# Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Muharrem Kılıç (CHP, Malatya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim
- **Tarih:** 4 Aralık 2004
- **Gündem:** CEZA MUHAKEMELERİ USUHLÜ KAN.TAS.(S.S.698)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-kilic-22-2004-12-04-ceza-muhakemeleri-usuhlu-kan-tas-s-s-698-2

> Muharrem Kılıç (CHP), 4 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMELERİ USUHLÜ KAN.TAS.(S.S.698)); konuşma 1.232 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısının 188 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, görüşlerimizi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde duruşmada hazır bulunacakları düzenlemektedir ve "duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır" denilmektedir.

Anayasamızın Üçüncü Bölümünde "Yargı" başlığı altında düzenlenen 138 inci, 139 uncu ve 140 ıncı maddelerinde, yargı mensubu olarak sadece hâkimler ve savcılardan bahsedilmektedir. Avukatlar ise, Anayasamızın 135 inci maddesinde, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları kapsamında değerlendirilmektedir. Oysa, yargının üç aslî unsuru vardır; bunlar, savcı, avukat ve hâkimdir. Başka bir anlatımla, sav, savunma ve yargıdır. Bunlardan hâkim ve savcıyı yargının aslî anayasal unsuru sayıp, avukatı bu kapsamın dışında bırakmak, adil yargılanma ilkesiyle bağdaşır bir durum değildir.

Avukatlık mesleği, her ne kadar Anayasamızda yer almamışsa da, Avukatlık Kanununda yer almış ve Avukatlık Kanununun 1 inci maddesinde "avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir. Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder" denilmektedir. Yani, hâkim ve savcı anayasal unsur, avukat ise yasal unsurdur. Avukatlar, kanunda açıkça yargının kurucu unsuru olarak gösterilmişse de, ne yazık ki, uygulamada ve özellikle duruşma salonlarındaki konumları itibariyle, yargının diğer unsurlarına göre daha önemsiz bir konumda gösterilmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde söz edilen adil yargılanmanın sağlanması için "silahların eşitliği" yani "güçlerin eşitliği" prensibinin hayata geçirilmesi gerekir. Özellikle sav ve savunmanın yargıya aynı uzaklıkta olması için, duruşma salonunda savcı ve avukatın eşdeğer konumda bulunması gerekir. Biz, bu eşitliği talep ederken, cumhuriyet savcılarımızın bulundukları konumları hak etmedikleri iddiasında değiliz. Bunu, adil yargılanma ilkesinin bir gereği olduğu için talep etmekteyiz.

Uygulamada, ne yazık ki, savcılar ve avukatlar arasında bir eşitlik görünmemektedir. Bu durum, biraz da, ülkemizdeki yargı bağımsızlığının yeterince olmamasından kaynaklanmaktadır.

Anayasamızın 140/altıncı maddesinde, hâkim ve savcıların idarî görevleri yönünden Adalet Bakanına bağlı oldukları belirtilmektedir.

Yine, Anayasamızın 159 uncu maddesine göre,Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun başkanı Adalet Bakanı olup, Adalet Bakanlığı Müsteşarı ise Kurulun tabiî üyesidir.

Kurulun, kendine ait bütçesi, sekreteryası, binaları bulunmamaktadır. Hâkim ve savcıların mesleğe kabul edilmeleri, atama ve nakilleri, yükselme ve birinci sınıfa ayrılmaları, disiplin cezası verme işlemleri gibi pek çok yetki bu Kurula aittir. Hâkim ve savcıların denetimi, haklarında inceleme ve soruşturma yapılması, Anayasamızın 144 üncü maddesine göre, Adalet Bakanlığının izniyle, Adalet müfettişleri tarafından yapılmaktadır. Anayasamızda yer alan ve yargı bağımsızlığını ortadan kaldıran bu düzenlemeler, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yasasında da aynen yer almaktadır.

Yargının en üst kademesinde yürütmenin bu kadar etkin olduğu böylesi bir yapıdan sonra, adlî sistemimizin yapısal ve fonksiyonel olarak bağımsız olmadığı ortadadır.

Bu yapıda, cumhuriyet savcılarının konumu daha bir ilginçtir. Savcılık, bugün için, Adalet Bakanlığı ile yargı sistemi arasında sıkışıp kalmış bir durumdadır; büyük ölçüde Bakanlığın tayin ve teftiş baskısı altında olup, Bakanlıkça gönderilen genelgelerle pek çok konuda yönlendirilmektedir. Yürütmenin mahkemelerdeki idarî işlemlerinde temsilcisi konumunda olan savcılarımız, kuvvetlerin eşitliği prensibi gereğince, savunmayla eşdeğer oturma konumunda bulunmaları gerekirken, duruşma salonlarında, bazı mahkemelerde, yükseltilmiş bir platformda, hâkimlerle yan yana oturmaktadırlar; avukatlar ise, aşağıda, halk ve sanıklarla aynı seviyede yer almaktadır.

Duruşmadaki oturma düzeniyle ilgili olarak, usul kanunlarımızda herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Adalet Bakanlığında yaptığım araştırmada, bu konuda, Adalet Bakanlığınca hazırlanmış herhangi bir tüzük ve yönetmelik de göremedim. "Acaba ben mi bilmiyorum" diye Bakanlığın sayın yetkililerine sorduğumda da, bu konuda herhangi bir yasal düzenlemenin, herhangi bir mevzuatın olmadığı açıkça ifade edildi.

Yani, burada, fiilî bir durumla karşı karşıyayız. Cumhuriyet savcıları, adliye binalarının idarî yönetiminden sorumlu oldukları için, oraların düzenlemesi yapılırken, kendilerini oraya layık görmüşler, avukatları da, savunma makamını da daha aşağıya layık görmüşler, ona göre bir düzenleme yapmışlar. Durum bundan ibaret; yoksa, bunun herhangi bir yasal dayanağı yok.

Bizim, ille "cumhuriyet savcıları yukarıda oturmasın, aşağıda otursun" diye bir iddiamız da yok; ancak, yargı sisteminde, iddia ile savunmanın konumlarının eşit olması gerekir. İddia makamı savcılıktır, savunma makamını avukatlar temsil eder. Bunların eşit silahlara sahip olması gerekir.

Nitekim, bununla ilgili talepler, sadece Türk hukukçularından, sadece avukatlarımızdan gelmiyor. İzninizle, Adalet Bakanlığımızca tercümesi yapılmış olan 2003 yılı İstişarî Raporundan bir bölüm okumak istiyorum:

"Duruşma salonunda mevcut düzenleme ve tasarım: Mahkemedeki duruşmalar boyunca, savcı, hâkimlerle aynı seviyede bir platformda ve doğrudan onlara bitişik, yakın olarak oturmaktadır. Bazı duruşma salonlarında -özellikle Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinde olduğu gibi- bu platform, savcı ve hâkimleri, zeminden 2 - 3 metre kadar yükseltmektedir. Bu arada, savunma avukatları, halkla ve sanıklarla aynı seviyede, zemin döşemesi üzerindeki bir masada oturmaktadır."

Biz -hepsi de savunma avukatından, fiziksel olarak- uzaklaştırılmış olarak, -duruşma salonunun düzeninin ve hâkimlerin ve savcının yakınlığının problem doğurucu olduğunu düşünmekteyiz. Savcının hâkimlere bu kadar yakın oturması ve aynı seviyede olması gerçeği, savcıya daha fazla önem verildiği ve savunma avukatına göre daha fazla saygı, itibarla muamele gösterildiği izlenimini doğurmaktadır. Başka deyişle, duruşma salonunun mevcut düzenlemesi, tasarımı, silahların eşitliğinin görünümünü doğrudan baltalamaktadır. Yüksek bir platformda, hâkimlere yakın olarak oturan savcıların, duruşma salonundaki yerlerinin değiştirilmesi gerekmektedir. Cumhuriyet savcısı, savunma avukatının yanında veya karşısına gelecek şekilde, zemin üzerindeki bir masada oturabilir." AB kriterleri diyoruz, Avrupa Birliğine gireceğiz diyoruz, Avrupa Birliğinin görüşü bu.

Biz, Türkiye'deki savunma mesleğini icra eden avukatlar olarak bunları yıllardır dile getiriyoruz; ancak, bizim bu dile getirmemiz yeteri kadar dikkate alınmıyor. İlle Avrupa'dan birileri bize bir görüş bildirecek ki, bunlar uygarlığın gereği diyecek...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

MUHARREM KILIÇ (Devamla) - ...durumun haklılığını ondan sonra görebiliyoruz. Oysa, bizim istediğimiz, cumhuriyet savcılarımız konumunu kıskanmak değil. Cumhuriyet savcılarımızın çok önemli görevler yapıyorlar, çok yoğun bir mesai içerisinde bulunuyorlar; ancak, biz, nasıl güzel bir yargı sistemi kurarız, hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ülkemize nasıl yerleştiririz, bunun arayışı içindeyiz. Yoksa, hiçbir şekilde avukatların konumu burada olsun, savcıların konumu burada olsun diye bir düşünce içinde değiliz; ancak, silahların eşitliği prensibi gereğince, şartların eşitliği prensibi gereğince, cumhuriyet savcıları ile savunma avukatlarının eşit düzeyde olması gerektiğini de düşünmekteyiz.

Değerli arkadaşlar, bu eşitsizlik sadece oturma düzeniyle de kalmamaktadır. Örneğin, bir karar aşamasında -bu ara karar olabilir, son karar olabilir- mahkeme heyeti veya hâkim diyor ki: "Efendim, salonu boşaltın, biz görüşme yapacağız." Tüm avukatlar çıkıyor, tüm taraflar çıkıyor; ama, cumhuriyet savcıları, her nedense, davanın tarafı olduğu halde, duruşma salonundan çıkmıyor. Hatta, hâkimler kendi odalarına gittiği zaman da, hâkimlerin peşinden gidiyorlar, hâkimlerle aynı odada o mütalaalara iştirak ediyorlar. İşte burada belki şunu diyebiliriz: Hâkimler, cumhuriyet savcısının o görüşmelerinden etkilenmez; ama, bu, görüntü olarak dahi yargı bağımsızlığını zedeleyecek bir durumdur. Bunu değiştirmek zorundayız; yani, görüntüyü de kurtarmak zorundayız. Kaldı ki, bu sadece görüntüden de ibaret değil. Biz bunu vatandaşa izah edemiyoruz. O zaman ne oluyor; avukatlar sadece orada görüntüyü tamamlamaktan ibaret bir aksesuar gibi kalıyor. Hâkim ile savcı otururlar kararı verirler; hem de derler ki: Şöyle bir karar verirsek, bunun temyizden dönüşü de zor olur; bu nedenle, birbirimizin terfisini de etkilememiş oluruz. Ortaklaşa bir karar oluşturalım... Bunun neresi adalet oluyor o zaman arkadaşlar?! Öyleyse, yapılması gereken, avukatlar ile savcıların konumunu eşdeğer düzeye getirmektir.

Kaldı ki, biz cumhuriyet savcılarımızı eşit düzeye getirelim diyoruz; fakat, cumhuriyet savcılarımızın daha geniş yetkilerle donatılmasını da istiyoruz. Demin adlî kolluk görüşülürken onu da söyledik; çünkü, biz, ülkemizde hukukun geçerli olmasını istiyoruz. Cumhuriyet savcısı hukuku temsil ediyor. Cumhuriyet savcısının elini güçlendirirsek, bağımsız bir adlî kollukla cumhuriyet savcısının elini güçlendirirsek, işte, o zaman, mafyayla da, soygunlarla da, yolsuzluklarla da çok daha iyi mücadele ederiz; bağımsız yargıyı sağlarsak ve cumhuriyet savcısını, bağımsız yargının bağımsız cumhuriyet savcısını da güçlendirirsek, işte, o zaman, 30 milyar dolarları da çöpe atmamış oluruz. Böylece, bizim cumhuriyet savcılarımız da, kendi emirlerindeki, kendi yetkileri dahilindeki adlî kollukla, suçlularla da, mafyayla da, yolsuzluklarla da en güzel şekilde mücadele edeceklerdir.

Bu düşüncelerle, Yüce Heyete saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Muharrem Kılıç (CHP, Malatya). “Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)”. TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim tutanağı, 4 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-kilic-22-2004-12-04-ceza-muhakemeleri-usuhlu-kan-tas-s-s-698-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
