# 2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Münir Kutluata (MHP, Sakarya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim
- **Tarih:** 24 Aralık 2010
- **Gündem:** 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/munir-kutluata-23-2010-12-24-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi

> Münir Kutluata (MHP), 24 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 996 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe dengesi konusunda görüşlerimi açıklamak üzere, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Bütçe uygulamalarında esas olan, denk bütçe yapabilmektir. Kamu harcamalarına yetecek kamu geliri elde edilmediği zaman ortaya çıkan bütçe açığı borçlanma gereğini de beraberinde getiriyor. Bu da faiz ödemelerinde artışlara neden oluyor. Artan faiz harcamaları kamu hizmetlerine gidecek payı azaltıyor. Bir başka deyişle, bütçe esnekliği ortadan kalkıyor. Bu açıdan bakınca, bütçe denkliğinin önemi daha iyi anlaşılmaktadır.

Bu noktada kısaca, faiz ödemeleri ve bütçe denkliği konusu üzerinde durmak istiyorum. Bir yılın bütçe büyüklüğü belirlenirken, kamu hizmetlerinin gerektirdiği harcamalarla daha önceki yılların bütçe açıklarının finansmanı için alınan borçların faiz ödemeleri esas alınmaktadır. Bir tarafta kamu hizmetlerinin gerektirdiği harcama miktarı, diğer tarafta faiz ödemelerinin gerektirdiği harcama miktarı, bunların üst üste koyulması bütçe büyüklüğünü ortaya çıkarıyor bildiğiniz gibi. Bu iki ana kalemden ne kadar kamu harcaması yapılacağını belirlemek bütçeyi yapan hükûmetin iradesine bağlıdır. O bütçe dönemindeki ödenecek faiz miktarı ise hükûmetin önüne veri olarak gelmektedir, o konuda hükûmetin yapabileceği fazla bir şey yoktur. Bu gerçek dikkate alındığında, Hükûmetin ikide bir Milliyetçi Hareket Partisi sıralarına dönerek “Sizin ortağı olduğunuz 57’nci Hükûmet döneminde faiz ödemeleri şöyleydi, böyleydi.” demesinin hiçbir anlamı olmadığı görülüyor. Çünkü Milliyetçi Hareket Partisinin ortak olduğu hükûmet döneminde ödenen faizlerin, Milliyetçi Hareket Partisi öncesi hükümetlerin bütçe açıklarının kapatılması için yaptıkları borçların faizleri olduğu biliniyor. Bu vesileyle belirtmek gerekir ki bugün faiz yükünün nispi olarak düşmüş olmasının, Türkiye benzeri ülkelerde ortalama yüzde 56’lar civarında olan enflasyonun 2002’den itibaren düşerek yüzde 7’ler düzeyine inmiş olmasının soncudur.

Şimdi, faizler düşerken, dünyada bu rahatlık varken, Türkiye’ye de sirayet etmişken Türkiye “Fazla faiz ödemedim.” diye hayıflanmakta mıdır, Hükûmet bunu mu söylüyor, anlayabilmiş değiliz. Bu, o günün trendlerinin sonuçları idi, bunu söylemek istiyorum.

Tekrar bütçe denkliğinin önemi konusuna dönersek, bu konuda yani denk bütçe yapma gereğinin önemi konusunda ciddi bir ihtilaf olmamasına rağmen süre konusunda farklı görüşler vardır. Bütçe denkliğinden yıllık bir eşitliği mi anlamak lazım geldiği, yoksa birkaç yıllık bir dönemi mi esas almak gerektiği noktasında bir görüş farkı vardır.

Büyüme oranlarının yıldan yıla önemli farklılıklar göstermesi hâlinde ve kriz ortamlarında denklikten ziyade dönemsel bir denge hesabına gidileceği kabul edilir, büyümedeki zikzaklara paralel bir denklik anlayışının büyümeyi daha da istikrarsızlaştıracağı düşünülür. Kriz ortamında ise ekonominin daralmasına seyirci kalmanın bütçe denkliğini sağlamayı gelirler açısından daha da zorlaştıracağı bilinir. Nitekim, son krizde birçok ülkenin krizin kendi ülkelerindeki daralma etkisini azaltabilmek için bütçe açıklarını göze aldıklarını, ekonomilerini çeşitli şekillerde desteklediklerini gördük.

Türkiye’de ise, kriz ortamında hazırlanmış olmasına rağmen 2009 yılı bütçesinde gerçekçi olmadığı belli olan düşük bir bütçe açığı öngörülmüş fakat 5 katının üzerinde bir gerçekleşme ile karşılaşılmış idi. Bu da gösteriyor ki iktidar krizi ne algılayabilmiş ne de önlem alabilmişti. “Algılamamış” demek yerine “Umursamamış” demenin daha yerinde olacağı anlaşılıyor. 52 milyar TL olarak gerçekleşecek bir açığı herkes tahmin ederken Hükûmetin 10 milyar TL olarak öngörmüş olması bunu göstermektedir. Krizin en yoğun yaşandığı 2009 yılı için 10 milyar TL bütçe açığı öngörülürken 2010 yılı açığı 44 milyar civarında olmuş, 2011 yılı için ise 35,5 milyar açık öngörülmüştür, üstelik 13,7 milyar TL olarak hedeflenen özelleştirme hasılatının üzerine. Bütün bu karşılaştırmalar ışığında 2011 bütçesinin denklikten hayli uzak, açık veren bir bütçe olduğunu söyleyebiliriz.

Her yıl önemli miktarda özelleştirme ve yabancılara yönelik varlık satışları ile düşük tutulmaya çalışılan bütçe açıklarını iyi değerlendirmek gerekiyor. Özelleştirmenin bir sınırı olması gerektiği ve yabancılara satışların sağlıklı bir yol olmadığı düşünülürse bütçe açıkları konusunda Hükûmetin karnesinin iyice zayıf olduğu görülecektir. Özetleyecek olursak, ekonomi daralırken bütçe açığı vermeyeceğini iddia etmeye ihtiyaç duyan, ama tarihî bir bütçe açığı veren, bir taraftan “Ekonomi düzeldi.” deyip bir taraftan bütçe açıkları vermeye devam eden, millî kuruluşlarımızı yabancılara satarak bütçe açığı rekorlarını düşürmeye çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız.

Bütçe açığını değerlendirirken cari açıkla ilişkisini de göz ardı etmemek gerekiyor. Bütçe açığı ile ödemeler dengesi açığı, bir ekonominin birbirini çoğaltıcı etkiye sahip en önemli iki defosudur. İç açık ve dış açık sorununu bir arada yaşayan ülke ekonomilerinin ciddi tehdit altında olduğu bilinir. Bu iki ciddi sorunun bir arada yaşanıyor olması “ikiz açık” ifadesiyle değerlendirilmektedir. Türkiye maalesef bu iki sorunu bir arada yaşayan şanssız ülkelerden bir tanesidir. Artan bütçe açığının cari açığı nasıl artırdığı, artan cari açığın yeniden bütçe açığını nasıl tetiklediği çok kişinin malumudur. Ancak mekanizmanın Türkiye'de biraz farklı işlediğini de söylemeliyiz. Vergi sistemindeki çarpıklıklar nedeniyle Hükûmet cari açığı artırarak bütçe açığını nispeten aşağılarda tutmaya çalışıyor. İthalata dayalı büyüme modelinde ithalat, ihracat gelirleriyle değil, dış açıkla finans ediliyor. Vergi gelirlerimiz içinde vasıtalı vergilerin payının yüksek olması, cari açıkla yapılan ithalat ürünlerinden alınan KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerin miktarını artırıyor, ithalden alınan KDV toplamı da artıyor. Bütçe gelirleri içinde kazançtan alınan doğrudan vergilerin payı azalırken, dolaylı vergiler artmakta, bu gelirlerin de cari açıkla finanse edilen ithalattan geldiği bilinmektedir.

Buradan, Hükûmetin cari açığın büyümesine neden razı olduğu, sıcak paranın Türkiye’yi kavurmasına neden seyirci kaldığına gelirsek, görünen manzara şudur: Türkiye, AKP İktidarı döneminde tarihinin en yüksek cari açık-larını vermektedir. Kendi ülke ürünlerini ihraç ederek, yani ihracattaki yerli ürün payını artırarak cari açığı azaltma yolunu kapatmış, büyümeyi cari açığa bağlı hâle getirmiştir. Cari açığı azaltmak için elindeki tek yol, büyümeyi düşürmektir. İthalatın azaltılması, büyümeden vazgeçme şartına bağlı hâle gelmiştir. Bir başka nokta: Hükûmet “Cari açık azalsın.” dese, yani sıcak paranın Türkiye’yi fakirleştirmesine artık razı olmayacağını söylese ithalat düşecek. İthalat düşünce büyüme düşecek, büyüme düşünce hem ithal yoluyla alınan direkt ve dolaylı vergiler hem de ekonomi küçüldüğü için kazançtan vergiler azalacak, gelen vergiler düşecek, o zaman bütçe açığı rekor düzeylere çıkacak.

Görüldüğü gibi, Hükûmet, Türkiye ekonomisini cari açık ve bütçe açığı gibi iki büyük tahribatı birden yaşamaya mahkûm etmiş, ülkeyi birinin zararını azaltmak için diğerinin zararını artırmak mecburiyetine sokmuştur.

Hangi açıdan bakılırsa bakılsın Türkiye’yi çok büyük sıkıntıların içine sokmuş olan AKP İktidarının sadece bütçe denkliği açısından bakıldığı zaman bile durumu budur. Dolayısıyla, sayın milletvekilleri, Türkiye’de denge konusu söz konusu olduğu zaman, sadece denge konusu üzerinden bile konuşacak olsak, Türkiye’deki açıkların esasen çok dolaylı ve geçici yollardan telafi edildiğini, esasen rekor düzeylerde olabilecek bütçe açıklarının birtakım satışlarla kamufle edildiğini görmüş oluyoruz.

Bu açıklamalarımdan sonra hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Münir Kutluata (MHP, Sakarya). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim tutanağı, 24 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/munir-kutluata-23-2010-12-24-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
