# 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (MİLLî SAVUNMA BAKANLIĞI, SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI, ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI, ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU, ULUSAL BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ, ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU, MADEN TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ VE PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ) ONÜÇÜNCÜ TUR

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Münir Kutluata (MHP, Sakarya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim
- **Tarih:** 11 Aralık 2007
- **Gündem:** 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (MİLLî SAVUNMA BAKANLIĞI, SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI, ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI, ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU, ULUSAL BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ, ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU, MADEN TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ VE PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ) ONÜÇÜNCÜ TUR
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/munir-kutluata-23-2007-12-11-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-milli-savunma-bakanli

> Münir Kutluata (MHP), 11 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (MİLLî SAVUNMA BAKANLIĞI, SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI, ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI, ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU, ULUSAL BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ, ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU, MADEN TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ VE PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ) ONÜÇÜNCÜ TUR); konuşma 1.151 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu bütçeleriyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, ülkelerin hayati kaynakları, beşerî kaynaklar, doğal kaynaklar ve mali kaynaklar olmak üzere üçe ayrılır. İnsan kaynakları esas olmak üzere, insan kaynaklarını ve doğal kaynaklarını iyi kullanabilen ülkelerin, üçüncü sıradaki mali kaynaklarını da kolayca oluşturup geliştirdiklerini biliyoruz. Çok eskiden beri dünyadaki mücadelenin doğal kaynaklar üzerinde olduğunu, son yüz yıldır enerji kaynaklarının doğal kaynaklar içinde daha fazla ön plana çıkmış olduğunu görüyoruz. Geldiğimiz noktada dünyadaki mücadelenin, haksızlıkların, işgallerin altındaki kolay sezilebilir sebep enerji, daha yerinde bir tahlille doğal kaynaklardır.

Bugün bütçesini görüştüğümüz Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, önemine kısaca vurgu yaptığım konunun ve bu konuda dünyada ortaya çıkan politika ve uygulamaların her yönüyle farkında olan, olması gereken bir bakanlığımızdır.

Böyle bir giriş yapma ihtiyacı duymamın sebebi, dünya enerji talebi ve arzı konusunda ortalarda dolaşan değerlendirmelerin arka planına da vurgu yapmış olmaktır. Dünya enerji talebindeki artış, nüfus artışına, sanayileşmeye, iktisadi ve sosyal gelişmeye bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Dünyanın bütün ülkelerinde şu veya bu sebepten enerji talebi artarken, Türkiye’de bütün bu sebeplerin bir arada etkisiyle enerji talebi dünya ortalamasına göre daha da hızlı artmaktadır.

Diğer taraftan, enerji arzında da önemli artışlar olmasına rağmen, oluşan arz ve talep dengesinin bağımsız bir ortamda ve serbest şartlarda oluşmuş bir denge olmadığını biliyoruz. Dünyada enerji arzı sadece iktisadi şartlara göre değil, bunu sağlayan ülkelerin millî politikaları, global politikalar ve emperyal zorlamaların etkisi altında oluşmaktadır. Türkiye’nin enerji politikalarını belirleyen sorumlu kurumlarımız, enerji politikasının temel amacını, iktisadi kalkınmanın ve sosyal gelişmenin ihtiyaç duyduğu enerjinin rekabetçi bir serbest piyasa ortamında sürekli, kaliteli ve güvenli bir şekilde, asgari maliyetle temini olarak ifade etmektedirler.

Gerek bizim yaklaşımımızda gerekse bütün dünyada enerji güvenliği konusu ön plana çıkmakta, enerjinin zamanında, kesintisiz ve düşük maliyetle sağlanmasının önemi ortaya konulmaktadır. Tabii böyle bir anlayışın sonucu, her ülke için gerekli enerjiyi sağlayacak siyasi etkinliği göstermek, anlaşmaları yapmak, gerekli iktisadi ortamı ve piyasa ortamını oluşturmak esas olmaktadır.

Ancak, enerji güvenliği konusunda bazı gelişmiş iddialı ülkelerin ve emperyalist ülkelerin anlayışı farklıdır. Bunların önemli bir bölümü enerji güvenliğini, dünya enerji kaynaklarını ve bu kaynaklara sahip olan ülkeleri kontrol altına almak olarak anlamakta ve bu yolda en acımasız metotlara başvurmakta, politikalar yürütmektedirler. O zaman Türkiye’nin, aslında doğru olan enerji güvenliği anlayışının dünyanın bu özel şartları altında değerlendirilmesi ve enerji politikalarının buna uygun oluşturulması gerekiyor. Bunun ilk adımı kendi enerji kaynaklarımıza millî bir bilinçle sahip çıkmak, Petrol Kanunu, Maden Kanunu gibi kanunlarda ve diğer yeni kanunları çıkarırken emperyal baskıları göğüsleyebilmek, millî menfaatlerden taviz vermemektir.

İkinci şartı, diğer ülkelerde enerji alanında kurulacak ilişkilerde arz-talep dengesinin baskıların altında oluştuğunu bilerek davranmak ve yakın hinterlandımızda olup bitenleri anlamazdan gelecek bir tabiiyet içinde seyirci kalmamaktır. Irak’ta olup bitenlere, kıta sahanlığımızda olup bitenlere karşı aciz kalmamaktır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye arasındaki alanda sergilenen oyunlara baktığınız zaman, enerji güvenliğini bir tarafa bırakınız, Kuzey Kıbrıs’ın varlığı ve Türkiye’nin hükümranlığı açısından tepkisiz ve tedbirsiz kalmayacak kadar millî bilince sahip olmak gerekmektedir.

Türkiye’nin enerji talebini değerlendirirken, hem toplam talebe ve tüketime hem de kişi başına tüketime, aynı zamanda yerli üretimin yapısına ve toplam tüketim içindeki payına bakmak gerekiyor. 1990 yılında 944 kilogram petrole eş olan kişi başına tüketimimiz, 2006 yılında 1.377 kilo petrol eş değerine çıkmış, 2008 yılında da 1.510 kilogram hedef alınmıştır. Yani, bu süre içerisinde, on beş-on altı yıllık süre içerisinde Türkiye’nin kişi başına toplam enerji talebinde yüzde 54 bir artış vardır. Aynı on altı yıllık süre içerisinde toplam talebe baktığımız zaman tam ikiye katlanmış ve yüzde 100 artmıştır. İthalatımıza baktığımız zaman yüzde 156 artış göstermiştir. Ancak, yerli enerji kaynaklarımızdaki artışa baktığımız zaman, sadece yüzde 30 bir artış söz konusu olmaktadır. Bu üç oran, tekrar ediyorum, yüzde 100’lük, yüzde 156’lık artışlara karşı yerli kaynaklardaki yüzde 30 artış, bu üç oran, enerji konusunda Türkiye’nin dışa bağımlılığının çok hızlı arttığını göstermektedir. Enerji talebimizin yerli üretimle karşılanma oranına bakar, bunun aynı seyrini gözden geçirecek olursak, 1990 yılında enerji toplam talebimizin yüzde 48’i yerli üretimle karşılanırken, bu, 2006 yılında yüzde 28’e düşmüştür yani yüzde 20’lik bir azalma söz konusudur esas aldığımız bu dönem içerisinde. Yerli üretimin artırılmasıyla ilgili, Bakanlığın, birçok tedbirleri açıklıyor olmasına rağmen 2013 yılında bu oranın ancak yüzde 30 olacağı görülmekte, yine Bakanlıkça ifade edilmektedir. 2006 yılında yaklaşık 100 milyon ton petrol eş değeri olan enerji talebimizin 2013 yılında yüzde 50 artışla 150 milyon tona çıkacağı görülüyor. Dolayısıyla, bütün bu rakamların işaret ettiği husus, Türkiye’nin çok ciddi bir enerji politikasına sahip olması gereğidir.

Toplam talebimizi oluşturan yerli üretim ve ithalatın yapısına baktığımız zaman çok önemli birkaç noktayı görmekteyiz: Tüketim içinde yüzde 28 payı olan yerli üretimimizin yüzde 43’ü kömür, yüzde 9’u petrol, yüzde 3’ü doğalgaz -yaklaşık değerlerdir bunlar- yüzde 17’si hidrolik ve jeotermal elektrik ve yüzde 5’i de diğer kaynaklar ama önemli rakam olarak yüzde 23’ünü gayri ticari enerji kaynakları oluşturmaktadır. Ticari olmayan enerji kaynaklarının oranının yüksekliği ve bunun kendi içinde bölümlenmesi, Türkiye’nin enerji konusundaki yetersizliğinin başlıca işaretlerinden biridir.

Diğer taraftan, petrol ve doğalgaz üretiminin çok yetersiz oluşu üzerinde dikkatle durmamız gerekmektedir. Enerji ithalatı içerisinde petrolün yüzde 50’lik ağırlığını muhafaza ettiğini görüyoruz ama diğer önemli bir gelişme, yüzde 7 civarındaki artışlarla seyreden doğalgaz talebindeki artıştır. Ülkemizde toplam enerji talebinin karşılanmasında, hem yerli üretimde hem de ithalatta çeşitlendirmeye gitmenin önemi bilinmektedir. Bu dışa bağımlılığı hafifletmek, enerji güvenliğini sağlamak açısından fevkalade önemlidir. Enerji çeşitlendirmesi aslında enerji güvenliğinin bir yolu olarak görülmesine rağmen, ülkemizde uygulanan politikaların bu konuda da çeliştiğini görüyoruz. Elektrik üretimini belirli oranlarda artırmak zorunda olan ülkemizde sadece 2007’den 2008’e toplam elektrik üretimi yüzde 7, kişi başına elektrik tüketimi yüzde 5,7 artmak zorundadır ancak bu artışın çok büyük kısmının doğal gaza bağlı santrallerle, dolayısıyla ithalata dayalı santrallerle karşılanıyor olması, enerji güvenliğinin, çeşitlendirmekle ortaya çıkarmaya çalıştığımız enerji güvenliğinin bu bağımlılıkla yok edilip gittiğini göstermektedir. Bu anlamda çok ciddi bir çelişki söz konusudur.

Elektrik enerjisinde yüzde 20’ye varan kayıp kaçakların içerisinde, Türkiye’de sokak aydınlatmasında yüzde 2 civarında paya sahip olan tüketimin vatandaştan tahsil edilmeye kalkışılıyor olması da ayrı bir tezat olarak bu arada ifade etmek istediğim ilave bir husustur.

Enerji çeşitlendirmesi ve güvenliğinin artırılması noktasında nükleer güç santrallerine de kısaca temas etmek istiyorum. Nükleer güç santrallerinin devreye sokulması için çok uzun yıllar gereksiz tartışmalar yapılmış, bu konuda herhangi bir adım atılamamıştır. Boşa geçen yıllar göstermiştir ki çevre endişesiyle nükleer teknolojiye karşı çıkmayı ve Türkiye’nin yakın çevresi nükleer santrallerle sarılırken herhangi bir tepki göstermemiş olmayı bir arada izah etmek zordur. Erivan yakınlarında eski teknolojili bir nükleer güç santralinin Türkiye’ye vereceği zararın Kars’ta kurulacak olandan daha az olmayacağını herkes bilmelidir. Keza, Bulgaristan’da benzer bir santralin Türkiye’ye vereceği zarar, Edirne’de kurulacak olandan daha az olmayacaktır. Hükûmetler, bu dönemde, Türkiye’nin gecikmeden nükleer teknolojiye kavuşması gibi sağlam bir anlayışın sahibi ve takipçisi olamamışlar ve içerden ve dışardan esen rüzgârlara göre hareket etmişlerdir.

O bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye’nin nükleer teknoloji ve nükleer enerji konusunda sebepsiz vakit kaybettiği kanaatindedir ve bu eksikliğin mutlaka giderilmesi konusunda net bir anlayışı ortaya koymaktadır. Enerji çeşitlendirmesi ve arz güvenliği, genel teknoloji düzeyinin yukarıya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Münir Kutluata (MHP, Sakarya). “2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (MİLLî SAVUNMA BAKANLIĞI, SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI, ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI, ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU, ULUSAL BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ, ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU, MADEN TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ VE PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ) ONÜÇÜNCÜ TUR”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 11 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/munir-kutluata-23-2007-12-11-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-milli-savunma-bakanli (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
