# Türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kan.tekl.(ss : 901 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Muharrem Kılıç (CHP, Malatya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim
- **Tarih:** 26 Mayıs 2005
- **Gündem:** TÜRK CEZA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KAN.TEKL.(SS : 901 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-kilic-22-2005-05-26-turk-ceza-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kan-tekl-ss-901

> Muharrem Kılıç (CHP), 26 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KAN.TEKL.(SS : 901 )); konuşma 1.093 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Türk Ceza Kanununda değişikliği öngören kanun teklifinin 10 uncu maddesiyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu görüşmekte olduğumuz kanun, yeni çıkan bir kanun; yani, Ceza Kanununu, biz, 26.9.2004 tarihinde çıkarmıştık; henüz yürürlüğe de girmedi. Ancak, yürürlüğe girmemiş bir kanun üzerinde, şu anda -teklif olarak- 36 maddelik bir değişiklik teklifi vardı; komisyondaki eklemelerle de bu, 39 maddeye tekabül ediyor.

Değerli arkadaşlar, demin, Bekir Arkadaşımız, geneli üzerinde yaptığı konuşmada "bu kanun çıktığında, önce herkes bu kanunu övdü, göklere çıkardı; ancak, daha sonra da eleştiriler başladı" dedi.

Değerli arkadaşlar, Türk Ceza Kanunu çıkarılırken, toplum yeteri kadar bilgilendirilmedi, toplum ne olup bittiğini yeteri kadar anlayamadı; bir oldubittiye geldi. Gerçi, Sayın Bakanımız, bu hükümet tasarısını, Türk Ceza Kanunuyla ilgili hükümet tasarısını, sivil kitle örgütlerine, üniversitelere, ilgili herkese gönderdiğini söyledi; ancak, sanırım, bu hükümet tasarısını söylüyor; çünkü, hükümet tasarısı, altkomisyonda, artık, hükümet tasarısı olmaktan çıkarıldı, altkomisyondaki metin ile hükümet tasarısının fazla bir ilgisi de kalmadı. Tasarı 502 maddeydi, altkomisyonda 346 maddeye indirildi. Asıl kanunlaşan tasarı, altkomisyondan çıkan metindir. Altkomisyondan çıkan metin de belki gönderilmiştir yine üniversitelere, barolara, ilgili diğer sivil kitle örgütlerine; ancak, yaz döneminde bu gönderilen kuruluşlara tanınan süre en fazla yirmi gündür. Yirmi gün içinde, bu kadar kapsamlı bir tasarıyı, bu kuruluşların, inceleyip, görüş bildirmesi mümkün mü? Kaldı ki, sıkıştırılmış AB takvimi içinde, altkomisyondan gelen metin, komisyonda sekiz günde tartışılarak bitirildi. Ne kadar sıhhatli tartışıldığını dikkatlerinize sunuyorum.

İşte bu ortamda çıkan Türk Ceza Kanununu, toplumun yeteri kadar bilmesi, eleştirmesi mümkün değildi; ancak, kanun çıktıktan sonra, insanlar ne oluyor, ne bitiyor diye merak etmeye başladılar, ondan sonra, bu Ceza Kanunundaki aksaklıklar görülmeye başlayınca da, eleştiriler ortaya çıkmaya başladı.

Bir de, olayın başka bir boyutu vardı; medya grupları, Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara geldiği dönemde kendilerinin reformcu bir parti olduğunu ileri sürdükleri için, biraz da medyayla ilişkilerini iyi kurdukları için medya büyük ölçüde olayın gerçek yönünü görmezden geldi, sadece Adalet ve Kalkınma Partisinin tüm yaptıklarını göklere çıkarmakla meşguldü. Medya bu çalışmaları büyük ölçüde izledi; ancak, bu izlemeler sırasında, ne yazık ki, basınla ilgili kısımları bile atladı. Medya, o izlemeler sırasında, acaba bu komisyondan veya altkomisyondan magazinlik bir haber bulabilir miyim açısından olaya yaklaştı. Gerçek anlamda, halkın sorunlarıyla, toplumun sorunlarıyla ilgili konularda yeteri kadar duyarlılık göstermedi.

Ne zaman bunun farkına vardı; Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girmesine çok az zaman kala, nisan ayından önce, mart ayında filan, bununla ilgili eleştirileri başlattı. Gerçi, eleştirilerinde haksız da değildi. Bu eleştirilere büyük ölçüde katılıyoruz. Hükümet de bu eleştirileri dikkate almış olacak ki, Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girmesi ertelendi, 1 Hazirana ertelendi. Bu süreç içerisinde, bu eleştiriler dikkate alınacaktı, Türk Ceza Kanunu daha olumlu bir hale getirilecekti. Ancak, bu süreç içerisinde yapılan değişiklikler, gerçi karşımıza kanun teklifi olarak geldi; ancak, biz bunun kanun teklifi olmadığını çok iyi biliyoruz. Bu bir hükümet çalışmasıdır, bu bir Adalet Bakanlığının mutfağında hazırlanan bir düzenlemedir.

Basının çok ciddî eleştirileri vardı; ancak, bu gelinen süreçte, bu eleştirilerin bir kısmı kabul edilme yoluna gidilerek görüntü kurtarılmaya çalışıldı; bu getirilen basınla ilgili düzenlemeleri olumlu buluyoruz. Görüşmekte olduğumuz intiharla ilgili bu düzenlemeyi, yine hakaretle ilgili düzenlemeyi, adil yargılamayı etkilemeyle ilgili düzenlemeyi, Cumhurbaşkanına hakaretle ilgili düzenlemeleri önemsiyoruz, bunlar olumlu gelişmeler; ancak, Türk Ceza Kanununda, bunların dışında da basını ilgilendiren, basın özgürlüğünü kısıtlayan daha pek çok madde var.

Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi, sanırım, giderek kendisine güvenini kaybetmeye başladı. Başlangıçtaki özgürlükçü anlayışından, başlangıçtaki reformcu anlayışından geriye gitmekte. Bunun en somut örneklerini, dün görüştüğümüz Ceza Usul Kanununda yaşadık. Bu güvensizlik içerisinde Adalet ve Kalkınma Partisi, bu geriye gidiş içerisinde basının kendisiyle ilgili eleştirilerini nasıl susturabileceğinin, basını nasıl dizginleyebileceğinin arayışı içerisine girdi.

Nerede kaldı AKP'nin o özgürlükçü anlayışı?! Bir taraftan basını susturacaksınız, bir taraftan yürütme gücünü alabildiğine artıracaksınız, yargının yetkilerini kısıtlayacaksınız... Bu anlayışla, ülkenin özgürlükçü bir yapıya kavuşması mümkün değil.

Değerli arkadaşlar, Türk Ceza Kanunundaki olumsuz düzenlemeler sadece basınla ilgili de değil. Yine, basınla ilgili bir başka madde, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerin İnfazı Hakkında Kanunun geçici 1 inci maddesi. Değerli arkadaşlar, biz, yine, Adalet ve Kalkınma Partisinin hazırlayıp getirdiği bir Basın Kanununu görüştük. Bu Basın Kanununu da 2004'ün haziranında kabul ettik ve Sayın Beşir Atalay, Basın Kanununa övgüler düzen güzel bir konuşma yaptı. Ancak, ne yapıyoruz; Türk Ceza Kanununda getirdiğimiz düzenlemelerle Basın Kanunundaki bu olumlu düzenlemeleri de ortadan kaldırıyoruz. Bu Ceza ve Güvenlik Tedbirlerin İnfazı Hakkında Kanunun geçici 1 inci maddesinde, "Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunlarda yer alan adlî para cezasını ödemeyenler hapsedilir" deniyor. Ancak, bununla ilgili Basın Kanununun 28 inci maddesi vardı. Basın Kanununun 28 inci maddesinde, "bu Kanunda öngörülen suçlar için hükmedilen para cezaları hürriyeti bağlayıcı cezaya çevrilemez" deniyordu. Yani, sizin devrinizde, sizin iktidarınızda bu kanun yürürlüğe girdikten sonra basın mensuplarını sık sık cezaevlerinde görmeye başlayacağız. Bu da Türkiye için hoş bir görüntü olmayacak. Kaldı ki, değerli arkadaşlar, artık, içe kapalı bir toplum değiliz. Anayasamızın 90 ıncı maddesini değiştirdik. Artık uluslararası sözleşmeler, uluslararası hukuk, iç hukukumuzun bile önüne geçti. Yani, burada verdiğimiz cezalar, yarın ne olacak? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde tek tek karşımıza çıkacak. Bunlarla ilgili, Türkiye aleyhinde mahkûmiyet kararları verilecek. Bununla ilgili, Türkiye sık sık yüklü para cezaları ödemek zorunda kalacak. Bu nedenle, değerli arkadaşlar, bu kabil düzenlemelerden vazgeçmemiz gerekiyor.

Türk Ceza Kanununu AB süreci içinde AB için zorunlu diye iktidarıyla, muhalefetiyle hep beraber çıkarttık, biz de destek olduk; çünkü, AB sürecini engelleyen parti konumuna düşmek istemedik. Ancak, bu mutabakatı sürdürmeliyiz. Nasıl sürdürmeliyiz; yine, ortak bir heyetle, bu Türk Ceza Kanununun yeniden ele alınıp antidemokratik, özgürlükçü olmayan hükümlerinin yeniden düzeltilmesi gerekir. Örneğin, bu sorunlu maddelerden bir kısmı; bu kanunun 225 inci maddesi, hayâsızca hareketler ve teşhircilik. Bu maddede "teşhircilik sadece cinsel organların teşhiri değildir" deniliyor. Vücudun diğer kısımlarının açıkta bırakılması teşhircilik sayılıyor.

Geçen hafta sonu Antalya'daydık. Barolar Birliğinin toplantısı vardı. Peki, bu maddeyi orada güneşlenen insanlara uygulayabilecek miyiz? Uygulayamazsak, uygulanmayan bir madde ortaya çıkarmış oluyoruz; uygularsak, sorunlar yaşayacağız. Yine bunun yanında, müstehcenlik... Ne olduğu belli değil. 280 inci madde, sağlık mesleği mensubunun suçu bildirmemesi... Sağlık mesleği mensubu doktorlarımız, bu meslek erbabı, birisi geldiğinde, o vatandaşın yarasını mı tedavi edecek, yoksa hemen ihbarcılığa mı soyunacak? İhbar edeceğini bildirse, belki, yaralı hastaneyi terk edecek veya muayenehanesini terk edecek, sağlığından olacak. Bu nedenle bu kabil sıkıntıları ortadan kaldırmamız gerekiyor.

Yine, basınla ilgili düzenlemeler, dediğim gibi, göstermelik düzenlemeler. Üzerinde görüştüğümüz intiharla ilgili 84 üncü maddedeki düzenlemeyi olumlu buluyoruz; ancak, bunlar yeterli değil. Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesindeki "özel kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça onlara da uygulanır" deniyor; yani, Basın Kanununda "para cezaları hapse çevrilmez" deniyor; ancak, Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesinde "bu kanun onlara da uygulanır" diyoruz.

Yine, haberleşmenin gizliliği, kişiler arasındaki konuşmaların basına yansıması...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Muharrem Kılıç (CHP, Malatya). “Türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kan.tekl.(ss : 901 )”. TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim tutanağı, 26 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-kilic-22-2005-05-26-turk-ceza-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kan-tekl-ss-901 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
