# İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim
- **Tarih:** 8 Mayıs 2003
- **Gündem:** İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2003-05-08-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73

> Mustafa Gazalcı (CHP), 8 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 895 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına tümünüzü saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Görüştüğümüz 38 inci madde, 1971 yılında çıkarılan 1475 sayılı İş Yasasının 32 nci maddesinden aktarılmıştır. Maddenin gerekçesinde, adı geçen yasanın bu maddesinin aynen korunduğu yazılı; ancak, birtakım değişiklikler yapılmış. Örneğin, kimi sözcükler Türkçeleştirilmiş." Akit" yerine "sözleşme", "derhal" yerine "hemen" denilmiş; ama, nedense "sebep", "teşekkül" ve "haiz" gibi sözcükler eski biçimiyle bırakılmış. Yani, dilde bir değişiklik yapılmış, o önemsenmemiş.

İkinci değişiklik de, eski yasada fonda biriken paraları ulusal bankalardan birine yatırma koşulu var; ama, yeni maddede, görüştüğümüz maddede "Türkiye'de kurulu bulunan ve mevduat kabul etme yetkisini haiz bankalardan birine, kesildiği tarihten itibaren bir ay içinde yatırılır" deniliyor.

32 yıl önce İş Yasasını çıkaranlar, ulusallık konusunda, en azından -işçinin parasını yatırmada- ulusal bir bankaya yatırılma koşulu getirmişlerdi; ama, tabiî, köprülerin altından çok sular aktı. Ulusal bankaların canına okuduğumuz için, şimdi, bu değişiklikde kimsenin dikkatini çekmiyor.

Asıl büyük değişiklik, tüzük ile yönetmelik konusundaki değişiklik. Burada, işçiden kesilen para cezalarının nerelere ve ne kadar harcanacağının bir kurul tarafından yapılacağı ve bunun da bir tüzükle belirleneceği söyleniyor; ama, bu görüştüğümüz maddede, "Bakanlıkça yapılacak yönetmelik" deniliyor. Şimdi, denilebilir ki, ne ayırım var, ha tüzük olsun, ha yönetmelik! Çok büyük ayırım var. Tüzük, daha büyük ve Bakanlar Kurulundan çıktıktan sonra, Cumhurbaşkanının da incelemesini gerektiriyor; ama, yönetmelikte bir keyfilik vardır. Nedense, AKP'li dostlar, son aylarda, böyle, tüzük yerine yönetmelik gibi ya da Bakanlar Kurulu, kendi hükümetlerinin denetiminden, devletin bir organı olan Cumhurbaşkanının denetiminden kaçmak gibi değişiklikler yaptılar. Aynı şeyi başka alanlarda da yaptılar. Örneğin, Millî Eğitim Bakanlığı Atama Yönetmeliğini Bakanlar Kurulu yapıp Cumhurbaşkanı onaylarken, geçen hafta çıkarılan bir yasayla, bu, Bakanlığın yaptığı bir yönetmelik haline getirildi; yani, tüzük ile yönetmelik, değişikliği gibi...

Değerli arkadaşlar, tek meclisin olduğu, yani, senatonun olmadığı, hele, böyle, iki partinin olduğu, bir partinin de sayısal çoğunluğunun olduğu bir yerde, bence, bu incelemelerin, bu ayrıntıların, demokrasimiz açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yani, bakın, üç yerde büyük değişiklikler yapılmış; ama, bu yasa tasarısını hazırlayanlar "aynen korundu" diyor. Belki içerik olarak söylemişlerdir.

Arkadaşlar, bir de, burada, işçiden kesilen, işçinin gündeliğinden kesilen cezaların, fona yatırılıp, bu fonun da, eğitimde ve sosyal hizmetlerde kullanılmasını önkoşul olarak saymış. Şimdi, bir kez, bir insanın ekmeğinden kesilerek ona bir eğitim verilmesi ne kadar eğitimdir, bilmiyorum. Yani, ben bir eğitimciyim; cezanın çağdaş bir eğitim aracı olduğuna inanmıyorum; hele hele, bu, ekmekten kesilirse, gündelikten kesilirse, bu, daha da korkunç bir şeydir. Bakın, üst üste yaşadığımız ekonomik bunalımların bedeli emekçiye, işçiye çıkarıldı. Şimdi, 32 yıl önce yaptığımız yasada da üç günlük gündelik kesilebileceği belirtilmişti, bugün de aynı durum var. Biz, bir kere, işçinin gündeliğinin hiçbir şekilde kesilmemesinden yanayız. Yani, işçinin ücreti, zaten, reel olarak gerilemiştir, bir de, siz, toplusözleşmeye soktuğunuz birtakım maddelerle "burada sigara içtin, burada gürültü çıkardın, hadi, senden şu kadar gündelik kesiyorum, paranı kesiyorum, ben, bunu, senin eğitiminde kullanacağım" dediğiniz zaman, bu, çok doğru bir yaklaşım değildir.

Gerçekten, işçi eğitimi çok önemlidir, yetişkin eğitimi çok önemlidir, doğrudan üretimle ilgilidir, yaşam düzeyiyle ilgilidir. Bu yasada, ben, şöyle bir baktım, işçi eğitimiyle ilgili başka bir kaynak yok. Yani, sendikalar ne kadar eğitim yaparsa yapsınlar, işveren bu konuda sorumlu değil, Çalışma Bakanlığı çok sorumlu değil; işçinin gündeliğinden ceza kesilecek, onunla eğitim yapılacak... Bu, ne kadar yapılır; hani, çalılara tüyler biriksin, biz onunla kazak örelim!.. Bu şekilde eğitim olmaz. Gerçekten, yetişkin eğitimi, işçi eğitimi çok çok önemlidir, verimle ilgilidir; teknolojiyi işçiye öğretmek gerekir. Kaldı ki, bu yasada, işçinin eğitimi, işçinin morali, işçinin yaşam düzeyi, işçinin topluma, siyasete katılma gibi bir anlayış yok; işçi, potansiyel bir suçlu olarak görülmüş. İşte, burada, ben, nasıl ödünç verebilirim, nasıl işten çıkarabilirim, nasıl gündeliğini kesebilirim gibi kurallar var. Yani, değerli arkadaşlar, bu maddede bahsedilen işçinin gündeliğinden kesilerek yapılacak bir eğitimin, çağdaş bir eğiticilik niteliği olmadığını söylemek istiyorum.

Burada, işçi, üreten temel bir öğe olarak görülmemiş; işçi, sermayenin bir parçası gibi, sanki onun malı gibi, ben sana bir ücret veriyorum, seni istediğim zaman bir başka yere ödünç de veririm, istediğim zaman sana bir ceza da veririm gibi bir anlayışta görülmüş. Bu, çağdaş bir yaklaşım değildir. 2003 yılında yaptığımız İş Yasası, gerçekten, iş barışını getirmeli, toplumsal barışı getirmeli ve ileri bir düzeyde olmalıdır. Yani, 1971 yılında yapılan bir yasa ile bugün bizim yaptığımız yasa karşılaştırıldığında -ben, bu madde üzerinde özellikle duruyorum- dili bakımından, banka seçimi açısından, tüzük ile yönetmelik açısından ve başka açılardan bir ilerleme yok; tam tersine, bir gerileme var.

Şimdi, biz, bir önerge veriyoruz. Özellikle AKP'li arkadaşlara sesleniyorum; gelin, işçinin gündeliğinden, her ne sebeple olursa olsun, kesilen cezayı, hiç olmazsa bir günden fazla tutmayalım. Tabiî, amaç, temelli kaldırmaktır; ileride, inşallah, onu da yapacaklar; ama "üç gündeliği geçemez" sözünü, hiç olmazsa, bir gündelik olarak düzenleyelim.

Şimdi, biraz ayrıntıya girmek istiyorum; söyle oluyor: Toplugörüşmelerle, örneğin, işyeri disiplin kurulu bir ceza veriyor, işte, sekiz gündeliğinizi kesiyorum, beş gündeliğinizi kesiyorum... Siz, diyorsunuz ki, bunun, bir ayda üç gündeliğinden fazlasını kesmeyeceğim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, zaten, ne kadar ekmek veriliyor, ne kadar ücret veriliyor da, siz, onun, bir de ayda üç gündeliğini kesiyorsunuz! Üç gündeliğini kestikten sonra da "gel, ben, senin ceza paranla eğitim yaptıracağım" diyorsunuz. Ben, sendikalara sordum, soruşturdum; gerçekten böyle bir eğitim denetimi de yok, çoğu zaman böyle bir olay da yapılmıyor. O yüzden, hiç olmazsa, bu önergemizi destekleyin; yani, bir gündeliği geçmeyecek biçimde düzenleyelim, ileride de temelli kaldırılsın. İşçi, eğitilerek toplumsal yaşama kazandırılabilir. Bakın, Japonya'da, Almanya'da eğitim fazla verildiği için, yetişkin eğitimi çok olduğu için orada çok üretim vardır, iş teknolojisine katılan yenilikler işçiye verilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim tutanağı, 8 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2003-05-08-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
