# 2005 bütçe kan. tas. (13 üncü tur görüşmelerinde ) maliye bakanlığı,gelir bütçesi

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Muhsin Koçyiğit (CHP, Diyarbakır)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim
- **Tarih:** 27 Aralık 2004
- **Gündem:** 2005 BÜTÇE KAN. TAS. (13 ÜNCÜ TUR GÖRÜŞMELERİNDE ) MALİYE BAKANLIĞI,GELİR BÜTÇESİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/muhsin-kocyigit-22-2004-12-27-2005-butce-kan-tas-13-uncu-tur-gorusmelerinde-maliye-bakanligi-ge

> Muhsin Koçyiğit (CHP), 27 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 BÜTÇE KAN. TAS. (13 ÜNCÜ TUR GÖRÜŞMELERİNDE ) MALİYE BAKANLIĞI,GELİR BÜTÇESİ); konuşma 1.064 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2005 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının Maliye Bakanlığı bütçesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, söz almış bulunuyorum; bu nedenle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, daha önceki bütçeler gibi, bu bütçe de, IMF'nin gözetim, denetim ve yönlendirmesi sonucu hazırlanarak Yüce Meclisin önüne getirilmiş bulunmaktadır; yani, IMF'nin damgasını taşımaktadır. Bu nedenle, bütçe üzerindeki değerlendirmelerime, müsaadenizle, öncelikle IMF'den başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, IMF bir ülkeye kendiliğinden gelmez, ilgili ülkenin daveti üzerine gelir; ama, kendi program ve politikalarını uygulatır. IMF'nin topluma sunduğu reçeteler acı reçetelerdir. Bunun, toplumsal, siyasal, sosyal, kişisel alanlarda olumsuz etki ve yansımaları vardır; ancak, bu reçetenin gereklerini yerine getirirseniz, bazı iyileşmeler de kendini gösterir. Nedir bunlar; enflasyon aşağıya iner, faizler düşer, borçlarınızı ödemeye başlarsınız, ekonomide belli dengeleri sağlamış olursunuz. Ama, bu programın bir de gözardı edilen öbür yüzü vardır ki, bu yüzünde acılar vardır, ıstıraplar vardır, kısaca, ezilen, yoksul halk yığınları vardır.

Değerli arkadaşlarım, bilindiği üzere, bugün, IMF, Dünya Ticaret Örgütüyle birlikte, küresel Batı ülkelerinin dışpolitika uygulamalarının aracı haline gelmiştir. IMF, değişik yapısal sorunları bulunan ülkelere, aynı kuramsal programı uygulamakla, asıl amacının sorunları çözmek olmadığını, gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş Batı ülkelerine doğru kaynak transferinin gerçekleştirilmesi olduğunu kanıtlamıştır.

Arjantin'de başarılı olamayan IMF programının Türkiye'de uzun ömürlü olmasının, kısmen de başarılı gibi gözükmesinin nedeni, Türkiye'nin stratejik konumundan, stratejik ortak olarak algılanmasından kaynaklanmaktadır. ABD'nin denetiminde olan IMF programının sekteye uğramaması için, Türkiye'yle daha özel koşullarda anlaşma yapılmakta; programın tıkandığı noktalarda devreye IMF girerek, borçları erteleyip ötelemekte ya da sisteme yeni para enjekte etmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bilindiği üzere, IMF programı başlıca üç ayak üzerine kurulmuştur. Bunlardan birincisi, malî disiplin, yani yüzde 6,5'lik birincil bütçe fazlası; ikincisi, daraltıcı para politikası ve enflasyon hedeflemesi; üçüncüsü, IMF'nin geleneksel yapısal uyarlama politikaları, yani özelleştirme ve teşviklerin daraltılması.

IMF politikasını uygulayan Türk ekonomisinin başlıca ikilemi, büyümenin sürdürülebilmesi yurtdışından sürekli sıcak para akımlarının gelmesine bağlı; bu da yüksek reel faiz sunma gerekliliğini doğurmakta; ancak, yüksek reel faizler, kamunun borç yükünü iyice ağırlaştırmaktadır. Yurt dışından gelen sıcak para akımlarına bağlı spekülatif yönlü büyüme -yani, sanal büyüme- bu yüzden istihdam yaratamamaktadır. Bu nedenle, Türkiye, bir an önce, yüksek reel faiz ve yapay ucuz döviz kuru politikasından çıkmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, IMF programının uygulandığı bu dönem zarfında ekonomimiz iki kez kriz geçirmiş, ortalama yüzde 4,1 oranında büyüme gerçekleştirilmiş ve ülkemiz tarihinin en büyük borç batağına sürüklenmiştir.

Evet, IMF programının başladığı 2000 yılı başında 23 katrilyon lira olan kamu kesimi içborç stoku 8,5 kat, yani, 195 katrilyon lira artarak Eylül 2004'te 218 katrilyon liraya çıkmıştır. Kamu kesimi toplam borç stoku ise, AKP'nin iktidar olduğu 2002 Kasım ayında 235 katrilyon liradan, Eylül 2004'te yüzde 33,7; yani, 80 katrilyon lira artarak 315 katrilyon liraya yükselmiştir.

Görüldüğü gibi, IMF programının uygulandığı bu dönemde yüzde 6,5'lik faizdışı fazlaya karşın, borçlarımız azalmamış, aksine, artmıştır. Hiçbir zaman net borç ödeyicisi olamamışız. Aksine, bu dönemde, hep net borç üreticisi, borç erteleyicisi ve borç öteleyicisi rolünü üstlenmiş bulunmaktayız.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, nominal enflasyon düşme eğiliminde olmasına karşın, reel faiz oranları düşmeyip yapışkan nitelik kazanmıştır. Eğer reel faizler yüksekse ve de siz bunu vergileyemiyorsanız, devlet hazinesinden rantiye kesimine doğru kaynak aktarıyorsunuz demektir.

Değerli arkadaşlarım, eğer reel faizleri büyüme artı faizdışı fazla toplamı kadar düşüremezseniz, net borçlarınız artmaya devam ediyor demektir. Bu şu demektir: Yüzde 6'lık bir büyüme hedefliyorsanız, eğer yüzde 6,5'lik de faizdışı fazla hedefiniz varsa, bu ikisinin toplamı yüzde 12,5 eder. Eğer reel faizlerin yıllık ortalamasını yüzde 12,5'e kadar düşürürseniz, denklemde denklik sağlanacağından, artık, en azından borçlarınız artmıyor demektir; ama, bunun üzerinde bir reel faizle borçlanırsanız, net borçlarınız artmaya devam eder. Bunun için, yüksek reel faizleri düşürmeden borçlanmadan çıkış yolunun olmadığını unutmamak gerekir.

Değerli arkadaşlarım, bütçe içinde zaten yüklü bir faiz ödemesi yapılmaktadır. Borçların azaltılabilmesi için, bütçede, ayrıca, bir de faizdışı fazla yaratılması gerekir ki, bununla da borçların anaparası ödenebilsin. Böyle yapılmasına karşın borçların azalmayıp, aksine artmasının nedeni, hazinenin piyasadan yüksek reel faizlerle borçlanmasıdır.

Değerli milletvekilleri, IMF'nin zorlamasıyla borçların hızlı ve güvenilir bir şekilde geri ödenmesinin sağlanabilmesi için, bütçe yüzde 6,5'lik faizdışı fazla hedefine odaklanmıştır; ama, ne pahasına; çünkü, bu dönemde bütçede yatırımlar kısılmış; eğitim, sağlık, adalet ve sosyal güvenlik harcamaları minimum düzeyde tutulmuş; gelir dağılımı bozulmuş; bölgelerarası dengesizlik iyice artmış; gönüllü köye dönüş gerçekleştirilememiş; tarım sektörü kelimenin tam anlamıyla çöküntüye uğramış; halk fakirleştirilerek yoksullaştırılmak suretiyle, 20 000 000 kişi yoksulluk, 12 000 000 kişi ise açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilmiştir. Ayrıca, yine, kamu mal ve hizmetlerine sürekli zamlar yapılmak suretiyle sosyal devlet politikalarının uygulanması askıya alınmış ve en önemlisi, işsizlik rekor düzeyde artmak suretiyle de ülkemiz sosyal patlamanın eşiğine getirilmiştir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2004 yılı bütçesinde olduğu gibi 2005 yılı bütçesinde de yatırımları ve istihdamı artırıcı önlemleri göremiyoruz. 2005 yılı bütçesinde yatırım harcamalarının payı yüzde 2,1 gibi düşük düzeyde tutulmuştur. Hükümetin, yüzde 6,5 olan faizdışı fazla hedefini tutturabilmek için yatırımlardan fedakârlık etmesi, büyümenin sürdürülmesini riske sokmaktadır.

Bu oran, ekonomiyi canlandırmak ve işsizliği önlemek için oldukça yetersizdir. Bugün ülkemizin ekonomik ve sosyal sorunlarının başında işsizlik gelmektedir. İstihdam oranı giderek azalarak yüzde 51'den, yüzde 45,5'e gerilemiş, işsizlik yapısal hale gelmiş, toplam işsizlik içerisinde yapısal işsizliğin oranı giderek artmıştır. İşsizlik oranı 2003 yılında yüzde 9,4 iken, 2004 yılında yüzde 9,5'e tırmanmış, 2005 yılında ise, daha da artacaktır. Özellikle üniversitelilerden oluşan genç ve eğitimli işsizlik oranı yüzde 20'lere doğru tırmanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, eğer bazı temel ekonomik göstergelerde ortaya çıkan göreli olumlu tabloyu istihdama katkı olarak yansıtamazsanız, bu temel sosyoekonomik sorun, giderek hızla politik bir nitelik kazanarak, bir tehdit unsuru olarak iktidarın karşısına çıkması kaçınılmazdır. Burada çarpıcı olan, elbette, enflasyon ve büyümeye karşın işsizliğin düşmemesidir. Aynı şekilde kayıtdışı ekonominin boyutları da her geçen yıl artmaya devam etmektedir. Yüzde 40'lar düzeyinde olan kayıtdışı ekonomi, bugün, yüzde 50'lere doğru tırmanarak ürkütücü boyutlara ulaşmıştır. Hükümetin bu konuya el atmamasını anlamakta güçlük çekiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, kimileri kayıtdışı ekonomiyi Türkiye'nin dinamizmi olarak niteliyor; oysa, bu tutum, makro dengeleri bozarak ve krizler yaratarak, istihdam ve üretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca, Türkiye'de toplayamadığımız vergiler dışborç olarak sırtımıza yüklenmektedir. Bu, bir yandan haksız rekabete neden olurken, öte yandan da hazinenin finansmanı, sürekli, kayıtlı ekonomi içindeki mükelleflerden sağlandığı için, artan vergi yükü nedeniyle de eşit işlemeyen bir ekonomik yapının sürdürülmesi teşvik edilmektedir ve bu aynı zamanda, yatırım, üretim, istihdam ve yabancı sermayenin önünde bir engel olarak durmaya devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri; kayıtdışı ekonomiden kaynaklanan yüksek vergi oranları ile ücretler üzerinde bulunan ağır yükler nedeniyle rekabette ve bürokratik işlemlerde ne denli azalma sağlanırsa sağlansın, yabancı sermayenin ülkemize gelmesi mümkün değildir; bu da, işsizlik sorununa kalıcı çözüm bulunmasına engel oluşturmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Muhsin Koçyiğit (CHP, Diyarbakır). “2005 bütçe kan. tas. (13 üncü tur görüşmelerinde ) maliye bakanlığı,gelir bütçesi”. TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim tutanağı, 27 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muhsin-kocyigit-22-2004-12-27-2005-butce-kan-tas-13-uncu-tur-gorusmelerinde-maliye-bakanligi-ge (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
