# 2005 mali yılı bütçe kanun tasarısı (1 inci tur görüşmelerinde) tbmm,radyo-tv üst kurulu,cumhurbaşkanlığı,sayıştay,anayasa mah.

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Musa Uzunkaya (AK Parti, Samsun)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim
- **Tarih:** 20 Aralık 2004
- **Gündem:** 2005 MALİ YILI BÜTÇE KANUN TASARISI (1 İNCİ TUR GÖRÜŞMELERİNDE) TBMM,RADYO-TV ÜST KURULU,CUMHURBAŞKANLIĞI,SAYIŞTAY,ANAYASA MAH.
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/musa-uzunkaya-22-2004-12-20-2005-mali-yili-butce-kanun-tasarisi-1-inci-tur-gorusmelerinde-tbmm-r

> Musa Uzunkaya (AK Parti), 20 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KANUN TASARISI (1 İNCİ TUR GÖRÜŞMELERİNDE) TBMM,RADYO-TV ÜST KURULU,CUMHURBAŞKANLIĞI,SAYIŞTAY,ANAYASA MAH.); konuşma 1.087 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de, öncelikle, 17 Aralıkta Kuzey Irak'ta şehit edilen beş güvenlik görevlimize Cenabı Hakktan rahmet, yakınlarına ve aziz milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum. Irak'taki sergerdeliğin bir an önce giderilmesi ve özgür, kendi iradesiyle yönetimini belirleyecek bir iradeye kavuşmasını Cenabı Hakktan temenni ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı 2005 malî yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubumuz ve şahsım adına, Yüce Heyetinizi ve sizlerin de şahsında aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 17 Aralık 2004 Cuma günü AB'nin Türkiye hakkında almış olduğu 3 Ekim 2005 tarihinde müzakereye başlama kararının, ülkemiz, milletimiz ve hatta tüm insanlık için hayırlı olması dilek ve temennilerimle sözlerime başlamak istiyorum. Elbette, bu konuda emeği geçen Yüce Parlamentomuzu, geçmiş iktidarları, iktidar ve muhalefetiyle Parlamento içinde ve dışında bulunan tüm siyasî partileri, demokratik kitle örgütlerini, bu konuya destek veren devletin anayasal kurum ve kuruluşlarını da burada, takdirle, şükranla yâd etmek gerekir. Bu süreçte, kırkbir yıllık süre zarfında, bütün bu kurumlar da üzerine düşeni ellerinden geldiği kadar yapmaya gayret etmişlerdir.

Değerli arkadaşlar, bilindiği üzere, 2005 mali yılı bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonunda 153 milyar Yeni Türk Lirası olarak kabul edilmiş, Cumhurbaşkanlığı bütçesi de yüzde 4,8 artışla 31 253 000 Yeni Türk Lirası olarak belirlenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilk Reisicumhur Mustafa Kemal'den, halen bu görevi deruhte eden Cumhurbaşkanımıza kadar görev yapan 10 cumhurbaşkanımızın da bu ülkeyi içeride ve dışarıda "cumhur" adına layıkı veçhile temsil ettiklerinde, bir saygı ve mehabet makamı olan riyaseti cumhuriyeyi eşit ve adil bir yaklaşımla, tüm ülke halkının, yani, cumhurun başı olmakla en ufak nakiseye bilinçli olarak düşmediklerini söylemek, dolayısıyla, bütün geçmiş cumhurbaşkanlarımızı, ölenlerini rahmet, hayatta olanlarını da minnet ve şükranla burada yâd etmek durumundayız.

1982 Anayasasının 104 üncü maddesi "Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder" hükmünü vazederken, 103 üncü maddesinin son cümlesinde de "üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim" yeminiyle Cumhurbaşkanının hem milletin tekliğini hem de millet fertleri arasında en ufak bir ayırıma girmeksiniz tarafsızlığını koruyacağını ifade etmektedir.

Bu noktadan hareketle, Cumhurbaşkanlığı makamı ve şahsına olan saygımı ifadeyle, Anayasadaki hükümler çerçevesinde, Sayın Cumhurbaşkanımızın dörtbuçuk yılı aşan zaman içerisindeki uygulamalarını sizlerle değerlendirmenin uygun olacağı kanaatindeyim.

Sayın Cumhurbaşkanımızın eşsiz ve istisnaî uygulamaları arasında, eğer, tadat etmek gerekirse; yeni seçildiklerinde, geçici bir dönem için de olsa, kırmızı ışıkta makam araçlarını durdurup vatandaşın tabi olduğu kurallara uymaları, eşi ve yakın korumalarıyla çarşı pazara alışverişe çıkmaları, Anayasa Mahkemesi üyesi ve başkanıyken, 104 üncü maddedeki, Cumhurbaşkanlığı makamının görev ve yetkilerinin âdeta namütenahi olmasını ciddî şekilde eleştirmeleri ve 105 inci maddedeki sorumsuzluk halinin hukuk mantığıyla çeliştiğini müteaddit defalar beyan etmiş olmaları, elbette, halk tarafından takdir edilmiştir. Bu beyanının, hukukçu kimliğinin ve mütevazı kişiliğinin 2000 yılında Cumhurbaşkanı seçilmesinde büyük etkisi olduğu kanaatindeyim; ancak, mutlak sorumsuzluk, aynı zamanda mutlak tarafsızlığı da gerektirmektedir. Sayın Cumhurbaşkanının uygulamalarına bakıldığında, yanılmıyorsam -ki, az önce de ifade edildi- 57 nci hükümet döneminde atama kararnamelerinin iade oranı yüzde 2'yken, bu oran, 58 ve 59 uncu hükümetlerde yüzde 24 ve yüzde 25'lere yükselmiştir.

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Demek ki çok hata yapmışsınız!

MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Sayın Cumhurbaşkanının farklı uygulamalarından, Anayasanın 104 üncü maddesindeki yetkilerinden biri olan "sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak" hakkını kullanırken, zannediyorum ki yanlış bilgilendirmeler sonucu, çok farklı bir tabloyla karşı karşıya gelinmiştir. Şöyle ki: Sayın Cumhurbaşkanının, göreve geldiği tarihten 1 Ekim 2003 tarihine kadar, kimleri, hangi gerekçeyle affettiğine dair Adalet Bakanlığından iki ayrı soru önergeme aldığım cevapta, 15.6.2000'den 1.10.2003 tarihine kadar toplam 236 kişiyi affettiğini öğrendim. Bu affı şahaneye mazhar olanlar, 12'si 2000, 15'i 2001, 93'ü 2002 ve 116'sı da 2003'te olmak üzere, yıllar içerisinde artarak devam etmiştir. Ne garip tecellidir ki, 2000 yılında affedilenler arasında ideolojik suçlu bulunmadığı halde, 2001 yılında affedilen 15 kişiden 4'ünün bölücü terörist, 2002'de affedilen 93 kişiden 73'ünün muhtelif bölücü sol terör örgütü mensupları olduğu, 2003 yılının 1 Ekimine kadar affedilen 116 kişiden 106'sının ise, yine, bölücü sol terör örgütlerine mensup olduğu görülmektedir. Diğer bir ifadeyle, affı şahaneye mazhar olan 236 kişiden 184'ü silahlı bölücü sol terör örgütlerine mensup kişiler olup, bunların bir kısmının, geçtiğimiz günlerde, güvenlik kuvvetlerimizle dağda çatıştığı, kimisinin ölü, kimisinin de yaralı olarak ele geçirildiği basında yer almıştır. Ölümcül bir hastalığı sebebiyle adlî tıp raporlarına müsnet olarak affedilen bu insanların, tekrar sağlığına nasıl kavuşup dağa çıktığı da, doğrusu, merak konusudur.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Sayın Nehrozoğlu, Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığım bu değerlendirmeye karşı Cumhurbaşkanı adına verdikleri cevapta, 2.11.2004 tarihli bütçe tutanakları sayfa 67'de aynen şöyle söylüyorlar: "Hükümlünün cezasının kaldırılması ya da hafifletilmesi, cezayı gerektiren suçun niteliğine değil, hükümlünün sağlık durumuna bağlı tutulmuştur." Peki, bu prosedür nasıl işliyor? Yani, Cumhurbaşkanımız, durup dururken, bir hükümlünün affedilmesine mi hüküm veriyor; hayır, asla böyle değil. Prosedür şöyle işliyor: "Hükümlü, bu iddiayla ilgili, cumhuriyet savcısına başvuruyor; cumhuriyet savcısı yetkili bir sağlık kuruluşuna gönderiyor; yetkili sağlık kuruluşu da bu iddianın varit olabileceğini öngörürse, asıl ihtisas kurumu olan adlî tıp kurumuna gönderiyor. Adlî tıp kurumu, uzun incelemeleri sonucunda, eğer kişinin sağlık durumunun Anayasanın 104 üncü maddesindeki 'sürekli hastalık, sakatlık ve kocama' koşullarına uyduğuna karar verirse, bu kararını kurul olarak imzalayarak Adalet Bakanlığına gönderiyor" diyor ve bendenize yaptığı özel açıklamada da, o tarihlerde, birkısım sol terör örgütü mensuplarının açlık grevinde kaybettikleri sağlıkları nedeniyle, bu tür yoğun bir af başvurusu olabileceğini ifade ediyorlar.

Değerli arkadaşlar, birçoğu terör örgütlerine tekrar katılabilecek kadar sağlıklarına kavuşan, ister Adlî Tıpta, ister sağlık kurumlarında, ister Adalet Bakanlığındaki insanları yanıltarak tekrar teröre bulaşabilecek bu insanların affedilmesi, Türkiye adına fevkalade garip ve gelecek açısından talihsiz bir uygulama olarak düşünülür diye bilgilerinize arz ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanımızın, toplumda çokça tartışılan ve alâmeratibihim bazı kurumlara da sirayet eden bir hassasiyetinin Yüce Parlamentoda ele alınmasının gereğini burada hatırlatmak istiyorum.

Anayasanın 104 üncü maddesinin ilk fıkrasındaki "Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder" hükmü çerçevesinde, Türkiye Cumhuriyeti hudutları içerisinde, yaşam tarzı ve inancı ne olursa olsun, yetmiş milyonun ve yurt dışındaki vatandaşlarımızın Cumhurbaşkanıdır; dolayısıyla, hem 103 üncü maddedeki andı hem de 104 üncü maddedeki temsil görevi itibariyle, toplum içerisinde en küçük bir ayırıma tevessül etmeden, o yüce makamın kendilerine tevdi buyurduğu görevi yerine getirmek durumundadır.

2000-2001 ve 2002 yılları içerisinde Çankaya Köşkünde düzenlenen tüm toplantı ve resepsiyonlara, ayırım yapmaksızın tüm parlamenterler ve bürokratlar davet edilirken, 2003 yılından itibaren hem parlamenterlere hem de bürokratlara, eşlerinin kılık kıyafetine göre "eşli", "eşsiz" ve hatta, bunun yanlış olduğu kanaatiyle, bir önceki resepsiyonda "eşsiz" davetiyesini iade eden ben dahil 6 milletvekili arkadaşıma da 29 Ekim 2004 Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda hiç davetiye gönderilmemiş, sorduğumuz nedene şu ana kadar da hiçbir cevap lütfedilmemiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Musa Uzunkaya (AK Parti, Samsun). “2005 mali yılı bütçe kanun tasarısı (1 inci tur görüşmelerinde) tbmm,radyo-tv üst kurulu,cumhurbaşkanlığı,sayıştay,anayasa mah”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/musa-uzunkaya-22-2004-12-20-2005-mali-yili-butce-kanun-tasarisi-1-inci-tur-gorusmelerinde-tbmm-r (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
