# Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mustafa Çetin (AK Parti, Uşak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim
- **Tarih:** 24 Nisan 2010
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-cetin-23-2010-04-24-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas

> Mustafa Çetin (AK Parti), 24 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 832 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ÇETİN (Uşak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 14’üncü maddeyle ilgili olarak AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Maddenin içeriğiyle ilgili, benden önce konuşan arkadaşlar özünü söyledi ama bazı yanlışlıklar var düzeltilmesi gereken. 1961 Anayasası’nın yasaklamadığı uyarma ve kınama cezalarına karşı 82 Anayasası 129/3’te bu yasaklama getirilmiştir. İdari yargının bu yasaklara karşı yani uyarma ve kınama cezalarına karşı açılan davalarda ilgilendiği olmuştur ama süre ve zaman aşımı yönünden incelemiştir, cezanın esası yönünden verilen kararlar daha çok “ret” şeklinde olmuştur.

Son zamanlarda farklı bir arayış vardı, o da şudur: Şimdi, öncelikle yapmaya çalıştığımız şey “uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç” ibaresini üçüncü fıkranın metninden çıkarmaktır. Böylece tüm disiplin cezalarına karşı yargı yoluna gidilebiliyor. Bizim hukukumuzda bu mümkün değildi, ta ki Anayasa’nın 90’ıncı maddesinde değişiklik yapılmasına kadar. Bildiğiniz gibi, Anayasa’nın 90’ıncı maddesinde, usulüne göre yürürlüğe girmiş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağına dair değişikliğin yapılmasından sonra, doktrinde, bu değişiklikten dolayı Türk idari yargı mercilerinde, bu değişiklik olmasa bile bunlar hakkında idari yargıya gidilip gidilemeyeceği yeni tartışılmaya başlanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bu konuda yapılan başvurularda, mahkeme, İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin, adil yargılama hakkını düzenleyen 6’ncı maddesinin ihlali olduğunu belirterek, bize, Türkiye’ye, bu cezalara karşı ihlal anlamında kararlar vermiştir. O sebeple bu düzenlemenin yapılması bir zorunluluk hâline gelmiştir. Kaldı ki, 657 sayılı Kanun’a tabi olmayan TRT gibi veya 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında olan KİT personeli için zaten böyle bir engel söz konusu değildi. Bu şekilde, bu eşitsizlik de ortadan kaldırılmış olmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu değişiklik, gene toplam değişikliğin kapsamında bulunan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bazı kararlarına karşı da dava açılabilmesi, keza Yüksek Askerî Şûra’nın bazı kararlarına karşı da dava açılabilmesi imkânı da bu değişiklikle getirildiği için orada da bir bütünlük ve bir tutarlılık arz etmektedir.

Bu vesileyle, değişikliklerin kapsamıyla hiç ilgisi bulunmayan, burada, efendim, çokça söylendi “İşsizlik ve pahalılık var”, Anayasa’ya “Şimdi sırası mı?” deniyor. “Efendim, ekonomik sorunlar var, şimdi toplumun gündemi Anayasa değil” deniyor. Acaba öyle mi? Bir bakalım.

Bunlara bakmadan önce şu husustaki talihsizliği de belirtmek istiyorum. Burada dile getirilen eleştirilerde sanıyorum bir üslup sorunu var. Öfke, itham, ima, niyet okumalarla dolu bu üslup, milletimizi üzmekte, siyasi hayatı âdeta zehirlemekte, uzlaşma zeminini tahrip etmektedir. Unutmayalım ki, barış zemini kurmada vazgeçilmez olan demokrasiler aynı zamanda kendi yaşam alanlarını da barış zemininde bulabilmektedirler. Korkarım, bu tartışmalardaki özellikle muhalefetin kullandığı üslup yüzünden kamuoyunun rahatsız olduğunu düşündüğüm bir örneği vermek istiyorum. Bir akademisyenimiz “Ülkemizde, başta kimi siyasetçilerimiz olmak üzere, kendine aydın diyen bazı kişiler, ne zaman bu ülkenin demlenmiş ruhlara çok acele ihtiyacı olduğunu anlayacaklar?” diye sormaktadır.

Değerli milletvekilleri, anayasalar, birey hak ve özgürlüklerini güvence altına alma amacına yönelik olarak, devlet iktidarını sınırlandıran, kuvvetler ayrımını sistemleştiren ve iyi işleyen bir devlet mekanizmasını oluşturan temel kurucu normlardır. Bizim hâlen yürürlükte olan temel kurucu normumuz 1982 Anayasası, zihniyet itibarıyla bireyi değil devleti gözettiği, özgürlük-güvenlik dengesini kurmada tercihini otoriteden yana kullandığı, hazırlanışı ve halkoyuna sunuluşunda antidemokratik yöntemler uygulandığı, bu sebeplerle de gerçek bir toplum sözleşmesi olma karakterini yitirmekte olduğuna dair yoğun eleştirilere maruz kalmıştır.

Bu Anayasa’nın ikinci en önemli talihsizliği de, Anayasa yargısı tarafından, özgürleştirici değil kısıtlayıcı, ilerlemeci değil korumacı bir zihniyetle yorumlanagelmiş olmasıdır. Birçok anayasa hukukçusu, siyaset adamı, sivil toplum ve entelektüel dünya, anılan nedenlerle mevcut Anayasa’nın ciddi bir meşruiyet kriziyle karşı karşıya olduğunu düşünmektedir. Sözgelimi, bundan on yıl önce, eski Yargıtay başkanı, bu Anayasa’yla ilgili olarak “Türkiye, meşruluk debisi neredeyse sıfıra yaklaşmış bir anayasayla yeni yüzyıla giremez, girmemelidir.” demiştir.

Bir başka değerli anayasa hukukçusu “Anayasalar değişen toplumun gerçekleriyle yenilenip yaşatılmak için vardır. En kötü ama değişikliğe ve toplumca onarılıp benimsenmeye açık bir anayasa, görünüşte en iyi görünüp ilişilmezliği yüzünden toplumdan soğuyarak taşlaşan ve raflardan tarih seyreden bir anayasaya göre kat kat iyidir.” demektedir.

Toplumun heyecanla karşıladığı bu ve benzer düşüncelerin ürettiği talepler kaçınılmaz bir şekilde harekete geçmiş, bu süreçte art arda yeni anayasa önerileri gündeme gelmiştir. TÜSİAD, Odalar Birliği, Barolar Birliği, bazı siyasi partiler ve kurumlar, uzun bir süreden beri toplumun karşısına yeni anayasa önerileriyle çıkmaktadırlar. Demek ki toplumda yeni bir anayasa talebi var. Her gün bir yenisi ortaya çıkıyor. AK PARTİ de gerek 2007 gerekse 2002 seçim kampanyasında bu ihtiyacı vurgulamış ve bunu halkımıza anlatmaya çalışmıştır.

Anayasa, toplumumuzun gündeminden hiçbir zaman düşmemiştir. Anayasaların bize bir günde mutlu bir dünya yaratamayacağını bilsek bile devlet ve toplum hayatı bakımından önemini inkâr edemeyiz. Güncel sorunlar asla yeni bir anayasanın yapılması konusundaki sorumluluklarımızı ertelemenin mazereti olamaz. Güncel sorunları bahane ederseniz kıyamete kadar anayasa filan yapamazsınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir örnek verelim: Daha 1876’da pahalılık, işsizlik yok muydu arkadaşlar? 1921’de yok muydu?

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Harp vardı, harp!

MUSTAFA ÇETİN (Devamla) – 1924’te yok muydu? 1961’de işsizlik, pahalılık yok muydu? 1982’de yok muydu? Şu Anayasa 16 defa değiştirilirken işsizlik ve pahalılık yok muydu?

Siyaset elbette güncel sorunlarla meşgul olacaktır, ancak siyaset kurumuna saygınlık kazandıran şey, geleceği inşa etme sorumluluğudur. Güncel sorunları bahane ederek, geleceği inşa etme sorumluluğumuzdan vazgeçemeyiz.

Siyasetin hâlâ aziz milletimize…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Çetin (AK Parti, Uşak). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 24 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-cetin-23-2010-04-24-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
