# Ermeni soykırımı iddialarına karşı gerçeklerin ortaya çıkarılması konusunda (8/19-20)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mücahit Daloğlu (AK Parti, Erzurum)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim
- **Tarih:** 13 Nisan 2005
- **Gündem:** ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARINA KARŞI GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKARILMASI KONUSUNDA (8/19-20)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mucahit-daloglu-22-2005-04-13-ermeni-soykirimi-iddialarina-karsi-gerceklerin-ortaya-cikarilmasi-konu

> Mücahit Daloğlu (AK Parti), 13 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARINA KARŞI GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKARILMASI KONUSUNDA (8/19-20)); konuşma 1.265 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA MÜCAHİT DALOĞLU (Erzurum)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye Büyük Millet Meclisinin açmış olduğu genel görüşmede sözde Ermeni iddialarını anlatmak üzere huzurunuzdayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel değerli Dışişleri Bakanımız ifade ettiler; ancak, giriş cümleme aldığım için sizlerle ben de paylaşmak istiyorum. Ermeni meselesini anlatırken ve konuşmamızın sonuna kadar defalarca Ermenilerden bahsedeceğimizden dolayı, Türk Milletiyle bin yıl beraber yaşamış ve ticaretimize, sanatımıza, musikimize, bestemize, güftemize, mimarîmize büyük katkıları olmuş ve büyük sanatkârlar yetiştirmiş olan Ermenilerimizi kesinlikle bu konunun dışında tutuyoruz. Bizim burada iddia etmek istediğimiz konu, terörist çete örgütleridir ve onların yalanlarına çanak tutan çevrelerdir. Böylece, Ermeni meselesini anlatırken, siyasî kimliğimizin dışında, bir tarihçi ve bir arşivci olarak, huzurlarınızda konuşurken, yararlandığım, Tapu Kadastro Arşivi, emekli Büyükelçimiz Kâmuran Gürün'ün Ermeni Dosyası, Esat Uras Hocamızın Tarihteki Ermeni ve Ermeni Mezalimi, rahmetli Kâzım Karabekir'in Türk İstiklal Harbimiz ve Ali Fuat Cebesoy'un Moskova Anıları gibi arşiv kaynaklarıyla sizleri aydınlatmaya çalışacağım; tekrar, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, biz Anadolu'ya geldiğimizde, Anadolu'da, o güne kadar hiçbir devlet kurmamış, hiçbir millî kimlik ibraz edememiş birçok boylar vardı. Biz Malazgirt Savaşını, zannedersem, Bizanslılarla yaptık, Romen Diyojen'le yaptık; 1071. Hatta, ondan öncesinde de, 1048'de, Kars Ani ve Erzurum Pasinler Savaşını yaparak Anadolu'ya girdik ve o günün şartlarında, Ermeniler de, dağınık küçük krallıklar, prenslikler, Gürcü Krallıkları gibi başlıklar adı altında, daha evvel Anadolu'ya hükümran olan Perslerin, Medlerin, daha sonra Romalıların egemenlikleri altında çok da huzurlu yaşamamışlardır ve biz, Anadolu'da, Türkiye Selçukluları ve peşine de Osmanlı Devleti dönemindeki bin yıllık sürede, hem Ermenilerle hem de Ermenilerin dışındaki azınlıklarla, gerçekten, hem kardeşçe hem dostça hem de onların bizim tarihimize ve coğrafyamıza katmış olduğu zenginliklerle beraber yaşadık ve bugün de, onlardan kalan, ama kilise, ama manastır, ama bir taş köprü veya musiki tarihimizin repertuarını zenginleştiren onların bestelerini, biz, titizlikle koruyoruz ve bunlardan gurur da duyuyoruz.

Ancak, Türkler, tarih yapan bir millet olarak, Orta Asya'dan çıkmış, Orta Avrupa'ya, Roma'ya kadar gelmişlerdir. Ben bunu sormak istiyorum ve tartışmak istiyorum. Roma'ya kadar gelen Türkler, çok dinamik bir süreci yaşayan Türkler, yani, Orta Asya'dan, Çinlilerden, Slavlardan, Perslerden, Macaristan'a, Roma'ya kadar geliyor, Akdeniz kavimleriyle, ikibinbeşyüz yıllık yazılı tarihinde komşuluk yapıyor, hiç böyle bir iddia yok; Mısır'a kadar, Trablusgarp'a kadar, Magrip ülkelerine kadar hiç böyle bir iddia yok; mutlaka Ermenilerle ilgili de aslında böyle bir olay yok; ama, sözde iddia var, ne yapacaksın... Ne mi yapacağız; işte, o zaman -biraz evvel değerli üstadımız Sayın Elekdağ da ifade ettiler -bilim adamlarına rehber, ışık, arşivlerimizdir ve zamanında ve zamanın gerçekleri ışığı altında yazılan belgelerdir. Türk Milleti olarak ve Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, mutlaka, biz de bu arşivlerden yararlanarak yola çıkmak istiyoruz.

Değerli milletvekillerim, Doğu Anadolu Bölgesinde, Ani'de, Ani Ermeni Krallığı -bugün Kars sınırları içerisinde, Arpaçay hududunda, bazı tarihî eserleri bağrında bulunduran bir medeniyet merkezi- ve Vaspurakan Ermeni Krallığı gibi iki Ermeni krallığı, Bizans İmparatorluğuna yüzyirmi yıl gibi bir zaman bağımlı yaşamış, ondan sonra dağılmışlardır. Biz, Anadolu'yu teslim aldığımızda ve fetihlerle Anadolu'nun Türkleşmesini ve İslamlaşmasını sağladığımızda Ermeniler Anadolu'da dağınık halde yaşıyorlardı ve birçoğunun mezheplerinden dolayı -malumunuzdur, Ermeniler Gregoryan Mezhebine mensup; ama, Anadolu'da o zamanki Bizans, Roma, Katolik ve Ortodoks olarak bulunuyorlardı. Dolayısıyla, bunlar daha ziyade İran'dan da etkilenerek Gregoryan Mezhebine sahip olduklarından dolayı- Hıristiyan ve Haçlı taassubunu tarihte hep görmüşüzdür, baskı atında kalmışlardır, dinlerini, kiliselerini zor yaşatmışlardır; ama, Osmanlı ve Selçuklu toplumlarında bin yıl bu hoşgörüyü yaşayarak mutlu olmuşlardır, böylece kültürlerini, dinlerini ve sanatlarını da yaşatarak gelmişlerdir.

Ancak, ne olduysa, değerli milletvekilleri, 19 uncu Yüzyılın ortalarında ipler koptu. Nasıl koptu... Malumunuz, Osmanlı Devletindeki yıkılma, gerileme ve yenilik hareketlerine, Batı'daki gelişmelere ayak uyduramama süreci başlayınca, devlet zayıfladı. Zaten, düveli muazzama, çeşitli baskılarla Osmanlı Devletini parçalamak istiyordu. Fransız İhtilalinin yaymış olduğu milliyetçilik akımları, zaten, Avrupa'daki Sırpları, Hırvatları, çeşitli kavimleri, Yunanistan'ı bağımsız hale getirmişti. Ondan sonra, Arap ülkeleri de, Müslüman olmamıza rağmen, onlar da bağımsızlıklarını istiyorlardı. İşte, bu arada yapılan ıslahat hareketlerinde, özellikle Gülhane Hattı Hümayununda, o zamanki Dışişleri Bakanımız ve daha sonraki Başbakanımız Mustafa Reşit Paşaya, Batılı devletlerin ve o günkü konjonktürel durumun da etkisiyle, Ermeni cemaati üzerinde bir ıslahat yapılması, bazı hakların verilmesi tab edilmiştir, konuşulmuştur. Gülhane Hattı Hümayundan sonra, 1853 ıslahat fermanında, 1856 Kırım Savaşının sonundaki Paris Antlaşmasının 16 ncı maddesinde, daha sonra 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, tarihçilerimizin 93 Harbi dediği bu savaştan sonraki Berlin Antlaşmasının 61 inci maddesinde Ermeni cemaati üzerinde ve onların sosyal, iktisadî hakları üzerinde bağımsızlığa yönelik bazı değişiklikler ve haklar elde edilmiştir.

Bunun nedeni de, değerli milletvekilleri, 1829'daki Osmanlı-Rus Savaşından sonra Yunanistan bağımsız olunca, Ermeniler de bundan istifadeyle -çünkü, Ruslar Edirne'yi de işgal etmişlerdi- Ermeni Patriği Nerses Efendi idaresinde Edirne patrikleri, Rus işgal kuvvetleri komutanına başvurarak, Ermenilerin de bağımsız olmalarını arzu etmişler ve istemişlerdir. Böyle bir süreç geliyor.

Efendim, Osmanlı idaresi ne yapmıştır; bakın, onu arz edeyim: Biraz evvel değerli Dışişleri Bakanım isim ifade etmediler; ama, Osmanlı yönetiminde, birçok, ticarî hayatta büyük ve zengin aileler yetişmiştir. Niçin?.. Ticaret özgürdü. Bakın, bu ailelerden bir kısmı, mesela, 1847'de çok zengin olan Mihran Düz ailesi, Karabet ailesi, Arakel ve Bogos aileleri. Bunlar, Türkiye'de, hür ortamda, ticarette zengin olmuş Ermeni ailelerdir -olsunlar; ama, bu gerçekleri görmek istiyoruz- ve bunların bir kısmı da önemli görevlerde bulunmuşlardır. Hepsini sayıp sizi yormak istemiyorum; ama, Birinci Meşrutiyet Meclisinde, Gabriyel Noradunkyan Hariciye Nazırıdır değerli milletvekilleri. Bir devlet düşünün ki, elbette vatandaşına seçme ve seçilme hakkını veriyor ve onun bir milletvekili, Osmanlı Devleti gibi cihan devletinin, halen o günlerde 5 000 000 kilometrekareye hükmeden cihan devletinin Hariciye Nazırı olabiliyor. Bunu, bütün dünya kamuoyuna, bu kürsüden, acizane, arz etmek istiyorum. Dahası, Sebuh Manas Paris Elçisi, Pol Manas Paris Büyükelçiliğinde İkinci Kâtip, Artin Dadyan -isimler uzatılabilir- Andan Tıngır Paşa, Serdar-ı Ekrem Ömer Paşanın tercümanı; yani, Osmanlı Devletinin tercüme odası, aynı zamanda, Ermenilere ve Rumlara -ille onlara değil ama- yabancı dilleri vesilesiyle, bir kısmın daha okumuş olması vesilesiyle, bunlara bırakılmıştır. Acaba, Türkler niye okuyamamıştı; onu da konuşabiliriz. Türkler niye ticaret erbabı olamamıştı? Serhat boylarında, akıncı olarak, tımarlı sipahi olarak birçok yerde istihdam edilen Türkler, mutlaka bu konuda biraz geri kalmışlardı.

Bir parantez açarak, Mustafa Kemal, Ulu Önder Atatürk, 1924'te Adana'yı -Bahçe İlçesini- ziyaretlerinde "bu konak kimin" diye soruyor, bu, efendim, Pastırmacıyan'ın" diyorlar, "ya şu taş konak kimin...", "Bu da Sıvacıyan'ın", "peki, bizim Mehmet Beyin hiç konağı yok mu? Siz neredeydiniz" deyince " biz askerdeydik Paşam" diyorlar. Bu da, evet, bizim kaderimiz. Efendim, izninizle -bu isimleri çoğaltmak mümkün- burayı ben geçiyorum.

Böylece, Osmanlı Devleti zamanında hür bir şekilde yaşayan Ermeniler, çok da mutlu; milleti sadıka diyoruz, sadık millet, dost millet; gerçekten hiçbir problem de yaşamamışız; ama, 19 uncu Yüzyılın sonlarında ve 20 nci Yüzyılın başlarında problemler geliyor. Sebep şudur: Değerli milletvekilleri, sözde Ermeni iddiaları, aslına bakarsanız, Ermenilerin bir iddiası olmaktan çıkmıştır. İşin başında, başta Rusya ve İngiltere'nin, Osmanlı Devleti üzerinde tarihî arzularına ulaşmak kaygılarıyla ortaya koydukları bir senaryodur ve bunu Ermenilere oynatmışlardır; ama, Birinci Dünya Savaşı öncesinde de, Batılı devletlerin, İtilaf Devletlerinin, Osmanlı Devletinin de Almanya saflarında savaşa katılmasıyla beraber, bize düşmanlık adına onları içimizden koparmak ve bir terör yaratmak için yapılan yardımlarla başlayan bir anarşist hareketine dönüşmüştür.

Bu noktadan, tehcir konusuna geçmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, tehcir, 1915'in 24 Nisanında başlayıp, 1916'nın 28 Şubatında biten on aylık, onbuçuk aylık bir dönemde, Doğu Anadolu Bölgesinin özellikle, Rus işgal kuvvetlerine rehberlik yapan ve Türk istihkâm yollarını, ulaşım yollarını ve askerî birliklerin yollarını kesen Ermenilerin buradan alınarak, yine aynı Osmanlı topraklarında başka bir yere göçü manasındadır. Halbuki, tehcir veya deportation dedikleri konu, bir ülkeden alıp başka bir ülkeye, sınırları dışına atmaktır. Bunun altını çizmek istiyoruz. Yani, biz, Ermeni vatandaşlarımızı Çin'e veya Hindistan'a veya Madagaskar'a göndermemişiz. Nereye; Suriye'ye, Lübnan'a ki, o zaman bunların hepsi bir Osmanlı eyaleti, Osmanlı toprağı. Kuzey Afrika'dan Halep, Şam, Trablusgarp ve Lübnan, Beyrut; ama, giderken de 6 tane önemli merkez tayin etmişiz. Yani, bu vatandaşlarımızı, değerli hemşerilerim...

Affedersiniz, özür diliyorum, değerli milletvekilleri... Bağışlayın, dün Erzurum'daydık, biraz öyle oldu, affedersiniz.

---

**Kaynak gösterme:** Mücahit Daloğlu (AK Parti, Erzurum). “Ermeni soykırımı iddialarına karşı gerçeklerin ortaya çıkarılması konusunda (8/19-20)”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 13 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mucahit-daloglu-22-2005-04-13-ermeni-soykirimi-iddialarina-karsi-gerceklerin-ortaya-cikarilmasi-konu (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
