# 190 sayılı genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamenin ekli cetvellerin yargıtay başkanlığına ait bölümünde değişiklik yapılması (s.s.1075)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Muharrem Kılıç (CHP, Malatya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim
- **Tarih:** 5 Nisan 2006
- **Gündem:** 190 SAYILI GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN EKLİ CETVELLERİN YARGITAY BAŞKANLIĞINA AİT BÖLÜMÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (S.S.1075)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-kilic-22-2006-04-05-190-sayili-genel-kadro-ve-usulu-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamenin-e

> Muharrem Kılıç (CHP), 5 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 190 SAYILI GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN EKLİ CETVELLERİN YARGITAY BAŞKANLIĞINA AİT BÖLÜMÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (S.S.1075)); konuşma 1.528 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarıyla ilgili görüşlerimi açıklamadan önce, bugün, 5 Nisan Avukatlar Günü; öncelikle, üyesi olmaktan onur duyduğum Malatya Barosuna mensup avukat arkadaşlarımın ve tüm avukat arkadaşlarımın Avukatlar Gününü kutluyor, saygılarımı sunuyorum.

Ayrıca, bu vesileyle, avukatlarımızın bir iki taleplerini hemen kısaca belirteyim. Avukatlık, biliyorsunuz, yargının önemli bir parçası; ancak, yargının genelinde olduğu gibi, avukatlık da, avukatların mensup olduğu barolar, Barolar Birliği de, henüz tam anlamıyla bağımsız konumda değil, yürütmenin vesayeti altında. Avukatlık, ne yazık ki, Anayasamızda da yargı bölümünde yer almamakta. Bu eksikliğin de, mutlaka, Yüce Parlamento tarafından giderilmesinde yarar olduğunu düşünmekteyiz.

Yine, avukatlarımızın sosyal güvenliklerinde bir yetersizlik vardır; topluluk sigortası uygulanmaktadır. Bu da, sağlık ve sosyal güvenlik açısından avukatlarımızda, maalesef, yeteri kadar güvence sağlamamaktadır. Yine, kamu avukatları, statü ve özlük hakları yönünden, maalesef, çok zor durumdadırlar.

Değerli arkadaşlarım, 2005 yılında yürürlüğe giren Ceza Muhakemeleri Kanunu müdafilik sistemini oldukça genişletmiştir. Bu anlamda, müdafilere ayrılan kaynak da yetersiz olduğundan, avukatlar, geçen hafta cumartesi günü yaptıkları toplantıda, artık, müdafilik hizmetini veremeyecek durumda olduklarını açıklamışlardır. Bu nedenle, bu soruna Adalet Bakanlığının ve Maliye Bakanlığının acil olarak çözüm bulması gerekir. Bunu belirtiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu hafta, aynı zamanda Polis Haftası. Polislerimiz çok zor koşullarda görev yapıyorlar. Polislerimiz, hem çalışma sürelerinin uzunluğu hem de almış oldukları ücretlerle çok zor durumda yaşıyorlar. Nitekim, son zamanlarda, polislerde meslek hastalıkları, hatta yer yer cinnet geçirmeler, intihar vakaları giderek artmaktadır. Hatta, bununla ilgili, yine, Cumhuriyet Halk Partisinden Sayın Feridun Fikret Baloğlu arkadaşımız İçişleri Bakanına bir soru yöneltmiş; bunlarla ilgili, polislerin şartlarının düzeltilmesiyle ilgili neler yapılıyor diye bir soru yöneltmiş; ancak, henüz cevap verilmemiş.

Yalnız, değerli arkadaşlar, şunu belirteyim: Biz Polis Haftasını kutlarken, polislerimizle ilgili çok üzücü haberler de alıyoruz. Bingöl'ün Genç İlçesinde polis karakoluna yapılan bir saldırıda 1 polisimiz şehit oldu, 7 polisimiz de yaralandı. Bunun üzüntüsü içindeyken, bugün de, Şırnak'ta, 5 askerimizin şehit olduğunu, 6 askerimizin de yaralandığını üzülerek duyduk. Bu vesileyle, gerek polislerimize gerek askerlerimize Allah'tan rahmet diliyorum, ailelerine taziyelerimizi bildiriyorum ve yaralı olan, gerek polis gerekse askerlerimize de acil şifalar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, teröristlerin bir kısmının, kimlikleri belirlendiğinde, bunların Türk vatandaşı bile olmadığını görüyoruz; ancak, gerek içeriden gerekse dışarıdan yapılan bu saldırılara karşı, ne yazık ki, hükümet büyük bir vurdumduymazlık içinde görünüyor.

Değerli arkadaşlar, bu konulara değindikten sonra, şu anda üzerinde konuşmakta olduğumuz tasarıya geliyorum.

Değerli arkadaşlar, tasarıyı genel hatlarıyla olumlu buluyoruz; çünkü, bu tasarıyla ne getirilmek isteniyor; yüksek yargı mensuplarına, 30 tane, güvenlikle ilgili kadro veriliyor. Bu kadroların verilmesi de çok doğru bir hadisedir; çünkü, Yargıtay, yargının en yüksek karar merciidir. Burada Yargıtay başkanlarımız var, Yargıtay üyelerimiz var, cumhuriyet başsavcıları var. Tabiî, bunların en iyi şekilde korunması çok önemli bir olay. Bir de, bunun üstüne, yargı mensuplarına karşı yapılan, Sayın Başbakan tarafından, Bakanlar Kurulu üyeleri tarafından, hatta hükümet üyeleri tarafından yapılan bu sözlü saldırılar da dikkate alındığında… Örneğin, Danıştayın bir kararını beğenmeyen Sayın Başbakan, Danıştayın ilgili dairesine çok rahatlıkla sözlü saldırıda bulunabiliyor. Bu saldırıdan cesaret alan başka bir gazete, Danıştaydaki o daire üyelerinin hepsinin fotoğrafını gazetede yayımlayabiliyor. Bunlar ne anlama geliyor; Danıştay üyelerimizin birkısım çevrelere hedef olarak gösterilmesi anlamına geliyor. Bu anlamda, gerek Yargıtay üyelerimizin gerek Danıştay üyelerimizin, yüksek yargı organı mensuplarının mutlaka en iyi şekilde korunması, cumhuriyetimizin korunmasıyla eşdeğer bir durumdur diye düşünüyor ve bunu önemsiyoruz.

Değerli arkadaşlar, yalnız, bu gibi düzenlemelerle yargının sorunlarını çözeceğimizi düşünüyorsak, yanılıyoruz. Yargının sorunları bunlar değil. Değerli arkadaşlar, hükümet de yargının sorunlarının çok olduğunu görmüş olacak ki, hükümet programında "yargı yetkisini kullanan kişi ve kurumların bağımsız ve tarafsız karar vermelerini sağlayacak bir yargı reformunu gerçekleştirmek için, Anayasa ve yasalardaki yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatıyla bağdaşmayan hükümlerin değiştirileceğine…" Değerli arkadaşlar, okuduğum bu bölüm hükümet programından bir parçadır. Ancak, hükümet programındaki bu düzenlemelere ne kadar uyuldu?! Yargı bağımsızlığıyla ilgili talepler, düzenlemeler, hangi önlemlerin alınacağına ilişkin hükümler bilinmiyor değil. Bunu, daha önce, geri gönderme gerekçelerinde Sayın Cumhurbaşkanımız açıkça belirtti, Anayasa Mahkememizin kararlarında yargı bağımsızlığının nasıl olması gerektiğine ilişkin düzenlemeler var, Yargıtay Birinci Başkanlığının buna dair defalarca yaptığı açıklamalar var, Danıştay Başkanlığının, Barolar Birliğinin, defalarca, yargı bağımsızlığına yönelik açıklamaları var. Yine, bu kürsüden biz milletvekillerinin defalarca yaptığı açıklamaları var; ancak, hükümet tarafından tüm bu talepler dikkate alınmıyor, tüm bu öneriler dikkate alınmıyor. Hükümet programında var, yüksek yargı mensupları talep ediyorlar, biz talep ediyoruz; ancak, hangi görünmez kuvvetse o kuvvet -bir türlü- bu yargı bağımsızlığına yönelik anayasa değişikliklerini ve yasa değişikliklerini engelliyor!

Değerli arkadaşlar, bu talepler sadece bizimle de kalmıyor. Hükümet, kurulduktan bu yana, getirmiş olduğu yasal düzenlemelerin çoğuna "AB sürecidir, AB'den böyle istiyorlar, bu yasaları çıkarmazsak AB süreci tehlikeye girer" diyor; ancak, bu yargı bağımsızlığına ilişkin olarak da AB sürecinde bizden talepler var. Örneğin, 2003 istişarî raporunda... İstişarî raporda ne deniliyor: "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 159 uncu maddesinin, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı çıkarılacak şekilde yeniden düzenlenmesi" diyor "hâkim adaylarının seçilmesi usulünde Adalet Bakanının yetkisinin kaldırılması, halen Adalet Bakanı tarafından yerine getirilen seçim usulünün bu boyutlarının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu veya Adalet Akademisine aktarılması" diyor "hâkimlerin yer değiştirme yetkisinin Adalet Bakanlığı ve Müsteşarının bulunduğu kuruldan alınması" diyor "Adalet Bakanlığı merkez teşkilatından adalet müfettişleri kaldırılmalı" diyor "müfettişlerin doğrudan Hâkimler Yüksek Kurulunun denetimi altına alınması gerekir" diyor. Aynı talepler, 2004'te yayımlanan AB ilerleme raporunda da var.

Değerli hükümet üyeleri, şu anda Sayın Adalet Bakanımız burada yok; ancak, Sayın Adalet Bakanımızın bu yargı bağımsızlığına ilişkin düzenlemeleri getirmesini engelleyen hangi güç var? Çünkü, demin de belirttim, bunlar, hükümet programında da var değerli arkadaşlar, hükümet programında olmasa, belki, diyeceksiniz ki: "Bizim şu anda, çalışma programımızda, bizim düşüncemizde yargı bağımsızlığı olayı söz konusu değil; bizim gündemimizde yok" diyebilirsiniz; ancak, hükümet programında bu hususlar olduğu halde, maalesef, şimdiye kadar bir düzenleme yapılmadı.

Değerli arkadaşlar, yargı bağımsızlığı olmayınca hukuk devleti ilkesi, ne yazık ki, zayıflıyor; çünkü, yargı üç ana kuvvetten bir tanesidir. Yasama ne ise, yürütme ne ise, yargı da odur; çünkü, Anayasamızda bu kuvvetler ayrılığı ilkesinde hiçbir kuvvetin diğerinden üstün olmadığı belirtiliyor, bunlar arasında bir hiyerarşik sıra olmadığı belirtiliyor; ancak, şu anki yargı sistemimiz, ne yazık ki, yürütmenin etkisi ve denetimi altında gözüküyor. Bundan ne çıkıyor değerli arkadaşlar? Ben de, bir avukat olarak, yargının bir parçası olarak kendimi görüyorum; ancak, yargıya bu kadar müdahale olursa, değerli arkadaşlar, şimdiye kadar görmediğimiz uygulamalarla karşılaşıyoruz. Bir iki örnek verecek olursak, İstanbul'daki Ermeni konferansının ertelenmesine yönelik kararı veren hâkim kimdi değerli arkadaşlar; bu hâkim, Adalet Bakanlığında daha önce bürokrat olarak çalışan bir hâkimdi. Bu bürokrat hâkim, İstanbul'a, Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığına getiriliyor; bağlı olduğu Sayın Bakanın bir yıl önceki açıklamalarını, Ermeni konferansıyla ilgili yaptığı açıklamaları bildiği için, ben bu konferansı ertelersem, Sayın Bakanım, beni, herhalde yükseltir diyor. Bakanlığın bürokratik yapısında iyi bir makama getirir diye düşünüyor ve o konferansı erteliyor; ancak, durum, sayın hâkimin beklediği gibi gelişmiyor. Arkasından, Sayın Başbakan bir açıklama yapıyor, Sayın Dışişleri Bakanı başka bir açıklama yapıyor. Bunun üzerine, Sayın Adalet Bakanı da, sanki, o konferansı yapacak olanların avukatlığına soyunarak "bu karar sadece o üniversiteyi bağlar, başka üniversitelerde bu konferans yapılabilir" diyor. Arkasındaki gelişmeleri de eğer öğrenmek isterseniz, daha sonra da, hâkimin o görevden alındığını, başka bir yere tayin edildiğini görüyoruz.

Bu uygulamaların bir başkasını da Van'da yaşadık. Van'da, Van rektörüyle ilgili soruşturmayı başlatan savcı yardımcısının, bir bakıyoruz ki, soruşturmayı başlattıktan sonra, kendi üzerine düşen görevi yaptıktan sonra, önemli bir ile başsavcı olarak gittiğini görüyoruz. Bu düzenlemeler, yargıda rahatsızlık yaratıyor, toplumda rahatsızlık yaratıyor değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar "adalet, mülkün temelidir" diyoruz. Bir ülkede, bir muhitte adalet olmazsa orada büyük sorunlar çıkar. Bu yargı bağımsızlığına niye çok özel önem veriyoruz; çünkü, yargı, üç kuvvetten birisidir dedik. Özellikle bu, hâkim, savcı alımlarında çok büyük kayırmalar yaşanıyor; çünkü, hâkim, savcı alımlarında mülakatı Sayın Adalet Bakanlığının bürokratları yapıyor değerli arkadaşlar. Bu bürokratlar da, şahıslara bir şey demiyorum; ancak, bunlar, hiyerarşi içinde çalışıyorlar, Sayın Bakana bağlı olarak çalışıyorlar. Sayın Bakanın da şahsını tenzih ediyorum; ancak, Sayın Bakan da bir siyasî kişidir, kendi partisinden, kendi grubundan ayrı hareket edemez.

Nitekim, uygulamaları ben size birkaç örnekle izah etmek istiyorum değerli arkadaşlar. Şu anda, 2006 yılında yapılan hâkim, savcı sınavındaki mülakat sonuçlarının birkaç tanesini örnek olarak göstereceğim.

Örneğin, burada, Ayla Akcan, yazılıda 95,780 puan almış, ancak, mülakatta başarısız. Abdulkadir Kuru, yazılıda 95,417 puan almış, ancak, mülakatı aşamamış. Oktay Sayı, 91 puan almış, aşamamış.

RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) - Bizde de örnekleri var, önceki hükümetler döneminde de aynı.

MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Aşanları gösteriyorum: Deniz Karacabey, 71 puan almış, ama, mülakatı aşmış. Ziyaettin Polater, 70 puan almış, ama. mülakatı aşmış.

Değerli arkadaşlar, biz bunlardan sağlık raporu alıyoruz. Bunların herhangi bir sakatlığı yok, fiziklerinde veya ruhsal yapılarında bir sakatlık olsa, anlayacağım. Bunlar ne yapıyorlar; kendi mesleklerinde bilgilerini en iyi şekilde ortaya koyuyorlar; ancak, mülakat sonucunda, mülakatı aşamıyorlar. Belki, başka kurumlarda bu göze batmayabilir; ancak, yargı, bu teraziyle haklının haksızın tartıldığı bir ortamda bu kadar haksızlık yapılırsa, gerçekten, toplum için çok üzücü oluyor değerli arkadaşlar.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Türkiye'de ilk defa oluyor değil mi?!

MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, ilk defa oluyor, son defa oluyor; yani, siz, başka birileri yanlış yapınca, ona devam mı edeceksiniz değerli arkadaşlar?! Hani siz Adalet ve Kalkınma Partisiydiniz, hani siz adaletli davranacaktınız, hani geçmişteki yolsuzluklara bulaşmış olan diğer siyasî gruplardan farklı olacaktınız?! Bu nedenle, bu, yani "geçmişte başkaları da yaptı" anlayışı bence doğru bir savunma değil. Başka bir gerekçe bulursanız, ona bir şey diyemem değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bunun yanında, yargı mensuplarının bir başka sorunu da, yargı mensupları şu anda ekonomik olarak çok…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Muharrem Kılıç (CHP, Malatya). “190 sayılı genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamenin ekli cetvellerin yargıtay başkanlığına ait bölümünde değişiklik yapılması (s.s.1075)”. TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim tutanağı, 5 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-kilic-22-2006-04-05-190-sayili-genel-kadro-ve-usulu-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamenin-e (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
