# İlköğretim ve eğitim kanunu ile özel öğretim kurumları kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.271)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Murat Yıldırım (AK Parti, Çorum)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim
- **Tarih:** 12 Kasım 2003
- **Gündem:** İLKÖĞRETİM VE EĞİTİM KANUNU İLE ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S.S.271)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/murat-yildirim-22-2003-11-12-ilkogretim-ve-egitim-kanunu-ile-ozel-ogretim-kurumlari-kanununda-degis

> Murat Yıldırım (AK Parti), 12 Kasım 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İLKÖĞRETİM VE EĞİTİM KANUNU İLE ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S.S.271)); konuşma 1.769 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA MURAT YILDIRIM (Çorum) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Özel Öğretim Kurumları Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı hakkında Grubum adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlarım.

Bu kanunun amacı, özel öğretim kurumlarının günümüzde karşılaştığı bazı problemlerin aşılmasına katkı sağlamaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; günümüz koşullarında, özel okulların, dershanelerin ve kursların vazgeçilmez hale gelmesi, devletin eğitim yükünün büyük bir kısmını taşıması dolayısıyla, bu kurumların açılmasında, yaygınlaşmasında, teşviklerle desteklenmesinde ve eğitim kalitesinin artırılmasında yine devletimize büyük görevler düşmektedir.

Özel okullar, dershaneler ve kurslar, kolay ulaşım, özendiricilik ve devam zorunluluğu nedeniyle şehir merkezlerinde yoğunlaşmıştır. Bu yoğunlaşma, zamanla, mevcut kanunun ihlaline neden olmuştur. Mevcut kanun, zaman içerisindeki gelişmelere paralel olarak yeni öğretim kurumlarının açılmasını zorlaştırmıştır veya açılmasına engel oluşturmuştur. Özellikle turizm beldelerimizde bu, içinden çıkılmaz bir hal almıştır.

Dershaneciliğin ve özel öğretimin içinden gelen bir insan olarak öyle örnekler yaşadık ki, hepsi, bu düzenlemenin önemine işaret edecek niteliktedir.

Sözü uzatmadan bir örnek vereyim: Bir dershane açmak için izin isteniliyor. Gelen yetkili kişiler, kahvehane ile dershane arasındaki mesafeyi ölçerken, dershanenin bulunduğu kata kadar olan merdivenleri dahi ölçüyorlar. Uygulamada bu gülünçlükler olurken, bundan bu ülkenin gençliği ve eğitimi zarar görüyor.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; içki ve kumar, kötülüklerin en büyüklerindendir. Mutlaka gençlerimizi bunlardan uzak tutmak zorundayız. Bu, eğitim kurumlarına engeller koyarak mümkün olmaz; ancak yaygınlaştırarak ve gençlerimizi buralarda tutarak mümkün olabilir.

Aradaki mesafeyi tartışmak yerine, gençlerimizin bu tür yerlere gitmesinin önünü kesmek için sıkı denetim mekanizmalarını geliştirmeli ve bu yönde gerekli yasal düzenlemeleri yapmalıyız. Yeni düzenlemenin amacı, mevcut faal halde bulunan bu tip kurumların yasal yükümlülüklerini yerine getirmesini, ticarî faaliyet yürüten bahse konu işyerlerinin ekonomik olarak devamını sağlamaktır.

Konuşmamda, bu mesafenin değiştirilmesinin gerekçesini anlatırken, aynı zamanda, özel okulların ve dershanelerin işleviyle, dünyadaki ve Türkiye'deki durumlarına da dikkat çekmek istiyorum.

Dünyanın birçok ülkesinde dershanecilik ve özel okullar önemli gelişmeler göstermiştir. Hemen yanı başımızdaki komşumuz Yunanistan'da dershanenin tarihçesi, 5 inci Yüzyılda Büyük İskender'in hocası Aristotales'e kadar dayanmaktadır.

Türkiye'de ise ilk resmî belge 1915 tarihlidir. Meclisimizde bulunan bu evrak Mekâtib-i Hususiyye Talimatnamesidir. Bu talimatnamenin 1 inci maddesinde deniliyor ki: "Hususî mektepler ile özel dershaneler aynı statüye tabidir." Bundan anlıyoruz ki, 1915 yılında ülkemizde dershane mevcuttur.

1915 yılında, ne üniversiteye giriş problemi vardı ne liseye giriş problemi vardı. Devlet, öğrencilere "gel, ne olursun şu üniversitelere gir" diye davetiye çıkarıyordu. Peki, neden dershaneye ihtiyaç olmuş, neden bu talimatname çıkmıştır?

Öğrenim, mutlaka, organize okullarda olur; yani, okul, öğrenimin organize olarak yapıldığı temel yerdir. Şimdi, bu temel öğretim yerinde öğrendikleriyle yetinmeyen, daha iyi, daha çok öğrenmek isteyen veya o öğrendiklerini pekiştirmek ve geliştirmek isteyen insanlar, devletin gözetim ve denetimi altında olan bir öğretim yerine ihtiyaç duyuyorlar. Bu gereksinmeyi, ya devlet organize olup karşılayacak ya da özel teşebbüs. Bunlar olmazsa, bu, başka yollarla karşılanacaktır. Nitekim, şu anda, yasak olduğu halde, kayıtdışı ekonomi olduğu halde, evlerde ya da bürolarda özel derslerle eksiklikler bir şekilde giderilmektedir.

Dershanelerin yasal bir statüye dayandırılması ve devletin bu kurumları teşvik edecek imkânları oluşturması, bu kayıtdışı ekonomik oluşumun önüne geçecektir. Dershaneler, devletin gözetimi ve denetimi altında faturasını kesen, vergisini ödeyen, çalıştırdığı insanların sigortasını ödeyen eğitim kurumlarıdır.

Türkiye'de halen bulunan dershane sayısı, Yunanistan'dakinin yarısı kadardır.

Türkiye'de 3 000 civarındayken, Japonya'da 30 000 dershane mevcuttur. Bakın, Japonya Millî Eğitim Bakanlığı yetkilileri, dershanelerin işlevini nasıl açıklıyorlar: "Dershaneleri teşvik etmemizin birinci nedeni, bizim, dünyayla rekabet etmek zorunda olmamızdır. Çok çalışmak zorundayız. Dershane ortamı bir aktivite oluşturuyor, çocukların boş zamanlarında çalışmasını sağlıyor. İkinci nedenimiz ise, çocukların boş zamanlarında rasgele yerlere gideceklerine bir eğitim ortamında bizim denetim ve gözetimimiz altında olmalarının hiçbir zararı yoktur. Hatta, bu durum, çocukların kötü alışkanlıklar edinmemeleri bakımından da fevkalade faydalıdır." Yani, onlar, dershaneleri sadece çocukların boş zamanlarını doldurma veya eksikliklerini tamamlama aracı gibi düşünmüyorlar; aynı zamanda da, çocukların buralarda kötü alışkanlıklardan uzak tutulduklarını söylüyorlar.

Bakın, çok ilginç bir örnek vereceğim: 1980 öncesinde Türkiye'nin bütün eğitim kurumlarına anarşi girmiştir, sadece özel dershanelere anarşi girmemiştir. Bu, gençleri en azından sınıflara sokup başka yerlere gitmelerini, kötü şeyler yapmalarını önlemiştir. Bu açıdan dahi baksanız, dershanelerin bir sosyal görevi vardır.

Öte yandan, Türkiye'de dershaneye gitme şansı ile üniversiteye girme şansı arasında bire bir ilişki vardır. Üniversiteye giren öğrencilerin ailelerinin gelir düzeyine baktığımızda, gelir dağılımı açısından en üst tepedeki yüzde 15'lik kesimin oranının oldukça yüksek olduğu görülmektedir. Dershaneye gitmeyenlerin üniversiteye girme oranı oldukça düşük, ama, dershanelere gidenlerin girme oranı ise oldukça yüksektir. Bu öyle bir gerçek ki, bu gerçekten 550 milletvekilimizin de kopması mümkün değildir; çünkü, hepimiz çocuklarımızı dershanelere göndermek zorunda kalıyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2001 yılı içinde kayıtlara geçen bir rakamsal örneği daha vermek istiyorum: Liseyi bitiren öğrencilerin yüzde 26'sı üniversiteyi kazandı, yüzde 74'üne ise devlet "kazanamadınız" belgesini gönderdi. Bunların içerisinde binlerce de lise birincisi mevcuttur; ama, bu çocuklar yılmadılar, dershanelere devam ettiler. Bir sonraki yılın rakamlarına baktığımızda, bu çocukların yüzde 57'sinin bir yükseköğretim kurumunu kazandığını görmekteyiz. Eğer dershane eğitim vermemiş olsa, eğer dershane test çözme yollarını öğretmemiş olsa, bu başarının elde edilmesi mümkün değildir.

Bir de şöyle düşünelim: Gencecik bir insan, 18-19 yaşında; eline bir belge veriyorsunuz "üniversiteyi kazanamadın!" Sonra, mahalledeki arkadaşları üniversiteye gitmeye başlıyor, bu genç yapayalnız kalıyor. Anne baba çaresiz, devlet iş veremiyor, spora veya başka aktivitelere de yönlendiremiyorsunuz; kimse ilgilenemiyor, sokağa bırakılıyor. Dershaneler olmasa nereye gidecek bu çocuklar; tabiî ki kahvehaneler, oyun salonları ve her türlü kötü alışkanlık edinebileceği ortamlara gidebilecektir ve bunun sonucunda da, ülkemizin geleceği olan bir genci daha yitirmiş olacağız. İşte, dershaneler hem bunu engelliyor hem de bu çocuklara bir yıl sonra üniversiteyi kazandırıyor.

Bugün, özel okullar, kreşlerden başlayarak, ilk, orta ve yükseköğretimde ülkemizin eğitim açığını kapatma gayretini başarıyla sürdürmektedirler. Halen genel eğitim kurumları içindeki payı yüzde 2,8 olan özel okulların, orta vadede yüzde 6, uzun vadede ise yüzde 20 olması için gerekli altyapı sağlanmalı, devlet desteği verilmeli, yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Özel okulların, devlet okulları ve diğer okullarla rekabet etmeleri, özel okulların daha iyi ve kaliteli eğitim vermelerini zorunlu hale getirmektedir.

Özel okullar, eğitime ciddî bir kalite getirmekle yetinmemişler, eğitim programlarına, öğretmen yetiştirme ve binaların fizikî donanımlarına yeni anlayışlar, yeni standartlar getirmişlerdir.

Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planında eğitimin yaygınlaştırılması için, merkezî idarenin yanı sıra mahallî idareler, gönüllü kuruluşlar ve özel sektörün katkısının sağlanması, Özel Öğretim Kurumları Kanununun çeşitli teşvik imkânlarını kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmesi, özel eğitim okullarının sayısının artırılması hedeflenmektedir.

Eğitim öğretim görevimizi yerine getirirken, günümüz şartlarına uygun eğitim ve öğretim vermek zorundayız. Bu hizmeti verirken hiçbir ayırım yapmamamız gerekir. Maddî imkânları yetersiz olan öğrencilerimiz özel okulların sağladığı imkânlardan faydalanamamaktadırlar. 15 000 000'u aşkın genç nüfusun öğrenim gördüğü ülkemizde devletin eğitim kurumlarına ayırdığı kaynağın yetmediği hepimizin malumudur. Burada, dünyadan birkaç örnek vermek istiyorum: Bunlardan birinci örnek, çeşitli ülkelerin eğitim harcamalarının bütçe ve millî gelir içindeki oranlarıdır. Almanya'da eğitimin devlet bütçesindeki payı yüzde 16,4; millî gelir içindeki payı ise 4,8'dir. Fransa'da eğitimin devlet bütçesindeki payı yüzde 18,1; millî gelir içindeki payı ise 5,7'dir. İngiltere'de eğitimin devlet bütçesindeki payı yüzde 11,4; millî gelir içindeki payı ise 4,7'dir. İsviçre'de eğitimin devlet bütçesindeki payı yüzde 18,7; millî gelir içindeki payı ise 5,1'dir. Türkiye'de ise eğitimin devlet bütçesindeki payı, maalesef 7,1; millî gelir içindeki payı ise yüzde 2,7'dir. Yani, Türkiye'de eğitime ayrılan pay ile millî gelir içindeki pay, saydığımız ülkelerdekinin yarısı, hatta üçte 1'i kadardır.

Bütün kıt imkânlara, zor şartlara rağmen, hükümetimizin, önümüzdeki yıl için Millî Eğitim Bakanlığına ayırdığı payın ilk defa millî savunmaya ayrılan paydan yüksek olması, her türlü takdirin üzerindedir. Bu sebeple, gerek 59 uncu hükümete gerekse onun değerli Millî Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik Beye teşekkür ediyorum.

Öte yandan, ülkemizde devlet eğitimi oldukça pahalıya mal etmektedir. Devletimizin imkânları kısıtlıdır. Özel okullar ve dershaneler, hem bu ihtiyacın karşılanabilmesini hem de eğitimin daha kaliteli ve etkin bir hale gelmesini amaç edinmişlerdir. Geçen süre zarfında görülmektedir ki, bu kurumlar birçok mesafe katetmişlerdir. Kalitede oldukça önemli bir mesafe katedilirken, özel öğretime yeterli destekleme yapılmadığı için, toplam okul ve öğrenci sayısı içerisinde aldıkları pay açısından mesafe alamamışlardır.

Özel okullarımız, önümüzdeki yıllarda bünyesine katılmayı hedeflediğimiz AB ülkeleriyle karşılaştırıldığında, oldukça küçük oranlarda öğrenci varlığına sahiptir.

İlköğretim öğrencilerinin Avrupa Birliğindeki durumuna ilişkin bazı rakamlar vermek istiyorum: Belçika'da ilköğretim öğrencilerinin yüzde 65'i, Fransa'da yüzde 22'si, İtalya'da yüzde 4'ü, İngiltere'de yüzde 6'sı, Yunanistan'da yüzde 7'si özel okullarda okurken, Türkiye'de bu rakam ancak yüzde 2,8 seviyesindedir. Devlet okullarında okuyan bir öğrencinin devlete maliyeti, özel okulda okuyan öğrencinin maliyetinin en az yüzde 50 fazlasıdır. Eğitim devlet eliyle değil de özel sektör eliyle verilirken öğrencilerin eğitim maliyeti devlet tarafından karşılandığı takdirde, ülke olarak ne denli büyük bir kâr sağlanacağı hepimizin malumudur. Bugün, ABD, Japonya ve Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi, eğitim faaliyeti özel okullara devredilip, öğrencinin masrafları devlet tarafından karşılansa, ülkemiz önemli bir tasarruf sağlayacaktır. Bu şekilde, hem eğitimin maliyeti ucuzlayacak hem de daha çok insanımız, rekabetten dolayı, daha nitelikli eğitim alma imkânına kavuşmuş olacaktır.

Bu sebeple, özel öğretimin ve dershanelerin sorunlarını çözmek, özel eğitim ve öğretimin önünü açmak, hatta onları teşvik etmek, hepimizin, ülkemize ve gelecek nesillerimize karşı sorumluluğumuzdur. Kaldı ki, özel öğretim kurumları, halen, 1965 yılında yürürlüğe girmiş olan 625 sayılı Kanunla yönetilmektedir. Bu kanun, ihtiyaçlara cevap vermemektedir; çağın ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmelidir. Özel öğretim kurumlarının açılışından faaliyetine kadar uygulanan uzun bürokratik işlemler de çok fazladır; bunlar minimum seviyeye indirilmelidir. Eğitim sektöründe uygulanan teşvikler de yetersizdir; bunlar yeniden düzenlenmelidir.

Sorunların çözülmesi için, gerek devletimizin gerekse kamunun bu okullara bakış açısı değişmelidir. Hâlâ, özel okulların eğitim sistemimize gerekliliğini şüpheyle karşılayan görüşler bulunmaktadır. Oysa, gelişmiş ülkelerde, devlet, üzerindeki eğitim yükünü hafifletmek amacıyla, bizzat, özel okulların yaygınlaşmasını teşvik etmektedir. Fransa'da özel okulların birçok gideri devlet bütçesinden karşılanmakta, öğrencilerine de burs, kredi veya sene başı yardım parası verilmektedir. İsveç'te eğitim ücretinin yüzde 30'u öğrenci velisi, kalanı ise devlet bütçesinden karşılanmaktadır. ABD'de okul harcamalarının bir kısmı vergi iadesi yoluyla devlet tarafından karşılanmakta, öğrenci taşımacılığı, sağlık hizmetleri, yemek, ders kitapları gibi harcamalar ise eyaletlerce karşılanmaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; insanın mutluluğu, imar çarpı irfanla mümkündür. Bu, eğitimin, bilginin, kültürün yaygınlaştırılmasıyla sağlanabilir. Eğitime yapılan yatırım, geleceğe yapılan yatırımdır. Eğitimde kalite, Türkiye'nin ana meselesidir. Bilgi toplumuna kaliteli eğitimle varılır. Çağdaş dünyanın eğitimdeki vasıflarını yakalayabilmenin önbilgilerini konuşmamda aktardım.

Özel okullar en fazla 25 kişilik sınıflarda eğitim verirken, bu sayı resmî okullarda 40, 50, hatta 60 ve 70'leri bulabilmektedir. Eğer, 1970'lerde özel yüksekokullar kapatılmasaydı, bugün, Türkiye'de eğitimin özelleşmesi kendiliğinden gerçekleşmiş olacaktı.

Özele, sermayeye, yeni olan her şeye karşı insanların bu ülkenin yakasından düşmesi gerekiyor. Özel dershaneler, özel okullar, özel üniversiteler Türkiye'nin yüzakı kuruluşlarıdır.

Burada bir gerçeği ifade etmek istiyorum. Ülkemizde en iyi 10 okuldan 7'si özel okuldur; en iyi 10 öğrenciden 8'i özel okuldan mezun olmaktadır. Üniversiteye giren en başarılı 10 gençten 7'si özel okullardandır; en başarılı 10 sportif faaliyetten 9'u özel okullarda, en fazla 10 laboratuvardan 8'i özel okullardadır. Bu tabloyu, iyi okumalıyız; özel okul ve dershanelerin sorunlarının giderilmesinde atılan bu adımlar devam ettirilmelidir.

Grubumuz adına, 271 sıra sayılı Kanun Tasarısına "evet" oyu vereceğimizi belirterek, bu çalışmanın, özel öğretim ve kursların ve dershanelerin yer sorunlarının halledilmesinde Meclisimizin yapacağı diğer çalışmaların başlangıç olmasını diliyor, Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Murat Yıldırım (AK Parti, Çorum). “İlköğretim ve eğitim kanunu ile özel öğretim kurumları kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.271)”. TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim tutanağı, 12 Kasım 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/murat-yildirim-22-2003-11-12-ilkogretim-ve-egitim-kanunu-ile-ozel-ogretim-kurumlari-kanununda-degis (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
