# 2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (hazine müsteşarlığı, basın-yayın ve enformasyon genel müdürlüğü, türkiye bilimsel ve teknolojik araştırma kurumu başkanlığı, türkiye bilimler akademisi başkanlığı ve atatürk kültür, dil ve tarih yüksek kurumu başkanlığı) altıncı tur

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mithat Melen (MHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim
- **Tarih:** 7 Aralık 2007
- **Gündem:** 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI, BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU BAŞKANLIĞI, TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI VE ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI) ALTINCI TUR
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mithat-melen-23-2007-12-07-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-hazine-mustesarligi

> Mithat Melen (MHP), 7 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI, BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU BAŞKANLIĞI, TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI VE ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI) ALTINCI TUR); konuşma 1.364 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA MİTHAT MELEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hazine Müsteşarlığı 2008 bütçesi ve 2006 yılı Kesin Hesap Kanunu üzerine, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Efendim, aslında, bütçe, temel siyaset belgesi; ortak hedef ve çıkarlara hitap eden bir belge olması gerekir fakat son beş senedir ve özellikle bu sene, öyle açık görünüyor ki bu işi, biz, sıradanlaştırdık. Sanki çok basit bir belgeymiş gibi ve bir ülkenin, gerçekten, geleceğe dönük önemli bir planını, programını yapan meseleyi çok ciddiye almadığımız görünüyor. Sadece biz değil, bakın basın bile öyle, kimse yok ve bu sıradanlaşmak, tabii, tartışmaları da sıradanlaştırıp kişiselleştiriyor. Hâlbuki, bütçe çok önemli bir belge. Bir de düşünün ki Türkiye gayrisafi millî hasılasının yüzde 50’sine yakın bir kısmı -parasal büyüklük olarak- devlet dediğimiz kurum tarafından üretiliyor. Yani devlet, her yerde rüzgâr aslında, yani Ankara rüzgâr. Onun için, bunu daha ciddi olarak ele almakta yarar görüyorum, o sıradanlaşmayı değiştirmemiz lazım. Bundan önce, yine dikkat buyurursanız, bütçe bir güvenoyu kurumu idi. Bütçe yüzünden, bazı hükûmetler düştü, büyük çoğunluğu olan hükûmetler dahi; 1969 yılına dikkatinizi çekerim.

Onun için, bu tartışmaları… Sadece iktidar değil, iktidarıyla muhalefetiyle bunun üzerinde durmamız lazım; belki, gölge bütçeler yapmamız lazım muhalefet olarak ama bu işi ciddiye almamız lazım olduğundan daha fazla.

Mesela, ben de Hazine kurumunun bir mensubuyum, iftihar ediyorum, on altı sene önce ayrıldım ama Hazine, yapısı itibarıyla, ekonomi tespitine yardım eden, hatta, onda inisiyatif alan önemli bir kurum. O da yavaş yavaş, işte, KİT’iyle, dış ekonomik ilişkileriyle, çok uluslu kuruluşlarıyla, borçlanma stratejileriyle, sermaye akımlarıyla, Türk ekonomisinin önemli bir yönlendiricisi. Yavaş yavaş, sanki, devre dışında gibi. Bu, belki bilerek, belki de bilmeyerek yani giden katarın en önünde Merkez Bankası görünüyor, o katar eğer ekonomi katarıysa, arkadan kimin ittiği belli değil. Bunu, sadece IMF’nin üzerine yüklemek de yeterli bir şey değil, oturup onu kendimiz düşünmemiz lazım çünkü o Hazine lokomotifi, kadrosuyla cidden önemli bir kurum ve Türkiye’de, kamu yönetimi içerisinde ciddi değişimi yapabilmiş bir kurum; bugün, yeterlidir kadroları, yapısı ciddidir.

Onun için, o hâkimiyetin tekrar, artık, Hazine içinde yavaş yavaş gelmesi lazım ama o nasıl olacak? Tabii, orada da yine benim gördüğüm, o ekonomi hukukunun yeniden tesis edilmesi gerekiyor. Bakın, yine dikkat buyurursanız, Türkiye’de Hazine, Merkez Bankası, Maliye Bakanlığı, hatta bir adım ileri giderseniz Dışişleri Bakanlığı o kadar fazla ekonomi içerisinde ki kimin ne yaptığı belli değil. Biz, belirli atamalar yaparak, sayın bakanların eline vererek, bunu çözmeye çalışıyoruz, biraz, ağabey-kardeş ilişkisi içerisinde ama biz ki yasama görevini yapıyoruz. önce kendi ekonomi hukukumuzu kendi yönetimimiz içinde temin etmek zorundayız. Piyasayı düzenlerken, piyasayı düzenleyecek yasanın, aynı zamanda ekonomi hukukunu kendi içerisinde düzenlemesi gerekiyor. Onu düzenleyemezseniz sıkıntı çıkıyor, ki gördüğüm sıkıntıların en büyüğü o.

Ee, şimdi, hep bahsediyoruz, söz ediyoruz, işte, beş yıldır… Ki, Sayın Bakan da çok cesur bir biçimde bütçe konuşmasında bunu söylemiş açıkça: “Beş yıl dünyada konjonktür çok iyi gitti, biz de bundan yararlandık ve buraya geldik. IMF programları da rahat uygulandı.” Ama, bundan sonraki beş yılda konjonktürün iyi gitmeyeceği ortada. O zaman, başta Türk ekonomisinde olmak üzere -yani bu dalgalar sadece Türkiye içinden gelmeyecek, dünyadan gelecek- ciddi kırılganlıklar olacak. İşte, “O kırılganlıkları sen yapıyorsun, ben yaptım, ben bunu yaptım şimdiye kadar…” Ki, ben Mecliste hep bunu duyuyorum. Hatta, basın da en çok böyle magazinsel kavgalarla ilgileniyor, işin ciddiyetiyle ilgilenmiyor. Çünkü, eğer bu kırılganlık Türk ekonomisine gelirse rejimi tehlikeye sokar, partileri değil. Gördük geçmişte de. Onun için, bunları ciddiye almak zorundayız.

Yani, şu ana kadar IMF programıyla uygulanmış bir birinci nesil ekonomik programı var. O program, birinci nesil program, kamu hazinesini ve maliyesini düzeltmek üzere yapılmış bir programdır. Ama o bitti artık. Onun için, “biz IMF’ye borcumuzu 27’den 7’ye düşürdük”le falan uğraşacağımıza veya” Döviz fiyatı düşerse ekonomi iyi gidiyor.” gibi konularla uğraşacağımıza, bundan sonra, gerçekten Türkiye’nin önünü açacak, dönüşümü sağlayacak üretim modeline geçmek zorundayız. Bunun için de teknolojisi yüksek, katma değeri yüksek mal ve hizmeti üretmenin önünü açmak ve istihdamı sağlamak zorundayız.

Türkiye 73 milyon. Türkiye’nin en büyük problemi istihdam. O da bence rejime bile tehlike veren bir duruma geldi. Yani, illa terörü ekonomiyle izah etmek istemiyorum bir ekonomist olarak ama onu da çok ciddi biçimde düşünmekte yarar var. Tabii, bu insan gücü yapısıyla da dünyanın mevcut bu durumunda rekabet etmek de çok kolay değil. O rekabeti artırmakla eğitim arasındaki ilişkiyi çok net ve açık biçimde kurmamız lazım. Yani, makro istikrarın kalıcılığı sadece mali istikrardan geçmiyor, ülkenin sosyal istikrarından da geçiyor. Onu da ciddiye almak lazım. Onun için, bu reformları en kısa zamanda yapamazsak, gerçekten, beş yıl sıkıntılı geçecek.

Şimdi, mesela, sosyal güvenlik reformu… Kolay gibi görünüyor ama öyle değil. Kayıt dışılık, çok ciddi sorun. Ee, bunları çözecek bu Türkiye Büyük Millet Meclisi, kimse değil. Yani, sadece Hükûmet değil. Niye Hükûmet değil? Bu ülkenin problemleri sadece Hükûmetle de ilgili değil, Türkiye’nin problemleri.

Mesela, büyüme… Hep büyüme konusunda birbirimize laf attık, “Efendim, ithalat yoluyla büyüyoruz, borçlanma artıyor, büyüme zikzak çiziyor…” Ama, Türkiye bence yeterli büyüyemiyor. Bir tarafı şişmanlıyor, öbür tarafı zayıf kalıyor. Büyük gelir adaletsizlikleri var. Onun için, rakamsal büyümeden çok refahın artmasıyla uğraşmak daha önemli bir mesele.

Tabii, gelir, Gelir İdaresi… Bir baktığınız zaman bütçe kalemlerine, hakikaten, maalesef, tuttuğumuzdan vergi alabilmişiz. Ciddi vergi reformunu da yapamamışız. Bu da çok önemli bir mesele Türkiye’de. Yani, kurumlar vergisini birkaç puan indirmekle Türkiye’de kurumlaşmayı teşvik edemediğimiz gibi, sadece ithalattan alınan vergiyle de -bugün gelir vergisinin önünde ithalattan alınan vergi- Türkiye’de kayıt içiliği de gerçekleştiremiyoruz.

Aslında, 5018 sayılı Kanun -malum, kamu yönetimiyle ilgili, kamu maliyesiyle ilgili kanun- bütçe performansına dayalı bir yapı getiriyordu bu arada. İşte, o yapıyı yapacak -o Kanun’un içinde de var- 2008 yılında Hazinenin bir strateji üretmesi lazım. Bir Strateji Dairesi de var. İşte, o stratejiyi ciddi biçimde tartışmamız gerekiyor. Mesela, 2007 Hazine Finansman Programı’na baktığınızda çok ciddi bir yapılanma var. Şimdi, 2008, 2009, 2010, yani beş yıllık artık stratejiyi de çizmemiz lazım.

Bütçe açık, cari açıklar var, borçla kapatıyoruz. Bunu sadece, borcu azalttık, Türkiye’yi refaha getirdik, birdenbire büyüdükle değil, gerçekten aklı başında bir yapılanmayla çözmemiz lazım. Mesela, kredi notu. Şimdi, o kadar bağlanmışız ki bu kredi notuna. Yarın öbür gün dünya piyasalarında ufacık bir kriz olduğu zaman, bu bizi çok ciddi biçimde etkileyecek. O kredi notunuz hiçbir şey olmaz. Borçlanabilme meselesi, makro ekonomik istikrardan, güçten geçiyor, sadece fazla borç almaktan daha çok ihracat yapmaktan değil. Kaldı ki, o ihracat da o kadar fazla dayalı ki ithalata. Onun için, o ihracatın yapısında üretime dönük katma değeri yüksek yapılanmayı Türkiye yapması lazım. İşte, o, belki piyasanın beklediği, piyasa düzenlemeci kurumların yapması gereken de bu. O mikro reformlar. O mikro reformları…

Ha, onu da söyleyeyim, IMF veya değil, ama bir çapaya ihtiyacınız var, ihtiyacımız var. Nasıl yapacağız bunu? Avrupa Birliği veya IMF, ama biz kendimiz için yapacağız önce. Ama dünyada IMF’yi ve Avrupa Birliğini inkâr ederek böyle işleri yapmak da çok kolay değil. Onun için, oturup onları da, o sonuç odaklı veya süreç odaklı reformları iyi düşünmek lazım, çünkü hep süreç odaklı reform yapmaya çalışıyoruz, hep belirli dönemi idare etmek için. Esas mesele, sonuç, gelecek beş yıl çok ciddi çünkü.

Yani, Türkiye, işte o meşhur pistte yürüyor, taxi yapıyor, havalanacak. Ee, havalanırken işte pilotunuz yanlışsa, elektronik donanımınız iyi değilse ve uçakta belirli mekanik arıza varsa uçak kalkmaz, sadece pistte yürümek yetmiyor. Onun için, o uçağı daha düzeltmemiz lazım. Uçağı, işte onu düzeltecek, herhâlde bu kurum, biziz. Mesele, sonuç odaklı reform; piyasayı düzenlemek, piyasaya o ümidi vermek. Piyasada şu anda o ümit yok, dikkat edin. O ümidi, hakikaten ekonominin selameti için değiştirmekte yarar var.

Efendim, bir şeyin üzerinde çok fazla durmak istiyorum: Kesin hesap. Anayasa, gerçekten 163’üncü maddesiyle kesin hesabın üzerinde o kadar fazla durmuş ki. Şimdi, tartışılıyor: “Bunu kaldıralım Anayasa’dan.” Bence 1961’de o Anayasa’yı yapanların, o günkü düşünenlerin, doğru düşündükleri de ortada ama hiç kesin hesaptan kimse bahsetmiyor. Maalesef, kesin hesap bir ibra mekanizması. Hiç, hiçbirimiz konuşmuyoruz ibradan. O geçmiş hükûmetlerin bile yaptıklarını ibra eden bir mekanizma.

Bugün Türkiye’de birçok insana sorun, hangi yasanın -yani 2006 yılının şu anda geçiyor- geçtiğini bilmezler bile. Anayasa’nın Türkiye Büyük Millet Meclisine verdiği çok önemli bir yetki bu. Yani, biz, kendi meselelerimizi kendimiz konuşmuyoruz, otomatik geçiyor. Bu işin üzerinde de çok durmak lazım. Gerçekten, Kesin Hesap Kanunu, geçmişe dönük yapılan hataları ileride yapmamak için önemli bir imkân veriyor, bunu iyi kullanmak gerektiğine inanıyorum.

Siyasi niyet bu arada çok önemli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİTHAT MELEN (Devamla) – Sayın Başkan, izin verirseniz, bir dakika…

---

**Kaynak gösterme:** Mithat Melen (MHP, İstanbul). “2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (hazine müsteşarlığı, basın-yayın ve enformasyon genel müdürlüğü, türkiye bilimsel ve teknolojik araştırma kurumu başkanlığı, türkiye bilimler akademisi başkanlığı ve atatürk kültür, dil ve tarih yüksek kurumu başkanlığı) altıncı tur”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 7 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mithat-melen-23-2007-12-07-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-hazine-mustesarligi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
