı bulun- maktadır. Bakû-Tiflis-Ceyhan botu hattının, karşılaşılan bütün engellere rağmen, sonuçlandırılmış olması önemli bir başarıdır. Bu projede emeği geçen bütün hükümetleri, bütün başbakanları, bakanları ve bürokratları kutluyoruz. Ancak, doğal gaz projeleri başta olmak üzere, Türkiye'nin enerji terminali olma iddiasını güçlendirecek yeni projelerin geliştirilmesi konusunda son yıllarda dikkat çekici bir yavaşlama yaşandığı da görülüyor. Geçmişte yapılan işlerdeki yanlışlıkları döndüre döndü- re gündeme getirenlerin, kendilerinin yeni ve kalıcı neler yaptıklarını ortaya koymalarını da bu arada bekliyoruz. Çünkü, son yıllarda Bakû-Tiflis-Ceyhan veya Mavi Akım çapında bir enerji projesi geliştirilememiştir. Elbette var olan projeleri devam ettirmek ve sonuçlandırmak önemlidir, ama daha önemli olanı, ülkenin enerji politikalarında köklü değişiklikler yapacak yeni projeler üretilmesi ve hayata geçirilmesi değil midir?

Değerli arkadaşlarım, özellikle AK Partinin sahip olduğu kamuoyu ve Meclis desteği çapında bir güçle iş başına gelmiş bir Hükümetten beklenen, bu fırsatları hayata geçirmesiydi. Maalesef, bu dönem hayal kırıklığıyla geçmiştir. Bu ataletin pratik sonucu, Türk cumhuriyetlerinin doğal gaz rezervlerinin ticaretinin büyük bir hızla Rusların eline geçmesidir, yani Türkiye, kendi ihtiyacı olan ve Türk cumhuriyetlerinden çıkan gazı onlardan değil, Rusya'dan almak zorunda kalmaktadır. Aynı şekilde, Orta Asya ve Orta Doğu petrolleri konusunda Bakû-Tiflis-Ceyhan hariç Türkiye, herhangi bir inisiyatif elde edememiştir. Bakû-Tiflis-Ceyhan'ın önemi, Türkiye'ye sağlayacağı gelirden kaynaklanmamaktadır. Bu projenin Türkiye'ye somut mali katkısı, ilk altı yıl için, Hazineye yılda 18 milyon dolar, BOTAŞ'a da 40 milyon dolar civarında olacaktır. Daha sonra bu miktar 2,5 katına kadar artabiliyor, fakat, bu rakamlar, özellikle de ilk başta öngörülene göre, hayli artan yatırım maliyetiyle kıyaslandığında, Türkiye için çok da önemli değildir. Bu projenin asıl önemi Türkiye'ye enerji alanında stratejik konum sağlamasıdır.

Bu hat, dünyada tüketilen petrolün doksanda l'ini taşıyacaktır. Oysa, bulunduğumuz bölgede dünya petrolünün yarısı üretilmekte, bunun yarısı da başka yerlere taşınmaktadır. Dolayısıyla, sadece bu hat Türkiye'nin hedefleri açısından yeterli değildir, daha doğrusu, olmamalıdır. Kimse sanmasın ki, bu konuda hâlihazırda sahip olduğumuz avantajlar sonuna kadar gidecektir. Türkiye'nin devre dışı bırakılarak, söz konusu bölgelerdeki petrol ve doğal gazın nakline ilişkin alternatifler üretme çabaları bugün her zamankinden daha fazladır. Esasen enerji piyasasında uluslararası bir oyuncu olmanın yolu sadece transit geçiş yeri değil, doğrudan ticari aktör konumuna yükselmekten geçmektedir. Bu fırsat Türkiye'nin elinde her zaman vardı, ama, geçmişten beri söz konusu fırsat çok kolayca ve tamamen vizyonsuzluktan kaynaklanan sebeplerle harcanmıştır.

Değerli milletvekilleri, enerji konusundaki vizyonsuzluk bugüne mahsus da değildir. Osmanlı Sadrazamı Mahmut Şevket Paşa 1913 yılında yazdığı bir raporda "Kuveyt ve Katar gibi çölden ibaret iki kaza yüzünden İngiltere ile ihtilaf çıkaramayız. Bu ehemmiyetsiz topraklardan ne gibi faydamız olabilir?" demektedir. Buna karşılık, aynı yıl, İngiliz Dışişleri Bakanı Sir Edward Grey, politikalarını "temel hedefimiz Basra Körfezi'nde ve onu tamamlar nitelikteki Mezopotamya'da İngiliz çıkarlarını korumaktır." şeklinde ortaya koymuştur. Bugün Amerika'nın her türlü zorluğa göğüs gererek savunduğu küreselleşme politikalarının tercümesinin dünyadaki bütün enerji kaynaklarının Amerika'nın erişimine açık olması anlamına geldiğini bilmeyen yoktur zannediyorum.

Değerli arkadaşlar, artık, bu yüzyıllık enerji uykusundan uyanmak zorundayız. Kendimize sağlıklı, derinlikli ve ileriye dönük, doğru öngörüleri olan bir enerji politikası oluşturmalıyız. Bugün ülkemizde böyle bir politikanın varlığından söz etmek maalesef mümkün değildir. Eğer böyle bir politika olsaydı, Türkiye, tahkime giden firmalara 200 milyon dolara yakın para ödemek zorunda kalmazdı. Eğer böyle bir politikamız olsaydı, Enerji Bakanlığı, sektörün neredeyse tüm taraflarıyla kavgalı durumda bulunmazdı. Eğer böyle bir politikamız olsaydı, nükleer santral konusu ortada bırakılmaz, somut bir sonuca ulaştırılırdı. Eğer böyle bir politikamız olsaydı, mevcut termik ve hidrolik santrallere ilişkin işletme sorunlarına kalıcı çözümler getirildi. Eğer böyle bir politikamız olsaydı, bor ve toryum gibi madenlerin durumu sadece fısıltı gazetelerinde tartışılmaz, bunların en azından ülkemizde işlenmesi için gerekli çalışmalar yapılırdı. Eğer böyle bir politikamız olsaydı, ülkemiz, kaçak akaryakıtın cirit attığı bir yer hâline gelmezdi.

Hepsi bir yana, bugün Türkiye'de elektrik üretiminin maliyetinin bile doğru dürüst hesaplanmadığı bilinen bir gerçektir. Hâlihazırda var olan yap-işlet-devret ve otoprodüktör elektrik fiyatlarının hiçbiri ekonominin kurallarına uygun değildir. Maliyet hesabının olmadığı bir yerde enerji piyasasından bahsetmek ve buna göre ülkenin kaderini belirleyecek modellemcler yapmak mümkün değildir. Bu şartlarda Türkiye'nin enerji ihtiyacını karşılayacak yatırımları sürdürebilmesi mümkün gözükmemektedir. Yani, yüz yıllık uykumuzdan uyanmak yerine, daha derin uykulara dalmak üzereyiz. Oysa, 1980 sonrası rahmetli Özal'ın ufku, Sovyetler Birliğinin dağılması ve Orta Doğu'daki bilinen diğer gelişmeler ile Türk dış politikasında enerji konusunu da içeren büyük bir genişleme yaşatmıştır. Ama, bu dinamik gelişmenin son yıllarda tıkandığını hep beraber görüyoruz. Avrupa Birliği üyeliği sürecinin doğurduğu ve son gelişmeler ışığında henüz kârını, zararını tam olarak kestiremediğimiz hareketlilik bir kenara bırakılırsa, görünen budur.

Değerli milletvekilleri, enerji konusundaki tartışmalarda en çok üzerinde durulan hususlardan biri de, hidroelektrik kaynaklarımızdır. Bugün mevcut hidroelektrik kapasitemiz, enerji ihtiyacımızın dörtte 1 'ine yakınını karşılamaya yetecek güçtedir. Türkiye'nin hidroelektrik enerji potansiyelinin henüz yarısı dahi kullanılamamıştır. Yeni hidroelektrik enerji yatırımlarının, düşük maliyetle, hızlı bir şekilde ve gerçekçi bir yaklaşımla hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu konuda, hâlihazırda kullanılan ve kamuya büyük avantaj sağlıyor gibi gözüken sistemin aslında işler olmadığı bilinmektedir. Bu yaklaşımla, projelerin çoğunluğunun zamanında bitirilmesi, hatta yapılması mümkün olmayacaktır. Oysa, enerjide dışa bağımlılığın mahzurlarına ilişkin gayet heyecanlı nutuklar da atılmaktadır. Yerli kaynakların kullanılması konusunda yapılan işler ise bu nutuklarla çelişmektedir.

Hidroelektrik enerji potansiyelimizi tümüyle kullanabilmek için, yaklaşık 140 civarında olan santrallerimizin sayısını yaklaşık 700'e çıkarmamız gerekmektedir. İnşa hâlinde olan 3 bin megavat kapasiteli 39 santrali saymazsak, kalan 23 bin megavat kapasiteli 500 civarındaki santral için yapılmış doğru dürüst sosyal ve çevre maliyet çalışması da yoktur. Hatta, bu 500 civarındaki santralin elektromekanik teçhizatının ülkemizde imalatıyla ilgili dahi düşünülmüş bir proje ve atılmış adım bulunmamaktadır.

Türkiye, uluslararası kuruluşlar tarafından artık yenilenebilir enerji kapsamında kabul edilmeyen hidroelektrik barajlar konusunda sağlıklı planlamalar yapmak zorundadır.

Öte yandan, yenilenebilir enerji kaynaklarının mutlaka sürekli enerji kaynaklarıyla desteklenmesi gerektiğini de belirtmek istiyorum. Uzun süre yağmur yağmadığı, güneş çıkmadığı veya rüzgâr esmediği dönemlerde bu kaynaklara bağlı enerji üretim tesisleri devre dışı kalacaktır. Bunların boşluğunu mutlaka linyit, doğal gaz, nükleer enerji gibi kaynaklarla çalışan santrallerin doldurması gerekiyor. Yani, enerji ihtiyacımızı sadece hidroelektrik ve yenilenebilir kaynaklara bağlı kılmak hem mümkün değil hem de doğru değildir. Konunun bu açıdan da değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyim.

Değerli arkadaşlarım, enerji konusunda üzerinde en çok durmamız gereken hususlardan birisi de verimliliktir. Enerji verimliliği ile kalkınmışlık arasında doğrusal bir ilişki vardır. Türkiye enerji verimliliği konusunda fevkalade geri durumdadır. Bu çerçevede alınacak önlemler TÜBİTAK tarafından hazırlanan Enerji Teknolojileri Raporu'nda ortaya konuyor. Buna göre, yapı sektöründe bina tasarımlarının bilgisayar kullanılarak optimizasyonu sağlanmalıdır. Dış ortam sıcaklıkları ve gün ışığından en iyi şekilde yararlanmayı sağlayacak pencere sistemleri geliştirilmeli, doğal aydınlatmaya önem verilmelidir. Enerji tasarrufuna yönelik çatılar, kiremitler ve paneller kullanılmalıdır. Enerji, su ve havalandırma sistemlerini düzenleyen ileri kontrol sistemleri tercih edilmelidir. Bölgesel ısıtma ve soğutma sistemlerine yönelinmelidir. Geri kazanılabilir malzemeler ile inşa edilecek binalarda ısı ve elektrik ihtiyaçlarının büyük bölümünün yenilenebilir kaynaklardan sağlanması gerekmektedir. Isının kademeli olarak kullanımı ve geri kazanımı, atıkların işlenmesi, atık suların arıtıla- rak yeniden kullanılması gibi önlemler ciddi miktarda enerji tasarrufu sağlayacaktır. Sanayi sektöründe ise yeni fabrika tasarımları için ileri teknolojinin geliştirilmesi ön plana çıkarılmalıdır. İleri türbin sistemleri, yanma verimini yükselten teknolojiler, ısı enerjisinin kullanımını optimize eden prosesler bunlar arasında sayılabilir.

Endüstriyel ekoloji yaklaşımı çerçevesinde, ömürleri bitmiş ürünlerin ve atıkların geri kazanılarak ürün girdisi olarak kullanılması da bu sürece katkı sağlayacaktır.

Kimya, metalürji, biyoteknoloji alanlarındaki gelişmeler, yeni ve verimli sanayi üretimlerinin yapılabilmesini mümkün kılmaktadır.

Enerjinin en yoğun kullanıldığı alanlardan biri olan ulaştırma sektöründe de yakıt verimliliğini artıran ve emisyonları düşüren teknolojiler hızla gelişmekte, temiz enerji üretimine ilişkin pek çok çalışma da bu arada yapılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, esasen enerjide verimliliğin artırılmasıyla ilgili daha pek çok şeyler söylenebilir. Sadece artan çevre kirliliği ve sera etkisi dahi bu çerçevede etkili önlemler alınmasını gerekli kılıyor. Hâlbuki, Türkiye olarak, biz, henüz iletim ve dağıtım hatlarımızdaki yüzde 20'yi bulan enerji kaybına bile doğru dürüst çözüm bulabilmiş değiliz. Enerjinin verimsiz kullanılmasının en önemli sebeplerinden biri olan kaçak elektrik kullanımı ve eski teknolojiler konusunda da yapılan çok fazla bir şey, maalesef, yoktur.

Verimlilik konusu birçoklarımıza basit ve üzerinde bu kadar ayrıntılı durulması gereksiz bir husus gibi de gelebilir. Ancak, bu durum hiç de öyle değildir. Tasarruf ve verimlilik, literatürde, negatif vat, yani negat-vat santrali olarak ifade edilmektedir. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri'nin, geçtiğimiz otuz beş yılda, gayrisafı millî hasılası yüzde 125'in üzerinde artarken, enerji tüketimi sadece yüzde 30 artmıştır. Bu, Amerika'nın daha az enerjiye ihtiyacı olduğunu değil, enerjiyi verimli kullandığını ortaya koymaktadır. Yani, Amerika, daha az enerji girdisiyle daha fazla gayrisafı millî hasıla üretmiştir. Aynı şekilde, Amerika'yla karşılaştırıldığında fevkalade az enerji kullanan Avrupa devletleri her hâlde taş devrinde yaşamıyor, sadece enerjiyi daha verimli değerlendiriyorlar. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Enerji konusunda dışa bağımlı olan ülkemizin, enerji verimliliğine Amerika ve Avrupa'dan daha fazla önem vermesi gerektiği açıktır. Enerji konusundaki tasarruf tedbirlerini her türlü imkânı kullanarak hayata geçirmenin, örneğin ithal ürünlere uygulanan kısıtlamalardan hiçbir farkı yoktur. Çin'den getirilen ucuz mallara uygulanan vergiyle, binaların izolasyonunu zorunlu tutmak veya az ışık veren kalitesiz ampullerin satışını yasaklamak ülkemiz açısından aynı sonuçları doğuran bir durumdur. Her ikisi de, ülkemiz kaynaklarının gereksiz yere dışarıya gitmesine engel olma amacı taşımaktadır. 1.000 megavat karşılığı enerji tasarrufu ve verimliliği sağlamak, 2-3 katı güçte bir santral kurmaya eş değer sonuç yaratmaktadır. Maharet çok enerji tüketmek değil, kullandığınız enerjiyle olabildiği kadar çok iş yapabilmektir. Bu konuda Elektrik İşleri Etüt İdaresi tarafından yapılan hesaplarda, verimlilik artışı ve tasarrufun ilk etapta Türkiye'ye sağlayacağı faydanın 3 milyar dolar olacağı görülüyor.

Değerli arkadaşlarım, sonuç olarak, enerji alanında yapılması gereken işleri ana başlıklarıyla şu şekilde özetlemek mümkündür:

Enerji girdilerimiz mümkün olduğunca çeşitlendirilmeli ve farklı kaynaklar devreye sokulmalı. Hidrolik, jeotermal, rüzgâr ve linyit gibi yerli kaynaklar dikkatle değerlendirilmelidir.

Arzın yönetilmesi kadar talebin yönetilmesine de önem verilmelidir. Yani, enerji verimliliği ve tasarrufu konusunda ciddi adımlar atılmalıdır.

Sanayide rekabet seviyemizi artıracak enerji maliyeti oluşturulmalıdır. Çünkü, ülkemizdeki sanayici, örneğin Amerika'daki rakibinin 2 katına yakın maliyetle enerji kullanmaktadır.

Enerji koridoru olma özelliğimiz güçlendirilmeli. Ama, esas olanın, enerjiye bekçilik etmek değil, onun ticaretini yapmak, yani sahibi olmak olduğu unutmamalıdır. Enerji üretimi, dağıtımı ve tüketimi konusunda farklı teknolojiler geliştirilmesi ve kullanılması teşvik edilmelidir. Enerji sektörü rekabet esasına dayalı olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Petrol ve doğal gaz depolama kapasitelerimizin artırılması için mevcut projelere ilave çalışmalar yapılmalı, bir stok ajansı kurulmalıdır. Yeni ve ileri teknolojiyle donatılmış rafinerilerin kurulması sağlanmalıdır. Sektörde nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi için gerekli yönlendirmeler yapılmalıdır. Düşük kaliteli kömürler için akışkan yatakta yakma teknolojisine sahip termik santrallerin kurulması teşvik edilmelidir. Kurulacak bütün konvansiyonel tesisler ve otoprodüktör santraller için kojeneras- yon şartı aranmalıdır. Kömür dumansızlaştırma, koklaştırma, gazlaştırma ve sıvılaştırma teknolojileri desteklenmelidir.

Değerli milletvekilleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız, bütün boyutlarıyla değerlendirildiğinde 120 bin çalışana ve 70 milyar dolara yakın bir portföye hükmetmektedir. Bu, Türkiye'nin ihracatına yakın bir miktarı ifade ediyor. Sözünü ettiğimiz portföyün kaynağı da, sonuçta, milletin cebidir. Böylesine devasa bir paranın derinlikli politikalar ve incelikli stratejiler doğrultusunda kullanılması gerektiği açıktır.

Sayın Enerji Bakanımız, Plan ve Bütçe Komisyonundaki sunuşunda Bakanlığının politika ve stratejilerini aşağı yukarı aynı başlıklarla ifade etmişti. Ardından da, Türkiye'nin enerji politikası olmadığından söz etmenin mümkün olmadığını belirtmişti. Yaşadığımız olaylar, konuşmam içerisinde ifade ettiğim hususlar göz önüne alındığında, Türkiye'nin enerji politikalarının maalesef kâğıt üzerinde kaldığı, uygulamanın başka türlü yürüdüğü görülecektir.

Enerji politikamızın olmadığının, bu alandaki tasarrufların başka saiklerle yapıldığının en basit göstergesi, Türkiye'nin dünyanın en pahalı enerjisini kullanan ülkelerden biri olmasıdır. Enerji fiyatlarının yüksekliğinin Türkiye'nin bu kaynakları ithal ediyor olmasıyla ilgisi de yoktur. En az bizim kadar enerjide dışa bağımlı ülkelerde, dolar üzerinden karşılaştırıldığında, elektrik ve akaryakıt fiyatları Türkiye'nin çok çok altındadır.

Bütün devlet politikalarında rastlanan ve rastladığımız yapboz veya deneme yanılma yöntemi enerji alanında da geçerlidir. Bir yerde yapboz var ise, orada politika ve strateji yoktur. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında o kadar çok yapboz işi olmuştur ki, hem bu Bakanlık çalışanları hem sektör hem de konuyla muhatap vatandaşlarımız şaşkınlık içinde kalmışlardır. Örneğin, Maden Tetkik Arama Kurumu önce sahadan çekilip atıl duruma düşürülmüş, sonra yeniden sahaya sürülmüştür. Doğal gazda farklı kontratlar birleştirilmiş ve sonuçta Türkiye gazı eskisinden daha pahalı almaya başlamıştır. Çünkü, fiyatı düşen gaz hem miktarı az hem de kontrat süresi kısa olanıdır; buna karşılık, fiyatı yükselen gaz hem miktarı yüksek hem de kontrat süresi daha uzun olanıdır. Bunların neresinde politika, neresinde strateji vardır değerli arkadaşlarım?

Sayın Enerji Bakanımız, tüm hataları, eksiklikleri, yanlışları geçmiş dönemlere yükleyip, yapılan, edilen ne varsa hepsini de kendisine mal etmektedir. Ama hepimiz iyi biliyoruz ki, bu dönem yapılan çok da fazla bir şey yoktur. Devam eden işler, günahları ve sevaplarıyla, geçmişten devralınanlardır.

Türkiye'nin altın değerindeki dört yılı heba edilmiştir. Geçen yıl da bu kürsüden belirttiğim gibi, Hükümet, enerji alanında tam bir mirasyedidir. Bugüne kadar, içinde vizyon emaresi olan herhangi bir proje yapamamıştır, ciddi hiçbir yeni yatırım gerçekleştirememiştir. Türkiye'de koalisyon hükümetleri döneminde dahi, enerji konusunda, bu dönemde yapılandan daha fazla iş yapılmıştır. Kafalarında geleceğe dair hiçbir plan, proje ve hatta hayal olmadan iş başına gelenlerin Türkiye'yi getirdiği nokta da işte budur.

Değerli arkadaşlarım, Hükümet, gerek enerji konusunda gerekse de diğer alanlarda, sıkıştığı zaman, tüm suçu geçmiş dönemlere atarak kendini kurtarmaya çalışmak istemektedir. Türkiye, 1990Tı yıllar boyunca biriktirdiği problemlerin bedelini 2000 ve 2002 yılları arasında ödemek zorunda kalmıştır; tıpkı, 2002'den beri biriktirilen sorunların bedelini ileriki bir tarihte ödemek zorunda kalacağı gibi. Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin enerji kaynakları bakımından dışa bağımlılığının ve üstelik bunun büyük bölümünün de tek bir ülkeye olmasının yol açabileceği sıkıntıları az çok hepimiz tahmin edebiliriz. Bu çerçevede, doğal gazla üretim yapan elektrik santralleri, sık sık, büyük bir sorun olarak dile getirilmektedir. Buna karşılık, Hükümet, söz konusu santrallerden sözleşmeleri yasal olarak sonlandınlması mümkün olanlar için bu yola başvurmayıp, tam tersine, süre uzatımına gitmiştir. Hatta, bu santrallerin üretimlerinin durdurulması konusunda verilmiş yargı kararları var iken, Bakanlar Kurulu kararıyla üretimin devam etmesi de sağlanmıştır. Peki, gerekçe nedir? Gerekçe, doğal gaz santralleri üretim yapmaz ise Türkiye'nin elektriksiz kalacağıdır. Nispeten ucuz maliyetle ve Keban Barajı'na denk üretim yapabilen Bursa'daki doğal gaz santrali çalıştırılmaz iken, daha pahalı üretim yapan diğer santrallerden elektrik alınmaktadır.

Bu arada, hâlâ, yerli kaynaklara dayalı hidrolik ve termik santrallerin öneminden dem vurulmaktadır. Ama, ne hidrolik kaynakların gerçek anlamda enerji üretimine katkı sağlar hâle getirilmesi sağlanmakta ne de kömüre dayalı yeni teknik santraller kurulup işletmeye alınmaktadır. Hatta, bu konularda doğru dürüst fizibilite dahi yapılamamıştır.

Hidrolik potansiyelimizin ne kadarının çevreye zarar vermeden kullanılabilir olduğu sağlıklı değerlendirmelerle de ortaya konabilmiş değildir. Kömür kaynaklarımızın ne kadarının Kyoto Protokolü engeline takılmadan kullanılabilecek kalitede olduğu da, aynı şekilde, değerlendirilip açıklanmamıştır. Peki, ne yapılmaktadır? Sadece, geçmiş şikâyet edilmekte, karanlık birtakım ilişkiler ile aynı çarpıklıklar devam ettirilmektedir.

Enerji konusu öyle edebiyatla, kürsülerde nutuk atmakla, sağa sola efelenmekle çözülebilecek bir sorun da değildir. Bu sorunun çözümü, doğru stratejiler, doğru planlamalar ve doğru yatırımlar ile mümkündür.

Oysa, son dört yıldır, Türkiye'de, enerji yatırımları daha önce hiç olmadığı kadar azalmıştır. Devletin resmî raporlarında 2010 yılından itibaren ülkenin enerji kriziyle karşı karşıya kalacağı ifade ediliyor. Enerji tesisleri, öyle, üç ayda, beş ayda kurulabilecek tesisler de değildir değerli arkadaşlarım. Örneğin, son günlerde yeniden gündeme gelen nükleer santralin kurulup üretime geçebilmesinin süresi yedi-sekiz yıldır. Ülkemiz şartlarında hidroelektrik ve termik santrallerin kuruluş süresi beş yıldan az değildir. En hızlı inşa edilen doğal gaz santrallerinin üretime geçmesi dahi bir bu- çuk-iki yıl sürmektedir. Yani, bugün, şu anda, diğer bütün işleri bir kenara bırakıp enerji konusunda yoğunlaşsak bile, 2010'a bir şey yetiştirebilmemiz mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, enerji konusu, esasen dinamik ve aydınlık bir konudur. Ama, burada, ister istemez hep karışık ve karanlık taraflarını da konuşmak durumunda da kaldık. Hâlbuki, biz, enerji konusunda ülkemizin elde ettiği göğüs kabartıcı başarıları da konuşmak isterdik. Daha enflasyonun yüzde 10 arttığı son bir yılda, Ankara'da doğal gaz fiyatının nasıl olup da çok daha fazla arttığı konusuna bile giremedik.

Enerji konusundaki sıkıntıların, sabaha kadar konuşsak, bitmeyeceğini biliyoruz. Ama, süremin bittiğini de göz önünde bulundurarak, konuşmamı burada tamamlıyor; bütün bunlara rağmen, Bakanlık bütçemizin hayırlara vesile olmasını diliyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Miraç Akdoğan (Malatya). “2007 yılı merkezi yönetim bütçesi kanun tasarısı (enerji ve tabii kay.bak., enerji piyasası üst kurulu, ulusal bor araştırma enstitüsü, elektrik işleri etüd idaresi gen.müd., türkiye atom enerjisi kurumu, mta genel müd., petorl işleri gen.müd., devlet su işleri gen.müd.) 10 tur”. TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mirac-akdogan-22-2006-12-20-2007-yili-merkezi-yonetim-butcesi-kanun-tasarisi-enerji-ve-tabii-kay (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c141/b038/tbmm221410380689.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
