# Araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi hakkında kanun tasarısı (s.s.:95)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Münir Kutluata (MHP, Sakarya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim
- **Tarih:** 28 Şubat 2008
- **Gündem:** ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME FAALİYETLERİNİN DESTEKLENMESİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:95)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/munir-kutluata-23-2008-02-28-arastirma-ve-gelistirme-faaliyetlerinin-desteklenmesi-hakkinda-kanun-t

> Münir Kutluata (MHP), 28 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME FAALİYETLERİNİN DESTEKLENMESİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:95)); konuşma 978 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesi vesilesiyle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bilgi ve teknoloji üretimini sağlayamayan ülkelerin geleceğinin karanlık olduğunu hepimiz biliyoruz. Nitekim globalleşme diye karşımıza çıkan ülkeler arası etkileşim atmosferinin daha sonra gelişmiş ülkelerden fakir ülkelere, iddialı ülkelerden iyi yönetilemeyen ülkelere doğru tek taraflı bir rüzgâra dönüşmesi hepimizin gözleri önünde olmuştur. Globalleşme, bilgi ve teknolojiyi üretebilen ülkeler veya bloklar için elde ettikleri üstünlüğü pekiştirmek ve garanti altına almak için önemli bir fırsat olurken Türkiye benzeri bazı ülkeler için her türlü olumsuzluğun açıklanmasında önemli bir mazeret olarak kullanılmaktadır. Bu yüzden, araştırma ve geliştirme, bilgi ve teknoloji üretimi, bilgi çağı üretim sistemleri gibi sık sık dile getirilen konuların temenniden ibaret kalmayıp Türkiye'nin de faydasına sunulabilmesi için etraflıca ele alınıp sistematiğinin anlaşılabilmesi gerekiyor. Sistematiğin anlaşılabilmesi bu alanda mesafe katedebilmenin en önemli şartı olarak görünüyor.

Bir ülkede bilgi ve teknoloji üretim kapasitesinin, ar-ge ortamının gelişmesi birçok faktöre bağlıdır. Bütün bu unsurların konunun gelişmesi yönünde etki etmesi beklenir. Bir yandan araştırma geliştirme ortamının desteklenmesi niyetiyle tedbirler alınırken, yasalar çıkarırken diğer yandan doğal yapının gelişmesini engelleyecek politikalar uygulayarak sonuç almak mümkün değildir.

Bilgi ve teknoloji üretimi ve ar-ge açısından Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, sistematiğin kavranamadığını gösteren en çarpıcı örneklerden bir tanesidir. Bu yüzden, ar-ge harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı üzerinden yapılan kıyaslamalar durumu açıklamaya yetmemektedir. “Şu kadar artırmak suretiyle oranı yüksek seviyeye getiriyoruz” demenin hiçbir anlamı yoktur. Sistemi oluşturmadığımız takdirde bunlar sadece birtakım cılız kalmaya mahkûm gayretler olarak kalacaktır. Nasıl ki, sağlık seviyesinde gelişmiş bir ülkeyle aynı düzeye gelebilmek için aynı oranda sağlık harcaması yapmakla meseleyi halledemiyorsak, sistemi kurmak gerekiyorsa, efendim sistemi iyiye götürücü bir tarzda işletmek gerekiyorsa burada da durum aynıdır.

Bilindiği gibi, bilgi ve teknoloji üretiminin esasını araştırma ve geliştirme oluşturuyor. Gelişmiş ülkelerde bilgi ve teknoloji üretimi eğitim sisteminin, üniversiter sistemin ve üretim sisteminin tabii bir parçasıdır, hatta fonksiyonudur. Ar-ge ise bu sistemin doğal sonucu olarak gelişmiş bir altyapı, yaygın ve müsait bir iklimdir. Bu durumu kavrayabilen ülkelerin bu alanda benzer bir yapıya ulaşmak bakımından önemli mesafeler katettiğini görüyoruz. Başta Çin olmak üzere, birçok ülke bu fırsatı gayet güzel değerlendirebilmiştir. Türkiye ise hâlâ işin önemini anlamakta olduğunu gösteren bazı işaretler vermekle meşguldür. Şu anda görüşmekte olduğumuz yasanın yıllarca gecikmiş olması da bunu gösteriyor.

Milliyetçi Hareket Partisinin bilim ve teknolojiye, ar-ge’ye, hızlı iktisadi kalkınmaya verdiği önem herkesin malumudur. 57’nci Hükûmet döneminde, Milliyetçi Hareket Partisinin öncü gayretleriyle hazırlanan Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Yasası 2001’de çıkarılmıştı. Üzerinden yaklaşık yedi yıl geçmiş, şimdi bu yasayı görüşüyoruz. Eğer bu yasa, diyelim ki beş yıl önce çıkmış olsaydı, bugün ortaya çıkan sonuçların verimliliği ve yeni düzenlemeleri konuşuyor olacaktık. Gecikmeye rağmen bunu destekliyoruz.

Bilgi ve teknoloji üretmenin doğal yapısı araştırma ve geliştirmenin taraflarının sorumluluklarını bilmesi, anlayabilmesi ve yerine getirebilmesiyle yakından ilgilidir. Kolayca görülebileceği gibi, taraflar arz edenler ve talep edenler olmak üzere iki gruptadır. Arzın tarafları üniversiteler, özel üretici kuruluşlar, özel teknoloji üretim merkezleri ve kamunun teknoloji üretim sistem ve merkezleridir. Talep edenler veya etmesi gerekenler de firmalar, kamu kurumları, sivil toplum örgütleri, fertler ve toplumun tamamıdır. Bilgi ve teknolojiyi talep etmesi gereken tarafların talepleri olmadan arz eden yönü harekete geçirmek ve onu sağlıklı işletmek mümkün görünmüyor. Bilgi ve teknolojiyi talep etmesi gerekenler eksiklerinin farkında olmadan, taleplerini ortaya koymadan arz sistemini düzene sokamıyoruz. Örnek olarak, sık sık dile getirilen üniversite-sanayi iş birliği konusunu dikkatlerinize getirmek istiyorum. Türkiye’de bir arzu, bir istek olarak devamlı üniversite ile sanayinin iş birliğinden söz edilir. Eğer üniversiteden sanayi bir talepte bulunuyor olsaydı bugüne kadar, üniversiteler bilgi ve teknoloji üretimi bakımından hazırlıklı olacaklardı. Sanayinin, iş âleminin, iş hayatının, kamunun ve diğer kesimlerin bu anlamda bir talebi olmadığı için üniversiteler hazırlıksızıdır. Dolayısıyla biz bunu birtakım tavsiyelerle “Bir araya gelin, güzel çalışmalar yapın.” demekle yaptıramıyoruz; bu bir sistem meselesidir.

Özel sektöre gelince: Özel sektör varlığını sürdürebilmek için eğer yeni bilgileri ve teknolojileri satın almak, onlara ödeme yapmak zorunda kalacak olsa sistem, özel sektör ayağında sağlıklı işliyor olacaktı; bunu da sağlayabilmiş durumda değiliz. Diğer taraftan kamunun da bu türde taleplerinin olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla talep yönü, arz edecek kurumların sağlıklı çalışmasını sağlayacak bir etki icra edememektedir.

Bilgi çağının özelliği, yenilenerek ve yenileyerek ayakta kalmaktır. Yenilenerek varlığını sürdürme insan için, insan kaynakları için söz konusudur. Hayat boyu eğitim dediğimiz ve eğitimin düzene sokulması bu konudur ve Milliyetçi Hareket Partisinin bu konudaki hassasiyeti yine herkes tarafından bilinmektedir. Türkiye iki ayağının üzerine kalkıp yürüyecek ise ayaklardan bir tanesi budur. Ancak bu konuyu şimdi geçerek tekrar teknoloji konusuna geliyorum.

Teknoloji konusunda, yenileyerek varlığını sürdürebilme anlayışı fevkalade önemlidir. Firmalar için, ürünler için yenilenerek ayakta kalabilmek söz konusudur. Eğer, pazar şansının devam etmesini istiyorsa kuruluşlar, kendi ürünlerini her gün yenilemek zorundadır. Bir ürünün varlığı devam etsin isteniyorsa o ürüne her gün yeni özellikler katmak mecburiyeti vardır. İşte bu yüzden bu yasanın 1’inci maddesine “Teknolojik bilginin ticarileştirilmesi” kavramanın girmesini -çok uzun bir gecikmeden sonra- kâr saymak mecburiyetindeyiz. İşte bu anlayış eğer yıllar önce sisteme girebilseydi, bu dediğimiz tabii mekanizma daha güzel işliyor olacaktı.

Bundan yarım asır önce, firmalar üretip de satmaya çalışmak yerine, satılabilecek olanın üretilmesi gibi bir yol keşfetmişlerdir. Daha sonra “modern pazarlama” adını alacak olan bu yol, araştırma ve geliştirmenin araştırma kısmının anlam kazanmasıdır. Satılabilecek olanı üretmek demek, gizli talebi ortaya çıkararak hangi ürünlerin talep edilebileceğini belirlemek ve daha sonra da buna uygun ürünlerin üretilebilmesini sağlamak demektir. Demek ki araştırmayı sadece laboratuvar araştırması olarak anlayamayız, bundan anlayacağımız, aynı zamanda pazar araştırmasıdır. Peki, geliştirilen nedir? Geliştirilen, ihtiyaç duyulduğu tespit edilen ürünü gerçekleştirme yolları, metotları ve usulleri ve teknolojisinin ortaya koyulmasıdır. Teknolojiye olan talebi artıracak olan bu sistemi işlettiğimiz zaman, geliştirmenin kendiliğinden vücut bulacağını ve otomatik olarak işleyebileceğini söyleyebiliriz.

Şimdi, ar-ge’yle ilgili yasalar çıkarmaya gayret ederken diğer taraftan, araştırma ve geliştirmenin önünü kesen uygulamaların üzerinde de kısaca durmak gerekiyor. Bütün iletişim sistemlerini yabancılaştırdığınız bir yapı içinde, en önemli teknolojik gelişme alanı olan iletişimde hangi yeni teknolojilerin, hangi yeni bilgilerin üretilmesi pazar bulacaktır da siz bu sahada mesafe kaydedeceksiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Münir Kutluata (MHP, Sakarya). “Araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi hakkında kanun tasarısı (s.s.:95)”. TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim tutanağı, 28 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/munir-kutluata-23-2008-02-28-arastirma-ve-gelistirme-faaliyetlerinin-desteklenmesi-hakkinda-kanun-t (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
