# 23 nisan ulusal egemenlik haftası hk.

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Muhsin Yazıcıoğlu (Büyük Birlik Partisi, Sivas)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim
- **Tarih:** 23 Nisan 2008
- **Gündem:** 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK HAFTASI HK.
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/muhsin-yazicioglu-23-2008-04-23-23-nisan-ulusal-egemenlik-haftasi-hk

> Muhsin Yazıcıoğlu (Büyük Birlik Partisi), 23 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK HAFTASI HK.); konuşma 1.227 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ GENEL BAŞKANI MUHSİN YAZICIOĞLU (Sivas) – Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Büyük Birlik Partisi adına Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nızı kutluyor, saygılar sunuyorum.

Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran, millî mücadeleyi sürdüren o kutsal iradenin temsilcisi ve devamı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bu özel günde büyük Türk milletine hitap etmenin kıvancını ve onurunu yaşıyorum. Meclisimizin 88’inci yıl dönümü vatana, millete, devlete hayırlı, uğurlu olsun.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde başlayan ve zaferle sonuçlanan bu mücadeleyi şükranla yâd ediyorum. Tarih, doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine, Çanakkale’de, Yemen’de, Balkanlarda ve birçok cephede son otuz yılını savaşlarla geçirmiş bir milletin bağımsızlık mücadelesine şahit olmuştur. Kürt’üyle, Türkmen’iyle, Çerkez’iyle, Laz’ıyla, kadınıyla, erkeğiyle, yaşlısıyla, genciyle bütün bir millet, canını, kanını, varını, yoğunu koymuştur ortaya; çiğnetmemiştir bu mübarek toprakları. Kendisi aç kalmıştır, askerini doyurmuştur. Çocuğunun üzerindeki giysisini, ıslanmasın diye top mermisine sarmıştır. Analar, babalar, göz bebeği evlatlarını kınalayarak göndermiştir cepheye. Türk milletinin böylesine onurlu, şerefli ve dayanışma içerisindeki mücadelesinin karşısında o zamanın süper devletleri dayanamamıştır, yenilgiyle çıkmışlardır işgal ettikleri topraklarımızdan.

Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, şehitlerimize, gazilerimize ve kutsal mücadelede her şeyini ortaya koyan büyük Türk milletinin temsilcilerine yüce Allah’tan rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun. Onlar, millî varlığımız, bağımsızlığımız ve millî ve manevi değerlerimiz adına ölmeyi bilmişlerdir, bize de şimdi yaşatmak düşmektedir.

Dün, işgal devletleri, topla, tüfekle, süngüyle, paylaşmak için girmişlerdi, bugün de ekonomiyle, siyasetle, hayalî vaatlerle aynı şeyleri yapmaya çalışmaktadırlar. İşgal planları hiçbir zaman noktalanmamıştır. Tarihî süreç değişik senaryolarla ve farklı araçlarla devam etmektedir ve edecektir. En önemlisi, bize Sevr’i dayatan ve başaramayanlar şimdi asimetrik savaşla bu sonuca ulaşmak istemektedirler. Bölücü terörü bir araç olarak kullanıyorlar. PKK, asimetrik savaşta koçbaşı olarak kullanılan bir terör örgütüdür. Bu örgüt, yıllardır uluslararası bazı güç odaklarının himayesini görmüştür. Başta uyuşturucu ticareti olmak üzere, her türlü gayriahlaki ve gayrimeşru yolları kullanarak elde ettikleri parayla Türk devletine ihanet etmişlerdir. Uluslararası güç merkezleri bu ihanete silah ve lojistik destek sağlamakta tereddüt göstermemişlerdir. Vatan topraklarımızın mayın tarlasına çevrilmesi, hiçbir bir insani değer tanımadan, ırk, dil, din, mezhep ayırmadan insanları paramparça eden eylemlerin yapılması karşısında bu örgüt hâlâ himaye görebiliyorsa, bunun altında daha derin amaçları görmek zorundayız.

Terör örgütünün hedefi, asla Kürt’lerin haklarını savunmak değildir. Biz, Kürt’üyle Türkmen’iyle, doğulusu batılısıyla, Alevi’si Sünni’siyle biriz ve beraberiz; ortak sorunlarımız var ve onu demokrasi içinde çözeriz. Bugün, göçün, işsizliğin, istikrarsızlığın belli yörelerde yatırım, eğitim ve hizmet yokluğunun sebebi terördür. Teröre karşı mücadelede her kesimimizde kararlılık göstereceğiz. Bu mücadelede kesinti olmayacak. Millî kimlik bilincimizi artıracağız. Birlikte yaşama ve çözüm üretme vasıtalarımızı artıracağız. Demokrasi ve hukuk devleti kuralları içinde tüm sorunlarımıza çözüm üretecek ve bu Meclisin ortaya koyduğu dirilişi mutlaka sağlayacağız.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde işçisinin, köylüsünün, emeklisinin, memurunun, engelli vatandaşlarının ekonomik ve sosyal problemleri olmalıdır. Meclisimizin gündeminde içeride yeni azınlıklar türetmeye, küresel sermayenin siyasal müdahaleler yapabilecek kanallarını açmaya yarayacak düzenlemeler yerine, milletimizin ihtiyaç duyduğu ve hak ettiği demokratik açılımlar ve hukuki düzenlemeler olmalıdır. Konjonktürel dayatmaların hayal tünellerinde zaman öldürmek yerine, Türk dünyası ile bütünleşmek, kendi coğrafyasındaki aynı kültürel kodlarla beslenen topluluklarla buluşarak kendi değerlerimizle örtüşen karşılıklılık ilkesiyle diğer medeniyetlerle yarışabilecek, bize ait özgün medeniyetimizi kuracak projeleri gündemimize almamız gerekmektedir. Balkanlarda, Orta Doğu’da, Kafkaslarda, Orta Asya’da Türkiye için böyle bir beklenti vardır. Bu Meclis bu beklentilere cevap verebilecek kabiliyettedir. Bunun için içeride farklılıklarımızı derinleştirerek iç gündemleri tüketmek yerine, kendimize güven içerisinde dev bir adım atabiliriz. Zorlukların çözüm yeri olan Türkiye Büyük Millet Meclisi bu iradeyi yerine getirebilir. Amasya Tamimi’nde söylendiği gibi, milletin mukadderatını yine milletin azim ve kararlılığı kurtaracaktır. Manda ve himaye anlayışıyla değil, milletimize dayanarak bu Mecliste bunu yapabiliriz.

Sayın milletvekilleri, bu vatanı kurtaran, demokratik cumhuriyeti bize emanet edenler, bu Meclisin çatısı altında birlikte yaşamanın rotasını da çizmişlerdir: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkının adına ‘Türk milleti’ denir.” diyerek ortak bir aidiyet duygusu oluşturmuşlardır. Vatanı, bayrağı, devleti bir olan; kıblesi, secdesi, kitabı, peygamberi, Allah’ı bir olanlar başka türlü davranabilirler miydi? Bu kadar birliğin içinde ayrılık olabilir mi? Bugün de büyük Türk milleti uyanık olmak, birlik-beraberlik içerisinde ve bütünleşmek zorundadır. İlimde, fende, teknolojide, ekonomide büyük hedefler koymalı ve çok güçlü olmalıdır. Sadece kendisi için değil, dünya barışı ve ezilen halklar için de bu misyonu üstlenmelidir. Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyerek gösterdiği hedef ve Türk devletine ve milletine yüklediği misyon da budur. Devlet güçlü olacak, çevresiyle ilgilenecek ve barışın teminatı olacaktır.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz, onların emanet ettiği yüce Türk devletini demokrasiyle taçlandırmaktır. Bu çerçevede, kuvvetler ayrılığına dayanan, tüm kurum ve kurallarıyla işleyen bir demokrasi olmazsa olmazımız olmalıdır.

Mustafa Kemal Atatürk, Meclisi açarak, egemenliği kayıtsız şartsız milletin kendisine vermiş, sorumluluğunun emanetini de çocuklara teslim etmiştir. Canıyla, kanıyla kurduğu cumhuriyeti ve devleti çocuklara emanet eden bir başka millet yoktur. Bizler de çocuklarımıza bugünleri emanet ediyoruz. Ancak, çocuklarımıza daha güçlü Türkiye, temiz bir çevre, yaşanabilir doğa, demokrasiyle taçlanmış ve borçsuz bir devlet bırakmak zorundayız.

Milletimizin temel taşı olan ailede huzuru, saygıyı, insanoğluna yakışır şekilde yaşama imkânını sağlamalıyız. Çocuklarımıza birbirini sevmeyi, karşılıklı saygıyı, paylaşmayı öğretmeliyiz. Bencilliği değil birlikteliği ve birlikte yaşamayı, birlikte üretmeyi ve yapmayı kazandırmalıyız. Kavgada değil bütünlükte çözümün olduğunu, istemeyi değil ikram etmeyi, doğayı korumayı, çevreyi temiz tutmayı, dünya barışına, doğal kaynaklara ve kültürel zenginliklere sahip çıkmayı öğretmeliyiz.

Çocuklarımızın büyüdüğü, bilgi aldığı okullarımızı ve onları yetiştiren değerli öğretmenlerimizi asla ihmal etmemeliyiz. Gözbebeğimiz çocuklarımızı yetiştiren öğretmenlerimiz her türlü teknolojik eğitim-öğretim araçlarıyla donatılmalı, ekonomik sıkıntı yaşamamalı, tayin, terfi, kadro, kariyer gibi endişeler hissetmemelidir. Ülkenin her yerindeki okullarımız yekpare ve yüksek standartlarda olmalı, eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalı, eğitim ve öğretimde çocuklarımıza bilimi, teknolojiyi, fikir üretmeyi, projeler kazandırmayı, ilim yapmayı öğretirken manevi değerlerimizi de anlatmalıyız. Hacı Bektaş Veli’yi, Mevlânâ’yı, Yunus Emre’yi ve onların felsefesini de öğretmeliyiz.

Bütün bunları yaparken, siyasi çekişmelere alet etmeden, ülkenin sorunlarını çözmeyi amaç edinmeliyiz. Siyasi farklılıklarımız sadece demokrasimiz, bireysel hak ve özgürlüklerimiz bizim vazgeçemediğimiz olgularımız olmalı. Partiler ve siyasi oluşumlar zaman içerisinde isim değiştirir, yönetim değiştirir, anlayış değiştirir ama devletimiz ve büyük Türk milleti ilelebet yaşamak zorundadır. Bu sebeple, siyasi kadrolarımızı, siyasi anlayışımızı, siyasi rantı düşünmeden, güçlü bir Türk devleti için kurgulamalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHSİN YAZICIOĞLU (Devamla) – Yargının, yürütmenin ve yasamanın bağımsızlığına dayanan, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletini tüm kurum ve kurallarıyla yerli yerine oturtmalıyız.

Türkiye’nin son yıllarda çektiği yüksek miktarda doğrudan veya dolaylı yatırımlar sebebiyle cari açığımız yükselmesine rağmen sürdürülebilir kalabilmiştir, ancak şu andan itibaren 36-37 milyar dolara dayanmış olan cari açığımızın sürdürülmesi pek kolay görünmemektedir. Zira, özelleştirme gelirleri her zaman bu kadar fazla olmayacak çünkü satacak fazla bir şey bırakmadık. İkincisi, her yıl bu kadar büyüyemeyeceğiz çünkü rakamlar bunu gösteriyor. Üçüncüsü, her yıl bu kadar doğrudan yatırım çekebilme imkânı gözükmemektedir.

Genel anlamda dünyada ekonomik kriz sürecine girildiği bir dönemde, cari açık, yüksek sıcak para, bir de demokrasi açığımızı buna eklersek, bu dalgayı göğüsleyebilmemiz söz konusu değildir. Savaşta bile demokrasisini koruma iradesini ortaya koyan bu Meclis, her zaman üzerine düşen demokrasi görevini ve egemenliğin kayıtsız şartsız millet eliyle kendisinde olduğu iradesini göstermiştir, şimdi de gösterecektir. Her birimiz kendimize göre yeni bir demokrasi tarifi yapmak yerine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin savaşta bile açık kaldığını unutmadan, hiçbir demokrasi dışı güce, odağa, dayatmaya ve en önemlisi demokrasiye ara verecek cuntacı yaklaşımlara prim vermeye, mesaj vermeye -hele böylesi bir bayram töreninde- kalkışmamalıdır. Bunu da özellikle ifade etmek istiyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bu duygu ve düşüncelerle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, bu yüce kürsüden, çocuklarımızın ve büyük Türk milletinin Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun silah arkadaşlarını, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurucularını, bütün şehit ve gazilerimizi bir kere daha rahmetle ve şükranla anıyorum. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti, MHP ve DSP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Muhsin Yazıcıoğlu (Büyük Birlik Partisi, Sivas). “23 nisan ulusal egemenlik haftası hk”. TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim tutanağı, 23 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muhsin-yazicioglu-23-2008-04-23-23-nisan-ulusal-egemenlik-haftasi-hk (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
