# Mehmet akif ersoy'un vefatının yıldönümü münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Musa Uzunkaya (AK Parti, Samsun)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim
- **Tarih:** 28 Aralık 2005
- **Gündem:** MEHMET AKİF ERSOY'UN VEFATININ YILDÖNÜMÜ MÜNASEBETİYLE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/musa-uzunkaya-22-2005-12-28-mehmet-akif-ersoy-un-vefatinin-yildonumu-munasebetiyle

> Musa Uzunkaya (AK Parti), 28 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MEHMET AKİF ERSOY'UN VEFATININ YILDÖNÜMÜ MÜNASEBETİYLE); konuşma 896 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 27 Aralık 1936 tarihinde ebediyete irtihal eden merhum Mehmet Âkif'i, bu Meclisin bir üyesi, millî şairimiz, İstiklal Marşımızın şairi, Safahat mübdii olan bu büyük şairi, ölümü vesilesiyle, onun aziz hatıralarını himaye sadedinde gündemdışı aldığım bu konuşmayla, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyor, merhuma Cenabı Hak'tan sonsuz rahmet niyaz ediyorum.

Esasen, bugün, ben, tabiî, Sayın Kültür Bakanımızın yurt dışında olduğunu biliyorum; ama, bugün, temenni ederdim ki, keşke, Kültür Bakanımız yoksa Millî Eğitim Bakanımız gündemdışı bir konuşmayla, Âkif üzerine yapacağı bir konuşmayla, grupların da üzerinde konuşabileceği bir zeminde, bu Yüce Parlamentoda, 1920'nin 23 Nisanında küşat edilen Meclisin ilk azalarından olan Burdur Mebusu Mehmet Âkif Ersoy'u burada daha geniş kapsamlı anabilmiş olsaydık. Bu temennimi, bir eleştiri sadedinde de, Değerli Bakanlarıma iletilmesi temennisiyle dile getiriyorum. Aslında, bugün, mutlaka, Âkif, bu Parlamentoda, farklı bir şekilde anılabilmeliydi. Dün mümkün değildi; malum, bir bütçe müzakeresi vardı. Dünkü programlara, bir önceki gecenin yoğunluğu içerisinde, birçok milletvekili arkadaşımızın katılamaması da tabiîydi; ama, bugün, böyle bir zeminin oluşturulması kanaatimce mümkündü.

Ben, bu arada, Âkif merhumu rahmetle yâd ederken, özellikle İstiklal Marşının yazıldığı bir mekân olan ve Meclisin bir azası olarak, Ankara'ya teşrif ettiklerinde ikamet ettikleri Tacettin Dergâhı ve çevresinde, o hazîresinde bulunan diğer kabir ve o mekânla alakalı birkısım değerlendirmeleri, aziz hatırasına sahip olunma amacıyla dile getirmeyi daha çok tercih ediyorum; çünkü, konu çok geniş. Âkif üzerine, belki, bugüne kadar da, birçok doktoralar yapılmış, ilmî çalışmalar yapılmış; hatta, iki gün önce, basından öğrendiğimiz kadarıyla, Kahire Üniversitesinde Mehmet Âkif kürsüsü kuruldu. Biz, buradan da, kadirşinas Mısır halkına, orada 1926 ile 1936 arası, on yılı aşkın hocalığı döneminde, onun adına bir kürsü açan ilgili üniversitenin senatosuna, yönetimine de, Yüce Parlamentonun bir azası, üyesi olarak, İlk Meclisin üyesi ve İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Âkif'in hatırasını yaşattıkları için minnet ve şükran duygularımı da buradan iletmek istiyorum. Bu arada, bir minnet duygumu da, daha önceki dönemlerde, Burdur'da kurulması muhtemel bir üniversite olursa, adı, mutlaka, Mehmet Âkif olmalıdır arzumuzu, başta, Burdur'un çok değerli milletvekilleri olmak üzere, Burdur halkının yakinen takip ettiğini biliyorum. Geçtiğimiz günlerde komisyonumuzda kabul edilen ve bugünlerde de Yüce Parlamentoya gelip kanunlaşacağını beklediğimiz 15 üniversite arasında yer alan Burdur Mehmet Âkif üniversitesinin de, şimdiden, ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum. Adının böylece yâd edilmiş, ettirilmiş olması da bir başka sevinç ve mutluluk vesilesidir; çünkü, biz, bu gibi mefahirlerimizi, tarihî değerlerimizi, özellikle Mehmet Âkifimizi, sadece İstiklal Marşıyla hatırlayan değil, tüm değerleriyle, birikimleriyle hatırlayan bir toplum olmak zorundayız; çünkü, vefa da, saygı da bunu gerektirmektedir.

Değerli arkadaşlar, bu bağlamda bir diğer hususu da, burada, sizlerle paylaşmak istiyorum. Tabiî, toplum, ciddî bir kültür erozyonuna uğruyor. Biraz sonra atfedeceğim, üzerinde duracağım bir iki husus var. Ben, bu Safahat'ı, sadece görüntü olarak huzurlarınıza getirmedim. Hepinizin bildiği, 14 000 mısradan oluşmuş Safahat; takriben 14 000, belki rakam olarak küsuratı var, 2 000 civarında da Safahat'a alınmayan mısraı var Âkif'in; yani, takriben 15 000 küsur mısra yazmış, şiirleriyle, Çanakkale başta olmak üzere bütün millî mücadeleyi destanlaştırmış. 17 Şubat 1921'de, o soğuk Ankara günlerinde, Tacettin Dergâhındayken, kendisi, bir ödül konulduğu için, bir millî marş yazılması konusunda, o büyük tevazuu gereği, bu ödül konulan yarışmaya girmemiş; ancak, arkadaşlarının ricasıyla, yahu, mutlaka sen buna girmek zorundasın ısrarıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Zaman ne erken bitiyor Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun, konuşmanızı tamamlayın.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Dolayısıyla, millî marşı 17 Şubat 1921'de yazdığı Tacettin Dergâhı ve 12 Mart 1921'de birkaç kez ayakta okunup alkışlanan, bizzat Hamdullah Suphi Tanrıöver'in gür sedasıyla okuyup, Meclis Başkanı olarak Mustafa Kemal başta olmak üzere ayakta alkışlanan ve kabul edilen millî marşla ilgili, 1936 yılında Mısır'dan döndüğü zaman bir dostu "üstat, yeni bir millî marş yazar mıydınız…" Yani, acaba metninde, ifadesinde bir nakisa görmek açısıyla… O millî Mücadelenin acısını çekmiş Büyük Şair "Allah, bu millete, yeni bir İstiklal Marşı yazma sıkıntısını yaşatmasın ve göstermesin" diyor. Bunun ne kadar büyük sıkıntı ve elemlerle yüklü bir dönem olduğunu, Âkif'in, 1873'te İstanbul'da başlayan ve yine, 1936'da İstanbul'da noktalanan 63 yıllık hayatı içerisinde verdiği mücadeleleri -ki, on yılını vatan cüda olarak yaşamış- İstiklal Marşında zikrettiği, ülkeden uzak bir diyarda yaşamış ve bir dostunun ifadesiyle "üstat, vatan hasreti çektiniz mi" sualine gözleri yaşlanarak "hasret ne demek, tam on yıl bu topraklardan uzak kalmak, canım kadar aziz bildiğim topraklardan uzak bir diyarda yaşamak" diyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benim, burada, özellikle bir iki hususu sizlerle paylaşma arzum var; onlardan birisi şudur: İstiklal Marşımız, millî bir marş olarak, bugün, yarın ve bu devlet var olduğu müddetçe, inşallah, bayrağımızın göndere çekildiği her resmî merasimde mutlaka okunacak, saygıyla okunacak ve saygıyla izlenecektir. Ancak, ben, bu arada, dilinden ve kültüründen yozlaşmaksızın Safahat'ı anlayacak, Mustafa Kemal'in Nutkunu anlayabilecek gençlerin de yetiştirilmesinin gereğine inanıyorum. Ciddî bir kültür ve dil erozyonunun bu millette bir hadise olarak yaşandığını, hatta üzülerek ifade edeyim, bazen bendenizin de Parlamentoda Safahat diliyle, bir anlamda, Nutkun bazı kelimelerini kullandığım yerde çok değerli bazı parlamenter arkadaşlarım "yahu ne söylüyorsun, lügat mı lazım, sözlük mü lazım" dediklerini üzülerek görüyorum. Belki, bunların birçoğu espridir; ama, bir gerçek var ortada, ciddî olarak, biz, asrın başındaki değerimiz ve kültürümüzden ciddî anlamda uzaklaşıyoruz.

Değerli arkadaşlar, Taceddin Dergâhının bizim için çok önemli bir pozisyonu var. Nedir; Mustafa Kemal'in Millî Mücadeleyi başlattığı, dünkü tarih itibariyle, yine, Ankara'ya geldiği, Millî Mücadelenin Meclisiyle taçlaştığı Ankara'da Taceddin Dergâhı Mehmet Âkif Ersoy'un ikamethanesi olmuştur. Ona bir dergâh olarak değil, artık Mehmet Âkif'in ikamet ettiği ve millî marşımız olan İstiklal Marşının yazıldığı bir mekân olarak bakmak zorundayız. 1974 yıllarında Ordinaryüs Profesör İhsan Doğramacı…

---

**Kaynak gösterme:** Musa Uzunkaya (AK Parti, Samsun). “Mehmet akif ersoy'un vefatının yıldönümü münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim tutanağı, 28 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/musa-uzunkaya-22-2005-12-28-mehmet-akif-ersoy-un-vefatinin-yildonumu-munasebetiyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
