# Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:266)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mustafa Çetin (AK Parti, Uşak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim
- **Tarih:** 22 Ocak 2009
- **Gündem:** KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:266)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-cetin-23-2009-01-22-kultur-ve-tabiat-varliklarini-koruma-kanununda-degisiklik-yapilmasina

> Mustafa Çetin (AK Parti), 22 Ocak 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:266)); konuşma 1.271 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ÇETİN (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 266 sıra sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu münasebetle hepinizi saygılarımla selamlarım.

Öncelikle, “kültür varlıkları” ve “tabiat varlıkları” kavramlarından ne anlamamız gerektiğini kısaca hatırlamakta yarar görüyorum. Kültür varlıkları, tarih öncesi ve tarihî devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihî devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında ya da su altında bulunan bütün taşınır ve taşınmaz varlıkları ifade etmektedir. Tabiat varlıkları ise jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihî devirlere ait olup ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli, yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan değerlerimizi ifade etmektedir.

Evrensel değerleri haiz kültür ve tabiat varlıkları açısından ülkemiz, son derece zengin bir mirası sinesinde barındırmaktadır. Millet olarak âdeta bir tabiat ve kültür bahçesinde veya bir açık hava müzesinde yaşamımızı sürdürmekteyiz. Tarihî, doğal, arkeolojik ve mimari açıdan sahip olduğumuz bu eşsiz miras, ülkemiz için büyük bir gurur kaynağı olduğu kadar aynı zamanda bitmez ve tükenmez bir zenginliktir. Anayasa’mız “Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması” başlıklı 63’üncü maddesiyle bu varlıkların korunması görevini devlete vermektedir. Bu görev kapsamında korumacılık kültürünün yasal zeminini hazırlamak, korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarıyla ilgili tanımları belirlemek, yapılacak işlem ve faaliyetleri düzenlemek, koruma-kullanma dengesini kurmak, gerekli ilke ve uygulama kararlarını almak başlıca sorumluluklarımız olarak karşımıza çıkmaktadır.

Değerli milletvekilleri, yeni düzenlemeyle getirilmek istenen hususların ayrıntılarına geçmeden önce, AK PARTİ hükûmetlerince yürütülmekte olan kültür ve tabiat varlıklarımızın korunması konusundaki hizmetlere kısaca değinmekte yarar görüyorum.

Mevcut taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarımızın korunması kadar henüz gün ışığına çıkarılmamış değerlerimizin de milletimizin ve insanlığın hizmetine sunulması önem arz etmektedir. Türk bilim adamlarınca yürütülen kazı çalışmalarına verilen destek son beş yılda 8 kat artırılarak 15 milyon Türk lirasına çıkarılmıştır. Bu miktar, 2002 yılında 2 milyon liranın altındaydı.

Keza 2005-2008 yıllarında 7’si ilk defa olmak üzere 47 müzenin ziyarete açılması sağlanmıştır. Müzelerimizde güvenliğin eksiksiz olarak sağlanması için güvenlik sistemleri yenilenmiş, bazı müzelerimizde güvenlik, temizlik ve bakım için hizmet satın alınmaya başlanmıştır.

Kaçak kazı sayısı 2005-2008 yılları ortalaması 800’den 194’e düşürülmüştür.

Diğer taraftan, vaktiyle yurt dışına kaçırılmış eserlerin yurda getirilmesi için çabalarımız kesintisiz olarak sürdürülmüş, 2007 yılında 349 eserin ülkemize iadesi sağlanmıştır. 2008 yılında bu rakam bini aşmıştır.

Restorasyon çalışmalarına büyük önem verilmektedir. 1931 yılında Büyük Atatürk tarafından da işaret edilen Mevlânâ Türbesi Müzesi, Karatay Medresesi, İnce Minareli Cami ve Sırçalı Medrese başta olmak üzere Akşehir Batı Cephesi Karargâh Binası, Birinci ve İkinci Meclis Binaları, Sarıkamış ve Çanakkale Şehitlik ve Anıtları, Tokat Kalesi’nden Kütahya Kalesi’nin burçlarına kadar Anadolu’muzun dört bir yanındaki tarihî ve kültürel değerlerimizin restorasyonuna Hükûmetimiz döneminde başlanmış ve de tamamlanmış veya devam etmektedir.

Koruma bölge müdürlüklerinin sayısı son üç yıl içerisinde yirmiden otuz dörde çıkarılmıştır. Böylece, yurttaşlarımız bakımından büyük bir şikâyet konusu olan koruma kurullarındaki bekleme süresi mümkün olan asgari süreye indirilmiştir. Bununla da yetinilmemiş, bölge kurullarının iş yükünü hafifletmek, denetim mekanizmasını daha işlevsel hâle getirmek amacıyla il özel idareleri ve belediyeler bünyesinde kırk adet koruma ve uygulama denetim bürosu (KUDEB) kurulması sağlanmıştır. 5177, 5226, 5366, 5571, 5663, 5728 sayılı yasalar çıkarılmıştır.

Değerli milletvekilleri, yürürlük ve yürütme maddesi dâhil altı maddeden ibaret olan tasarı ile 21 Temmuz 1983 gün ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu’nun 12 ve 55’inci maddelerinde değişiklik, 57’nci maddesinde ek ve değişiklik yapılması ve Kanun’a ek 8’inci madde eklenmesi öngörülmektedir.

Kültür ve tabiat varlıklarının korunması konusunda daha önce yürürlüğe girmiş olan dört kanunu yürürlükten kaldıran 2863 sayılı Kanun’da bugüne kadar 1987 ve 2008 yılları arasında yedi defa değişiklik yapılmıştır. Kanunlar, yürürlükte bulunduğu sürece mutlak surette itaat edilmesi gereken hukuk metinleri olsa da değiştirilemez değildirler. Görüşmekte olduğumuz tasarıyı da daha öncekilerde olduğu gibi, ortaya çıkan yeni ihtiyaçlar çerçevesinde gündeme gelen gerekli, hatta kaçınılmaz bir değişiklik olarak görüyor ve destekliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 1’inci maddesi, 2863 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarında değişiklik öngörmektedir. Değişikliğin özü şudur: Mevcut altıncı ve yedinci fıkralara göre, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 8 ve 18’inci maddeleri gereğince tahsil edilen emlak vergisinin yüzde 10’u kadar taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına katkı payı belediyelerce tahsil edilerek il özel idaresince açtırılan özel bir hesapta toplanmaktadır. Bu hesaptan, hâlen belediyelerce hazırlanan projeler kapsamında, kamulaştırma, projelendirme, planlama ve uygulama konularında kullanılmak üzere vali tarafından il sınırları içindeki belediyelere aktarma yapılmaktadır, kullanımı da valinin denetimine tabidir.

Şimdi, sayın CHP ve DTP sözcülerinin, bu hesaptan, düzenlemeyle, yüzde 30’u aşmayacak bir miktarın il özel idareleri sorumluluk bölgesinde harcanabilmesine getirdikleri eleştirileri anlamak mümkün değildir.

Kültür ve tabiat varlıklarının korunması konusunda mahallî idarelere sorumluluk verilmesi bir gelişmedir. Aynı sorumluluğun özel idarelerden niçin esirgendiğini anlamak mümkün değildir. Kültür ve tabiat varlıkları, korunması gerekli eserler, özel idarelerin görev alanlarında da bulunduğuna göre, efendim, özel idareler harcarsa, buradan birtakım müteahhitlere fırsat kapısı açılır, gibi yakışıksız beyanları üzüntüyle karşıladığımı belirtmek isterim. Belediyeler ne kadar mahallî idareyse, il özel idareleri de o kadar mahallî idaredir.

Bu hesabın valinin denetiminde harcanacağı, hükmünden hareketle “Vali hem denetleyecek hem harcayacak, bu nasıl olur?” sorusunun cevabı şudur: Valiler veya özel idare denetlenmeyen kurumlar değildir. Valiliklerin icraatı İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişlerince denetlendiği gibi, özel idarelerin hesapları da Sayıştay tarafından yargısal denetime tabi tutulmaktadır. Dolayısıyla, bu yüzde 30’luk özel idarelerin de aynı hesaptan harcama yapabilmesi hükmüne getirilen eleştirileri gerçekçi bulmuyor ve bu konudaki düzenlemeyi haklı ve yerinde buluyoruz.

Tasarının 2’nci maddesinde getirilen -basit bir değişiklikten ibarettir- Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulunca koruma kurullarında görevlendirilen üyelerin görev süresine ilişkin olup bu süre beş yıldan üç yıla indirilmektedir ki bu değişikliğin, bölge koruma kurullarının daha dinamik ve verimli bir şekilde çalışması düşüncesiyle öngörüldüğü anlaşılmaktadır.

Tasarının 3’üncü maddesinde, Kanun’un 57’nci maddesine bir fıkra eklenmesi ve bu maddenin mevcut dördüncü fıkrasının değiştirilmesi öngörülüyor. Burada sayılarının otuz dörde çıktığını belirttiğimiz bölge koruma kurullarına paralel olarak 5366 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinde teyit edilen bölge koruma kurullarının da bu Kanun’da belirtilen görevleri yapabilmesi hükme bağlanmaktadır.

Buradaki arkadaşlarımızın ifade ettiği koruma… İki kurul karşımıza çıkıyor. 5366 sayılı Kanun’la ilgili hususlarda görev yapan kurullara yenileme kurulları, diğerine de bölge koruma kurulları diyoruz. Burada bu açıklığı dile getirmekte yarar görüyorum.

Değiştirilmesi öngörülen dördüncü fıkrada da üçten fazla koruma kurulu bulunan yerlerde, illerde veya bölgelerde, bu kurullar arasında bir koordinasyon sağlamak üzere koordinasyon müdürlüğü kurulması ve koruma kurulu müdürlüklerinin bu koordinasyon müdürlüklerine bağlı olarak çalışması hükme bağlanmaktadır. Buradan da anladığımız şudur: Ortada var olan, var olduğu tespit edilen bölge koruma kurulları arasında ortaya çıkan koordinasyon ihtiyacının bu şekilde giderilmiş olacağını ve bu amaçla yapılan düzenlemenin de yerinde bir düzenleme olduğunu düşünüyorum.

Tasarının 4’üncü maddesi, 2863 sayılı Kanun’a bir ek 8’inci maddenin getirilmesini öngörmektedir. Bu maddede iki hususa dikkatinizi çekmek istiyorum: 11 Mart 2005 tarihi baz alınmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığının 28 Şubat 2005 tarih ve makam onaylı Hukuk Müşavirliği görüşü, taşınmaz kültür varlığı olarak tanımlanan eserlere ait parçaların koleksiyonculuğa konu olmamasının, bu meyanda envanter defterine kaydedilmesinin hukuken mümkün olmadığı görüşü Bakanlıkça bir genelge hâline getirilerek valiliklere gönderilmiştir. Bu genelgenin tarihi 11 Mart 2005 tarihidir. Bu sebeple, düzenleme, bu tarihi baz olarak almıştır.

Burada, düzenlemeyle, 2863 sayılı Kanun’un 26’ncı maddesinin son fıkrası hükmüne tabi olmaması… Neyin tabi olmaması? Koleksiyoncuların elinde bulunan ve bu tarihten önce görevli müze envanterlerine kaydedilmiş eserlerin ticarete ve koleksiyoncular arasında dağıtıma, değişime ve ticarete konu olmamasını hükme bağlamaktadır ki bu hususu bu eserlerin kaybının veya başka şekilde yok olmasının önüne geçecek bir hüküm olarak görüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının tümü üzerindeki görüşlerime son vermeden önce bu değişiklik tasarısının hayırlı olmasını diliyor, Sayın Bakan başta olmak üzere emeği geçen Kültür Bakanlığı bürokratlarına, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunun Değerli Başkan ve üyelerine teşekkür ediyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Çetin (AK Parti, Uşak). “Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:266)”. TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim tutanağı, 22 Ocak 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-cetin-23-2009-01-22-kultur-ve-tabiat-varliklarini-koruma-kanununda-degisiklik-yapilmasina (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
