# Bankacılık kanunda değişiklik yapılması hakkında (s.s. 1078)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Muhsin Koçyiğit (Diyarbakır)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim
- **Tarih:** 8 Mart 2006
- **Gündem:** BANKACILIK KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S. 1078)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/muhsin-kocyigit-22-2006-03-08-bankacilik-kanunda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-1078

> Muhsin Koçyiğit, 8 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BANKACILIK KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S. 1078)); konuşma 1.729 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1078 sıra sayılı Bankacılık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde, Anavatan Partisinin görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, bugün, hepimizin bildiği gibi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü; bu nedenle, öncelikle, kadınlarımızın ve tüm dünya kadınlarının Kadınlar Gününü kutluyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının genel gerekçesinde, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile finansal piyasalarda güven ve istikrarın sağlanması, kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışması, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlarının korunması ve ayrıca, bu tasarıyla devletin ve sosyal güvenlik kuruluşlarının, amme alacağı niteliğinde olan alacaklarının, kamu yararı açısından, Fonun, imtiyazlı alacaklarının önüne alınması amaçlandığı belirtilmektedir.

Tabiî, bu vesileyle, bunlardan bahsetmeden önce, genel olarak bankacılık sistemi, kredilendirme, tasarruf ve tasarruf sahibinin hak ve güvencelerinden bahsedeceğiz. Bunun için öncelikle bankacılık sisteminin genel görünümünden bahsetmek istiyorum.

Her ne kadar, bugün, bankacılık sistemi genel görünüm itibariyle, rakamsal verilere bakıldığında, olumlu bir tablo çiziyorsa da, eğer önlem alınmadığı takdirde, bankacılık sistemi bünyesinde bazı riskleri de taşımaktadır. Bu bakımdan, ben, öncelikle bu risklerin neler olduğu, bunlarla sözlerime başlamak istiyorum.

Bunlardan birincisi, mevduat vadesi ile kredi vadesi arasındaki uyumsuzluk riski; çünkü, hepimizin bildiği gibi, bugün, ortalama mevduat vadesi üç ay, bilemediniz altı ay; oysa, konut kredileri, tüketici kredileri, özellikle konut kredilerindeki vade yirmi yıl, hatta otuz yıla çıkmaktadır; yani, bankalar, bir yerde, üç ay için topladıkları mevduatı, otuz yıla fonlamaktadırlar. Tabiî, burada, bir açık meydana gelmekte. Bu açığın da kapatılabilmesi için bankacılık sistemi fonlanma yöntemiyle, yurt dışından borç almaktadırlar. Doğal olarak, bir kriz halinde, yurt dışından alınan bu döviz açıkları, bu borçlar, bir yerde kur riski olarak bankacılık sistemi bünyesinde mevcut halde kalmaktadır.

İkincisi; konut kredilerinin kaynak maliyeti ile kredi faiz oranları arasındaki uyumsuzluk. Hepimizin bildiği gibi, bugün bankacılık sistemi, ortalama yüzde 15, 14, 16, o civarda mevduat toplamakta. Bu maliyetle topladığı mevduatını, yüzde 1'lerin altına düştüğü yıllık yüzde 11'ler civarındaki kredilendirme yoluna gitmektedirler. Bir yerde, mevduatın maliyeti ile kredinin maliyeti arasında bankacılık sistemi aleyhine bir risk oluşmaktadır. Bu da aslında, bankacılık sistemi içerisinde var olan bir riskin varlığıdır.

Yine bir diğer risk unsuru, bilindiği gibi, Türkiye'de, ülkemizde, bankacılık sisteminin derinliği yoktur, sığdır. Bu sığ, derinliği olmayan bankacılık sistemi içerisinde çok geniş oranlarda kredilendirilmeye gidilmesi, bir yerde, bir kriz anında, bankacılık sisteminin bu geniş kredileri kaldıramayacağını göstermekte ve bünyesinde böyle bir riski bulundurmaktadır.

Yine, kredi kartı riski vardı; fakat, geçen haftalarda bu Yüce Meclisten geçirilen bir yasa tasarısıyla, bu risk şimdilik ortadan kaldırılmıştır; bunu buradan geçiyoruz.

Yine, diğer bir risk de bankaların, konut kredilerini verirken, ipoteklerini konutların aşırı şişmiş, fiktif değerleri üzerinden teminata bağlamaktadırlar; fakat, en ufak bir risk anında bu konut maliyetleri, konut fiyatları düşeceğinden, bankaların teminatları, ipotekleri karşılıksız kalacaktır. Bu da, bir nevi, bankacılık sistemi içerisinde bir risk olarak varlığını devam ettirmektedir.

Yine, bugün bankacılık sistemi içerisinde küçük ve orta ölçekli bankaların birleşmemekteki direnci, bir nevi, yabancı bankaların gelerek, bunların sermayesini ele geçirmesine neden olmaktadır.

Bunun anlamı nedir; bankacılık sektörü yabancıların eline geçerse, öncelikle, kredi musluklarını reel sektöre kapatırlar ve üretimimiz artmaz, istihdamımıza bir çözüm gelmez. Bu bakımdan, bu da bir risk olarak durmaktadır. Bu konuda Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kuruluna görevler düşmektedir bu bankaların birleştirilmesi bakımından.

Yine aynı şekilde, hepimizin bildiği gibi, 2007 yılı başından itibaren "Basel 2 Kriterleri" dediğimiz, bankaların sermaye yeterlik oranlarının yükseltilmesi, belli bir oranda olması zorunluluğu vardır. Eğer, bankaların bu sermaye yeterlik oranları, belli bir oranda olmazsa, küçük ve orta ölçekli bu bankalar, bir yerde, yabancı sermaye ve bankaların denetimine ve onların yönetimine girecektir. Bu da bir bakıma, Türk bankacılık sisteminin yabancılaşması sorununu beraberinde getirecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimizin bildiği gibi, ülkemizde uygulanmakta olan liberal kapitalist sistem, bankacılık sistemi bir yerde güvene dayanmaktadır. Yani, sistemin temelinde güven vardır. Bu güven kurumlarının başında da bankacılık sistemi, Maliye Bakanlığı, Hazine gelmektedir. Bu bakımdan, özellikle, burada bulunan yöneticilerin, bakanların, siyasîlerin, demeçlerinde, konuşmalarında çok dikkatli olmaları, az ve öz konuşmaları gerekmektedir. Aksi halde, en ufak bir tedirginlikte, sermaye, tasarruf, hepimizin bildiği gibi, ürkektir kaçarak yurt dışına gidecektir yahut da yurt içinde bankacılık sistemi dışına çıkıp yastık altına gidip verimsiz bir şekilde orada boşuna bekleyecektir. Bu bakımdan, özellikle, Maliye Bakanımızın kısa bir süre önce bir siyasî partimizin genel başkanı ve parti hesapları hakkında yaptığı bir açıklama kamuoyunda büyük yankı bulmuştur. Aslında, burada önemli olan, acaba, bir siyasî partinin genel başkanının hesabında para olması mı, yoksa, bir Maliye Bakanının bir şekilde ıttılaı dahiline giren bir bilgiyi açıklaması mı skandaldır, önemlidir? Bunları sizlere sormak istiyorum. Bu bakımdan diyorum ki, bu tür kurumlarda Maliye Bakanı, Hazine Bakanı gibi bakanların bir şekilde öğrendikleri bilgileri kendilerine saklamaları, bunları kamuoyuna ifşa etmemeleri gerekmektedir. Çünkü, tamamen bu sistem güvene dayalıdır; güven zedelenirse, beraberinde krizleri de getirecektir. Tabiî, hepimizin bildiği gibi, bankalar, sahip oldukları bilgileri sadece Vergi Usul Kanununun 148 inci maddesi uyarınca vergi incelemesi yapmakla mükellef olanlara bildirmek zorundadırlar, bunların dışında kimseye bir sır, bir bilgi vermek zorunda değildirler. Bu vergi inceleme elemanları da aldıkları bu bilgileri sadece kendilerinde kalmak zorunda, hiç kimseye açıklamak, bilgi sızdırmak mecburiyetinde değildirler ve hatta bunların bu bilgi sızdırmalarını engellemek üzere Vergi Usul Kanununun 5 inci maddesinde "vergi mahremiyeti" dediğimiz bir maddede düzenlenmiştir, bunu dışarıya sızdırmaması gerekmektedir. Bu bakımdan, herkesin dikkat etmesi, herkesin, sistemin işlemesi için elinden gelen gayreti göstermesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; elbette sır olacak, sırrı kabul ediyoruz, ticarî sırrı kabul ediyoruz; ama, bu sırrın da ne olduğu yasalarla, objektif kurallarla açık ve net şekilde belirlenmesi lazım; aksi halde bazı yolsuzlukların sır kavramı adı altında gizlenerek birilerine rant sağlama aracı haline gelmemesi lazım. Bu bakımdan, sırra evet; ama, sırrın objektif, açık ve net olması, yolsuzlukların üzerini örtmemesi gerektiğine inanmaktayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının, bildiğimiz gibi, yüksek, net döviz varlığının olması, yani dövizde uzun pozisyon almasının artıları ve eksileri vardır. Özellikle bugün içinde bulunduğumuz dönemde kurun aşırı değerli olması sonucu olarak Merkez Bankasının böyle bir pozisyonda 50 milyar doların üzerinde net döviz varlığı tutması bir şekilde ekonominin zarar hanesine yazılmaktadır. Şöyle ki: Hepimizin bildiği gibi, kur değişikliklerinin izlendiği Merkez Bankasının değerleme hesabında 2004 yılı sonu itibariyle 129 000 000 YTL olan zarar 2005 yılı sonu itibariyle 2.161 trilyon YTL'ye çıkmıştır, yani neredeyse 20 kata yakın zararı artmıştır. Bu bakımdan, Merkez Bankasının bir şekilde aşırı değerli kuru, faiz politikasını yüksek tutarak, dışarıdan gelen kaynaklara, yabancılara Merkez Bankasının faizlerini bir şekilde rant olarak aktarması, Hazinede, bu devletimize, milletimize bir yük olarak gelmektedir.

Yine, aynı şekilde, Merkez Bankasının bu kuru ayarlamaması sonucu cari işlemler açığı artmakta, ithalat patlamakta, ihracat düşmekte ve ithalat patlaması sonucu, dışticaret açığına paralel olarak cari işlemler açığı da artarak, yurt dışına Türk Lirasının, dövizin rant olarak gitmesine neden olmaktadır. Bunların önlenebilmesi için, Merkez Bankasının daha gerçekçi bir kur politikası izlemesi gerektiğine inanmaktayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yabancı sermaye bir ülkeye sosyal amaçla gelmez, o ülkenin kalkınmasına katkıda bulunmak için de gelmez. Yabancı sermayenin amacı, gittiği ülkede kısa sürede kâr ederek, kârını tekrar dövize dönüştürüp kendi ülkesine gitmektir. Bu bakımdan, yabancı sermayenin gelişi genel olarak reel sektöre değil finans sektörüne olmaktadır. Finans sektöründe olan bir yatırım, finans sektöründe olan bir yabancı sermaye de doğal olarak reel sektöre gelmediğinden, yatırımlara, üretime ve istihdama bir katkıda bulunmayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bankacılık sistemi içerisinde izlenmekte olan takipteki alacaklar ve bunun bir uzantısı olarak protestolu senet sayıları gün geçtikçe artmaktadır.

Şöyle ki, 2004 yılı sonu itibariyle protestolu senet sayısı 46 000 civarındayken, 2005 yılı ocak ayında 62 000'e, yani, yüzde 74 artışla 62 000'e ve 2005 yılı sonunda ise kasım ayındaysa 90 000'e çıkmıştır. Yani, 2004'te 46 000 olan protestolu senet sayısı, 2005 yılı sonunda 90 000'e, yüzde 100'e yakın bir artışla 90 000'e çıkmıştır. Bu da bize neyi gösteriyor; demek ki, ülkemizde, esnaf ve sanatkârlarımız, ticaret erbabımız işlerini yürütemiyorlar, tamamen icralık olmuş durumdadırlar. Hatta, bugün, esnaflarımız, bankacılık sisteminden kredi almakta zorlanmaktadırlar, aldıkları ticarî kredileri ödeyemez duruma gelmişlerdir ve bununla karşılaşan esnafımız yolunu bulmuştur; ne yapmaktadır; daha düşük faizli olan konut kredilerini alabilmek için, kendi üzerindeki evlerini zincirleme şekilde kardeşine, bir yakınına aktararak, satın almış göstererek, bu şekilde bir nevi konut kredisi almakta ve bunu ticarî kredi olarak işlerinde kullanmaktadır. Bu da, sistemin bir yerde tıkanması durumunda, sistemin bağrında, yapısında büyük oranda krize neden olacak bir riski de bünyesinde taşıdığını göstermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısıyla başlıca iki düzenleme yapılmıştır.

Birincisi; Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun imtiyazlı alacakları vardır, bankalar imtiyazlı alacakları; bundan sonra, 6183 sayılı Yasaya göre devletin ve sosyal güvenlik kuruluşlarının alacakları, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundaki bankaların imtiyazlı alacaklarının önüne alınmıştır. Bu, bir yerde olumlu bir düzenlemedir; çünkü, bir yerde, devletin alacağı, halkın alacağı, özel sektörün alacağının önüne geçmiştir; bu, olumludur.

Aynı şekilde, bu yasa tasarısıyla yapılan bir düzenlemeyle, denetimi ve yönetimi Fonda olan bazı şirketlerin tasfiyesinin bundan böyle Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre değil, Fonun kendi özel statüsüne göre yapılacağıdır; bu da olumludur. Ancak, burada bir eşitsizlik vardır; çünkü, geçmiş dönemde burada yapılan bir düzenlemeyle, İhlas Finansın aynı nitelikteki mağdurlarının alacakları Fonun dışına çıkarılarak, bir yerde Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi tutulmak suretiyle, 100 000'e yakın İhlas Finans mağdurunun 800 000 000 dolar tutarındaki alacakları, bir yerde, uzun vadeye yayılmış ve bu mağdurların mağduriyeti bugün de devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, kısa bir süre önce, Merkez Bankası, hepimizin bildiği gibi, piyasadan 5 milyar doların üzerinde döviz alımı yaptı ve bu döviz alımından sonra döviz fiyatları dengede kalmadı, daha da aşağıya gitti. Bu suretle, Hazineden gereksiz yere, Merkez Bankasından gereksiz yere milyonlarca dolarlık bir kayıp oluştu. Biz, burada, sormak istiyoruz: Acaba, Merkez Bankasının bu döviz alımını yaptığı bankalar yahut da yabancı sermaye kimlerdir; burada yabancı bir portföy var mıdır; ne kadar alım yapılmıştır; burada oluşan zararın miktarı ne kadardır?

Aynı şekilde, bir yerde, açıklıktan, şeffaflıktan ve Merkez Bankasının bağımsızlığından bahsediyoruz; ama, öte yandan da yine Merkez Bankası, bir talimatla, sanki bir talimat alır gibi, bir anda, devasa miktarda, 5 milyar dolarlık bir yabancı sermayeyi sanal tutarak döviz alımı yapmaktadır. Tabiî, buradan kamu zarara uğramıştır. Bu zararın genel çerçevesini, genel tutarın ne olduğunu öğrenmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiî, Bankacılık Kanununda yapılan bu değişiklik, teknik olarak olumludur; sadece, bizim burada karşı olduğumuz, bu Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun imtiyazlı alacakları ve bu Fonun bundan sonra yapacağı tahsilatlarda elde edeceği paraların dağıtımında gerçekten de kamu alacaklarını, devletin alacaklarını, sosyal güvenlik alacaklarını öncelikli ödeyecek midir ödemeyecek midir? Eğer, bu yasa değişikliğine uyulursa, bunun, bir yasa kuralı olarak yerine getirilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan, bunu, olumlu bir düzenleme olarak görmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimi burada bitirirken, bu yasa tasarısının, milletimize ve devletimize ve bankacılık sistemimize hayırlı uğurlu olmasını diliyor; hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Muhsin Koçyiğit (Diyarbakır). “Bankacılık kanunda değişiklik yapılması hakkında (s.s. 1078)”. TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim tutanağı, 8 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muhsin-kocyigit-22-2006-03-08-bankacilik-kanunda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-1078 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
