# Yükseköğretim kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.238)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Münir Kutluata (MHP, Sakarya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim
- **Tarih:** 18 Haziran 2008
- **Gündem:** YÜKSEKÖĞRETİM KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.238)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/munir-kutluata-23-2008-06-18-yuksekogretim-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-238

> Münir Kutluata (MHP), 18 Haziran 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.238)); konuşma 875 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi vesilesiyle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

5’inci madde, doçentliğe atamayla ilgili ek şartlar arama imkânı veriyor üniversite yönetimine. Bu anlamda (c) fıkrasıyla getirilen ekte bazı ilave özellikler aranmasını, objektif, ölçülebilir kriterler olması şartıyla imkân dâhiline sokuyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de üniversite meselesi, üniversite sorunu, önemi ve çapı itibarıyla millî eğitim sorununun da temelini teşkil etmektedir. Aksine, eğitimin, özelliği itibarıyla en temel, en önemli konu sayılması gerekirken, bizde üniversitedeki problemlerin uzun yıllara yayılmış olması kendisinden önceki eğitim kurumlarını ve dönemlerini de âdeta mefluç etmiş, felç etmiş durumdadır. O yüzden, konunun neresi ne kadar düzeltilebilirse bunu kâr sayıyoruz. Ancak bu düzenlemeler bir genel yaklaşım, bir çerçeve anlayışı içerisinde olacak olsa mutlaka daha verimli olacağına şüphe yoktur.

Şimdi, üniversite problemi dediğimiz zaman, yükseköğretimdeki yetersizlik dediğimiz zaman, üniversiteden eğer öğretim üyesinin kalitesini ve çalışma şartlarını anlıyorsak meseleye iyi yaklaşıyoruz demektir. Kısacası, üniversite demek, öğretim üyesi demektir; öğretim üyesi demek, iyi seçilmiş, iyi yetişmesine imkân verilmiş insanlar ve gençler demektir. Bu açıdan baktığımız zaman, Türkiye’deki sistem, iyi öğretim üyesi adaylarını üniversiteye kazandırmamıza yetmiyor. İyi adaylar üniversiteyi, bilimsel çalışmayı arzu etseler bile, geçim şartları itibarıyla burayı tercih eder durumda değildirler. Eğer bir şekilde tercih ederlerse -bir sevdadan ötürü, bir ilgiden ötürü- yetişme şartlarını altüst eden birtakım gelişmelerle karşı karşıya kalmış bulunmaktadırlar. Bu yetişme şartlarını altüst eden durumun başında, hazırlık yapılmadan açılan üniversitelerin öğretim elemanı ihtiyacı gelmektedir. Hazırlıksız açılan üniversitelere veya vakıf üniversitelerine kaptırılan öğretim üyelerinin yerine yenilerini koyabilmek için, turfanda bir yetiştirme dönemi ortaya çıkıyor. Bu yetmemiş gibi, bunun arkasından bir yardımcı doçentlik dönemi var. Yardımcı doçentlik dönemi, doktorasını yapmış gençlerin, derhâl, doçent gibi, öğretim üyeliğinin ilk kademesine atanmasıyla ders verecek adam eksiğinin giderilmesine matuf bir uygulamadır. Eğer öğretim üyesinin azlığından ötürü bu yola gidiyorsanız, bu yol, bu gençlerin yetişmesinin de önünü kesiyor. Dolayısıyla, acele doktoraları yaptırılmış, acele öğretim kadrosuna atanmış ders veren insanlar ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla, dikkat ederseniz, şimdi, bu konular tartışılırken “öğretim üyesi”nden ziyade “öğretim elemanı” tabiri daha fazla kullanılmaktadır. “Öğretim elemanı” hem öğretim üyelerini hem de öğretim görevlilerini kapsayan genel bir çerçeve ifadesidir, ancak gelişme sayısal yönde olduğu için, öğretim üyesi yetiştirmek yerine öğretim elemanı yetiştirmeye ağırlık verdiği için bu yola doğru gidiyor Türkiye. Dolayısıyla üniversitedeki yetersizliğimizin, Türkiye'nin yetersizliğinin hem sayısal yetersizlik hem kalite yetersizliği olduğunu dikkate alırsak, kaliteyle ilgili düzenlemeleri göz ardı ettiğimiz takdirde, sadece sayısal yetersizlik üzerinde durduğumuz takdirde kaliteyi daha da kötüye götürdüğümüzün farkında olmamız gerekiyor. Bu yüzden, şimdi birkaç cümle ile yeni açılan üniversiteler konusuna bu vesile ile temas etmek istiyorum.

Bu İktidarın döneminde 41 tane yeni üniversite açılmıştır. Bu, sayısal olarak güzel bir gelişme sayılabilir ancak 41 üniversiteyi açmayı planlamış olan bir iktidarın, en azından ilave olarak 41 bin öğretim üyesi adayını bir yerlerde yetiştirmeye başlamış olduğunu görmeli idik ki, bu sayısal ve kaliteye yönelik yetersizliğin iyi idrak edilmiş olduğunu anlayalım. Bu yasalar tartışılırken, daha önce benzer konularda diğer zeminlerdeki bütün tartışmalarımızda, ilgililerle ve Sayın Bakanla olan görüşmelerimizde birtakım rakamlar devamlı verildi. Şu anda üniversitelerde -yanlış hatırlamı-yorsam- 32 bin doktora yapan elemanımızdan bahsedildi. Ama mevcut üniversitelerin ihtiyacı için bu insanlar o üniversitelerin kadrolarında kendilerini yetiştirmeye çalışıyorlar. O hâlde, yeni kurulan üniversiteler için hazırlıklar önceden yapılsaydı keyfiyeti kemiyete, kemiyeti keyfiyete terk etme mecburiyetinde kalmamış olurduk.

Şimdi, bu konuda bir başka sıkıntılı nokta, hem üniversitelerde öğretim üyesi yetersizliği hem de, daha önce çeşitli vesilelerle ifade ettiğim gibi, sadece yükseköğretim kurumu sıfatını almaya layık, bu arada yüksekokul statüsünü geçememiş birtakım kurumların vakıf üniversitesi adı altında üniversite sıfatıyla çalışıyor olmaları, hiç öğretim üyesi yetiştirmeden kamu üniversitelerinden öğretim üyesi transfer ederek eğitim faaliyetlerini sürdürüyor ve üniversite sıfatını kullanıyor olmalarıdır. Bu konuda, devamlı, bir düzenleme ihtiyacını dile getiriyoruz. Burada da bir gelişmeyi görebilmiş değiliz. Ancak konunun gerçekten köklü çözümünü arzu ediyorsak mutlaka öğretim üyesi meselesine nasıl yaklaştığımızı kamuya ilan etmeli ve bununla ilgili tedbirleri almalıyız. Bugün, bu konuyla ilgili söylenecek çok söz olmasına rağmen, farklı bir hususu bu yüce heyetin dikkatine sunuyorum. Bu düzenleme vesilesiyle, eğer rektör seçimleri konusunda, rektörlerin hizmet dönemini bir dönemle sınırlandırabilseydik -bir dönemi, dört yılı az görüyorsak bunu beş yıl kabul etmek suretiyle- bir dönem için rektör seçimlerini yapabilseydik, üniversitelerin ciddiyetini korumak bakımından, üniversiteye basit, kişisel siyaseti sokmamak ve önünü kesmek bakımından ciddi bir adım atmış olabilirdik. Şimdi, iki dönem peş peşe seçilme hakkını verdiğimiz zaman, dikkat ederseniz, Türkiye’nin her yerinde rektörler ikinci dönem de seçilebilmektedirler. O zaman, bu ne isabetli rektör seçimidir ki daima ikinci seçimi de kazanmaktadırlar? Bu gösteriyor ki bazı rektörler, seçildiği andan itibaren gayretlerini ikinci dönem seçilme hesabına yöneltmektedirler. Bu da üniversitelerin gelişmesinin önündeki en büyük engellerden bir tanesidir çünkü bir öğretim üyesinin idarecilik yapması istisnai bir hâl olmalıdır. İstisnai hâl olduğuna göre bu sadece üniversiteye bir katkı olsun diye yapılır, bir hizmet olsun diye yapılır. Bunu profesyonel bir meslek hâline dönüştürmeye yatkın olan öğretim üyeleri dışarıda da pekâlâ profesyonel uygulama alanları bulabilirler. O hâlde üniversitede kaliteyi koruyabilmek ve devam ettirebilmek bakımından buna özel önem vermek gerekiyor. Bu yüzden, birincisi, bir döneme indirme ve belki yılını uzatma meselesi, ikincisi de YÖK’e teklif edilen aday sayısında -6 aday- bir azaltmaya gitme mecburiyeti çok önemli hususlardır. Çünkü 6 adayı teklif etmeniz hâlinde, birçok aday kendisine belirli güçler ve ilişkiler vehmederek, nasıl olsa sıraya gireceğini düşünerek bu basit politik ortamların gelişmesine katkı sağladıklarını görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Münir Kutluata (MHP, Sakarya). “Yükseköğretim kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.238)”. TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim tutanağı, 18 Haziran 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/munir-kutluata-23-2008-06-18-yuksekogretim-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-238 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
