# 2/481 esas sayılı kanun teklifi türk ceza kanunu

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Muharrem Kılıç (CHP, Malatya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim
- **Tarih:** 25 Nisan 2006
- **Gündem:** 2/481 ESAS SAYILI KANUN TEKLİFİ TÜRK CEZA KANUNU
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-kilic-22-2006-04-25-2-481-esas-sayili-kanun-teklifi-turk-ceza-kanunu

> Muharrem Kılıç (CHP), 25 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2/481 ESAS SAYILI KANUN TEKLİFİ TÜRK CEZA KANUNU); konuşma 550 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk Ceza Kanununun 115 inci, 125 inci ve 126 ncı maddelerinde değişiklik öneren kanun teklifiyle ilgili olarak şahsım adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi ve ekranları başında Meclis çalışmalarını izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Anayasamızın 24 üncü maddesinin birinci fıkrasında "herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir" denilmektedir. Anayasamızın bu maddesiyle, din, dinî inanç ve vicdan hürriyeti anayasal güvenceye alınmıştır. Bu güvencelerle ilgili olarak da, Türk Ceza Kanununda cezalar öngörülmüştür. Bu cezalardan birkaçını sayacak olursak: Türk Ceza Kanununun 115/1 inci fıkrasında, cebir veya tehdit kullanarak bir kimseyi dinî, siyasî, sosyal, felsefî inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değerlendirmeye zorlamayı; Türk Ceza Kanununun 123/3 üncü fıkrasıyla, kişilerin dinî, siyasî, sosyal, felsefî inanç ve kanaatlerinden dolayı hakarete uğramasını; Türk Ceza Kanununun 216 ncı maddesi, halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge farklılığı nedeniyle, bunlardan bir kesimi aleyhinde kin ve düşmanlığa sevk etme veya yukarıda sayılan kesimlerin alenen aşağılanmasını suç olarak kabul ederek ceza öngörmüştür.

Değerli arkadaşlar, Anayasamızın 24 üncü maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9 uncu maddesinde ve pek çok uluslararası belgede dinî inançlar da güvence altına alınmasına karşın, Türk Ceza Kanununun suç tanımında sadece din ve mezhepten söz edilmekte, dinî inançtan söz edilmemektedir. Bu durum ise, geçmişte olduğu gibi, uygulamada sıkıntı yaratacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk Ceza Kanununun bu düzenlemesinde vatandaşlarımızın önemli bir bölümünü oluşturan Alevîlerin inançlarına yapılacak bir inanç zorlaması, hakaret ve aşağılama, ceza kapsamı içinde değildir. Türk Ceza Kanununda koruma altına alınan, sadece din ve mezheptir.

1987 yılında Türk Ceza Kanununda yapılan değişiklikten önce olduğu gibi, böyle bir durumda, mahkeme, Diyanet İşleri Başkanlığından, Alevîliğin din veya mezhep olup olmadığını soracak; Diyanet de, Alevîliğin ayrı bir din olmadığını, kabul edilen dört mezhepten birine de girmediğini bildireceğinden, dava düşürülecektir. Geçmişte bunun örnekleri yaşanmıştır.

Değerli arkadaşlar, eski Türk Ceza Kanununun 175 ve 176 ncı maddeleri de -1987 yılına kadar- sadece din ve mezhep sahiplerinin inançlarını ceza koruması altına almaktayken, bu maddeler 3369 sayılı Yasayla 1987 yılında değiştirildi, dinî inançlar da koruma altına alındı. Bu değişiklik bir zorunluluktan kaynaklandı değerli arkadaşlar. Alevî inancına yönelik hakaretler 1987 yılından sonra ceza davası konusu olmuş ve birkısım sanıklar da cezalandırılmıştır.

Yeni Ceza Kanunu çalışmaları sırasında Adalet Komisyonunda ve Genel Kurulda açıklamalarımıza ve verdiğimiz değişiklik önergelerine karşılık, bu taleplerimiz, maalesef, yerine getirilmedi; yapılacak hakaretler, aşağılamalar cezasız bırakıldı.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; geçmiş yıllarda, inanç farklılıkları nedeniyle ülkemizde çok vahim olaylar oldu; Malatya'da, Çorum'da, Sivas'ta kardeş kavgaları yaşandı, insanlar otellerde diri diri yakıldı. Kimsenin, bir başkasının inancını, dinini, mezhebini sorgulamaya, hakarete, aşağılamaya hakkı olmamalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Din ve inanç, insanların kendisine ait, manevî, özel dünyasıdır. Bununla ilgili olarak insanları yargılarsanız, insanların inançlarına hakaret ederseniz, o toplumda barış sağlanamaz.

Değerli arkadaşlar, benim bu söylediklerim bir paranoyadan ibaret değildir. Ne yazık ki, bunlar, toplumumuzun gerçekleridir. Sizlere birkaç örnek sunmak istiyorum.

Ulusal yayın yapan bir gazetede -ismini vermek istemiyorum- bir bulmaca sorusu: "Sapık bir mezhep?.." Cevabı: "Alevîlik." Bir ilahiyat profesörü, değerli arkadaşlar, bir polis okulunda konferans veriyor. Öğrencilerine verdiği konferansta "dört mezhebin dışındaki inançlara sahip olanlar sapıktır" diyebiliyor. Bir Diyanet İşleri başkan yardımcısı "cemevi, cümbüş evidir" diyebiliyor. Yine, eski bir sayın bakan, Susurluk protestosu nedeniyle yapılan ışıkları açıp kapatma eyleminde "mum söndü yapıyorlar…"

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Sayın Başkan…

---

**Kaynak gösterme:** Muharrem Kılıç (CHP, Malatya). “2/481 esas sayılı kanun teklifi türk ceza kanunu”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 25 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-kilic-22-2006-04-25-2-481-esas-sayili-kanun-teklifi-turk-ceza-kanunu (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
