# Kamu finasmanı ve borç yönetiminin düzenlenmesi hakkında kanunda değişiklik yapılması hakkında (s.s.386)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mithat Melen (MHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim
- **Tarih:** 17 Haziran 2009
- **Gündem:** KAMU FİNASMANI VE BORÇ YÖNETİMİNİN DÜZENLENMESİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.386)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mithat-melen-23-2009-06-17-kamu-finasmani-ve-borc-yonetiminin-duzenlenmesi-hakkinda-kanunda-degis

> Mithat Melen (MHP), 17 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU FİNASMANI VE BORÇ YÖNETİMİNİN DÜZENLENMESİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.386)); konuşma 2.368 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA MİTHAT MELEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’la ilgili değişiklik yapılmasına dair tasarı üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, KOBİ finansman sıkıntısını, gerekçede anlatıldığı gibi, kanun başta bu büyüklükteki bir ekonomide çözmek üzere tasarlanmış ve düşünülmüş. Aslında, kredi sisteminde daha etkin işlemesi ve bunun için bir garanti verilmesi için de kaleme alınmış ve bir kredi garanti kurumu bu konuda öngörülüyor ve bu kredi garanti kurumunun bu paraları alıp veya bu garantileri alıp ilgili yerlere dağıtılması tasarlanmış.

(x) 386 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Şimdi, buraya kadar gayet iyi. Niye gayet iyi? Hep yıllardan beri söylenen Türkiye’de iç finansman ihtiyacının en kısa zamanda ve rahat bir biçimde karşılanmasıyla ilgili sorunlardı. Bugün sadece KOBİ’ler değil, Türkiye’de bütün kurumların ciddi biçimde iç finansman sıkıntısı var. İç finansman sıkıntısını da önlemenin gerçekten yolu sadece ve sadece krediden geçmiyor, devletin yardımından da geçmiyor. Onu anlamakta yarar var. Yani devlet her gün balık vererek, balık tutmayı öğretmek yerine, herkesi korumakla aslında görevli değil. Devletin en önemli görevi piyasayı, piyasa ekonomisini işletmek.

Şimdi, bir taraftan piyasa ekonomisini işletmek için her gün piyasaya uygun olmayan işlerle uğraşıp diğer taraftan da yasalarla piyasa ekonomisini işletme gayreti içerisinde olmak. Bence, esas çelişki burada. Yani sadece bu yasayı çıkarmakla veya bu yasanın ilgili maddeleri kullanarak veya bu yasanın verdiği yetkileri kullanarak hazine üzerinden belirli garantiler vermekle belirli işleri çözemeyeceğimizi bilmemiz lazım.

Bir de bilmemiz gerekli daha başka ve daha ciddi bir iş var. O da, daha Türkiye’de henüz ekonomi hukukunu çok ciddi anlamda oturtamamış olmamız.

Bakın, burada her gün başka bir sayın bakan oturuyor, özellikle bu ekonomi konularında yasalar geçerken çünkü Hükûmet içinde de yasal yapı olarak da devletin ekonomi hukukuna bakışı ve koordinasyonu tam anlamıyla düzenlenememiş durumda. Bunu bir daha düşünmemiz lazım. Niye düşünmemiz lazım? Çünkü yıllar boyu bu hataları yapıyoruz yani bu kanunu çıkardık. Bu nasıl uygulanacak? Kim karar verecek? Bir de, tabii, hep Bakanlar Kuruluna yetki. Bakanlar Kuruluna yetki, sayın bakanları da bir konuda ve bakanlıklarda çalışanları da acze itiyor gerçekten ve bürokrasiyi çalıştırmaz hâle geliyor. Bazı şeyler kanun çıkarmadan da çözülebilir. Hâlbuki yukarıya doğru, devamlı yukarıya doğru imzalamak için o bürokraside sorumlu alıyor ve her şey geliyor Sayın Başbakanda tıkanıyor. Yani bir yerde doğru, Hükûmetin de başı, ekonominin de başı Sayın Başbakandır ama bir parça da yetkinin dağıtılması... Daha doğrusu ekonomik yapının, ekonomi hukuku arasındaki ilişkilerin çok sağlam olması lazım. Bu, gerçekten Türkiye'nin aczi ve yirmi seneden, otuz seneden beri bu sıkıntıyı geçiriyoruz ve her seferinde yine hep o -"Torba" lafı çok hoş bir laf- torba kanunlar çıkarıp işte otuz üç tane ayrı yasada, kırk tane ayrı kararnamede yine belirli maddeleri değişip yine sistemin aslını düzeltmeyip yine aynı yerlere geliyoruz.

Şimdi, toplum bekliyor tabii, bu yasa da çıktıktan sonra bazı şeyler rahatlayacak Türkiye'nin önü açılacak diye. Hayır, rahatlamayacak. Yani bununla bir kere kendi kendimizi 1 milyarla kısıtlamışız, orada bir önemli yanlışlık var. Yani 1 milyara kadar verebilir. İkincisi: Mesela, bununla ilgili yetki Maliye Bakanında.

Şimdi, hazine: Türkiye'de hazineyi yıllardan beri kullanamıyoruz, kullanmak istemiyoruz. Aslında devletin atının süvarisi gelen giden bakanlardır ama devletin atı hakikaten hazinedir ekonomik alanlarda. Hazine de üzerindeki süvariyi kolay kolay atmaz, atmaması lazım aynı Dışişleri gibi. Çok önemli şeyler bunlar. Ama biz o atı doğru dürüst kullanamadığımız için, devreye sokamadığımız için ve Merkez Bankası üzerine de çok yüklendiğimiz için, bazen hazine devre dışı kaldığı için makroekonomik açıdan vaziyete hâkim olmak mümkün olmuyor. Bugün bunun gerçek bir göstergesi var: Mesela bu faiz dışı fazla meselesi. Bunun üzerinde durmuyoruz, durmadık. Faiz dışı fazlayı yine itişerek -tırnak içinde söylüyorum- yine itişerek... Niye itişerek diyorum? Kamuoyuyla itişiyoruz bir kere “IMF ile anlaşma imzaladık imzalamadık...” IMF veya başkası, başka bir çapa, Türkiye için gerekli olan bir çapa; IMF, Avrupa Birliği ne olursa olsun önemli değil, Türkiye’nin ne yapması önemli. Orada da neye takılmış kalmışız? Faiz dışı fazlaya takılmış kalmışız ve faiz dışı fazla -ki o da kendi kendimize uydurduğumuz, belki IMF’yi de kandırdığımız çok hoş bir terim- oraya da yüzde 6,5 oranıyla takılmış kalmışız. İşte, o 6,5 oranına takılmak kalmak, belki bugün dolaylı vergileri yüzde 70 civarında tutup doğrudan vergileri yüzde 30’a düşürmekle ilgili bir hâle geldi. İki gün önce çıkardığımız vergi kanununda da bu denge değişmediği gibi, yine, her gün bu KDV’yle ve ÖTV’yle oynayıp üç aylık, iki aylık geçici önlemlerle bunları da kendi kendimize düzeltmeye başladık. İşte, bir an bir sektör, öbür gün öbür sektör. Çünkü sıkıya geldi mi herkes, sistemle değil de kendi sektörünün sıkıntılarıyla ilgili ağlaşıp devlete koşuyor. Esas bunları düzenleyecek hakikaten devlet biziz, yani hepimiz, başta Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendisi. Oturup bunları burada düzenlemek lazım. Bunları böyle on beş günlük, üçer aylık keyfî olarak değil, hiçbir şeyi araştırmadan değil. Yani gene üç aylık bir önlem aldık, bu önlem sonunda bir sektör biraz daha parlayacak, o sektör biraz daha parlayacak. Kesinlikle parlasın, hiç itirazımız yok ama gerçekten bir araştırma yapılmadığı için üç ay sonra o sektörün ne kadar daha fazla ithalat yükü getireceğini hesaplayamamışız mesela. Ama bu arada kamu açığı ve artı nakit açığı devam ettiği için ve özellikle ödemeler bilançosunda açıklar devam ettiği için yine bir ayrı baskı oluşturacak. O baskı da nedir? Kamunun daha fazla borç alanına intikal etmesidir. Yani dış alana da intikal edip şu anda zaten dünyada azalmış bulunan borç imkânının, azalmış ve özellikle bizim de içinde bulunduğumuz ülkelere, yani bu gelişmekte olan ve kalkınan ülkelere gelen -yüzde 80 civarında azalan, geçen yıla kadar- bir kaynak var. Şimdi, bu kaynak da azaldığına göre bu açıklar tekrar bizim dış piyasalara başvurmamıza ve faizi zorlamamıza neden olacak ve faiz yükselecek. Bir taraftan Merkez Bankası faizi indirirken diğer taraftan da biz bu faizin yükünü daha fazla taşır hâle geleceğiz. İşte, sonuçları da çok belli: Büyümenin azalması, tüketimin doğal olarak azalması. Büyümenin ve tüketiminin azalmasından bir ekonomistin korkması lazım, hele kamu maliyesinin daha fazla korkması lazım çünkü Türkiye’de ciddi biçimde bir durgunluk var. İnşallah -bunu dua ederek şey yapıyoruz- dünyada ikinci kere bir çatlama olmaz çünkü görünüyor ki bu yılın sonuna kadar, başta Amerika Birleşik Devletleri, ardından 2010 yılında Avrupa Birliği eğer toparlanmazsa -ki bu ana kadar çok fazla toparlanabilir havaları yok, biraz bir değişiklik oldu ama yaz geliyor, kış bitti. Yazın faaliyetler, özellikle tarımsal faaliyetler daha artacağı için, işte okullar da tatil oluyor falan, biraz daha yumuşadı bütün dünya ama bu piyasalarda kırılganlık sürüyor dünyada- eğer bir daha böyle bir kırılganlık bize yansırsa bize takla attırabilir. Aman bunu da çok böyle hoşumuza gider bir biçimde anlatmıyoruz, korkarak söylüyoruz. İnşallah Türkiye böyle bir ortama tekrar girmez ama nasıl giriyoruz bu ortama? Bakın, büyüme azalarak, tüketim azalarak, vergi esnekliğini kaybettiğimiz bir şekilde giriyoruz. Çok ciddi oranda, Türkiye’de ikide bir bu vergi kanunlarını hesapsız ve bence gereksiz yere, hiç aslını çözemeden yani tabana yaymadan, ileriye dönük strateji yapmadan vergi esnekliğini ikide bir kaybettiğimiz zaman ortaya bu sıkıntılı durum geçiyor.

Şimdi, ne yapmak lazım? Tabii yani her şeyi söylemek yetmiyor. Ayrıca bunların çok kolay olmadığını da biliyoruz. Yani buradan böyle sadece ahkâm kesmek değil bunlar. Bunlar çok kolay değil. Bunları yapmak için önce kararlı olmak lazım ama bir kere Hükûmette bu kararlılık yok daha henüz, o görünmüyor açıkça. Tabii, çok ciddi endişe ediyor herkes, bunu da görüyorum. Ayrıca hep burada, bu kürsülerde “Eskiden böyle oldu, siz şöyle yaptınız, böyle yaptınız…” falan ama dikkat edin, ekonomik sıkıntılarla gelenler ekonomik sıkıntılarla da giderler. Onun için bu iş ciddi. Ayrıca bu iş o kadar ciddi ki yani “Kim gitsin kim gitmesin”den çok “Bu çatı çökmesin”le ilgili. Yani bu rejim ve çatı ekonomik problemlerle çökmesin çünkü Türkiye gerçekten piyasalarda ateşin olduğu bir ülke hâline geldi, işler bayağı ciddi. Şimdi istihdam paketi de evet hoş, o da hoş, bu ateşi söndürmeye yönelik bir paket belki ama dikkat edin, yarın iş yaratacak bir paket değil yani eğittiğiniz insanlar yarın sabahleyin bir iş kuracak değiller. Ayrıca, alınan bütün o teşvik önlemlerinin birçoğu doğru, birçoğuna katılıyorum, içinde bizim de emeğimiz var fakat bunların hiçbiri 2012 yılından önce Türkiye’yi düzlüğe çıkaracak çabuk önlemler değil yani biz iki seneyi atlatamayız o önlemlerle, o önlemler yetmez. Türkiye’de üretim motorunu tekrar ateşlemek lazım, tekrar üretmeye dönmemiz lazım.

Şimdi, kabul edin, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde hepimiz kabul edelim, bırakın her şeyi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendi sistemi nasıl işliyor, ne kadar yavaş işliyor. Son bir aydır, bence, ne kadar lüzumsuz işlerle uğraştık, işin aslıyla bir türlü uğraşmadık, hiç derinine inmedik bu işlerin, hep kendi kendimizi oyaladık ve zannettik ki bunlarla yani kamuoyu da bizi anlıyor. Hiç anladıkları yok, olmadığı gibi hiç kimse de ilgilenmiyor. Zaten biz de ilgilenmiyoruz, şu hâlimize bakın, en önemli kanunlardan biri çıkıyor, hiç kimsenin ilgilendiği yok. Niye yok? Çünkü, yani “Nasıl olsa ekonomi kendi kendine işler.” Hayır, işlemiyor maalesef. Tabii, inşallah işler de. Bu seneyi de özellikle ekim ayına doğru sıkıntısız geçirmek dileğim var çünkü bu sıkıntılar hepimizi etkiliyor.

Şimdi, kayıt dışılık mesela. Hep kayıt dışılığı önlemekten bahsettik. Efendim, Türkiye’de resmî rakamlara göre kayıt dışılık öyle bir hâle geldi ki artık tutulamaz hâle geldi yani yüzde 50’lerin de üzerini aştı. Hiçbir şeyin kaydını tutamaz hâle geldik. Yani devletin, kamunun, bir kere, kendi ekonomisiyle ilgili kendi altyapısını düzgün yapmaması, yapamaması, kendi kendini düzenleyememesi, sonra piyasayı düzenlemeye kalkması zor iş. Biz piyasayı düzenlemekle uğraşırken kendi altyapımızı, ekonomik altyapımızı -hukuk başta olmak üzere- düzenleyemiyoruz, düzenlemedik. E, tabii yani şimdiye kadar hiçbir şey yapılmadı anlamında değil bu bütün dediklerim. Tabii, mutlaka yapılıyor, herkes de yapıyor, herkesin de samimi olduğuna inanıyorum ama eksik yapılıyor veya sistemi yeni baştan kurmak gereğimiz var hep birlikte; yeni bir sistem kurmamız lazım bu finansman dâhil. Türkiye’de bankacılık sisteminde de -ki bu kanunda da öyle, bunu çıkarmanız yetmez- Bankacılık Kanunu’nda da belirli değişiklikler yapmanız lazım. Ayrıca, bunu çıkardığınız zaman alınan o son teşvik önlemleri var ya onları da yeni baştan gözden geçirmeniz lazım çünkü burada çelişkiler var çok dikkatli bakarsak.

Bütün meselemiz vergiyi yaygınlaştırmak olmasına rağmen tersini yapmak… Yüksek iç borç döndürme oranında da çok büyük sıkıntı var. Bakın, artık iç ve dış borç döndürme oranlarında sıkıntıya düşüyoruz her geçen gün.

Şimdi, iç ve dış borcu döndürmenin önemi şurada: Yani siz devamlı borç alır, devamlı borç öder bir ülkeyseniz, ki, bu bütün dünyada böyle. Dünyanın en borçlu ülkelerinden bir tanesi Amerika’dır, öbürkü de İsveç’tir ama borç döndürme oranları yüksektir, çok borç döndürürler, borçlar birikmez. Bizim sıkıntımız borçlar birikiyor. Borçlar biriktikçe de, işte bu sefer kamuda birikti, bu sefer özel sektörde birikti diye kendi kendimizi de arada sırada kandırıyoruz ama çok tehlikeli. Kamunun, özel sektörün borcu yok, Türkiye’nin borcu var ve bu borçlar gittikçe zorlamaya başladı hakikaten. Döndürmede sıkıntı çektikçe de faiz dengesini bozuyoruz. Faizi de şöyle halledemeyiz: Yani emirle faiz de indiremeyiz veya faiz de kaldıramayız. Aranızda birçok iş adamı var, iş adamları bu işi çok iyi bilirler. Siz ekonomik ve siyasi bir istikrar olmazsa yatırım yapmazsınız, talep olmazsa yatırım yapmayı düşünmezsiniz. Türkiye’de dünyadan da gelen etkiyle talep ciddi bir biçimde düştü. Talep düştüğü zaman da yatırım yapma oranınız azalır ve orada ciddi sıkıntılar baş gösterir.

Bu arada şunu belirtmemde de yarar var: Şu son geçen altı ayda bir geçmişe bakalım, bütçe şeffaflığını da yitirir hâle geldik. Bütçe şeffaflığında da çok ciddi sorun var, okuyamıyoruz yani bugün. Mesela, bakın hazinenin nakit dengesine, nakit akışına, orada okuyamadığımız bazı şeyler var. Yani Türkiye bir taraftan açık veriyor, bir taraftan, kendi nakit dengesinde bazı dengeler var. Yani hesap edemediğimiz paralar, hesap edemediğimiz girdiler mi var yoksa bir yerden bulup hep kapatmaya çalışıp bir yere yamayıp öbür tarafı açık mı bırakıyoruz?

İşte, bütün bunlar bu kamu finansmanı ve borç yönetiminin yeniden düzenlenmesiyle üç satırlık bir kanunun meselesi değil. Bu geçici bir şey. Üç satırla bir dönem, çok kısa bir süre belirli bir kesime bir rahatlatma imkânı vereceksiniz. O da nasıl vereceksiniz? Yine hazine üzerinden vereceksiniz ama hazine üzerinden verirken de Maliye Bakanlığı yetkili. Bakın bugünkü yasaya da. Bunun koordinasyonuyla kim yetkili? Bir Başbakan Yardımcısı yetkili ama aralarında hiçbir hukuki, resmî ilişki yok. Resmî ilişkiler yazılmamış, hukuka şey yapılmamış. Yarın burada çok ciddi biçimde imzalama sorunları çıkacak. Şimdi, bürokraside –birçoğumuz da bürokrasiden geldik- her gün herkes imzadan nasıl kaçıyor, görüyoruz, çünkü sonunda yargılananlar onlar oluyorlar. Ama esas sorumluluğu, siyasi sorumluluğu kimse almamış oluyor. Bunu da çözmemiz lazım. Burada bu kadar önemli paralara imza attırıyoruz, o bürokratlara ve sorumlulukları almıyoruz, sorumluluklar onlarda kalıyor. Bununla da ilgili hakikaten oturup düşünüp sorumluluk almamız lazım, Parlamento olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak ki, bu imzaları rahat atsınlar, Türkiye’ye inandıkları için atsınlar bu arkadaşlarımız.

Efendim, tekrar yasada mesela, Toprak Mahsulleri Ofisine yine inanılmaz bir yetki verilmiş. Bu da belki tarihte ilk defa olan bir şey. Şimdi, Türkiye’de kamu kurumlarının ne gün nasıl yetkilendirileceği de belli değil. Evet, kanunları var, yasaları var, her şeyleri var ama bir sabahleyin bunları bunları da yap diyorlar. İşte “bir gün arpa al, buğday al, ertesi gün senet ihraç et, ertesi gün bankacılıkla oyna, işte yurt dışında bilmem ne yap falan” gibi…

E bunlar çok ciddidir yani. Nasıl bir ülkedir ki, bir türlü mali ve finansal koordinasyonu kendi kendimize düzenlemeyip veya düzenleyemeyip el yordamıyla her gün bir başka yasa çıkararak veyahut da bir torba kanunun kimsenin anlamadığı 33’üncü maddesinin (a) fıkrasına göre birisine yetki verip, onun da anlamadığı, okuyanın da sonra anlamadığı ve nasıl uygulayacağını bilmediği bir hâle getiriyoruz. Türkiye'de esas mesele, galiba, sistemin bir yerden ama bizim tarafımızdan -hepimizin, kimseyi suçlamıyorum- yavaş yavaş çatlatılmaya başladığı bir döneme girdik. Kimse sorumluluğunu almıyor, kimse sorumluluk almak istemiyor ve herkes topu birbirine atmak istiyor ama esas burada sorumluluk alması gereken herhâlde Türkiye Büyük Millet Meclisinden başka bir makam değil ama onun da başta ekonomi olmak üzere çok ilgilendiğini görmüyorum çünkü ekonomi kanunları, ekonomi yasaları çok medyatik olmadığı için kimseyi ilgilendirmiyor, hele medyayı hiç ilgilendirmiyor birkaç kişinin dışında ama Türkiye’yi o kadar ilgilendiriyor ki gelecek iki senemizi… Gelecek iki sene içerisinde Türkiye ciddi sıkıntılara girebilir, ekonomik sıkıntılara girebilir ve ekonomik sıkıntılar içerisinden üç tane Bakanlar Kurulu kararıyla şey çıkarıp -işte eğitim gibi, istihdam gibi veya binaları boyatmak gibi- bazı işleri çözemeyebiliriz. Çünkü iş gücü de öyle bir iş gücü ki dünya standartlarında değil, eğitimi az, teknik düzeyi az, dünyayla rekabet edebilecek gibi değil. Nüfus da her zaman büyük bir nüfus ve aşağı yukarı 5 milyon gencin de işsiz olduğunu unutmamakta yarar var.

Aslında benim söylediklerim çok kötümserlik değil, bazı şeylerin düzeltilmesiyle ilgili. Yani bunları da biz yapabiliriz diye düşünüyorum ve ekonomiye daha fazla inanıp, daha fazla ciddiye alıp ve daha fazla bunu tartışıp ve kendi yolumuzu kendimiz seçmek zorunda olduğumuza inanıyorum.

Bu görüş ve duygularla yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mithat Melen (MHP, İstanbul). “Kamu finasmanı ve borç yönetiminin düzenlenmesi hakkında kanunda değişiklik yapılması hakkında (s.s.386)”. TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim tutanağı, 17 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mithat-melen-23-2009-06-17-kamu-finasmani-ve-borc-yonetiminin-duzenlenmesi-hakkinda-kanunda-degis (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
