# Tc devletinin para birimi hakkında kanun tasarısı (ss.356)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Muharrem Karslı (AK Parti, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim
- **Tarih:** 28 Ocak 2004
- **Gündem:** TC DEVLETİNİN PARA BİRİMİ HAKKINDA KANUN TASARISI (SS.356)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-karsli-22-2004-01-28-tc-devletinin-para-birimi-hakkinda-kanun-tasarisi-ss-356

> Muharrem Karslı (AK Parti), 28 Ocak 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TC DEVLETİNİN PARA BİRİMİ HAKKINDA KANUN TASARISI (SS.356)); konuşma 2.260 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUHARREM KARSLI (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 356 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun görüşlerini sizlerle paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum; hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Bugün, yeni bir Türk Lirası ihdas etme ihtiyacını duyuyorsak, bu, otuz yıldır devam eden enflasyonun ve bu enflasyonun paramızın sonuna ilave ettiği sıfırların sonucudur. Enflasyon devam ettiği sürece, her üç yılda ya da dört yılda bir, paramızın sonuna bir sıfır eklenmiştir. Böylece, gele gele, 6 tane fuzuli sıfır birikmiş oluyor. Şimdi, onları atmanın, o sıfırlardan kurtulmanın ve o sıfırlara hamallık yapmamanın yollarını aramak üzere, yeni bir kanun çıkarma ihtiyacını duymuş bulunuyoruz.

Enflasyonun tarihçesine şöyle kısaca bir göz atacak olursak, Türkiye'de, içinde yaşadığımız enflasyon, cumhuriyet tarihi içinde dördüncü enflasyondur. Bunlardan birincisi, Atatürk döneminde, daha küçük çaplı ve kalkınma hamlelerinin sonucunda ortaya çıkan bir enflasyondur. İkincisi, İkinci Dünya Savaşı şartları içinde ve İnönü döneminde, savaş masraflarının meydana getirdiği enflasyondur. Bunlar da, nispeten, ılımlı enflasyonlar olarak tarihimize geçmiştir.

Daha büyük bir enflasyon, 1953 yılından itibaren, Menderes döneminde yaşandı. Daha değişik sebeplerle başlayan bu enflasyon, 1958 büyük devalüasyonu sonucunda frenlendi; fakat, 1960 darbesine engel olamadı. Menderes enflasyonunun sebebi, 1952, 1953, hatta 1954 yıllarında, başta buğday mahsulü olmak üzere, ürün üretimindeki patlamalardır. Çok miktarda buğday ve diğer mahsuller üretildiği için, Toprak Mahsulleri Ofisi de bunları satın almak zorunda olduğundan, Merkez Bankası, Toprak Mahsulleri Ofisinin imzalayıp tedavüle çıkardığı Hazine kefaletini haiz bonoları ıskonto ederek, bunların karşılığında piyasaya para sürmesi neticesinde ufak ufak bir para arzı artışı olmuştur ve bundan sonra da bu para arzı geri alınamamıştır. Neden geri alınamamıştır; çünkü, daha sonraki senelerde de, havaların uygun gitmesi sebebiyle, yine aynı üretim fazlaları olmuştur. Tabiî, bu durumda, para arzı birdenbire artmak zorunda; çünkü, aşağı yukarı, Türkiye'nin her tarafında, belli mahsuller aynı mevsimde hasat edilmekte, yani, devletçe satın alınmaktadır; fakat, bunların Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından ihraç edilmesi ya da yıl içinde yavaş yavaş piyasaya sürülmesi zaman almaktadır. Diyelim ki, buğdayı, piyasadan bir ay içinde alırsınız; ama, piyasaya bir yıl içinde sürersiniz; çünkü, ekmeklik buğday ve un ihtiyacını yavaş yavaş karşılamak durumundasınız. Demek oluyor ki, bunların satın alınması için piyasaya sürülen para, bir ay içinde sürülüyor; fakat, bu paranın geri alınması, ancak bir yıl içinde vuku buluyor. Böylece, piyasada bir friksiyonel para arzı artışı sürekli hale geliyor ve bu da enflasyon yaratıyor.

Daha sonra, son enflasyon, yani yaşadığımız enflasyon, bugünlerde 30 uncu yaş gününü kutladığımız büyük enflasyonumuz, 1972, 1973 yıllarında başlamıştır. Onun da sebeplerinden bir tanesi, üretimdeki patlamadır, ikinci sebebi de işçi dövizlerindeki patlamadır.

Yine, Toprak Mahsulleri Ofisi devreye girmiş, buğday başta olmak üzere, diğer mahsulleri de satın almak için tedavüle para çıkarılmış ve Avrupa'dan gelen işçi dövizlerini satın almak için de, yine, Merkez Bankası, tedavüle para çıkarmak zorunda kalmıştır. Avrupa'dan gelen işçi vatandaşlarımız, bankalara gidip dövizlerini bozdurduğu zaman, bunlar, bankalar tarafından Merkez Bankasına getirilmiş -çünkü, o zaman kambiyo serbestisi yoktu, bankalar döviz fazlalığını Merkez Bankasına devretmek zorundaydılar- Merkez Bankası da, bunları satın alabilmek için Türk Lirası basmak zorunda kalmıştır.

Şimdi, burada önemli olan nokta, her iki enflasyonun da, gerek Menderes enflasyonunun gerekse 1970'lerde başlayan enflasyonun müşterek tarafı, her ikisinde de basılan paranın karşılıklı olarak basılmasıdır.

Halk arasında bir inanış vardır; hükümet, karşılıksız para basarsa enflasyon olur. Bu, halkın bu inanışının doğru olmadığını gösteren bir vakıadır. Hepsi karşılıklı olarak basılmıştır. İşte, depolar ağzına kadar buğday doludur, o buğdaylara karşılık para basılmıştır; Merkez Bankası ve bankaların kasaları ağzına kadar döviz doludur, onlara karşılık para basılmıştır; ama, enflasyon da olmuştur. Demek ki, enflasyon, paranın karşılıklı veya karşılıksız basılmasıyla değil, tedavül ihtiyacının üzerinde bir para miktarının tedavüle çıkması ve tedavülde kalması sonucunda oluşuyor.

Şunu da hemen ilave etmem gerekir: 1972, 1973'lerdeki, bugünkü enflasyonun başlangıcında, Türkiye'nin başında, hükümetin başında, Merkez Bankası eski bir başkanı bulunmaktaydı.

Şimdi, bu enflasyon, 1970'li yıllarda başlayan enflasyon, giderek hızlanarak arttığı için, zaman zaman IMF'yle anlaşmalar yapılmıştır; stand-by anlaşmaları yapılmıştır, IMF'den taze paralar alınmıştır, borç ertelemeleri ve borç yeniden yapılandırılmaları yapılmıştır; fakat, bunların hiçbiri, enflasyonu durdurmaya yetmemiştir.

IMF, Türkiye'ye her defasında yardım elini uzattı. IMF, Dünya Bankasıyla birlikte, yanlış hatırlamıyorsam, 1947 yılında kurulmuş bir müessesedir; İkinci Dünya Savaşının yaralarını sarmak üzere, Marshall yardımıyla, Marshall Planıyla birlikte devreye sokulmuş bir kurumdur ve IMF'nin fonksiyonu, parasal olarak zor duruma düşen ülkelere taze para yardımı yapmak; ama, bunun yanında da, onlara bir program empoze etmek, bu programın disiplinle uygulanmasını sağlamak, böylelikle, o ülkelerin, enflasyondan ve krizden çıkmalarını sağlamaktır.

"IMF her işimize karışıyor" diye, bu memlekette, bir IMF düşmanlığı yaratılmaya çalışıldı. IMF, Türkiye'nin kötülüğü için değil, iyiliği için gayret sarf etmektedir. Öyle, meydanlarda, genç bir parti başkanının bağırıp çağırarak söylediği gibi "ey IMF, sen kim oluyorsun da benim para işlerime karışıyorsun, benim köylüye vereceğim prime karışıyorsun" diye hamasî laflarla memleketteki enflasyon ve parasal krizlerin düzelmeyeceği açıktır.

Peki, otuz yıldır, IMF yardımlarına, IMF programlarına ve yapılan çeşitli stand-by anlaşmalarına rağmen enflasyon neden dizginlenememiştir? Bunun sebebi açıktır. Enflasyonu dizginlemek için yapılan programların büyük bir malî disiplin içerisinde yürütülmesi gerekir, bunların laçkalaşmaması gerekir, bunların dejenere edilmemesi gerekir, bunların popülist politikalara alet edilmemesi gerekir; ama, her defasında bunlar yapıldığı için, enflasyona karşı IMF'nin yardımlarına rağmen, IMF'den alınan taze para halindeki borçlara rağmen, enflasyon Türkiye'de durdurulamamıştır, her defasında alınan borçlar da, Türkiye'nin borç stoku üzerine binmiştir ve bugün, 200 milyar dolarları aşan bir borç stokunu kucağımıza vermiştir.

Bana, bir toplantıda, genç bir arkadaş şöyle bir soru sordu: "IMF yardımıyla, IMF programlarıyla, IMF desteğiyle düze çıkan, kriz içinde bir ülke tanıyor musunuz?" Hakikaten, cevap vermekte zorlandım. Bir Meksika vardı; fakat, o arkadaş dedi ki: "Meksika'nın petrolü var da ondan çıktı." Doğrudur, Meksika'nın petrolü var; ama, Meksika'nın, krize girerken de petrolü vardı. Bütün mesele, IMF'yi suçlamak değil, IMF'nin getirdiği reçeteleri ve anlaşmaları neden disiplin içinde uygulayamadık, neden popülizme kaçtık, neden işi laçkalaştırdık, bunun kabahatini kendimizde aramamız gerekir.

İşte, otuz yıldır, geçmiş hükümetler, enflasyondan bir türlü çıkamamış; ama, enflasyonun bu otuzuncu yıldönümünde, enflasyonu sınırlamak, disiplin altına almak, küçültmek ve tek haneli sayılara yaklaştırmak, bizim hükümetimize kısmet olmuştur. Bu da, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümetinin asla ve asla popülizme kaymadığının, asla popülizm yapmadığının, popülizm uğruna, oy kazanmak uğruna, malî disiplini bozacak hareketler yapmadığının en önemli, en büyük kanıtıdır.

Tabiî, enflasyonun disiplin altına alınmasında çok önemli bir pay da -bugün söylemek lazım, hakkını vermek lazım- Merkez Bankasının bağımsızlığındadır. Merkez Bankasının bağımsızlığı üzerinde, bizim hükümetimiz döneminde olsun veya ondan önce IMF ile yapılan programın başlangıç döneminde olsun, oynanmamıştır ve Merkez Bankası bağımsızlığını muhafaza etmiştir. Bunun, gelecek yıllarda da sürmesini, ben, şahsen temenni ediyorum.

Şimdi, paramızda bir sürü sıfırla uğraşıyoruz. Bir defa, sıfır hamallığı yapıyoruz; bir simit alacaksak, beş sıfırlı rakamlar kullanıyoruz. Halbuki, benim çocukluğumda, demirden, siyah renkli, tırtıklı 1 kuruş vardı; sonradan, ortası delik, sarı 1 kuruş çıkarıldı; bununla biz su içerdik. Daha sonra, ortası delik 2,5 kuruş çıkarıldı; bununla "Hayat" alırdık. Ben ilkokuldaydım o sıralarda.

HALUK İPEK (Ankara) - "Hayat" ne?

MUHARREM KARSLI (Devamla) - "Sütlü, şekerli Yeni Hayat" diye bağırırlardı çocuklar. 5 kuruşla küçük simit alırdık, 10 kuruşla büyük simit alırdık, 10 kuruşa gazoz içerdik, 25 kuruşa ekmek alırdık. İnşallah, o günlere, yeniden, yavaş yavaş dönüyoruz.

Tabiî, bu kadar sıfırla uğraşırken, hesap makineleri çalışmaz hale gelmiş, yepyeni yazarkasalar sıfırlara haneleri yetmediği için atılmış, yenileri ithal edilmiş; istatistikler, benzin pompaları, taksimetreler hep aynı şeyden zarar görmüş.

Dünyada, bugün, bol sıfırlı paraları olan ülkelerin sayısı 6'dır. Bunların en büyük paraları 100 000 rakamıyla ifade ediliyor. Bir tanesinde de 1 000 000'luk banknot var; ama, hiçbirinde 20 000 000'luk banknot yok, ki, bu da bizim rekorumuzdur.

Paradan sıfır atma olayında benim hatırladığım ilk örnek -ki, öğrencilik yıllarımda, Fransa'da, bu olayın içinde bulundum- General de Gaulle'ün Fransız Frankından 2 sıfır atması olayıdır. Fransız Frankından neden 2 sıfır atıldı; çünkü, Fransız Frankının kuruşu vardı. Onlar "santim" diyorlar. Tekrar bu kuruşu ihdas edebilmek için 2 sıfır atıldı. O 2 sıfırın yerine de kuruşlar kullanılsın denildi; fakat, bu, teknik açıdan çok büyük bir hataydı. 2 sıfır, 4 sıfır, 5 sıfır gibi sayılarda atılan sıfırlar, halkın yeni paraya alışmasını önlüyor. Son, yakın zamanlarda Fransa'ya gittiğimde görüyorum ki, halk, hâlâ, eski frankı konuşuyor. Aynı hatayı İsrail ve Yugoslavya da yaptı. Biri 4 sıfır, biri -yanılmıyorsam- 5 sıfır atmak suretiyle paralarını çorbaya çevirdiler ve uzun zaman halklarının yeni paraya uyumunu sağlayamadılar.

Bendeniz, sekiz yıl kadar Milliyet Gazetesinde köşe yazarlığı yaptım. Bu yazılarımda, zaman zaman, Türk Lirasından sıfır atılmasını savunmuşumdur; ama, hep uyarmışımdır idarecileri: "Aman, sakın, 1, 2, 4, 5 gibi sıfırlar atmayın; sıfır atacaksanız, 3'er 3'er atın." O zaman zaten 3 sıfır atmak söz konusuydu. Karşı çıkıldı, "efendim, enflasyon belli bir duraklama, yavaşlama sürecine girmeden sıfır atılırsa, bu sıfırlar yeniden gelir" denildi; ama, sıfırlar atılmadı, üstüne yeni sıfırlar geldi. Bu sefer, şimdi, 6 sıfır atmayı konuşuyoruz.

Ben, kişisel olarak, paradan sıfır atılması için ille de enflasyonun tek haneli rakamlara inmesinin beklenmesi gerektiğine kani değilim; ama, ekonomistlerimiz, yöneticilerimiz, bürokratlarımız böyle karar verdiler, bunu beklediler ve bugün, mutlu bir sonuç olarak, paramızdan 6 sıfır atma imkânını bulmuş oluyoruz. Böylece, yeni bir parayla güven ifade eden, gelen turistlerin alayına maruz kalmayan iyi bir para birimine sahip olacağız inşallah.

Hakikaten, Türkiye'ye ilk defa gelen turistler, bir 100 dolar bozdurdukları zaman, ellerine milyonlarca liralık meblağlar geçiyor; kendilerini, bir an için, milyoner, milyarder gibi hissediyorlar; sonra, çarşıya çıktıkları zaman, almak istedikleri en basit şeyin 1 000 000 lira, 2 000 000 lira olduğunu gördükleri zaman önce bir şaşkınlık geçiriyorlar, sonra işi alaya alıyorlar.

Şimdi "sıfırların atılması Türk Lirasında yeni bir enflasyona, küçük çapta bir enflasyona ya da hayat pahalılığına sebep olur mu" diye soranlar, konuşanlar oluyor. Bu, Avrupa ülkelerinde Euroya geçişte vuku bulmuş bir olaydır. Euroya geçişte yuvarlak bir meblağı Euroya çevirdiğiniz zaman küsurlu bir rakam ortaya çıkıyor. O küsur, esnaf tarafından hemen yukarıdaki bir yuvarlak rakama iblağ ediliyor ve böylece, geçici bir pahalılaşma ortaya çıkıyor. Bizim paramızda da bu olabilir; ama, o kadar fazla bir imkânı yok bunun. Şöyle olabilir belki: 1 755 000 liralık bir malı Yeni Türk Lirasıyla 1 lira 75 kuruşa alacaksınız; ama, sonunda bir 5 lira var, 5 000 lira var; ya 75 kuruş ya 80 kuruş olacak. Bunun 75'ten 80'e yuvarlatılması halinde de, kıyamet kopmaz herhalde, büyük bir önemi olmasa gerek.

Şimdi, sizlere, Yeni Türk Lirasının esaslarından söz edip sözlerimi bitirmek istiyorum. Bu kanun kabul edilirse ortaya çıkacak olan yeni para birimimizin ismi, Yeni Türk Lirasıdır. Bunun kısaltılması, YTL harfleriyle olacak. Yeni Türk Lirasının alt birimi, eskiden olduğu gibi, bizim çocukluğumuzda olduğu gibi kuruş, ama yeni kuruştur. 1 Yeni Türk Lirası 100 Yeni Kuruşa eşittir. Mısır'a giderseniz Mısır Lirasının kuruşu 1 000 kuruştur, Lübnan'a giderseniz orada da 1 000 kuruştur; ama, bizde 100 kuruş. Oranınki öyle, bizimki böyle.

Türk Lirası, Yeni Türk Lirasına dönüştürülürken, 1 000 000 Türk Lirası, 1 Yeni Türk Lirası olacaktır; bu değişim oranı esas alınacaktır. Diğer bir ifadeyle, paramızdan 6 tane sıfır atılacaktır; tabiî, meblağ yuvarlak ise. Yani, bugün en büyük kupürümüz olan 20 000 000 lirayı bankaya verdiğinizde, karşılığında 20 lira alacaksınız. 1 000 000 000 lira maaşı olan bir memur 1 000 lira maaş alacaktır; ama, çarşıya çıktığı zaman da ayakkabısını 1 000 000 liraya boyatırken 1 liraya boyatacaktır; değişen bir şey yok. Dolayısıyla, bu, şeklî bir olaydır, yapısal bir olay değildir. Bunun için çok uzun hazırlıklara da gerek yoktur. Ekonomiyi de çok derinden etkileyecek bir olay değildir; ancak, adam gibi bir paraya sahip olmanın sonucunda, psikolojik olarak, Türk Lirasının itibarı artacaktır, prestiji artacaktır. Bu da, enflasyonla mücadelede, Türk Lirasına en azından psikolojik açıdan bir destek sağlayacaktır.

Yeni paralarımız, 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren tedavüle verilecektir. En küçük para 1 yeni kuruş, en büyük para ise 100 Yeni Türk Lirası olacaktır; yani, bugünkü değerle ifade edersek, 100 000 000 liralık banknotumuz olmuş olacak; ama, bugün bastırmıyoruz bu parayı.

Operasyonun ilk aşamasında Türk Lirası ve Yeni Türk Lirası paralar, 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren bir yıl süreyle birlikte tedavül edilecektir. Eski lira burada, yeni lira burada; bir arada tedavül edilecek. Ondan sonra, eski Türk Lirası, tedavülden 2005 yılı sonunda kalkacaktır. Dolayısıyla, şu anda kullanmakta olduğumuz paralar, 2005 yılının sonuna kadar geçerli olan paralardır.

Bu bir yıllık geçiş dönemi boyunca, vatandaşlarımız, ellerindeki paraları, rahatlıkla yeni paralara dönüştürebileceklerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Karslı.

MUHARREM KARSLI (Devamla) - Kanunlarda ve diğer mevzuatta, idarî işlemlerde, yargı kararlarında, her türlü hukukî muamelelerde, kıymetli evrak ve hukukî sonuç doğuran diğer belgeler ile ödeme ve değişim araçlarında Türk Lirasına yapılan atıflar, 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren, bu değişim oranında Yeni Türk Lirasına yapılmış sayılacaktır.

Operasyonun 2006 yılından sonraki bir tarihte yapılacak olan ikinci aşamasında ise "Türk Lirası" ibaresinin başına konulan "Yeni" ibaresi de kaldırılacak ve para birimi olarak tekrar "Türk Lirası" adlandırılmasına dönülecektir; aynen Fransa'da olduğu gibi, "yeni frank" gitti, sadece "frank" kaldı.

Böylece, Yeni Türk Lirası, enflasyonun düşmesi sonucu ortaya çıktığı için, daha değerli, en azından, psikolojik olarak daha değerli bir para haline gelecektir. Dolayısıyla, dış piyasalarda da itibar kazanacak bir para birimi olacaktır. Zaten, hukuken paramız konvertibiliteye sahiptir; ama, arkasında 6 tane sıfır olan bir para, hukuken konvertibl olsa ne olur olmasa ne olur. Bundan sonra, inşallah, paramızın konvertibl olarak tedavül etmesinin faydalarını dış piyasalarda göreceğiz.

Bu operasyonda üzerinde durulması gereken diğer önemli bir konu ise, tüm kurum ve kuruluşların üzerlerine düşen görevleri ve gerekli hazırlık çalışmalarını zamanında ve eksiksiz olarak sonuçlandırmalarıdır. Bu amaçla, çalışmaların seri bir şekilde yürütülebilmesi için, kanun tasarısı, yürürlüğe girmesinden yaklaşık bir yıl önceden hazırlanmış ve yasalaşma aşamasına getirilmiştir. Bundan sonra yapılacak iş, kanunun yürürlüğe girmesi için gerekli fiilî hazırlıkların yapılmasıdır.

Paradan 6 sıfır atılması, Türkiye için tarihî bir dönüm noktası, ekonomimiz için de yeni bir sayfa olacaktır. Bir yıl sonra ise, inşallah, milyarlar, trilyonlar, katrilyonlar, belki de, buruk bir şekilde gülümseten hatıralar olarak kalacaktır; ancak, burada önemli olan, Türkiyemizin bu istikrarı muhafaza etmesidir. Türkiye'nin yeni hayal kırıklıklarına asla tahammülü bulunmamaktadır. Zira AB standartlarında bir enflasyon oranının tutturulması ve bu oranın korunması, hayatî önem arz etmektedir.

Yeni Türk Liramızın, hepimize, memleketimize, milletimize hayırlı olması dileğiyle, hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Muharrem Karslı (AK Parti, İstanbul). “Tc devletinin para birimi hakkında kanun tasarısı (ss.356)”. TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim tutanağı, 28 Ocak 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-karsli-22-2004-01-28-tc-devletinin-para-birimi-hakkinda-kanun-tasarisi-ss-356 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
